Konusunu Oylayın.: Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi
  1. 26.Şubat.2013, 22:49
    1
    Misafir

    Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi






    Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi Mumsema Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi hakkında bir yazı örneği yayımlar mısınız ?


  2. 26.Şubat.2013, 22:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Şubat.2013, 12:08
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Hadislere Göre Namazda Kahkaha ile Gülmenin Abdeste Etkisi




    Namazda Kahkaha İle Gülmek



    109. Ebû Musa el-Eş´arî (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Gözleri iyi görme*yen bir adam ResûluUah (s.a.v.) namaz kılarken mescide girdi ve orada bir çukura düştü. Namaz kılanlardan birçok kimse güldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) gülenlerin yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılma*larını emretti.

    Bu haberi, Taberânî Mu´cemü´l-kebîf´inde rivayet etmiş olup isnadında bulunan ravileri güvenilirdir. Ancak bazıları ile ilgili değerlendirmede ihti*laf vardır. (Heysemî, Mecınau´z-zevâid, II, 82)

    Hadisin konuya delâleti açıktır. Heysemî hadisi zikrettikten sonra, "is*nadında yer alan Muhammed b. Abdülmelik ed-Dakîkî hakkında bilgi bu*lamadım, diğer ravileri ise güvenilirdir" demiştir. Hadisin metninden bah*sederken de bir vesileyle isnaddaki bazı raviler hakkında ihtilaf bulunmak*la birlikte diğerlerinin güvenilir olduğunu ifade etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki o, Muhammed b. Abdülmelik ed-Dakîkî hakkında bazı bilgiler elde et*miş ve senedi ceyyid göstermiştir. Sonra kendisine Muhammed b. Abdül*melik ed-Dakîkî´nin Dârekutnî´de mevkuf bir rivayeti de bulunduğu ve Dârekutnî´nin onu zikrettikten sonra sahih olduğunu da ifade ettiği bildi*rilmiştir. (Dârekutnî, Sünen, 1,118) Bu ise onun Muhammed b. Abdüİmelik ed-Dakîkî´nin güvenilir olduğunu söylediği anlamına gelmektedir. İbn Hacer onu Tehzîbü´t-Tehzîb´de (IX, 317) zikretmiş, özetle Ebû Dâvûd dışındaki âlimlerin onu güvenilir olarak nitelediklerini, Ebû Davud´un ise, "hadis naklinde sağlam değildir" dediğini ifade etmiştir.

    Şu halde hadis delil olarak kullanılabilir. Ancak et-Ta´lîku´l-hasen´de (I, 36) hadisin muttasıl olmadığı ileri sürülerek şöyle denilmektedir: Hadi*sin bir başka illeti de Mehdî b. Meymun dışında Hişam b. Hassan´dan ri*vayette bulunan hadis hafızlarının isnadda Ebû Musa (r.a.)´ı zikretmeden mürsel olarak rivayet etmeleridir. Hadisin muttasıl olarak bir başka riva*yeti ise Dârekutnî´de bulunmakta olup bu şekilde nakleden tek ravi de Ha*lid b. Abdullah el-Vâsitî´dir. Halid, hadisi "Ebü´l-Âliye > Ensardan bir adam" şeklinde nakletmektedir. Hadisle ilgili Dârekutnî´nin açıklaması şöyledir: Hadisin rivayetinde beş güvenilir hadis hafızı Halid b. Abdullah el-Vâsıtî´ye muhalefet etmektedir. Doğru olanı güvenilir ravilerin rivaye*tidir.

    Hadisin mürsel olarak rivayetiyle ilgili bu itiraza şunları söylemeliyiz. Hadisi muttasıl olarak rivayet eden Mehdî b. Meymun İbn Hacer´in de ifa*de ettiği gibi (Takrîb, s. 215-216) Kütüb-i sitte ravilerinden olup güvenilir bir kimsedir. Halid b. Abdullah el-Vâsitî de Kütüb-i sitte ravilerinden güveni*lir bir ravidir. (îbn Hacer, Takrîb, s. 50) Her ikisi de güvenilir olan Mehdî b. Meymun ve Halid b. Abdullah el-Vâsıtî isnada Ebû Musa (r.a.)´i ilave et*mek suretiyle hadisi muttasıl olarak rivayet etmişlerdir. Bu bir ziyadelik-tir. Aksini tercihi gerektirecek bir durum bulunmadığı sürece güvenilir ra-vinin ziyadesi makbuldür. Burada da tercihi gerektirecek bir durum bulun*mamaktadır. Gerçi iki ravinin mürsel rivayetine karşılık beş ravinin mutta*sıl rivayeti tercihi gerektirecek bir durum olarak düşünülebilir. Ancak ba*zen ravi hadisin hem muttasıl hem de mürsel rivayetini bilmekte fakat ho*casından aldığı şekliyle rivayet etmektedir. Bu sebeple Heysemî hadisin mürsel olduğundan bahsetmemiştir. Sonuç itibariyle söz konusu hadis muttasıldır ve delil olarak kullanılabilir.

    110. Ebû Hanife (r.a.), Mansur b. Zâzân > Hasan-ı Basrî isnadiyla şöy*le anlatılmaktadır: Hz. Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken a´mâ olan bir adam namaz kılmak üzere kıble tarafından gelmişti. İnsanlar da sabah na*mazı kılmaktaydı. Adam bir çukura düşünce bazıları kahkahayla güldü.

    Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), "Kahkaha ile gülenler yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılsınlar" buyurdu.[205]

    Hadisi İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî Kitâbu´l-âsâr´ında ri*vayet etmiştir. Hadisle ilgili İbnü´t-Türkmânfnin açıklaması şöyledir: İbn Mende Ma´rifetü´s-sahâbe isimli eserinde söz konusu hadisi Ebû Hanife (r.a.)´in Mansur b. Zâzân > Hasan-i Basrî >Ma´bed b. Ebû Ma´bed isna-dıyla Hz. Peygamber (s.a.v.), Namazda kahkaha ile gülen yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın buyurdu şeklinde naklettiğini söylemiştir. Da*ha sonra Ma´n vasıtasıyla Ebû Hanife (r.a.) isnadını zikrettikten sonra İbn Mende, "Bu ondan rivayet edilen meşhur bir hadistir. Ebû Yusuf, Esed b. Amr ve başkaları da rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır. (İbnü´t-Türk-mânî, el-Cevherü´n-nakit I, 42)

    Burada hadisin İmam Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla hem muttasıl hem de mürsel olarak rivayet edildiğini, el-Âsâr´dakı ravilerin güvenilirliğini ve isnaddaki Ma´bed´in sahâbî olduğunu hatırlatmalıyız.

    İsnadda bulunan Mansur ve Hasan-ı Basrî Kütüb~i sitte ravilerinden olup güvenilir ve tanınmış ravilerdir. İmamımız Ebû Hanife (r.a.) gibileri*nin durumu ise araştırılmaz. İbnü´t-Türkmânî´nin belirttiği üzere İbn Hib-bân Sahih´inde ondan rivayette bulunmuş, Hâkim en-Nîsâbûrî ise Müs-tedrek´mde onun rivayetini destekleyici olarak zikretmiştir. (el-Cevherü´n-naki, II, 172) İbnü´t-Türkmânî´nin Ma´bed hakkında verdiği bilgi ise şöyle*dir: İbn Mende´nin Ma´rifetü´s-sahâbe´de zikrettiğine göre Ma´bed b. Ebî Ma´bed, İbn Ümmî Ma´bed olup Resûlullah (s.a.v.)´i gördüğünde henüz çocuktu. İbn Mende daha sonra Resûlullah (s.a.v.)´in Ümmü Ma´bed´in çadırına uğradığım, annesinin küçük Ma´bedi kendisine gönderdiğini zik*retmekte ve "Ebû Hanife (r.a.) ondan hadis rivayet etmiştir" diyerek söz konusu hadisi nakletmektedir. Tecrîdü Üsdü´l-ğâbe´ût zikredildiğine (ii, 92) göre Ma´bed b. Ebî Ma´bed el-Huzâî, henüz müslüman olmamasına rağmen Uhud harbinden sonra Ebû Süfyan´ın Medine üzerine yürümesi*ne engel olan kişidir. Daha sonra da müslüman olmuştur.

    Hadisle ilgili Zeylaî´nin açıklaması şöyledir: Kahkaha hadisini el-Kâ-miTinde Ali b. Medînî´den muttasıl olarak rivayet eden İbn Adiy, onun açıklamalarını da nakletmiştir. Buna göre Ali b. Medînî hadis hakkında şu

    açıklamaları yapmıştır. Kahkaha hadisini en iyi bilenlerden Abdurrahman b. Mehdî bana onun Ebü´l-Âliye´ye dayandığını söyledi. Ben, "Hasan-ı Basrî onu Hz. Peygamber (s.a.v.)´den miirsel olarak rivayet etmekte değil mi?" diye sorunca o, "Hadis bana, Hammad b. Zeyd > Hafs b. Süleyman > Hasan-ı Basrî > Hafsa > Ebü´l-Âliye isnadıyla gelmiştir" şeklinde cevap verdi. Ben, "İbrahim en-Nehâî de hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)´den mür-sel olarak rivayet etmiştir değil mi?" diye sordum. O, "Hadis bana, Şerîk > Ebû Haşim < İbrahim > Ebü´l-Âliye isnadıyla gelmiştir" diye cevap ver*di. Ben, "Zührî de hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)´den mürsel olarak rivayet etmiştir değil mi?" deyince o, "Ben bu hadisi Zührî´nin kardeşinin oğlu*nun kitabında okudum, Zührî´nin yeğeni > Zührî > Süleyman b. Erkam > Hasan-ı Basrî isnadıyla nakledilmekteydi" dedi.

