Konusunu Oylayın.: Namaz kılarken dikkat edilecek hususlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namaz kılarken dikkat edilecek hususlar
  1. 19.Şubat.2013, 03:03
    1
    Misafir

    Namaz kılarken dikkat edilecek hususlar






    Namaz kılarken dikkat edilecek hususlar Mumsema Namaz kılarken dikkat edilecek hususlara ihtiyacım var madde madde Namaz kılarken dikkat edilecek hususları paylaşabilir misiniz ?


  2. 19.Şubat.2013, 03:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Namaz kılarken dikkat edilecek hususlara ihtiyacım var madde madde Namaz kılarken dikkat edilecek hususları paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Kek yaparken dikkat edilecek hususlar

    - Nâfile namaz kılarken dikkat edilecek husûslar

    - Namazda dikkat edilecek hususlar

    - Evlenirken dikkat edilecek hususlar

    - Kurban alırken dikkat edilecek hususlar

  3. 19.Şubat.2013, 03:10
    2
    Vamık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ekim.2007
    Üye No: 3538
    Mesaj Sayısı: 286
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: Namaz kılarken dikkat edilecek hususlar




    Namaz Çeşitleri ve Namaz Kılarken Dikkat Edilecek Hususlar

    Müslümanlara, kılmaları emir edilen namazlar farz, vâcib ve nafile olmak üzere üçe ayrılır.

    1- Farz namazlar: Beş vakit namaz, Cuma namazı ve cenaze namazıdır.
    2- Vâcib namazlar: Vitir namazı, bayram namazları, adak olan namaz ve başlanıp yarıda kalan nafile namazlardır. Kazaya kalan vitiri, kaza etmek de vâcibtir.
    3- Nafile namazlar: Beş vakit namazın sünnetleri, teravih namazı ve sevap kazanmak niyeti ile kılınan teheccüd, tehıyyatülmescid, işrâk, duhâ, evvabîn, istihare, tesbih namazları gibi namazlardır.

    Namazın Farzları

    Farz, Allahü teâlânın yapılmasını istediği kesin emridir. Bir ibâdetin farzları yerine getirilmedikçe, o ibâdet doğru olmaz. Namaz kılarken, oniki şartı yerine getirmek farzdır. Bu farzların yedisi namazın dışında, beşi de içindedir. Dışındaki farzlara "Şartlar" denir, içindekilere de "Rükünler" denir.

    Namazın Şartları (Dışındaki Farzlar)

    1- Hadesten taharet: Abdestsiz olanın abdest alması, cünüp olanın da gusül etmesidir.

    2- Necasetten taharet: Namaz kılanın, vücûdunu, elbisesini ve namaz kılacağı yeri, kaba ve hafif necasetten yâni dînimizde pis sayılan şeylerden temizlemektir. (Meselâ; kan, idrar, alkol gibi maddeler, dînimizde pis sayılmaktadır).

    3- Setr-i avret: Avret yerini örtmek demektir. Örtünmek, Allahü teâlânın emridir. Mükellef olan insanın, namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının da bakması haram olan yerlerine "Avret mahalli" denir. Erkeğin avret yeri, göbeğinden dizi altına kadardır. Kadınların ise, yüz ve ellerinden başka her yeri avrettir.

    4- İstikbâl-i kıble: Namaza dururken kıbleye dönmektir. Müslümanların kıblesi, Mekke şehrinde bulunan "Kâ'be"dir.

    5- Vakit: Namazı, vaktinde kılmaktır. Yâni namazın vaktinin girdiğini bilmek ve kıldığı namazın vaktini kalbinden geçirmektir.

    6- Niyet: Namaza dururken kalb ile niyet etmektir. Yalnız ağız ile söylemeye niyet denmez. Namaza niyet etmek demek, ismini, vaktini, kıbleyi, cemâatle kılmıyorsa imâma uymayı, kalbden geçirmek demektir. Niyet, başlama tekbiri söylenirken yapılır. Tekbirden sonra edilen niyet, geçerli değildir ve o namaz kabul olmaz.

    7- Tahrîme tekbiri: Namaza dururken "Allahü ekber" demektir. Bu başlama tekbirine "İftitah tekbiri" de denir. Başka kelime söylemekle, tekbir alınmış olmaz.

    Namazın Rükünleri (İçindeki Farzlar)

    Namaza durunca yerine getirilecek beş farz vardır. Bu beş farzdan her birine 'Rükün" denir. Namazın içindeki farzlar şunlardır;

    1- Kıyam: Namaza başlarken ve kılarken ayakta durmak demektir. Ayakta duramayan hasta, oturarak kılar. Oturarak kılamayan yatarak îmâ ile kılar.

    2- Kıraat: Ağızla okumak mânâsına gelir. Namazda, Kur'ân-ı kerîmden sûre veya âyet okumaktır.

    3- Rükû: Kırâattan sonra, elleri dize koyup eğilmektir. Rükûda en az üç kere "Sübhâne rabbiyel-azîm" denir.

    4- Secde: Rükûdan sonra yere kapanmak demektir. Secde, arka arkaya iki kere elleri, alnı ve burnu yere koyup kapanmaktır. Her bir secdede en az üç kere "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" denir.

    5- Ka'de-i âhire: Son rekatta "Ettehıyyâtü"yü okuyacak kadar oturmaktır. Buna "son oturuş" da denir.

    Namaz Nasil Kılınır?

    Namaz kılmak isteyen kimse, abdestini alıp kıbleye karşı durur, hangi namazı kılacağını kalbinden geçirir ve "Allah razısı için... namazının farzını kılmaya niyet ettim, döndüm kıbleye" diyerek ellerini, avuçlarının içi kıbleye dönük olmak üzere kulaklarının yumuşağı hizasına kadar kaldırır (kadınlar, omuzlarına kadar kaldırırlar). Bu esnada parmakları ne açık, ne kapalı, tabiî hâlinde bulunacaktır.

    "Allahü ekber" der, ellerini göbeğinin altından bağlar. Sağ elinin iki parmağı, bileğini halka gibi kavrar (kadınlar, ellerini göğüslerinin üstüne sağ eli sol elin üzerine koyarlar) sonra «sübhâneke»yi okur.

    Bundan sonra içinden eûzü besmele çekip «Fatiha» yi, peşinden de bir sûre veya uzun bir âyet, yahut üç kısa âyet okur. Cemâatle namaz kılmıyorsa imâma uyan, "sübhâneke"yi okuduktan sonra susar, bir şey okumaz.

    Bundan sonra tekbir alıp rükû'a gider. Rükû'da başını, belini ve sağrısını aynı seviyede tutmağa çalışır. Eliyle dizlerini kavrar, dizlerini gergin tutar. En az üç defa "Sübhâne rabbiyel-azîm" der. "Semi'allahü limen hamideh”, diyerek doğrulur ve arkasından “Rabbena lekel-hamd" der. Cemâatle namaz kılarken imâm, “Semi'allahü limen hamideh" derken, cemâat de "Rabbenâ lekel-hamd" der.