    Beyhakî´nin Sünen´inds nakline göre Ahmed b. Hanbei´in açıklaması ise şöyledir: Zührî ve Hasan-ı Basrî konuyla ilgili sahih bir hadis bilseler*di, aksi görüşü benimsemezlerdi. Nitekim Hasan-ı Basrî´nin namazda iken gülen kimsenin abdestinin bozulmayacağı görüşünde olduğu Katâde´den sahih olarak rivayet edilmiştir. Zührî´nin de namazda iken gülen kimsenin abdestini de namazını da iade etmeyeceği görüşünde olduğu Şuayb b. Ebî Hamza ve başkalarında nakledilmiştir. Beyhakî, "hadis muttasıl isnadlarla rivayet edilmiştir, ancak hepsi de zayıftır" demiştir. O konuyla ilgili hadis*ler el-Hilâfiyyât isimli eserinde zikretmiştir.

    İbn Adiy el-Kâmil´mde şöyle demektedir: Bu hadisi Hasan-ı Basrî, Ka-tâde, İbrahim en-Nehaî ve Zührî mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Ancak hadis onların her birinden hem mürsel hem de muttasıl olarak nakledilmiş*tir. Hepsinin hadisi aldığı kaynak Ebü´l-Âliye´dir. Hadisin kaynağı Ebü´f-Aliye´dir ve o bu rivayetle tanınmaktadır. Âlimler onu bu rivayeti sebebiy*le tenkit etmişlerdir. Diğer rivayetleri ise sahihtir. Zeylaî´nin verdiği bilgi*ye göre İbn Adiy, Yahya b. Maîn´in "İbrahim en-Nahaî´nin tâcirü´1-bah-reyn ve kahkaha hadisleri dışındaki mürselleri sahihtir" dediğini de naklet-miştir. (Zeyiaî, Nasbu´r-râye, I, 51-52) Kahkaha hadisi bilinmektedir. Burada tâciru´l-bahreyn hadisi hakkında da bilgi vermemiz faydalı olacaktır. İbn Ebî Şeybe´nin, Veki > A´meş > İbrahim en-Nehaî isnadıyla nakline göre bir adam, "Ben ticaretle meşgul biriyim, Bahreyn´e gidip geliyorum" de*yince Hz. Peygamber (s.a.v.) "Dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kıl" buyurdu. (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, II, 448) Müellif bu mürsel rivayetin isna*dının Kütüb-i sitte ravilerinden meydana geldiğini, ancak A´meş´in müdellis olduğunu söylemiştir.

    Zeylaî´den yaptığımız nakillerde, İmam Ebû Hanife (r.a.)´in rivayeti metin bakımından eleştirilmekte, aynı şekilde metnin sonunda zikredilen Ebü´l-Âliye rivayetinde eleştiri konusu edildiği anlaşılmaktadır. Buna bir cevap vermek gerekmektedir. Hasan-ı Basrî rivayeti hakkında yöneltilen eleştiriyle ilgili onun yanında söz konusu rivayetin isnadının bundan ibaret olmayacağını onu başka isnadlarla da elde etmiş olabileceğini hatırlatma*lıyız. Hasan-ı Basrî´nin konu hakkında farklı bir görüş benimsemesi onun rivayet ettiği hadis için bir eleştiri olamaz. Zira onun sözü edilen görüşü kendisine bu hadis ulaşmadan önce benimsemiş olması da söz konusudur. Ebü´l-Âliye´nin mürsel rivayetine yönelik eleştiriye gelince, bir kere onun isnadı sahih, muttasıl rivayeti de delil olarak kullanılabilir. Dolayısıyla ha*disi bir defa mürsel başka bir defa muttasıl rivayet etmiş olması hadisin eleştirilmesini gerektirmez. Zira hadis ona her iki şekliyle de gelmiş ola*bilir. Bu rivayet, Hasan-ı Basrî´nin mürsel rivayeti ile de güçlenmiştir. Böylece kahkaha ile gülmenin abdesti bozduğu makbul isnadlarla tesbit edilmiştir.

    İbnü´t-Türkmânî´nin nakline göre İbn Hazm sözü edilen mürsel rivaye*tin ravilerinin çokluğu sebebiyle Mâlikî ve Şafiî´lerin onunla amel etmeyi gerekli gördüklerini söylemiştir. Bize göre Hanbelî´leri de onlara dahil et*mek gerekir. Zira Hanbelîler de mürsel hadisi delil olarak kullanmaktadır. Haydi diyelim ki onlar mürseli delil saymıyorlar. Bir mürselin en alt dü*zeyde değerlendirilmesi onu zayıf hadis saymaktır. Onlara göre zayıf hadis, bu konuda dayandıkları kıyasa tercih edilmelidir. Bize göre İbnü´t-Türk*mânî´nin "onlara göre zayıf hadis kıyasa tercih edilmelidir" açıklaması de*lili olmayan bir iddiadan ibarettir. Zira önde gelen âlimlerin zayıf hadisi delil olarak kullanırken kastettikleri hasen hadisin altında kabul edilen za*yıf değildir. Onlar zayıfla sahih seviyesine ulaşmayan hadisi kastetmektey*diler. Istılahta bu, hasen hadis olarak ifade edilmektedir. Doğrusu ben uzun zamandan beri önde gelen âlimlerin zayıf hadisle amel ettikleri konusunu düşünüyor ve bu âlimlerin zayıf hadisi delil olarak kullanmalarını bir türlü anlayamıyordum. Sonra konuyu ALLAH´ın yardımıyla anlayabildim. Özetini burada zikrettim. Konuyla ilgili geniş bilgi almak isteyen büyük âlim mu-haddis el-Kadî eş-Şeyh Hüseyin b. Muhsin el-Ensârî el-Yemânî´nin et-Tuhfetü´l-merdıyye (s. 270) isimli eserine bakabilir. Onun nakline göre ho*calarımızın da hocası olan büyük âlim es-Seyyid Abdurrahman b. Süleyman el-Menhecü´s-sevîy isimli eserinde konuyla ilgili bilgiler vermektedir. Zayıf hadisle mutlak olarak amel edileceğine -ki bunu başkaları da reddet*memektedir- ve zayıf hadisin re´ye tercih edileceğine dair Ahmed b. Han-bel ´den nakledilen görüşle ilgili İbn Allan şöyle demektedir: Ahmed b. Hanbel ve ilk dönem âlimlerine göre burada kastedilen zayıf, sahih olma*yan anlamındadır. Zira onlara göre hadis sahih ve zayıf olmak üzere iki kıs*ma ayrılmaktaydı. Sahih olmayan her hadis zayıf olarak nitelendirilmekte ve hasen hadisleri de ihtiva etmekteydi. Daha sonra meşhur olan ıstılaha göre ise zayıf, kabul şartlarını taşımayan hadis anlamında kullanılmaktadır. Bu durumda Zerkeşî´nin belirttiğine göre İbnü´I-Arabî´nin hocasından naklettiği zayıf kastedilmemektedir. İbn Huzeyme´nin, "Hanefîler Ebû Ha-nîfe (r.a.)´in zayıf hadisi re´ye tercih ettiğinde ittifak etmişlerdir" şeklinde*ki açıklamasında söz konusu edilen zayıf da bu mânada olmalıdır.

    Tuhfetü´l-merdıyye´de (s. 270) zikredildiğine göre konuyla ilgili İbn Tey-miye´nin açıklaması da şöyledir: Hasen, Tirmizî´ye ait bir ıstılahtır. Tirmi-zî´nin dışındakilere göre hadis sahih ve zayıf olmak üzere iki kısma ayrıl*maktadır. Bunlara göre sahih seviyesine ulaşmayan hadislere zayıf den*mektedir. Bu durumda zayıf, bazen yalanla itham edilen veya çok hata ya*pan ravinin rivayet ettiği metruk, bazen da yalanla itham edilmeyen ravi-nin naklettiği hasen olabilir. Ahmed b. Hanbel´in, "Zayıf hadisle amel, kı*yasa tercih edilir" şeklindeki açıklamasının mânası da budur.

    Tuhfetü´l-merdıyye´Ğe (s. 270) zikredildiğine göre İbnüM-Kayyim´in î´lâmü>l-muvakkıîn´´dQkı konuyla ilgili açıklaması ise şöyledir: İmam Ah*med b. Hanbel´in dördüncü temel prensibi konuyla ilgili daha güçlü bir de*lil bulunmadığında mürsel ve zayıf hadisi delil olarak kullanmasıdır. O za*yıf hadisi kıyasa tercih etmektedir. Ancak onun zayıf hadisle kastettiği de*lil olarak kullanılmaları ve kendileriyle amel edilmesi asla uygun olmayan uydurma, münker ve yalancılıkla itham edilen ravilerin rivayetleri değildir. Onların zayıfla kastettiklerinin bir kısmı sahih bir kısmı da hasen hadise dâ*hildir. Zira onların döneminde hadis sahih, hasen ve zayıf olmak üzere üç kısma ayrılmamıştı. Sahih ve zayıf olmak üzere iki kısımda incelenmektey*di. Ahmed b. Hanbel´e göre zayıf hadis farklı seviyelerde olabilmektedir. Ona göre bir konuda aksini ifade eden daha güçlü bir rivayet, sahâbî kav*li ve icmâ bulunmadığında zayıf hadisi kıyasa tercih edip delil olarak kul*lanmak gerekmektedir.

    Bir başka yerde İbnü´l-Kayyim şöyle demektedir: Hanefîler, Ebû Hanife (r.a.)´nin zayıf hadisi kıyas ve re´ye tercih ettiğinde ittifak etmişlerdir. Ebû Hanife (r.a.) mezhebini bu temel prensip üzerine kurmuştur. Ebû Ha-nife (r.a.) ve Ahmed b. Hanbel´in zayıf hadis ile sahâbî kavlinin kıyas ve re´ye tercih edileceğine dair ifadelerinde zikredilen zayıf, müteahhirûn âlimleri tarafından kullanılan zayıf hadis değildir. Zira mütekaddimûn âlimlerinin zayıf olarak niteledikleri bu hadise müteahhİrûn âlimleri hasen demektedirler.

    Açık gerçek budur. Gerçek araştırmacı bundan başka bir sonuca ulaşa*maz. Yani, onların kastettiği zayıf, delil olabilecek seviyede olan hadistir. Bu ise müteahhirûn âlimlerinin hasen olarak niteledikleri hadistir. Nitekim müteahhirûn âlimlerine göre zayıf hadisin herhangi bir değeri bulunma*maktadır. Bu durumda âlimlerin böylesi zayıf hadisi delil olarak kullandık*ları nasıl düşünülebilir? Doğru yola ileten Elçisi (s.a.v.)´in faziletli âlimle*rinin de delaletiyle bu konudaki problemin çözümünü bize nasip eden Al*lah´a sonsuz şükürler olsun.

    Merğinânî sözü edilen hadisin rüku ve secdesi olan namazlarla ilgili ol*duğunu söylemiştir. (el-Hidâye, I, 12) Şerhu´l-vikâye´ğq namazda iken kah*kaha ile abdestin bozulmasının akıl baliğ kimseler için söz konusu olduğu, böyle bir durumda çocukların abdestinin bozulmayacağı ifade edilmekte*dir. Konuyla ilgili hocam şöyle demektedir: Namazda iken kahkaha ile ab*destin bozulmasının akıl baliğ kimselerle sınırlandırılmasının delili, dikkat*lerimi hadisin kıyasa aykırı olduğu hususuna çekti. Kıyas dışı bir konuda hüküm verilirken konuyla ilgili hadiste bulunan kayıtlara riayet edilir. Sö*zünü ettiğimiz hadiste ise çocukların bulunduğu kesin değildir. Bu durum*da onların da abdestlerinin bozulacağını söylediğimizde kıyas yapmış olu*ruz. Kıyasa uygun olmayan hususlarda kıyas yapılmayacağını ise bilmekte*sin. Biz böyle bir durumda çocukların abdestinin bozulmayacağına bu ko*nuda bir delil bulunduğu için değil, bozulacağına dair delil bulamadığımız*dan dolayı hükmetmekteyiz. Zira biz böyle bir durumda çocukların abdest*lerinin bozulmayacağını biliyorduk. Ancak söz konusu hadisle bozulup bo*zulmayacağı hususunda şüphe oluştu. "Kesin bilgi şüpheyle ortadan kalk*maz" kuralı gereği böyle bir durumda çocukların abdestlerinin bozulmaya*cağına hükmettik. Kadınlarla ilgili durum ise böyle değildir. Hadiste kadın*ların sözü edilen namazda bulundukları kesin değilse de onlar hakkında ih*tiyat prensibine göre hükmettik. Zira ahkâm konusunda erkeklerle kadın*lar arasındaki farklar son derece azdır. Kadınlar için farklı bir hüküm söz konusu olabilmesi, ayrıca bir delil bulunmasını gerektirmektedir. Böyle bir delil bulunmadığında erkekler hakkındaki hüküm onlar için de geçerlidir. Böylece, "Çocuklar hakkında neden ihtiyat prensibi esas alınarak hüküm verilmemiştir?" sorusuna da cevap verilmiş olmaktadır. Kadınlar da erkek*ler gibi mükellef oldukları için onlar hakkında ihtiyat prensibi uygulanmış, çocuklar ise mükellef olmadıklarından dolayı söz konusu prensibin uygu*lanmasına gerek görülmemiştir.

    Bazı fakihler Hz. Peygamber (s.a.v.)´in kahkahanın abdesti bozması se*bebiyle değil, yaptıklarının doğru olmadığını belirtmek ve onları uyarmak amacıyla yeniden abdest almalarını emrettiğini söylemişlerdir. Bu sebeple çocukların bu hususta uyarılmalarına gerek olmadığı gibi kahkaha onların abdestini de bozmaz. Bu konuda geniş bilgi için es-Siâye isimli esere ba*kılabilir. Fethü´l-kadîr´de (I, 47) kahkahanın çocuğun abdestini hem bozar hem de bozmaz diyenlerin bulunduğu ifade edilmektedir. Dürrü´l-muh-tar´da (1,150) ise kahkahanın çocuğun ve uyuyanın abdestini hatta namazı*nı bozmadığı belirtilmekte fetvanın da buna göre olduğu hatırlatılmaktadır.

    el-Vikâye sarihinin, "kahkaha çocuğun abdestini bozmaz" diyerek yap*tığı açıklamalar hakkında es-Siâye (I, 246) müellifi şöyle diyor: Bu konuda bir sözüm bir de cevabım olacaktır. Sözüm şudur: Abdestin bozulmasıyla kastedilen yeniden abdest almadan namaz kılınamayacağı ise bu, diğer ab*desti bozan hususlarda olduğu gibi çocuk için geçerli değildir. Çünkü ab*desti bozulduktan sonra yeniden abdest almadan namaz kılan çocuğun ha*ram işlediği ve günah kazandığı söylenemez. Zira çocuk mükellef değildir. Eğer, "kahkaha çocuğun abdestini bozmaz" sözleriyle bunu kastediyorlar-sa o takdirde de bunu tahsis etmeye gerek yoktur. Eğer bununla, "abdesti bozan diğer hususlarda olduğu gibi bu durumda da velisi yeniden abdest almasını isteyemez" demek istiyorlarsa bu kabul edilemez. Zira mükelle*fin sorumlu olduğu her husus çocuğa da öğretilmeli ve buluğ çağına erme*den önce alışkanlık kazanmasına yardımcı olunmalıdır.. Cevaba gelince o da şudur: Onlar birinci anlamı kastetmektedirler. Bunun sonucu da şu ör*nekte ortaya çıkmaktadır. Örneğin çocuk, abdest alıp namaz kılarken kah*kaha ile gülmesi sonra da buluğ çağına ulaşması durumunda abdesti bozan diğer hususların aksine kahkaha abdestini bozmadığı için ilk abdestiyle na*mazını tamamlayabilir.

    111. Ma´mer > Katâde > Ebü´l-Âliye er-Riyâhî isnadıyla nakledildiği*ne göre Resûlullah (s.a.v.) ashabıyla namaz kılarken a´mâ biri kuyuya düş-

    tü. Namazdakilerden bazıları güldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda gülenlerin yeniden abdest almalarını ve namazlarını tekrar kılma*larını emretti.[206]

    Hadisi Abdürrezzak b. Hemmam e I-M usannef inde rivayet etmiş olup isnadı Sahîhayn ravilerinden meydana gelmektedir ve sahihtir. Âsârü´s-sü-«erc´deki (1,36) rivayetin isnadı mürseldir ve senedin hepsi zikredilmemek*tedir.

    112. İbn Cevsâ > Atıyye b. Bakıyye > Babası > Amr b. Kays es-Sukûnî > Atâ > îbn Ömer (r.a.) isnadıyla nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) "Kahkaha ile gülen kimse yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın" bu*yurdu.[207]

    Hadisi Beyhakî rivayet etmiştir. (İbnü´t-Türkmrnî, el-Cevherü´n-nakî, I, 43) İbnü´l-Cevzî, isnadda bulunan Bakıyye´nin genelde tedlis yaptığını, bu ri*vayeti de bazı zayıf ravilerden alıp ismini zikretmemiş olabileceğini belir*terek rivayeti eleştirmiştir. İbnü´t-Türkmânî ve Zeyiaî bu iddiaya, "Bakıy*ye sadûk (doğru sözlü) bir ravidir. Bu rivayetinde hadisi hocasından aldı*ğını açıkça ifade etmiştir. Sadûk (doğru sözlü) olup tedlis yapan ravi hadi*si hocasından aldığını açıklarsa tedlis yapmadığı anlaşılır" şeklinde cevap vermişlerdir. (Nasbu´r-râye, I, 26) Bize göre, İbnü´l-Cevzî´nin zikretmeme*sinden de anlaşıldığı gibi isnaddaki diğer raviler güvenilirdir. İbn Cevsâ hakkında ihtilaf edilmişse de güvenilir olduğu söylenmiştir. Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işittiği ihtilaflıdır. Tercih edilen görüş Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işittiği şeklindedir. Kaldı ki isnaddaki inkıta bize gö*re yeterli bir illet değildir. Destekleyen başka rivayetler de bulunması se*bebiyle hadis hasendir.