    Yine tekbir alıp secdeye varır. Secdeye varırken önce dizlerini, sonra ellerini ellerinin arasında burnunu ve alnını yere kor; kollarını böğründen, karnını uyluklarından, dirseklerini yerden uzak tutar. Ayak parmaklarını kıbleye doğru büker, böylece üç defa "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" der. Allahü ekber diyerek doğrulur, ellerini dizlerinin üzerine koyup oturur. Bir defa «sübhanallah» diyecek kadar bir süre oturduktan sonra tekbir alıp secdeye gider. Yine üç defa "sübhâne rabbiyel-a'lâ" der. "Allahü ekber" deyip ikinci rek'ate kalkar. Kalkarken önce ellerini yerden kaldırıp dizlerinin üstüne kor, dizlerinden kuvvet alarak doğrulur. özrü yoksa ellerini yere dayamadan kalkar.

    İkinci rek'atte "sübhâneke" okumaz, eûzü çekmez. Yalnız besmele çekip Fatiha ve sûre veya âyet okur. Birincide olduğu gibi rükû' ve secdeleri yapar, ellerini dizleri üstüne koyup oturur. Bir özrü yok iken namazda daima sol ayak yere serilip üzerine oturup, sağ ayak, parmaklan kıbleye doğru bükülerek dikilir. (Kadınlar, iki ayaklarını da sağa doğru yatırarak uylukları üzerine otururlar).
    Kılınan namaz iki rek'atli ise oturuşta "ettehıyyâtü, salli-bârik ve rabbenâ" okunup selâm verilir. İki rek'atten fazla ise ilk oturuşta yalnız "ettehıyyâtü, okunur. Bundan sonra 3. rekâta kalkar. Farzların 3 ve 4. rekatlerinde besmele çekip Fatihayı okur. Sûre veya âyet okumaz. Önceki gibi iki rekat daha kıldıktan sonra oturur. Ettehiyyatüyü salli-bârikleri, rabbenâ âtina'yı" okuyup önce sağa, sonra sola "esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diyerek selâm verir.

    Selâm verirken yanındaki cemâate ve meleklere selâm verdiğini içinden geçirir. Selâmdan sonra " Allahümme entesselâmü ve minkesselâm, tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" der.

    Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmelidir?

    Niyet ve başlama tekbiri

    Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak açık olarak paralel tutulur. Erkekler iki elinin baş parmaklarını kulak yumuşağına değdirir, avuç içlerini kıble yönüne açar. Kadınlar ise, ellerini omuz hizasına getirir. "Allahü Ekber" diye tekbir getirirken namaza niyet edilir. Daha önce de niyet edilebilir. Niyet ederken, namazın adı (farz mı, vâcib mi, sünnet mi olduğu), vakti (sabah, öğle, akşam, .... gibi), eda ve kaza olduğu, cemâatle namazda, imâma uyulduğu kalb ile hatırlanıp, "Allahü Ekber" diyerek erkekler göbek altına, sağ elini, sol el üzerine bağlar. Kadınlar ise, tekbirden sonra, ellerini göğsü üzerine koyar. Böylece namaza başlanılmış olunur.

    Kıyamda ve kırâatta iken (Ayakta dururken ve okurken)

    Kıyam ayakta durmak demektir. Ayakta duramayan hasta oturarak kılar. Oturamayan hasta, yatıp yüzü kıbleye karşı başı ile (yâni îmâ ile) namazını kılabilir. Namazın birinci rek'atinde önce, (Sübhâneke) okunur. Eûzü-Besmeleden sonra, Fatiha sûresi okunur. (Fatiha, cenaze namazı dışında her namazın her rek' atinda okunur.) Fatiha'dan sonra ayakta en az bir âyet okumak gorekir. Kısa sûre (meselâ, Kulhüvellahü... gibi) okumak daha sevaptır. (Farz namazların üçüncü ve dördüncü rek'atlerinde sûre okunmaz). Kıraat, ağız ile okumak demektir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okunur.

    Rükû'da iken ve kavmede

    Sûreler okunduktan sonra, "Allahü Ekber" diyerek, rükûya eğilinir. Rükûda, erkekler parmaklarını açıp, dizlerin üzerine koyar. Sırtını ve başını düz tutar. Kadınlar parmaklarını açmaz. Sırtını, başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Rükûda gözler ay aklara bakarak, üç defa "SÜB-HÂNE RABBİYEL-AZÎM" denir. (Yalnız kılan 5 veya 7 defa söyliyerek daha çok sevap alabilir). Rükûdan "SEMİ'ALLAHÜ LİMEN HAMİDEH" diye kalkılır. Bunun arkasından "RABBENA LEKEL HAMD" denir ve dik durulur. Bundan sonra, "ALLAHÜ EKBER" diyerek secdeye gidilir.

    Secdede iken

    Secdeye varılırken, önce sağ, sonra sol diz, sonra sağ, sonra sol el, sonra burun ve alın kemikleri yere konur. Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür. Ellerin parmakları kapanır, avuç içleri yere yapışır. Erkekler secdede dirseklerini yere yapıştırmazlar. Kadınlar ise, dirseklerini yere yayarlar. Secde yerinde üç defa "SÜBHÂNE RABBÎYEL-A'LÂ" denir. «Allahü Ekber» diyerek secdeden kalkıp, (sübhanallah) diyecek kadar oturulur, tekrar «Allahü Ekber» diyerek ikinci secdeye gidilir. İkinci secdede de birinci secde gibi yapıp, «Allahü Ekber» diyerek, birinci veya üçüncü rek'atın secdelerinde ayağa (kıyama) kalkılır, ikinci veya dördüncü rek'atin secdelerinden sonra ise, "KA'DE" (yâni oturuş) yapılır. Secdeden ayağa kalkarken, özür hâli yoksa eller yerden kuvvet almaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz sırasıyla kaldırılır.

    Otururken (Ka'de)

    Son rek'atte, (tehıyyat) okuyacak kadar oturmak farzdır. İkinci secdeden "ALLAHÜ EKBER" diye kalkan erkekler, sol ayağının üzerini yere yayar, sağ ayağının parmaklarını kıble istikâmetinde büker, uylukları üzerine otururlar. Kadınlar ise, sağ ve sol ayaklarını, sağ yanlarına alıp, sol uylukları üzerine otururlar. Ka'dede eller, dizlerin üzerine konup, parmaklar kendi hâline bırakılır. Her ka'dede (oturmada) mutlaka "ETTÂHIYYATÜ" duası okunur. Ka'de-i âhırede (son oturuşta) tehıyyattan sonra, (Allahümme salli ve bârik ile Rabbena) duâları okunur. Farz ve vâcib namazların ve öğle namazının ilk sünnetinin ilk oturuşlarında yalnızca (Ettehıyyatü) okunur. Nafile namazlarda, ayrıca (Salli ve Bârik) duâları da okunur.

    Selâm verirken

    Ka'de-i Âhırede (yâni son oturuşta) okunması gereken dualar okunduktan sonra, önce sağ omuza doğru bas çevrilip, "ESSELÂMÜ ALEYKÜM VE RÂHMETULLAH", sonra sol omuza doğru baş çevrilip, "ESSELÂMÜ ALEYKÜM VE RÂHMETULLAH" diye selâm verilir. Selâm verildikten sonra, o namaz tamamlanmış demektir. Bundan sonra, üç kere «ESTAĞFİRULLAH» denir.