    İbn Hacer, Tehzib´de Atâ b. Ebî Rebah´m hayatından bahsederken Ha-lid b. Ebî Nevf den Atâ b. Ebî Rebah´ın "ikiyüz sahâbîye yetiştim" dedi*ğini nakletmektedir. Onun nakline göre İbn Abbas (r.a.) de, "Ey Mekkeü-ler! Yanınızda Atâ varken niçin bana geliyorsunuz" demiştir. Aynı açıkla*manın İbn Ömer (r.a.)´dan da nakledildiği kaydedilmektedir. (Tehzîb, VII, 201) Tezkiretü´l-huffâz´da (VII, 201) verilen bilgiye göre Süfyan es-Sevrî, Amr b. Saîd´in babasının şöyle dediğini nakletmiştir: Mekke´ye geldiğin*de İbn Ömer (r.a.)´e soru sorulmaya başlanınca, "Yanınızda Atâ varken so*rularınızı bana getiriyorsunuz" dedi. İbn Ömer (r.a.)´nm böyle bir sözü Atâ´nın sahip olduğu bilgiye vakıf olmadan söylemesi düşünülemez. Bu ise ancak uzun süre birlikte olmakla mümkün olabilir. İbn Hacer´in belirt*tiğine göre Atâ Hz. Osman (r.a.)´in hilafeti döneminde 27 senesinde doğ*muş, İbn Ömer (r.a.) ise 73 senesi sonlarına doğru ya da bir sonraki sene*nin başında vefat etmiştir. İbn Ömer (r.a.) vefat ettiğinde Atâ 46 veya 47 yaşlarındaydı. Bu durumda bu uzun süre içinde Atâ´nın İbn Ömer(r.a.)´dan hadis işitmemiş olması düşünülemez. Bu durum özellikle Atâ´nın Mekke-li olduğu, İbn Ömer (r.a.)´rım ise hac, umre ve başka amaçlarla sık sık Mekke´ye gittiği dikkate alındığında daha da netleşmektedir. "An" sigasıy-la nakledilmesi durumunda iki ravinin buluşma imkânını esas alanlara gö*re bu rivayet muttasıldır. İmam Müslim´in el-Câmiu´s-sahih mukaddime*sinde belirttiği üzere hakim olan görüş de budur. Kesin olarak yerini hatır*lamamakla birlikte İmam Müslim´in Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan nakletti*ği hadisi rivayet ettiğini zannediyorum.[208]

    İbn Ebî Hâtim´in el-Merâsü´ınde nakline göre Ahmed b. Hanbel, "Atâ, İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işitmerniştir", Ali b. Medînî ve Ebû Abdullah ise "Atâ, İbn Ömer (r.a.)´yı görmüş fakat ondan hadis işitmemiştir" demişler*dir. (İbn Hacer, Tehzîb, VII, 203) Câmiu-mesânîdi´l-İmâm´da (II, 494) nakledildiğine göre BuhârîTârîh´inde Atâ hakkında şöyle demektedir: Atâ b. Ebî Rebah´ın künyesi Ebû Muhammed´dir. Benî Cehm´in azatlisıdır. el-Kure-şî, el-Fihrî, el-Mekkî nisbeleri bulunmaktadır. Ebû Rebah´ın ismi Es-lem´dir. Hayve b. Şureyh´in Abbas b. Fadl´dan nakline göre Hammad b. Zeyd, "Mekke´ye Atâ´nın vefat ettiği 114 senesinde geldim" demiştir. Ebû Nuaym ise Atâ´nın 115 senesinde vefat ettiğini söylemiştir. Atâ, İbn Ab*bas, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd, Cabir ve İbn Ömer (r.a.e.)´den hadis işitmiş-tir. Bize göre de doğru olan budur. Yani Atâ, Buhârî´nin de açıkladığı gibi İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işitmiştir. Kitabımızın bazı yerlerinde Atâ´nın îbn Ömer (r.a.)´dan rivayetlerinin munkati olduğundan söz ettik. Bu açıklama*lar bizzat yaptığımız araştırmalara değil, Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı âlimlerin görüşüne dayanmaktadır.

    Konuyla ilgili aksi görüşü benimseyenler delil olarak Buhârî´nin mual*lak olarak rivayet ettiği Cabir b. Abduilah (r.a.)´in görüşünü zikretmekte*dirler. Buna göre Cabir b. Abdullah (r.a.), "Namaz kılarken gülen kimse abdestini yenilemeden namazını tekrar kılar" demiştir.[209] Bu görüşe Aynî şöyle cevap vermektedir: Ebû Hanife (r.a.)´irt görüşü onun zikrettiği gibi değildir. Ebû Hanife (r.a.)´in görüşü Cabir ile aynıdır. Ona göre de gülmek namazı bozar, abdesti bozmaz. Kahkaha, hem abdesti hem de namazı bo*zar. Tebessüm ise her ikisini de bozmaz. Gülmek, kişinin sadece kendisi*nin işitebileceği miktardır. Kahkaha, kişinin hem kendisinin hem de yanın-dakinin işiteceği kadar gülmektir. Tebessüm ise gülümsemedir ve sessiz olur. "Kahkahadan bahsetmeyip sadece gülmekten söz eden Dârekutnî´nin rivayetini Hanefîler nasıl delil olarak kullanmaktadır?" sorusuna şöyle ce*vap verilebilir: Hadiste yer alan "gülen kimse" ile kastedilen "kahkaha ile gülen"dir. İbn Ömer (r.a.) rivayeti de buna delâlet etmektedir. İbn Ömer (r.a.) rivayetiyle ilgili İbnü´l-Cevzî´nin eleştirisi hakkında Zeylaî ve İb-nü´t-Türkmânî´nin cevaplan yerindedir Hadisler, birbirlerini tamamlar ve açıklar. (Aynî, Umdetü´l-kârî, 1,793)

    Bize göre Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî´nin el-Âsâr´mdakl rivayeti de bu görüşü desteklemektedir. Nitekim Ebû Hanife (r.a.)´in Mansur b. Zâzân > Hasan-ı Basrî isnadıyla mürsel olarak rivayetine göre namaz kılarken bazıları kahkahayla gülmüşlerdi. Bunun üzerine namazı bitirince Re-sûlullah (s.a.v.), "Kahkaha ile gülenler yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılsınlar" buyurmuştur. (Şeybânî, el-Âsâr, 1,421-422) Hadisin isnadı ta*nınmış güvenilir ravilerden meydana gelmektedir. İbn Mende Ma´rifetü´s-sahâbe´sinâo, Ma´n > Ebû Hanife > Mansur b. Zâzân > Hasan-i Basrî > Ma´bed b. Ebî Ma´bed isnadıyla Hz. Peygamber (s.a.v.), "Namazda iken kahkaha ile gülen yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın" şeklinde ri*vayet etmiştir. Daha sonra İbn Mende hadisin Ebû Hanife (r.a.) rivayetiy-le meşhur olduğunu, ondan da Kadı Ebû Yusuf, Esed b. Amr ve başkaları tarafından da nakledildiğini söylemiştir. (İbnü´t-Türkmânî, el-Cevherü´n-nakî, 1, 42)

    İsnadda yer alan Ma´bed, İbn Ümmî Ma´bed (r.a.)´dir. Medine´ye hic*ret ettiğinde Resûlullah (s.a.v.) onun çadırına uğramıştır. Ma´bed, Hz. Pey*gamber (s.a.v.)´i çocukluğunda gören bir sahâbîdir. İbn Mende onu eserin*de bu şekilde zikretmiştir. İbn Hacer el-îsâbe´s´ınde (VI, 142) İbn Ebî-Ma´bed ile İbn Ümmî Ma´bed´in ayrı kimseler olduğuna dikkat çekmekte*dir. Onun açıklamasına göre her ikisi de sahâbî olup İbn Ebî Ma´bed Üm-mü Ma´bed´in oğlundan daha büyüktür. Burada söz konusu edilen Ma´bed, Beyhakî´nin iddia ettiği gibi kader hakkında konuşan Ma´bed el-Cühenî değildir. Beyhakî bu bilgiyi herhangi bir isnad zikretmeden ver*mektedir. Bu sebeple de inceleme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca onun kader hakkında konuşan Ma´bed el-Cühenî olduğu düşünülse bile kesin bir şekilde sahâbî olmadığı söylenemez. Nitekim İbn Abdilberr´in el-İstî-âfc´ında verdiği bilgiye göre Vâkıdî onun sahâbî ve erken yaşlarında müs-lüman olduğunu söylemiştir. İbn Ebî Hatim ve el-Künâ´sında Ebû Ahmed de her ikisinin de sahâbî olduğunu söylemişlerdir. Aynı bilgiler el-Cevhe-rü´n-nakVde (1,42) de bulunmaktadır.



  4. 27.Şubat.2013, 12:08
    2
    Moderatör



    Namazda Kahkaha İle Gülmek



    109. Ebû Musa el-Eş´arî (r.a.) şöyle anlatmaktadır: Gözleri iyi görme*yen bir adam ResûluUah (s.a.v.) namaz kılarken mescide girdi ve orada bir çukura düştü. Namaz kılanlardan birçok kimse güldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) gülenlerin yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılma*larını emretti.

    Bu haberi, Taberânî Mu´cemü´l-kebîf´inde rivayet etmiş olup isnadında bulunan ravileri güvenilirdir. Ancak bazıları ile ilgili değerlendirmede ihti*laf vardır. (Heysemî, Mecınau´z-zevâid, II, 82)

    Hadisin konuya delâleti açıktır. Heysemî hadisi zikrettikten sonra, "is*nadında yer alan Muhammed b. Abdülmelik ed-Dakîkî hakkında bilgi bu*lamadım, diğer ravileri ise güvenilirdir" demiştir. Hadisin metninden bah*sederken de bir vesileyle isnaddaki bazı raviler hakkında ihtilaf bulunmak*la birlikte diğerlerinin güvenilir olduğunu ifade etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki o, Muhammed b. Abdülmelik ed-Dakîkî hakkında bazı bilgiler elde et*miş ve senedi ceyyid göstermiştir. Sonra kendisine Muhammed b. Abdül*melik ed-Dakîkî´nin Dârekutnî´de mevkuf bir rivayeti de bulunduğu ve Dârekutnî´nin onu zikrettikten sonra sahih olduğunu da ifade ettiği bildi*rilmiştir. (Dârekutnî, Sünen, 1,118) Bu ise onun Muhammed b. Abdüİmelik ed-Dakîkî´nin güvenilir olduğunu söylediği anlamına gelmektedir. İbn Hacer onu Tehzîbü´t-Tehzîb´de (IX, 317) zikretmiş, özetle Ebû Dâvûd dışındaki âlimlerin onu güvenilir olarak nitelediklerini, Ebû Davud´un ise, "hadis naklinde sağlam değildir" dediğini ifade etmiştir.

    Şu halde hadis delil olarak kullanılabilir. Ancak et-Ta´lîku´l-hasen´de (I, 36) hadisin muttasıl olmadığı ileri sürülerek şöyle denilmektedir: Hadi*sin bir başka illeti de Mehdî b. Meymun dışında Hişam b. Hassan´dan ri*vayette bulunan hadis hafızlarının isnadda Ebû Musa (r.a.)´ı zikretmeden mürsel olarak rivayet etmeleridir. Hadisin muttasıl olarak bir başka riva*yeti ise Dârekutnî´de bulunmakta olup bu şekilde nakleden tek ravi de Ha*lid b. Abdullah el-Vâsitî´dir. Halid, hadisi "Ebü´l-Âliye > Ensardan bir adam" şeklinde nakletmektedir. Hadisle ilgili Dârekutnî´nin açıklaması şöyledir: Hadisin rivayetinde beş güvenilir hadis hafızı Halid b. Abdullah el-Vâsıtî´ye muhalefet etmektedir. Doğru olanı güvenilir ravilerin rivaye*tidir.

    Hadisin mürsel olarak rivayetiyle ilgili bu itiraza şunları söylemeliyiz. Hadisi muttasıl olarak rivayet eden Mehdî b. Meymun İbn Hacer´in de ifa*de ettiği gibi (Takrîb, s. 215-216) Kütüb-i sitte ravilerinden olup güvenilir bir kimsedir. Halid b. Abdullah el-Vâsitî de Kütüb-i sitte ravilerinden güveni*lir bir ravidir. (îbn Hacer, Takrîb, s. 50) Her ikisi de güvenilir olan Mehdî b. Meymun ve Halid b. Abdullah el-Vâsıtî isnada Ebû Musa (r.a.)´i ilave et*mek suretiyle hadisi muttasıl olarak rivayet etmişlerdir. Bu bir ziyadelik-tir. Aksini tercihi gerektirecek bir durum bulunmadığı sürece güvenilir ra-vinin ziyadesi makbuldür. Burada da tercihi gerektirecek bir durum bulun*mamaktadır. Gerçi iki ravinin mürsel rivayetine karşılık beş ravinin mutta*sıl rivayeti tercihi gerektirecek bir durum olarak düşünülebilir. Ancak ba*zen ravi hadisin hem muttasıl hem de mürsel rivayetini bilmekte fakat ho*casından aldığı şekliyle rivayet etmektedir. Bu sebeple Heysemî hadisin mürsel olduğundan bahsetmemiştir. Sonuç itibariyle söz konusu hadis muttasıldır ve delil olarak kullanılabilir.

    110. Ebû Hanife (r.a.), Mansur b. Zâzân > Hasan-ı Basrî isnadiyla şöy*le anlatılmaktadır: Hz. Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken a´mâ olan bir adam namaz kılmak üzere kıble tarafından gelmişti. İnsanlar da sabah na*mazı kılmaktaydı. Adam bir çukura düşünce bazıları kahkahayla güldü.

    Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), "Kahkaha ile gülenler yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılsınlar" buyurdu.[205]

    Hadisi İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî Kitâbu´l-âsâr´ında ri*vayet etmiştir. Hadisle ilgili İbnü´t-Türkmânfnin açıklaması şöyledir: İbn Mende Ma´rifetü´s-sahâbe isimli eserinde söz konusu hadisi Ebû Hanife (r.a.)´in Mansur b. Zâzân > Hasan-i Basrî >Ma´bed b. Ebû Ma´bed isna-dıyla Hz. Peygamber (s.a.v.), Namazda kahkaha ile gülen yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın buyurdu şeklinde naklettiğini söylemiştir. Da*ha sonra Ma´n vasıtasıyla Ebû Hanife (r.a.) isnadını zikrettikten sonra İbn Mende, "Bu ondan rivayet edilen meşhur bir hadistir. Ebû Yusuf, Esed b. Amr ve başkaları da rivayet etmiştir" açıklamasını yapmıştır. (İbnü´t-Türk-mânî, el-Cevherü´n-nakit I, 42)

    Burada hadisin İmam Ebû Hanife (r.a.) isnadıyla hem muttasıl hem de mürsel olarak rivayet edildiğini, el-Âsâr´dakı ravilerin güvenilirliğini ve isnaddaki Ma´bed´in sahâbî olduğunu hatırlatmalıyız.

    İsnadda bulunan Mansur ve Hasan-ı Basrî Kütüb~i sitte ravilerinden olup güvenilir ve tanınmış ravilerdir. İmamımız Ebû Hanife (r.a.) gibileri*nin durumu ise araştırılmaz. İbnü´t-Türkmânî´nin belirttiği üzere İbn Hib-bân Sahih´inde ondan rivayette bulunmuş, Hâkim en-Nîsâbûrî ise Müs-tedrek´mde onun rivayetini destekleyici olarak zikretmiştir. (el-Cevherü´n-naki, II, 172) İbnü´t-Türkmânî´nin Ma´bed hakkında verdiği bilgi ise şöyle*dir: İbn Mende´nin Ma´rifetü´s-sahâbe´de zikrettiğine göre Ma´bed b. Ebî Ma´bed, İbn Ümmî Ma´bed olup Resûlullah (s.a.v.)´i gördüğünde henüz çocuktu. İbn Mende daha sonra Resûlullah (s.a.v.)´in Ümmü Ma´bed´in çadırına uğradığım, annesinin küçük Ma´bedi kendisine gönderdiğini zik*retmekte ve "Ebû Hanife (r.a.) ondan hadis rivayet etmiştir" diyerek söz konusu hadisi nakletmektedir. Tecrîdü Üsdü´l-ğâbe´ût zikredildiğine (ii, 92) göre Ma´bed b. Ebî Ma´bed el-Huzâî, henüz müslüman olmamasına rağmen Uhud harbinden sonra Ebû Süfyan´ın Medine üzerine yürümesi*ne engel olan kişidir. Daha sonra da müslüman olmuştur.

    Hadisle ilgili Zeylaî´nin açıklaması şöyledir: Kahkaha hadisini el-Kâ-miTinde Ali b. Medînî´den muttasıl olarak rivayet eden İbn Adiy, onun açıklamalarını da nakletmiştir. Buna göre Ali b. Medînî hadis hakkında şu

    açıklamaları yapmıştır. Kahkaha hadisini en iyi bilenlerden Abdurrahman b. Mehdî bana onun Ebü´l-Âliye´ye dayandığını söyledi. Ben, "Hasan-ı Basrî onu Hz. Peygamber (s.a.v.)´den miirsel olarak rivayet etmekte değil mi?" diye sorunca o, "Hadis bana, Hammad b. Zeyd > Hafs b. Süleyman > Hasan-ı Basrî > Hafsa > Ebü´l-Âliye isnadıyla gelmiştir" şeklinde cevap verdi. Ben, "İbrahim en-Nehâî de hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)´den mür-sel olarak rivayet etmiştir değil mi?" diye sordum. O, "Hadis bana, Şerîk > Ebû Haşim < İbrahim > Ebü´l-Âliye isnadıyla gelmiştir" diye cevap ver*di. Ben, "Zührî de hadisi Hz. Peygamber (s.a.v.)´den mürsel olarak rivayet etmiştir değil mi?" deyince o, "Ben bu hadisi Zührî´nin kardeşinin oğlu*nun kitabında okudum, Zührî´nin yeğeni > Zührî > Süleyman b. Erkam > Hasan-ı Basrî isnadıyla nakledilmekteydi" dedi.