    Dua ederken

    Namaz bittikten sonra hemen Âyetel-Kürsî, yâni (Allahü lâ ilahe illâ hüvel hayyül kayyûme...) okunur. Âyetel-Kürsîden sonra: 33 defa "SUBHANALLAH" , 33 defa "ELHAMDÜLİLLAH'
    33 defa "ALLAHÜ EKBER" 1 defa "LA İLAHE iLLALLAHÜ VAHDEHÜ LA ŞERÎKE LEH LEHÜL-MÜLKÜ VE LEHÜL-HAMDÜ VE HÜVE A'LÂ KÜLLİ ŞEY'lN KADÎR" söylenir.

    Âyetel-Kürsî ve tesbihlerden sonra dua edilir. Duada erkekler, kolları göğüs hizasına kaldırır, avuçlarını açar, avuç içini gökyüzüne çevirir. Eller birbirine birleştirilmez. Kollar, omuz genişliğinde açık tutulur, dirseklerini fazla bükmez.

    Duadan sonra, (Sübhâne Rabbike...) âyet-i kerîmesi okunup, eller yüze sürülür. Cenaze olduğu zamanda da Âyetel-Kürsi, tesbih ve dua mutlaka yerine getirilmelidir. Yapılmazsa Peygamberimizin önemli bir sünneti terk edilmiş olur.


    Namâzda Ta’dîl-İ Erkân

    İmam-ı Rabbani hazretleri namazda tadil-i erkan ile ilgili olarak 69. mektubunda buyuruyorlarki:

    Kalbin Allahü teâlâ ile olması, bedenin, a’zânın da ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla zînetlenmesi, ne büyük bir ni’metdir. Bu zemânda insanların çoğu nemâz kılmakda gevşek davranıyor. Tumânînete ve ta’dîl-i erkâna ehemmiyyet vermiyorlar. Bunun için, siz sevdiklerime, bu noktayı belirtmeğe mecbûr oldum. İyi dinleyiniz!

    Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”: (En büyük hırsız, kendi nemâzından çalan kimsedir) buyurdu. Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi nemâzından nasıl çalar? diye sordular. (Nemâzın rükü’unu ve secdelerini temâm yapmamakla) buyurdu. Bir def’a da buyurdu ki, (Rükü’da ve secdelerde, belini yerine yerleşdirip biraz durmayan kimsenin nemâzını Allahü teâlâ kabûl etmez).

    Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir kimseyi nemâz kılarken, rükü’unu ve secdelerini temâm yapmadığını görüp, (Sen nemâzlarını böyle kıldığın için, Muhammedin “aleyhissalâtü vesselâm” dîninden başka bir dinde olarak ölmekden korkmuyor musun?) buyurdu.

    Yine buyurdu ki, (Sizlerden biriniz, nemâz kılarken, rükü’dan sonra temâm kalkıp, dik durmadıkca ve ayakda, her uzv yerine yerleşip durmadıkca nemâzı temâm olmaz). Bir kerre de buyurdu ki, (İki secde arasında dik oturmadıkca, nemâzınız temâm olmaz). Birgün Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, birini nemâz kılarken, nemâzın ahkâm ve erkânına riâyet etmediğini, rükü’dan kalkınca, dikilip durmadığını ve iki secde arasında oturmadığını görüp, buyurdu ki, (Eğer nemâzlarını böyle kılarak ölürsen, kıyâmet günü, sana benim ümmetimden demezler).

    Bir başka yerde de buyurdu, (Bu hâl üzere ölürsen, Muhammedin “aleyhisselâm” dîninde olarak ölmemiş olursun). Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Altmış sene, bütün nemâzlarını kılıp da, hiçbir nemâzı kabûl olmıyan kimse, rükü’ ve secdelerini temâm yapmıyan kimsedir). Zeyd ibni Vehb “rahmetullahi teâlâ aleyh” birini nemâz kılarken rükü’ ve secdelerini temâm yapmadığını gördü. Yanına çağırıp, ne kadar zemândır böyle nemâz kılıyorsun, dedi. Kırk sene deyince, sen kırk senedir nemâz kılmamışsın. Ölürsen Muhammed Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünneti [ya’nî şerî’ati] üzere ölmezsin, dedi.

    Taberânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Evsât)ında bildirilmişdir ki, bir mü’min nemâzını güzel kılar, rükü’ ve secdelerini temâm yaparsa, nemâz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o nemâzı göke çıkarır. O nemâz, nemâzı kılmış olana, iyi düâ eder ve sen beni kusûrlu olmakdan koruduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin, der. Nemâz güzel kılınmazsa, siyâh olur. Melekler o nemâzdan iğrenir. Göke götürmezler. O nemâz, kılmış olana, fenâ düâ eder. Sen beni zâyı’ eylediğin, kötü hâle sokduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni zâyı’ eylesin, der.

    O hâlde, nemâzları temâm kılmağa çalışmalı, ta’dîl-i erkânı yapmalı, rükü’u, secdeleri, (Kavme)yi [ya’nî rükü’dan kalkıp dikilmeği] ve (Celse)yi [ya’nî, iki secde arasında oturmağı] iyi yapmalıdır. Başkalarının da kusûrlarını görünce söylemelidir. Din kardeşlerinin nemâzlarını temâm kılmalarına yardım etmelidir. Tumânînet [ya’nî uzvların hareket etmemesi] ve ta’dîl-i erkânın [Bir kerre sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak] yapılmasına çığır açmalıdır. Müslimânların çoğu, bunları yapmak şerefinden mahrûm kalıyor. Bu ni’met, elden çıkmış bulunuyor. Bu ameli meydâna çıkarmak çok mühimdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Unutulmuş bir sünnetimi meydâna çıkarana, yüz şehîd sevâbı verilecekdir).

    Nemâzın beş yerinde, ta’dîl-i erkânı, unutmadığı hâlde, bilerek terk etse, İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre “rahime-hullahü teâlâ”, nemâzı fâsid olur. Tarafeyne göre, fâsid olmaz. Lâkin vâcibin kasden terki dolayısı ile, noksanın cebri için iâde lâzım gelir. Unutarak terk edince (Secde-i sehv) lâzım olur.

    Ta’dil-i erkânın terkinden, yirmialtı kadar zarar vardır;

    1- Fakîrliğe sebeb olur.
    2- Âhıret ulemâsı, ona buğz eder.
    3- Adâletden düşer, şehâdeti makbûl olmaz.
    4- Nemâz kıldığı mekân, kıyâmet gününde aleyhine şehâdet eder.
    5- Bir kimse, ta’dîl-i erkânsız nemâz kılarken biri görüp söylemese günâhkâr olur.
    6- O nemâzın tekrâr kılınması vâcib olur.
    7- Îmânsız ölümüne sebeb olur.
    8- Nemâzın hırsızı olur.
    9- Kıldığı nemâzı, eski bez gibi -yevm-i cezâda- yüzüne vurulur.
    10- Allahü teâlânın merhametinden mahrûm olur.
    11- Allahü teâlâya münacâtda, sû-i edeb etmiş olur.
    12- Nemâzın fazla olan sevâbından mahrûm olur.
    13- Sâir ibâdetlerin sevâbının verilmemesine sebeb olur.
    14- Cehenneme müstehak olur.
    15- Câhiller onu görüp, ta’dîl-i erkânı terk etmelerine sebeb olur. Bunun içindir ki, din adamının günâh işlemesi, dahâ çok azâb çekmesine sebeb olur.
    16- İmâmına muhâlefet etmiş olur.
    17- İntikâlâtda olan sünnetleri terk etmiş olur.
    18- Allahü azîm-üş-şânın gazabına düçâr olur.
    19- Şeytânı sevindirmiş olur.
    20- Cennetden uzak olur.
    21- Cehenneme yakın olur.
    22- Kendi nefsine zulm etmiş olur.
    23- Nefsini mülevves etmiş olur.
    24- Sağında ve solunda olan meleklere eziyyet etmiş olur.
    25- Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” mahzûn etmiş olur.
    26- Bütün mahlûkata zararı dokunur. Zirâ o kimsenin günâhı sebebine, yağmurlar yağmaz, yerde ekinler bitmez ve vaktsiz olarak yağmur yağmış olup, fâide yerine zarar vermiş olur.
    Namaz beş vakittir