    Beyhakî´nin Sünen´inds nakline göre Ahmed b. Hanbei´in açıklaması ise şöyledir: Zührî ve Hasan-ı Basrî konuyla ilgili sahih bir hadis bilseler*di, aksi görüşü benimsemezlerdi. Nitekim Hasan-ı Basrî´nin namazda iken gülen kimsenin abdestinin bozulmayacağı görüşünde olduğu Katâde´den sahih olarak rivayet edilmiştir. Zührî´nin de namazda iken gülen kimsenin abdestini de namazını da iade etmeyeceği görüşünde olduğu Şuayb b. Ebî Hamza ve başkalarında nakledilmiştir. Beyhakî, "hadis muttasıl isnadlarla rivayet edilmiştir, ancak hepsi de zayıftır" demiştir. O konuyla ilgili hadis*ler el-Hilâfiyyât isimli eserinde zikretmiştir.

    İbn Adiy el-Kâmil´mde şöyle demektedir: Bu hadisi Hasan-ı Basrî, Ka-tâde, İbrahim en-Nehaî ve Zührî mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Ancak hadis onların her birinden hem mürsel hem de muttasıl olarak nakledilmiş*tir. Hepsinin hadisi aldığı kaynak Ebü´l-Âliye´dir. Hadisin kaynağı Ebü´f-Aliye´dir ve o bu rivayetle tanınmaktadır. Âlimler onu bu rivayeti sebebiy*le tenkit etmişlerdir. Diğer rivayetleri ise sahihtir. Zeylaî´nin verdiği bilgi*ye göre İbn Adiy, Yahya b. Maîn´in "İbrahim en-Nahaî´nin tâcirü´1-bah-reyn ve kahkaha hadisleri dışındaki mürselleri sahihtir" dediğini de naklet-miştir. (Zeyiaî, Nasbu´r-râye, I, 51-52) Kahkaha hadisi bilinmektedir. Burada tâciru´l-bahreyn hadisi hakkında da bilgi vermemiz faydalı olacaktır. İbn Ebî Şeybe´nin, Veki > A´meş > İbrahim en-Nehaî isnadıyla nakline göre bir adam, "Ben ticaretle meşgul biriyim, Bahreyn´e gidip geliyorum" de*yince Hz. Peygamber (s.a.v.) "Dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kıl" buyurdu. (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, II, 448) Müellif bu mürsel rivayetin isna*dının Kütüb-i sitte ravilerinden meydana geldiğini, ancak A´meş´in müdellis olduğunu söylemiştir.

    Zeylaî´den yaptığımız nakillerde, İmam Ebû Hanife (r.a.)´in rivayeti metin bakımından eleştirilmekte, aynı şekilde metnin sonunda zikredilen Ebü´l-Âliye rivayetinde eleştiri konusu edildiği anlaşılmaktadır. Buna bir cevap vermek gerekmektedir. Hasan-ı Basrî rivayeti hakkında yöneltilen eleştiriyle ilgili onun yanında söz konusu rivayetin isnadının bundan ibaret olmayacağını onu başka isnadlarla da elde etmiş olabileceğini hatırlatma*lıyız. Hasan-ı Basrî´nin konu hakkında farklı bir görüş benimsemesi onun rivayet ettiği hadis için bir eleştiri olamaz. Zira onun sözü edilen görüşü kendisine bu hadis ulaşmadan önce benimsemiş olması da söz konusudur. Ebü´l-Âliye´nin mürsel rivayetine yönelik eleştiriye gelince, bir kere onun isnadı sahih, muttasıl rivayeti de delil olarak kullanılabilir. Dolayısıyla ha*disi bir defa mürsel başka bir defa muttasıl rivayet etmiş olması hadisin eleştirilmesini gerektirmez. Zira hadis ona her iki şekliyle de gelmiş ola*bilir. Bu rivayet, Hasan-ı Basrî´nin mürsel rivayeti ile de güçlenmiştir. Böylece kahkaha ile gülmenin abdesti bozduğu makbul isnadlarla tesbit edilmiştir.

    İbnü´t-Türkmânî´nin nakline göre İbn Hazm sözü edilen mürsel rivaye*tin ravilerinin çokluğu sebebiyle Mâlikî ve Şafiî´lerin onunla amel etmeyi gerekli gördüklerini söylemiştir. Bize göre Hanbelî´leri de onlara dahil et*mek gerekir. Zira Hanbelîler de mürsel hadisi delil olarak kullanmaktadır. Haydi diyelim ki onlar mürseli delil saymıyorlar. Bir mürselin en alt dü*zeyde değerlendirilmesi onu zayıf hadis saymaktır. Onlara göre zayıf hadis, bu konuda dayandıkları kıyasa tercih edilmelidir. Bize göre İbnü´t-Türk*mânî´nin "onlara göre zayıf hadis kıyasa tercih edilmelidir" açıklaması de*lili olmayan bir iddiadan ibarettir. Zira önde gelen âlimlerin zayıf hadisi delil olarak kullanırken kastettikleri hasen hadisin altında kabul edilen za*yıf değildir. Onlar zayıfla sahih seviyesine ulaşmayan hadisi kastetmektey*diler. Istılahta bu, hasen hadis olarak ifade edilmektedir. Doğrusu ben uzun zamandan beri önde gelen âlimlerin zayıf hadisle amel ettikleri konusunu düşünüyor ve bu âlimlerin zayıf hadisi delil olarak kullanmalarını bir türlü anlayamıyordum. Sonra konuyu ALLAH´ın yardımıyla anlayabildim. Özetini burada zikrettim. Konuyla ilgili geniş bilgi almak isteyen büyük âlim mu-haddis el-Kadî eş-Şeyh Hüseyin b. Muhsin el-Ensârî el-Yemânî´nin et-Tuhfetü´l-merdıyye (s. 270) isimli eserine bakabilir. Onun nakline göre ho*calarımızın da hocası olan büyük âlim es-Seyyid Abdurrahman b. Süleyman el-Menhecü´s-sevîy isimli eserinde konuyla ilgili bilgiler vermektedir. Zayıf hadisle mutlak olarak amel edileceğine -ki bunu başkaları da reddet*memektedir- ve zayıf hadisin re´ye tercih edileceğine dair Ahmed b. Han-bel ´den nakledilen görüşle ilgili İbn Allan şöyle demektedir: Ahmed b. Hanbel ve ilk dönem âlimlerine göre burada kastedilen zayıf, sahih olma*yan anlamındadır. Zira onlara göre hadis sahih ve zayıf olmak üzere iki kıs*ma ayrılmaktaydı. Sahih olmayan her hadis zayıf olarak nitelendirilmekte ve hasen hadisleri de ihtiva etmekteydi. Daha sonra meşhur olan ıstılaha göre ise zayıf, kabul şartlarını taşımayan hadis anlamında kullanılmaktadır. Bu durumda Zerkeşî´nin belirttiğine göre İbnü´I-Arabî´nin hocasından naklettiği zayıf kastedilmemektedir. İbn Huzeyme´nin, "Hanefîler Ebû Ha-nîfe (r.a.)´in zayıf hadisi re´ye tercih ettiğinde ittifak etmişlerdir" şeklinde*ki açıklamasında söz konusu edilen zayıf da bu mânada olmalıdır.

    Tuhfetü´l-merdıyye´de (s. 270) zikredildiğine göre konuyla ilgili İbn Tey-miye´nin açıklaması da şöyledir: Hasen, Tirmizî´ye ait bir ıstılahtır. Tirmi-zî´nin dışındakilere göre hadis sahih ve zayıf olmak üzere iki kısma ayrıl*maktadır. Bunlara göre sahih seviyesine ulaşmayan hadislere zayıf den*mektedir. Bu durumda zayıf, bazen yalanla itham edilen veya çok hata ya*pan ravinin rivayet ettiği metruk, bazen da yalanla itham edilmeyen ravi-nin naklettiği hasen olabilir. Ahmed b. Hanbel´in, "Zayıf hadisle amel, kı*yasa tercih edilir" şeklindeki açıklamasının mânası da budur.

    Tuhfetü´l-merdıyye´Ğe (s. 270) zikredildiğine göre İbnüM-Kayyim´in î´lâmü>l-muvakkıîn´´dQkı konuyla ilgili açıklaması ise şöyledir: İmam Ah*med b. Hanbel´in dördüncü temel prensibi konuyla ilgili daha güçlü bir de*lil bulunmadığında mürsel ve zayıf hadisi delil olarak kullanmasıdır. O za*yıf hadisi kıyasa tercih etmektedir. Ancak onun zayıf hadisle kastettiği de*lil olarak kullanılmaları ve kendileriyle amel edilmesi asla uygun olmayan uydurma, münker ve yalancılıkla itham edilen ravilerin rivayetleri değildir. Onların zayıfla kastettiklerinin bir kısmı sahih bir kısmı da hasen hadise dâ*hildir. Zira onların döneminde hadis sahih, hasen ve zayıf olmak üzere üç kısma ayrılmamıştı. Sahih ve zayıf olmak üzere iki kısımda incelenmektey*di. Ahmed b. Hanbel´e göre zayıf hadis farklı seviyelerde olabilmektedir. Ona göre bir konuda aksini ifade eden daha güçlü bir rivayet, sahâbî kav*li ve icmâ bulunmadığında zayıf hadisi kıyasa tercih edip delil olarak kul*lanmak gerekmektedir.

    Bir başka yerde İbnü´l-Kayyim şöyle demektedir: Hanefîler, Ebû Hanife (r.a.)´nin zayıf hadisi kıyas ve re´ye tercih ettiğinde ittifak etmişlerdir. Ebû Hanife (r.a.) mezhebini bu temel prensip üzerine kurmuştur. Ebû Ha-nife (r.a.) ve Ahmed b. Hanbel´in zayıf hadis ile sahâbî kavlinin kıyas ve re´ye tercih edileceğine dair ifadelerinde zikredilen zayıf, müteahhirûn âlimleri tarafından kullanılan zayıf hadis değildir. Zira mütekaddimûn âlimlerinin zayıf olarak niteledikleri bu hadise müteahhİrûn âlimleri hasen demektedirler.

    Açık gerçek budur. Gerçek araştırmacı bundan başka bir sonuca ulaşa*maz. Yani, onların kastettiği zayıf, delil olabilecek seviyede olan hadistir. Bu ise müteahhirûn âlimlerinin hasen olarak niteledikleri hadistir. Nitekim müteahhirûn âlimlerine göre zayıf hadisin herhangi bir değeri bulunma*maktadır. Bu durumda âlimlerin böylesi zayıf hadisi delil olarak kullandık*ları nasıl düşünülebilir? Doğru yola ileten Elçisi (s.a.v.)´in faziletli âlimle*rinin de delaletiyle bu konudaki problemin çözümünü bize nasip eden Al*lah´a sonsuz şükürler olsun.

    Merğinânî sözü edilen hadisin rüku ve secdesi olan namazlarla ilgili ol*duğunu söylemiştir. (el-Hidâye, I, 12) Şerhu´l-vikâye´ğq namazda iken kah*kaha ile abdestin bozulmasının akıl baliğ kimseler için söz konusu olduğu, böyle bir durumda çocukların abdestinin bozulmayacağı ifade edilmekte*dir. Konuyla ilgili hocam şöyle demektedir: Namazda iken kahkaha ile ab*destin bozulmasının akıl baliğ kimselerle sınırlandırılmasının delili, dikkat*lerimi hadisin kıyasa aykırı olduğu hususuna çekti. Kıyas dışı bir konuda hüküm verilirken konuyla ilgili hadiste bulunan kayıtlara riayet edilir. Sö*zünü ettiğimiz hadiste ise çocukların bulunduğu kesin değildir. Bu durum*da onların da abdestlerinin bozulacağını söylediğimizde kıyas yapmış olu*ruz. Kıyasa uygun olmayan hususlarda kıyas yapılmayacağını ise bilmekte*sin. Biz böyle bir durumda çocukların abdestinin bozulmayacağına bu ko*nuda bir delil bulunduğu için değil, bozulacağına dair delil bulamadığımız*dan dolayı hükmetmekteyiz. Zira biz böyle bir durumda çocukların abdest*lerinin bozulmayacağını biliyorduk. Ancak söz konusu hadisle bozulup bo*zulmayacağı hususunda şüphe oluştu. "Kesin bilgi şüpheyle ortadan kalk*maz" kuralı gereği böyle bir durumda çocukların abdestlerinin bozulmaya*cağına hükmettik. Kadınlarla ilgili durum ise böyle değildir. Hadiste kadın*ların sözü edilen namazda bulundukları kesin değilse de onlar hakkında ih*tiyat prensibine göre hükmettik. Zira ahkâm konusunda erkeklerle kadın*lar arasındaki farklar son derece azdır. Kadınlar için farklı bir hüküm söz konusu olabilmesi, ayrıca bir delil bulunmasını gerektirmektedir. Böyle bir delil bulunmadığında erkekler hakkındaki hüküm onlar için de geçerlidir. Böylece, "Çocuklar hakkında neden ihtiyat prensibi esas alınarak hüküm verilmemiştir?" sorusuna da cevap verilmiş olmaktadır. Kadınlar da erkek*ler gibi mükellef oldukları için onlar hakkında ihtiyat prensibi uygulanmış, çocuklar ise mükellef olmadıklarından dolayı söz konusu prensibin uygu*lanmasına gerek görülmemiştir.

    Bazı fakihler Hz. Peygamber (s.a.v.)´in kahkahanın abdesti bozması se*bebiyle değil, yaptıklarının doğru olmadığını belirtmek ve onları uyarmak amacıyla yeniden abdest almalarını emrettiğini söylemişlerdir. Bu sebeple çocukların bu hususta uyarılmalarına gerek olmadığı gibi kahkaha onların abdestini de bozmaz. Bu konuda geniş bilgi için es-Siâye isimli esere ba*kılabilir. Fethü´l-kadîr´de (I, 47) kahkahanın çocuğun abdestini hem bozar hem de bozmaz diyenlerin bulunduğu ifade edilmektedir. Dürrü´l-muh-tar´da (1,150) ise kahkahanın çocuğun ve uyuyanın abdestini hatta namazı*nı bozmadığı belirtilmekte fetvanın da buna göre olduğu hatırlatılmaktadır.

    el-Vikâye sarihinin, "kahkaha çocuğun abdestini bozmaz" diyerek yap*tığı açıklamalar hakkında es-Siâye (I, 246) müellifi şöyle diyor: Bu konuda bir sözüm bir de cevabım olacaktır. Sözüm şudur: Abdestin bozulmasıyla kastedilen yeniden abdest almadan namaz kılınamayacağı ise bu, diğer ab*desti bozan hususlarda olduğu gibi çocuk için geçerli değildir. Çünkü ab*desti bozulduktan sonra yeniden abdest almadan namaz kılan çocuğun ha*ram işlediği ve günah kazandığı söylenemez. Zira çocuk mükellef değildir. Eğer, "kahkaha çocuğun abdestini bozmaz" sözleriyle bunu kastediyorlar-sa o takdirde de bunu tahsis etmeye gerek yoktur. Eğer bununla, "abdesti bozan diğer hususlarda olduğu gibi bu durumda da velisi yeniden abdest almasını isteyemez" demek istiyorlarsa bu kabul edilemez. Zira mükelle*fin sorumlu olduğu her husus çocuğa da öğretilmeli ve buluğ çağına erme*den önce alışkanlık kazanmasına yardımcı olunmalıdır.. Cevaba gelince o da şudur: Onlar birinci anlamı kastetmektedirler. Bunun sonucu da şu ör*nekte ortaya çıkmaktadır. Örneğin çocuk, abdest alıp namaz kılarken kah*kaha ile gülmesi sonra da buluğ çağına ulaşması durumunda abdesti bozan diğer hususların aksine kahkaha abdestini bozmadığı için ilk abdestiyle na*mazını tamamlayabilir.

    111. Ma´mer > Katâde > Ebü´l-Âliye er-Riyâhî isnadıyla nakledildiği*ne göre Resûlullah (s.a.v.) ashabıyla namaz kılarken a´mâ biri kuyuya düş-

    tü. Namazdakilerden bazıları güldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda gülenlerin yeniden abdest almalarını ve namazlarını tekrar kılma*larını emretti.[206]

    Hadisi Abdürrezzak b. Hemmam e I-M usannef inde rivayet etmiş olup isnadı Sahîhayn ravilerinden meydana gelmektedir ve sahihtir. Âsârü´s-sü-«erc´deki (1,36) rivayetin isnadı mürseldir ve senedin hepsi zikredilmemek*tedir.

    112. İbn Cevsâ > Atıyye b. Bakıyye > Babası > Amr b. Kays es-Sukûnî > Atâ > îbn Ömer (r.a.) isnadıyla nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) "Kahkaha ile gülen kimse yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın" bu*yurdu.[207]

    Hadisi Beyhakî rivayet etmiştir. (İbnü´t-Türkmrnî, el-Cevherü´n-nakî, I, 43) İbnü´l-Cevzî, isnadda bulunan Bakıyye´nin genelde tedlis yaptığını, bu ri*vayeti de bazı zayıf ravilerden alıp ismini zikretmemiş olabileceğini belir*terek rivayeti eleştirmiştir. İbnü´t-Türkmânî ve Zeyiaî bu iddiaya, "Bakıy*ye sadûk (doğru sözlü) bir ravidir. Bu rivayetinde hadisi hocasından aldı*ğını açıkça ifade etmiştir. Sadûk (doğru sözlü) olup tedlis yapan ravi hadi*si hocasından aldığını açıklarsa tedlis yapmadığı anlaşılır" şeklinde cevap vermişlerdir. (Nasbu´r-râye, I, 26) Bize göre, İbnü´l-Cevzî´nin zikretmeme*sinden de anlaşıldığı gibi isnaddaki diğer raviler güvenilirdir. İbn Cevsâ hakkında ihtilaf edilmişse de güvenilir olduğu söylenmiştir. Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işittiği ihtilaflıdır. Tercih edilen görüş Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işittiği şeklindedir. Kaldı ki isnaddaki inkıta bize gö*re yeterli bir illet değildir. Destekleyen başka rivayetler de bulunması se*bebiyle hadis hasendir.