    Namaz beş vakit değil mi? Niye üç veya altı vakit diyenler çıkıyor?
    CEVAP
    Peygamber efendimiz bize namazın beş vakit olduğunu bildirdi. 23 sene beş vakit kıldı. Artık başka delil aramak gerekmez. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]

    Nisa suresinin 103. âyetinde, (Namaz, belli vakitlerde farz kılındı) buyurulup, ayrıca, beş vaktin hepsi de diğer âyetlerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” ifadesinin geçmeyişi, kutuplarda ve buralara yakın yerlerde, beş vaktin tamamının teayyün etmemesindendir. (Nimet-i İslam)

    İsra suresinin, (Güneşin kayması anından, gecenin kararmasına kadar ve sabah vakti namaz kıl) mealindeki 78. âyet-i kerimenin aslında geçen, (Dülûk-üş şems) öğle ve ikindi, (Gasak-ıl leyl) akşam ve yatsı namazı, (Fecr) de sabah namazıdır. (Beydavi)

    Kaf suresinin, (Güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece Rabbini tesbih et) mealindeki 39. ve 40. âyet-i kerimesindeki, güneşin doğuşundan önceki sabah namazı, güneşin batışından önceki öğle ve ikindi namazı, geceki de akşam ve yatsı namazıdır. (Beydavi)

    İbni Abbas hazretleri, (Kur’an-ı kerimde beş vakit namazı bildiren âyet hangisi) diye sual edildiğinde, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
    (Akşama girerken, sabaha ererken, gündüzün sonunda ve öğle vaktinde Allah’ı tenzih edin!) [Rum 17,18]
    (Akşama girerken)den maksat, akşam ve yatsı namazı, (sabaha ererken)deki sabah namazı, gündüzün sonundaki, ikindi namazı, öğledeki de, öğle namazıdır. (Celaleyn)

    Nur suresinin 58. âyet-i kerimesinde, (salât-ı fecr = sabah namazı) ve (salât-ı işâ = yatsı namazı) ifadesi açıkça geçmektedir.

    Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyet-i kerimeyi açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)

    Bu âyet-i kerimede, (Namazları ve orta namazı [ikindi namazını] kılın) buyuruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salateyn [iki namaz] denilir. Vusta [orta] namaz ikindi namazı olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz. Çünkü VUSTA NAMAZI hariç 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, orta namaz [ikindi namazı] tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar. Diğer âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz.

    Namazın beş vakit olduğuna dair hadis var mıdır?
    CEVAP
    Pek çoktur. Hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
    (Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cuma’ya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]
    (Beş vakit namaza devam edin!) [Taberani]
    (Beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari]

    (Miraca çıktığım gece, elli vakit namaz farz kılındı. Dönüşte Hz. Musa’yı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, namaz vakitlerinin azaltılması için ricada bulunmamı söyledi. Ben de arzettim. Rabbim beş vakte indirdi.) [Buhari]

    (Birinin evi önünde, bir nehir olsa, günde beş defa bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı) sorusuna, eshab-ı kiram, (Hayır ya Resulallah) dediler. Onlara buyurdu ki:
    (İşte beş vakit namazı kılanların da günahları böyle kalmaz.) [Buhari]

    Peygamber efendimiz, (Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekat veren ve büyük günahlardan sakınan herkese, kıyamette, Cennetin 8 kapısı açılır) buyurup, Nisa suresinin (Nehyolunduğunuz büyük günahlardan kaçarsanız, küçük kusurlarınızı örter, sizi şerefli bir makama yükseltiriz) mealindeki 31. âyet-i kerimesini okudu. (Hakim)

    Kitap ve Sünnet’ten sonraki delil İcma’dır. Peygamber efendimiz, eshab-ı kiram ve onlardan sonra bugüne kadar gelen bütün âlimler, beş vakit namaz kılmış, bu hususta kesin bir icma hasıl olmuştur.
    İslam âlimleri de, beş vakit namazın nasıl kılınacağını kitaplara yazmışlar, böylece Kıyas-ı fukaha ile de namazın beş vakit olduğu sabit olmuştur.
    Namazları vaktin sonunda kılmak uygun mudur?
    CEVAP
    Evinde veya iş yerinde yalnız kılan, her namazı vakti girer girmez, geciktirmeden kılmalıdır! Geciktirirse, son anlarda çıkabilecek maniler sebebiyle acele kılma, tadil-i erkanı terk etme, sünneti kılamama gibi hallere düşülebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Ya Ali, namazı vakti girince, geciktirmeden hemen kıl) [Eşiat-ül-lemeat]
    (Bir zaman gelecek, âmirler, imamlar, namazı öldürecekler, vaktinden sonraya bırakacaklar. Sen, namazını vaktinde kıl!) [Müslim]
    (Allah’ın rızası, vakti girince hemen kılınan namazdadır.) [Tirmizi]

    Bilhassa ikindiyi, akşama 45-50 dakika kalmadan önce kılmış olmalıdır. Daha sonra kılınırsa mekruh olur. Akşamı yarım saatten fazla geçirmeden hemen kılmalıdır. Yatsıyı da gece yarısından sonraya bırakmak mekruh olur.

    Namaz, saatin yanlışlığı, takvimin hatası yüzünden vaktinde kılınmamışsa, vakti çıktıktan sonra kılınmışsa kazası kılınmış olur. Namazı özürsüz kazaya bırakmak ise büyük günahtır.

    Tergibüssalatdaki hadis-i şerifte, (Bir namazı vakti çıkınca [kaza olarak] kılan, 80 hukbe Cehennemde kalır) buyuruldu. Bir hukbe 80 senedir. Bir ahiret günü, bin dünya senesi kadar uzundur. Hiç kaza etmemenin cezası ise elbette çok daha fazladır. Bir farz namazı, vakti çıktıktan sonra kılan, büyük günah işlemiş olur. Yani kaza etmekle, kazaya bırakma günahı affolmaz. Ayrıca tövbe etmesi gerektiği İbni Nüceym hazretlerinin Kebair ve segair kitabında bildiriliyor. Namazı kazaya bırakma tehlikesi yönünden, namazı vakit girer girmez kılmaya çalışmalıdır.
    İkindi namazı kerahet vakti girince kılınır mı?
    CEVAP
    Akşama birkaç saniye kala da kılınır. Namazı özürsüz kazaya bırakmak büyük haramdır.
    İkindi namazının vakti, öğle bitip akşam başlayıncaya kadardır.
    Akşam namazının vakti, yatsı başlayıncaya kadardır.
    Sabah namazının vakti, güneş doğuncaya kadardır.
    Öğle namazının vakti, ikindi başlayıncaya kadardır.

    İkindiyi akşama 15 dakika kala kılmak zorunda kaldığımızda sadece farzını mı kılmak gerekir?
    CEVAP
    Elbette.

    Akşama doğru ikindiyi kılmak caiz midir?
    CEVAP
    Akşama birkaç saniye kalsa bile ikindiyi hemen kılmalı, çünkü namazı kazaya bırakmak haramdır. Özürsüz, ikindiyi akşama 40 dakika kalınca kılmak mekruh olur. Bu kırk dakika içinde kaza da kılınmaz, nafile de kılınmaz, sünnet de kılınmaz. Bir tek o günün ikindisi kılınır.
    Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler

    Namaz kılması haram olan vakitler nelerdir? Ne kadar zaman devam eder?
    CEVAP
    Namaz kılması tahrimen mekruh, olan vakitler üçtür. Bu üç vakitte başlanan farzlar sahih olmaz. Nafileler sahih olursa da, tahrimen mekruh olur. Bu nafileleri bozmalı, başka zamanlarda kaza etmelidir!
    Bu üç vakit; güneş doğarken, batarken ve zevalde ikendir.
    Burada güneşin doğması, (İşrak vakti)ne kadar olan zamandır.
    Zeval vakti, ise öğleye 20 dakika kaladır. Güneşin batması da, bakacak kadar sararmaya başladığı vakitten batıncaya kadar olan zaman demektir. Bu zamanın miktarı 40 dakika ile 45 dakika arasında değişmektedir. Güneş batarken, yalnız o günün ikindinin farzı kılınır. Fakat, ikindiyi bu vakte kadar geciktirmek tahrimen mekruhtur. (İslam Ahlakı)

    Nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler tam dakika olarak ne kadardır?
    CEVAP
    Kesin bir rakam söylenmez. Akşam namazına 45-50 dakika kala denebilir. 40 dan da aşağı inmez. Diğer nafile kılınması mekruh olan vakit de sabah namazı vaktidir. İmsak vaktinden güneş doğuncaya kadardır. Üçüncüsü de güneş doğduktan 50 dakika kadar sonraya kadardır. Bir de öğleye 20 dakika falan kala da kılınmaz. Bu rakamlar % 100 kesin değil birkaç dakika oynar.


    Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde Kur’an-ı kerim okumak, dua etmek veya başka ibadet yapmakta mahzur var mı?
    CEVAP
    Mekruh vakitlerde sadece namaz kılınmaz. Kur’an-ı kerim okumakta, dua etmekte ve başka bir ibadet yapmakta mahzur yoktur. (Dürer)
    Ayakları birleştirmek
    Suâl: Rükü ve secdede ayakları birleştirmek sünnet midir? Sünnet ise nasıl yapılır?
    Cevap: Halebî-i kebîr, Halebî-i sagîr ve Dürr-ül-muhtâr’da, (Rükü’da sünnetlerden birisi de, iki ayağı birbirine bitiştirmektir) buyuruluyor. Maalesef bugün bu sünnet unutulmuştur. Bunun gibi başa kaplama mesh yapmak da unutulmuştur. Sadece başın dörtte biri meshediliyor, yalnız farz yapılıyor, sünnet yapılmıyor.
    Rükü’da ve secdede, ökçe denilen topuklar birleştirilir. Rükü’ya eğilirken sol topuk, sağ topuğun yanına getirilir. Kavmeye kalkarken açılmaz. Topuklar secdede de bitiştirilir. Secde yapıp kıyâma kalkarken açılır.
    Topuk yerine, topuk kemiği de denir. Ba’zıları, topukların yanındaki kemikleri de birleştirmeye kalkıyorlar. Ayaklar birleştirilirken yandaki bu kemikler birleştirilmez. Sadece topuklar birleştirilir. Yandaki bu kemikleri birleştirmek hem yanlıştır, hem de sıkıntı verir. İnsanları sıkıntıya sokmak doğru değildir.
    Sünnet ile farz arasında konuşmak
    Suâl: Sünnet ile farz veya farz ile sünnet arasında konuşmak, duâ etmek, tesbîh çekmek, Kur’ân okumak bid’at midir? Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, câmide, tesbîhini alıp kelime-i tevhîd veya salevât-ı şerîfe okuyamaz mı? Okusa veya konuşsa ne olur?
    Cevap: (Merâkıl-felâh)ın Tahtâvî hâşiyesinin tercümesi olan Ni’met-i İslâm kitâbının (Nâfile Namazlar) kısmında deniyor ki: (Farzla sünnet veya sünnetle farz arasında konuşmak sünneti iskât etmez. Lâkin sünnetin sevâbını azaltır. Alâ kavlin sünnet sâkıt olmakla iâde olunur. Tahrîmeye münâfi olan her amel dahî böyledir, ya’nî konuşmak gibidir.)Aynı ifâde (Dürr-ül-muhtâr)da da vardır. Esah olan kavil, sünnet kabûl olmaz, evvelki sünneti tekrar kılmak lâzımdır. Bu ifâde (Dürr-ül-muhtâr)ın arabî aslının 457, ba’zı baskılarında 711. sayfasındadır. Türkçe tercümesinin de 3. cild 40 ve 41. sayfasındadır. İbni Âbidîn hazretleri, (Dürr-ül-muhtâr)ın ifâdesini açıklarken, her türlü okumaların da bu hükme girdiğini bildirmektedir. Şu hâlde, sünnet ile farz arasında duâ, sûre veya üç ihlâs okumamalıdır. Hele bunu âdet hâline getirmek bid’attır. İbâdetlere ilâve yapmak dîni değiştirmek olur. Hadîs-i şerîfte, (İbâdetleri bizim gibi yapmıyan bizden değildir) buyuruluyor. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibâdet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilâve edelim) demek, dinde reform olur. Aslâ câiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskât [iptal] edeceği (Bahr-ür-râık)ta da yazılıdır.
    Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, câmiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhîd okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kazâ namazı varsa, kazâ namazı kılar. Kur’ân-ı kerîm okunuyorsa dinler.


  4. 19.Şubat.2013, 03:10
    2
    Devamlı Üye



    Namaz Çeşitleri ve Namaz Kılarken Dikkat Edilecek Hususlar

    Müslümanlara, kılmaları emir edilen namazlar farz, vâcib ve nafile olmak üzere üçe ayrılır.

    1- Farz namazlar: Beş vakit namaz, Cuma namazı ve cenaze namazıdır.
    2- Vâcib namazlar: Vitir namazı, bayram namazları, adak olan namaz ve başlanıp yarıda kalan nafile namazlardır. Kazaya kalan vitiri, kaza etmek de vâcibtir.
    3- Nafile namazlar: Beş vakit namazın sünnetleri, teravih namazı ve sevap kazanmak niyeti ile kılınan teheccüd, tehıyyatülmescid, işrâk, duhâ, evvabîn, istihare, tesbih namazları gibi namazlardır.

    Namazın Farzları

    Farz, Allahü teâlânın yapılmasını istediği kesin emridir. Bir ibâdetin farzları yerine getirilmedikçe, o ibâdet doğru olmaz. Namaz kılarken, oniki şartı yerine getirmek farzdır. Bu farzların yedisi namazın dışında, beşi de içindedir. Dışındaki farzlara "Şartlar" denir, içindekilere de "Rükünler" denir.