    İbn Hacer, Tehzib´de Atâ b. Ebî Rebah´m hayatından bahsederken Ha-lid b. Ebî Nevf den Atâ b. Ebî Rebah´ın "ikiyüz sahâbîye yetiştim" dedi*ğini nakletmektedir. Onun nakline göre İbn Abbas (r.a.) de, "Ey Mekkeü-ler! Yanınızda Atâ varken niçin bana geliyorsunuz" demiştir. Aynı açıkla*manın İbn Ömer (r.a.)´dan da nakledildiği kaydedilmektedir. (Tehzîb, VII, 201) Tezkiretü´l-huffâz´da (VII, 201) verilen bilgiye göre Süfyan es-Sevrî, Amr b. Saîd´in babasının şöyle dediğini nakletmiştir: Mekke´ye geldiğin*de İbn Ömer (r.a.)´e soru sorulmaya başlanınca, "Yanınızda Atâ varken so*rularınızı bana getiriyorsunuz" dedi. İbn Ömer (r.a.)´nm böyle bir sözü Atâ´nın sahip olduğu bilgiye vakıf olmadan söylemesi düşünülemez. Bu ise ancak uzun süre birlikte olmakla mümkün olabilir. İbn Hacer´in belirt*tiğine göre Atâ Hz. Osman (r.a.)´in hilafeti döneminde 27 senesinde doğ*muş, İbn Ömer (r.a.) ise 73 senesi sonlarına doğru ya da bir sonraki sene*nin başında vefat etmiştir. İbn Ömer (r.a.) vefat ettiğinde Atâ 46 veya 47 yaşlarındaydı. Bu durumda bu uzun süre içinde Atâ´nın İbn Ömer(r.a.)´dan hadis işitmemiş olması düşünülemez. Bu durum özellikle Atâ´nın Mekke-li olduğu, İbn Ömer (r.a.)´rım ise hac, umre ve başka amaçlarla sık sık Mekke´ye gittiği dikkate alındığında daha da netleşmektedir. "An" sigasıy-la nakledilmesi durumunda iki ravinin buluşma imkânını esas alanlara gö*re bu rivayet muttasıldır. İmam Müslim´in el-Câmiu´s-sahih mukaddime*sinde belirttiği üzere hakim olan görüş de budur. Kesin olarak yerini hatır*lamamakla birlikte İmam Müslim´in Atâ´nın İbn Ömer (r.a.)´dan nakletti*ği hadisi rivayet ettiğini zannediyorum.[208]

    İbn Ebî Hâtim´in el-Merâsü´ınde nakline göre Ahmed b. Hanbel, "Atâ, İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işitmerniştir", Ali b. Medînî ve Ebû Abdullah ise "Atâ, İbn Ömer (r.a.)´yı görmüş fakat ondan hadis işitmemiştir" demişler*dir. (İbn Hacer, Tehzîb, VII, 203) Câmiu-mesânîdi´l-İmâm´da (II, 494) nakledildiğine göre BuhârîTârîh´inde Atâ hakkında şöyle demektedir: Atâ b. Ebî Rebah´ın künyesi Ebû Muhammed´dir. Benî Cehm´in azatlisıdır. el-Kure-şî, el-Fihrî, el-Mekkî nisbeleri bulunmaktadır. Ebû Rebah´ın ismi Es-lem´dir. Hayve b. Şureyh´in Abbas b. Fadl´dan nakline göre Hammad b. Zeyd, "Mekke´ye Atâ´nın vefat ettiği 114 senesinde geldim" demiştir. Ebû Nuaym ise Atâ´nın 115 senesinde vefat ettiğini söylemiştir. Atâ, İbn Ab*bas, Ebû Hüreyre, Ebû Saîd, Cabir ve İbn Ömer (r.a.e.)´den hadis işitmiş-tir. Bize göre de doğru olan budur. Yani Atâ, Buhârî´nin de açıkladığı gibi İbn Ömer (r.a.)´dan hadis işitmiştir. Kitabımızın bazı yerlerinde Atâ´nın îbn Ömer (r.a.)´dan rivayetlerinin munkati olduğundan söz ettik. Bu açıklama*lar bizzat yaptığımız araştırmalara değil, Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı âlimlerin görüşüne dayanmaktadır.

    Konuyla ilgili aksi görüşü benimseyenler delil olarak Buhârî´nin mual*lak olarak rivayet ettiği Cabir b. Abduilah (r.a.)´in görüşünü zikretmekte*dirler. Buna göre Cabir b. Abdullah (r.a.), "Namaz kılarken gülen kimse abdestini yenilemeden namazını tekrar kılar" demiştir.[209] Bu görüşe Aynî şöyle cevap vermektedir: Ebû Hanife (r.a.)´irt görüşü onun zikrettiği gibi değildir. Ebû Hanife (r.a.)´in görüşü Cabir ile aynıdır. Ona göre de gülmek namazı bozar, abdesti bozmaz. Kahkaha, hem abdesti hem de namazı bo*zar. Tebessüm ise her ikisini de bozmaz. Gülmek, kişinin sadece kendisi*nin işitebileceği miktardır. Kahkaha, kişinin hem kendisinin hem de yanın-dakinin işiteceği kadar gülmektir. Tebessüm ise gülümsemedir ve sessiz olur. "Kahkahadan bahsetmeyip sadece gülmekten söz eden Dârekutnî´nin rivayetini Hanefîler nasıl delil olarak kullanmaktadır?" sorusuna şöyle ce*vap verilebilir: Hadiste yer alan "gülen kimse" ile kastedilen "kahkaha ile gülen"dir. İbn Ömer (r.a.) rivayeti de buna delâlet etmektedir. İbn Ömer (r.a.) rivayetiyle ilgili İbnü´l-Cevzî´nin eleştirisi hakkında Zeylaî ve İb-nü´t-Türkmânî´nin cevaplan yerindedir Hadisler, birbirlerini tamamlar ve açıklar. (Aynî, Umdetü´l-kârî, 1,793)

    Bize göre Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî´nin el-Âsâr´mdakl rivayeti de bu görüşü desteklemektedir. Nitekim Ebû Hanife (r.a.)´in Mansur b. Zâzân > Hasan-ı Basrî isnadıyla mürsel olarak rivayetine göre namaz kılarken bazıları kahkahayla gülmüşlerdi. Bunun üzerine namazı bitirince Re-sûlullah (s.a.v.), "Kahkaha ile gülenler yeniden abdest alıp namazlarını tekrar kılsınlar" buyurmuştur. (Şeybânî, el-Âsâr, 1,421-422) Hadisin isnadı ta*nınmış güvenilir ravilerden meydana gelmektedir. İbn Mende Ma´rifetü´s-sahâbe´sinâo, Ma´n > Ebû Hanife > Mansur b. Zâzân > Hasan-i Basrî > Ma´bed b. Ebî Ma´bed isnadıyla Hz. Peygamber (s.a.v.), "Namazda iken kahkaha ile gülen yeniden abdest alıp namazını tekrar kılsın" şeklinde ri*vayet etmiştir. Daha sonra İbn Mende hadisin Ebû Hanife (r.a.) rivayetiy-le meşhur olduğunu, ondan da Kadı Ebû Yusuf, Esed b. Amr ve başkaları tarafından da nakledildiğini söylemiştir. (İbnü´t-Türkmânî, el-Cevherü´n-nakî, 1, 42)

    İsnadda yer alan Ma´bed, İbn Ümmî Ma´bed (r.a.)´dir. Medine´ye hic*ret ettiğinde Resûlullah (s.a.v.) onun çadırına uğramıştır. Ma´bed, Hz. Pey*gamber (s.a.v.)´i çocukluğunda gören bir sahâbîdir. İbn Mende onu eserin*de bu şekilde zikretmiştir. İbn Hacer el-îsâbe´s´ınde (VI, 142) İbn Ebî-Ma´bed ile İbn Ümmî Ma´bed´in ayrı kimseler olduğuna dikkat çekmekte*dir. Onun açıklamasına göre her ikisi de sahâbî olup İbn Ebî Ma´bed Üm-mü Ma´bed´in oğlundan daha büyüktür. Burada söz konusu edilen Ma´bed, Beyhakî´nin iddia ettiği gibi kader hakkında konuşan Ma´bed el-Cühenî değildir. Beyhakî bu bilgiyi herhangi bir isnad zikretmeden ver*mektedir. Bu sebeple de inceleme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca onun kader hakkında konuşan Ma´bed el-Cühenî olduğu düşünülse bile kesin bir şekilde sahâbî olmadığı söylenemez. Nitekim İbn Abdilberr´in el-İstî-âfc´ında verdiği bilgiye göre Vâkıdî onun sahâbî ve erken yaşlarında müs-lüman olduğunu söylemiştir. İbn Ebî Hatim ve el-Künâ´sında Ebû Ahmed de her ikisinin de sahâbî olduğunu söylemişlerdir. Aynı bilgiler el-Cevhe-rü´n-nakVde (1,42) de bulunmaktadır.






+ Yorum Gönder