    Namazın Şartları (Dışındaki Farzlar)

    1- Hadesten taharet: Abdestsiz olanın abdest alması, cünüp olanın da gusül etmesidir.

    2- Necasetten taharet: Namaz kılanın, vücûdunu, elbisesini ve namaz kılacağı yeri, kaba ve hafif necasetten yâni dînimizde pis sayılan şeylerden temizlemektir. (Meselâ; kan, idrar, alkol gibi maddeler, dînimizde pis sayılmaktadır).

    3- Setr-i avret: Avret yerini örtmek demektir. Örtünmek, Allahü teâlânın emridir. Mükellef olan insanın, namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının da bakması haram olan yerlerine "Avret mahalli" denir. Erkeğin avret yeri, göbeğinden dizi altına kadardır. Kadınların ise, yüz ve ellerinden başka her yeri avrettir.

    4- İstikbâl-i kıble: Namaza dururken kıbleye dönmektir. Müslümanların kıblesi, Mekke şehrinde bulunan "Kâ'be"dir.

    5- Vakit: Namazı, vaktinde kılmaktır. Yâni namazın vaktinin girdiğini bilmek ve kıldığı namazın vaktini kalbinden geçirmektir.

    6- Niyet: Namaza dururken kalb ile niyet etmektir. Yalnız ağız ile söylemeye niyet denmez. Namaza niyet etmek demek, ismini, vaktini, kıbleyi, cemâatle kılmıyorsa imâma uymayı, kalbden geçirmek demektir. Niyet, başlama tekbiri söylenirken yapılır. Tekbirden sonra edilen niyet, geçerli değildir ve o namaz kabul olmaz.

    7- Tahrîme tekbiri: Namaza dururken "Allahü ekber" demektir. Bu başlama tekbirine "İftitah tekbiri" de denir. Başka kelime söylemekle, tekbir alınmış olmaz.

    Namazın Rükünleri (İçindeki Farzlar)

    Namaza durunca yerine getirilecek beş farz vardır. Bu beş farzdan her birine 'Rükün" denir. Namazın içindeki farzlar şunlardır;

    1- Kıyam: Namaza başlarken ve kılarken ayakta durmak demektir. Ayakta duramayan hasta, oturarak kılar. Oturarak kılamayan yatarak îmâ ile kılar.

    2- Kıraat: Ağızla okumak mânâsına gelir. Namazda, Kur'ân-ı kerîmden sûre veya âyet okumaktır.

    3- Rükû: Kırâattan sonra, elleri dize koyup eğilmektir. Rükûda en az üç kere "Sübhâne rabbiyel-azîm" denir.

    4- Secde: Rükûdan sonra yere kapanmak demektir. Secde, arka arkaya iki kere elleri, alnı ve burnu yere koyup kapanmaktır. Her bir secdede en az üç kere "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" denir.

    5- Ka'de-i âhire: Son rekatta "Ettehıyyâtü"yü okuyacak kadar oturmaktır. Buna "son oturuş" da denir.

    Namaz Nasil Kılınır?

    Namaz kılmak isteyen kimse, abdestini alıp kıbleye karşı durur, hangi namazı kılacağını kalbinden geçirir ve "Allah razısı için... namazının farzını kılmaya niyet ettim, döndüm kıbleye" diyerek ellerini, avuçlarının içi kıbleye dönük olmak üzere kulaklarının yumuşağı hizasına kadar kaldırır (kadınlar, omuzlarına kadar kaldırırlar). Bu esnada parmakları ne açık, ne kapalı, tabiî hâlinde bulunacaktır.

    "Allahü ekber" der, ellerini göbeğinin altından bağlar. Sağ elinin iki parmağı, bileğini halka gibi kavrar (kadınlar, ellerini göğüslerinin üstüne sağ eli sol elin üzerine koyarlar) sonra «sübhâneke»yi okur.

    Bundan sonra içinden eûzü besmele çekip «Fatiha» yi, peşinden de bir sûre veya uzun bir âyet, yahut üç kısa âyet okur. Cemâatle namaz kılmıyorsa imâma uyan, "sübhâneke"yi okuduktan sonra susar, bir şey okumaz.

    Bundan sonra tekbir alıp rükû'a gider. Rükû'da başını, belini ve sağrısını aynı seviyede tutmağa çalışır. Eliyle dizlerini kavrar, dizlerini gergin tutar. En az üç defa "Sübhâne rabbiyel-azîm" der. "Semi'allahü limen hamideh”, diyerek doğrulur ve arkasından “Rabbena lekel-hamd" der. Cemâatle namaz kılarken imâm, “Semi'allahü limen hamideh" derken, cemâat de "Rabbenâ lekel-hamd" der.

    Yine tekbir alıp secdeye varır. Secdeye varırken önce dizlerini, sonra ellerini ellerinin arasında burnunu ve alnını yere kor; kollarını böğründen, karnını uyluklarından, dirseklerini yerden uzak tutar. Ayak parmaklarını kıbleye doğru büker, böylece üç defa "Sübhâne rabbiyel-a'lâ" der. Allahü ekber diyerek doğrulur, ellerini dizlerinin üzerine koyup oturur. Bir defa «sübhanallah» diyecek kadar bir süre oturduktan sonra tekbir alıp secdeye gider. Yine üç defa "sübhâne rabbiyel-a'lâ" der. "Allahü ekber" deyip ikinci rek'ate kalkar. Kalkarken önce ellerini yerden kaldırıp dizlerinin üstüne kor, dizlerinden kuvvet alarak doğrulur. özrü yoksa ellerini yere dayamadan kalkar.

    İkinci rek'atte "sübhâneke" okumaz, eûzü çekmez. Yalnız besmele çekip Fatiha ve sûre veya âyet okur. Birincide olduğu gibi rükû' ve secdeleri yapar, ellerini dizleri üstüne koyup oturur. Bir özrü yok iken namazda daima sol ayak yere serilip üzerine oturup, sağ ayak, parmaklan kıbleye doğru bükülerek dikilir. (Kadınlar, iki ayaklarını da sağa doğru yatırarak uylukları üzerine otururlar).
    Kılınan namaz iki rek'atli ise oturuşta "ettehıyyâtü, salli-bârik ve rabbenâ" okunup selâm verilir. İki rek'atten fazla ise ilk oturuşta yalnız "ettehıyyâtü, okunur. Bundan sonra 3. rekâta kalkar. Farzların 3 ve 4. rekatlerinde besmele çekip Fatihayı okur. Sûre veya âyet okumaz. Önceki gibi iki rekat daha kıldıktan sonra oturur. Ettehiyyatüyü salli-bârikleri, rabbenâ âtina'yı" okuyup önce sağa, sonra sola "esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diyerek selâm verir.

    Selâm verirken yanındaki cemâate ve meleklere selâm verdiğini içinden geçirir. Selâmdan sonra " Allahümme entesselâmü ve minkesselâm, tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" der.

    Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmelidir?

    Niyet ve başlama tekbiri

    Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak açık olarak paralel tutulur. Erkekler iki elinin baş parmaklarını kulak yumuşağına değdirir, avuç içlerini kıble yönüne açar. Kadınlar ise, ellerini omuz hizasına getirir. "Allahü Ekber" diye tekbir getirirken namaza niyet edilir. Daha önce de niyet edilebilir. Niyet ederken, namazın adı (farz mı, vâcib mi, sünnet mi olduğu), vakti (sabah, öğle, akşam, .... gibi), eda ve kaza olduğu, cemâatle namazda, imâma uyulduğu kalb ile hatırlanıp, "Allahü Ekber" diyerek erkekler göbek altına, sağ elini, sol el üzerine bağlar. Kadınlar ise, tekbirden sonra, ellerini göğsü üzerine koyar. Böylece namaza başlanılmış olunur.

    Kıyamda ve kırâatta iken (Ayakta dururken ve okurken)

    Kıyam ayakta durmak demektir. Ayakta duramayan hasta oturarak kılar. Oturamayan hasta, yatıp yüzü kıbleye karşı başı ile (yâni îmâ ile) namazını kılabilir. Namazın birinci rek'atinde önce, (Sübhâneke) okunur. Eûzü-Besmeleden sonra, Fatiha sûresi okunur. (Fatiha, cenaze namazı dışında her namazın her rek' atinda okunur.) Fatiha'dan sonra ayakta en az bir âyet okumak gorekir. Kısa sûre (meselâ, Kulhüvellahü... gibi) okumak daha sevaptır. (Farz namazların üçüncü ve dördüncü rek'atlerinde sûre okunmaz). Kıraat, ağız ile okumak demektir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okunur.

    Rükû'da iken ve kavmede

    Sûreler okunduktan sonra, "Allahü Ekber" diyerek, rükûya eğilinir. Rükûda, erkekler parmaklarını açıp, dizlerin üzerine koyar. Sırtını ve başını düz tutar. Kadınlar parmaklarını açmaz. Sırtını, başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Rükûda gözler ay aklara bakarak, üç defa "SÜB-HÂNE RABBİYEL-AZÎM" denir. (Yalnız kılan 5 veya 7 defa söyliyerek daha çok sevap alabilir). Rükûdan "SEMİ'ALLAHÜ LİMEN HAMİDEH" diye kalkılır. Bunun arkasından "RABBENA LEKEL HAMD" denir ve dik durulur. Bundan sonra, "ALLAHÜ EKBER" diyerek secdeye gidilir.

    Secdede iken

    Secdeye varılırken, önce sağ, sonra sol diz, sonra sağ, sonra sol el, sonra burun ve alın kemikleri yere konur. Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür. Ellerin parmakları kapanır, avuç içleri yere yapışır. Erkekler secdede dirseklerini yere yapıştırmazlar. Kadınlar ise, dirseklerini yere yayarlar. Secde yerinde üç defa "SÜBHÂNE RABBÎYEL-A'LÂ" denir. «Allahü Ekber» diyerek secdeden kalkıp, (sübhanallah) diyecek kadar oturulur, tekrar «Allahü Ekber» diyerek ikinci secdeye gidilir. İkinci secdede de birinci secde gibi yapıp, «Allahü Ekber» diyerek, birinci veya üçüncü rek'atın secdelerinde ayağa (kıyama) kalkılır, ikinci veya dördüncü rek'atin secdelerinden sonra ise, "KA'DE" (yâni oturuş) yapılır. Secdeden ayağa kalkarken, özür hâli yoksa eller yerden kuvvet almaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz sırasıyla kaldırılır.

    Otururken (Ka'de)

    Son rek'atte, (tehıyyat) okuyacak kadar oturmak farzdır. İkinci secdeden "ALLAHÜ EKBER" diye kalkan erkekler, sol ayağının üzerini yere yayar, sağ ayağının parmaklarını kıble istikâmetinde büker, uylukları üzerine otururlar. Kadınlar ise, sağ ve sol ayaklarını, sağ yanlarına alıp, sol uylukları üzerine otururlar. Ka'dede eller, dizlerin üzerine konup, parmaklar kendi hâline bırakılır. Her ka'dede (oturmada) mutlaka "ETTÂHIYYATÜ" duası okunur. Ka'de-i âhırede (son oturuşta) tehıyyattan sonra, (Allahümme salli ve bârik ile Rabbena) duâları okunur. Farz ve vâcib namazların ve öğle namazının ilk sünnetinin ilk oturuşlarında yalnızca (Ettehıyyatü) okunur. Nafile namazlarda, ayrıca (Salli ve Bârik) duâları da okunur.

    Selâm verirken

    Ka'de-i Âhırede (yâni son oturuşta) okunması gereken dualar okunduktan sonra, önce sağ omuza doğru bas çevrilip, "ESSELÂMÜ ALEYKÜM VE RÂHMETULLAH", sonra sol omuza doğru baş çevrilip, "ESSELÂMÜ ALEYKÜM VE RÂHMETULLAH" diye selâm verilir. Selâm verildikten sonra, o namaz tamamlanmış demektir. Bundan sonra, üç kere «ESTAĞFİRULLAH» denir.

    Dua ederken

    Namaz bittikten sonra hemen Âyetel-Kürsî, yâni (Allahü lâ ilahe illâ hüvel hayyül kayyûme...) okunur. Âyetel-Kürsîden sonra: 33 defa "SUBHANALLAH" , 33 defa "ELHAMDÜLİLLAH'
    33 defa "ALLAHÜ EKBER" 1 defa "LA İLAHE iLLALLAHÜ VAHDEHÜ LA ŞERÎKE LEH LEHÜL-MÜLKÜ VE LEHÜL-HAMDÜ VE HÜVE A'LÂ KÜLLİ ŞEY'lN KADÎR" söylenir.

    Âyetel-Kürsî ve tesbihlerden sonra dua edilir. Duada erkekler, kolları göğüs hizasına kaldırır, avuçlarını açar, avuç içini gökyüzüne çevirir. Eller birbirine birleştirilmez. Kollar, omuz genişliğinde açık tutulur, dirseklerini fazla bükmez.

    Duadan sonra, (Sübhâne Rabbike...) âyet-i kerîmesi okunup, eller yüze sürülür. Cenaze olduğu zamanda da Âyetel-Kürsi, tesbih ve dua mutlaka yerine getirilmelidir. Yapılmazsa Peygamberimizin önemli bir sünneti terk edilmiş olur.


    Namâzda Ta’dîl-İ Erkân

    İmam-ı Rabbani hazretleri namazda tadil-i erkan ile ilgili olarak 69. mektubunda buyuruyorlarki:

    Kalbin Allahü teâlâ ile olması, bedenin, a’zânın da ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla zînetlenmesi, ne büyük bir ni’metdir. Bu zemânda insanların çoğu nemâz kılmakda gevşek davranıyor. Tumânînete ve ta’dîl-i erkâna ehemmiyyet vermiyorlar. Bunun için, siz sevdiklerime, bu noktayı belirtmeğe mecbûr oldum. İyi dinleyiniz!

    Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”: (En büyük hırsız, kendi nemâzından çalan kimsedir) buyurdu. Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi nemâzından nasıl çalar? diye sordular. (Nemâzın rükü’unu ve secdelerini temâm yapmamakla) buyurdu. Bir def’a da buyurdu ki, (Rükü’da ve secdelerde, belini yerine yerleşdirip biraz durmayan kimsenin nemâzını Allahü teâlâ kabûl etmez).

    Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir kimseyi nemâz kılarken, rükü’unu ve secdelerini temâm yapmadığını görüp, (Sen nemâzlarını böyle kıldığın için, Muhammedin “aleyhissalâtü vesselâm” dîninden başka bir dinde olarak ölmekden korkmuyor musun?) buyurdu.

    Yine buyurdu ki, (Sizlerden biriniz, nemâz kılarken, rükü’dan sonra temâm kalkıp, dik durmadıkca ve ayakda, her uzv yerine yerleşip durmadıkca nemâzı temâm olmaz). Bir kerre de buyurdu ki, (İki secde arasında dik oturmadıkca, nemâzınız temâm olmaz). Birgün Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, birini nemâz kılarken, nemâzın ahkâm ve erkânına riâyet etmediğini, rükü’dan kalkınca, dikilip durmadığını ve iki secde arasında oturmadığını görüp, buyurdu ki, (Eğer nemâzlarını böyle kılarak ölürsen, kıyâmet günü, sana benim ümmetimden demezler).

    Bir başka yerde de buyurdu, (Bu hâl üzere ölürsen, Muhammedin “aleyhisselâm” dîninde olarak ölmemiş olursun). Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Altmış sene, bütün nemâzlarını kılıp da, hiçbir nemâzı kabûl olmıyan kimse, rükü’ ve secdelerini temâm yapmıyan kimsedir). Zeyd ibni Vehb “rahmetullahi teâlâ aleyh” birini nemâz kılarken rükü’ ve secdelerini temâm yapmadığını gördü. Yanına çağırıp, ne kadar zemândır böyle nemâz kılıyorsun, dedi. Kırk sene deyince, sen kırk senedir nemâz kılmamışsın. Ölürsen Muhammed Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünneti [ya’nî şerî’ati] üzere ölmezsin, dedi.

    Taberânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Evsât)ında bildirilmişdir ki, bir mü’min nemâzını güzel kılar, rükü’ ve secdelerini temâm yaparsa, nemâz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o nemâzı göke çıkarır. O nemâz, nemâzı kılmış olana, iyi düâ eder ve sen beni kusûrlu olmakdan koruduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin, der. Nemâz güzel kılınmazsa, siyâh olur. Melekler o nemâzdan iğrenir. Göke götürmezler. O nemâz, kılmış olana, fenâ düâ eder. Sen beni zâyı’ eylediğin, kötü hâle sokduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni zâyı’ eylesin, der.

    O hâlde, nemâzları temâm kılmağa çalışmalı, ta’dîl-i erkânı yapmalı, rükü’u, secdeleri, (Kavme)yi [ya’nî rükü’dan kalkıp dikilmeği] ve (Celse)yi [ya’nî, iki secde arasında oturmağı] iyi yapmalıdır. Başkalarının da kusûrlarını görünce söylemelidir. Din kardeşlerinin nemâzlarını temâm kılmalarına yardım etmelidir. Tumânînet [ya’nî uzvların hareket etmemesi] ve ta’dîl-i erkânın [Bir kerre sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak] yapılmasına çığır açmalıdır. Müslimânların çoğu, bunları yapmak şerefinden mahrûm kalıyor. Bu ni’met, elden çıkmış bulunuyor. Bu ameli meydâna çıkarmak çok mühimdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Unutulmuş bir sünnetimi meydâna çıkarana, yüz şehîd sevâbı verilecekdir).

    Nemâzın beş yerinde, ta’dîl-i erkânı, unutmadığı hâlde, bilerek terk etse, İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre “rahime-hullahü teâlâ”, nemâzı fâsid olur. Tarafeyne göre, fâsid olmaz. Lâkin vâcibin kasden terki dolayısı ile, noksanın cebri için iâde lâzım gelir. Unutarak terk edince (Secde-i sehv) lâzım olur.

    Ta’dil-i erkânın terkinden, yirmialtı kadar zarar vardır;

    1- Fakîrliğe sebeb olur.
    2- Âhıret ulemâsı, ona buğz eder.
    3- Adâletden düşer, şehâdeti makbûl olmaz.
    4- Nemâz kıldığı mekân, kıyâmet gününde aleyhine şehâdet eder.
    5- Bir kimse, ta’dîl-i erkânsız nemâz kılarken biri görüp söylemese günâhkâr olur.
    6- O nemâzın tekrâr kılınması vâcib olur.
    7- Îmânsız ölümüne sebeb olur.
    8- Nemâzın hırsızı olur.
    9- Kıldığı nemâzı, eski bez gibi -yevm-i cezâda- yüzüne vurulur.
    10- Allahü teâlânın merhametinden mahrûm olur.
    11- Allahü teâlâya münacâtda, sû-i edeb etmiş olur.
    12- Nemâzın fazla olan sevâbından mahrûm olur.
    13- Sâir ibâdetlerin sevâbının verilmemesine sebeb olur.
    14- Cehenneme müstehak olur.
    15- Câhiller onu görüp, ta’dîl-i erkânı terk etmelerine sebeb olur. Bunun içindir ki, din adamının günâh işlemesi, dahâ çok azâb çekmesine sebeb olur.
    16- İmâmına muhâlefet etmiş olur.
    17- İntikâlâtda olan sünnetleri terk etmiş olur.
    18- Allahü azîm-üş-şânın gazabına düçâr olur.
    19- Şeytânı sevindirmiş olur.
    20- Cennetden uzak olur.
    21- Cehenneme yakın olur.
    22- Kendi nefsine zulm etmiş olur.
    23- Nefsini mülevves etmiş olur.
    24- Sağında ve solunda olan meleklere eziyyet etmiş olur.
    25- Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” mahzûn etmiş olur.
    26- Bütün mahlûkata zararı dokunur. Zirâ o kimsenin günâhı sebebine, yağmurlar yağmaz, yerde ekinler bitmez ve vaktsiz olarak yağmur yağmış olup, fâide yerine zarar vermiş olur.
    Namaz beş vakittir

    Namaz beş vakit değil mi? Niye üç veya altı vakit diyenler çıkıyor?
    CEVAP
    Peygamber efendimiz bize namazın beş vakit olduğunu bildirdi. 23 sene beş vakit kıldı. Artık başka delil aramak gerekmez. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]

    Nisa suresinin 103. âyetinde, (Namaz, belli vakitlerde farz kılındı) buyurulup, ayrıca, beş vaktin hepsi de diğer âyetlerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” ifadesinin geçmeyişi, kutuplarda ve buralara yakın yerlerde, beş vaktin tamamının teayyün etmemesindendir. (Nimet-i İslam)

    İsra suresinin, (Güneşin kayması anından, gecenin kararmasına kadar ve sabah vakti namaz kıl) mealindeki 78. âyet-i kerimenin aslında geçen, (Dülûk-üş şems) öğle ve ikindi, (Gasak-ıl leyl) akşam ve yatsı namazı, (Fecr) de sabah namazıdır. (Beydavi)

    Kaf suresinin, (Güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece Rabbini tesbih et) mealindeki 39. ve 40. âyet-i kerimesindeki, güneşin doğuşundan önceki sabah namazı, güneşin batışından önceki öğle ve ikindi namazı, geceki de akşam ve yatsı namazıdır. (Beydavi)

    İbni Abbas hazretleri, (Kur’an-ı kerimde beş vakit namazı bildiren âyet hangisi) diye sual edildiğinde, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
    (Akşama girerken, sabaha ererken, gündüzün sonunda ve öğle vaktinde Allah’ı tenzih edin!) [Rum 17,18]
    (Akşama girerken)den maksat, akşam ve yatsı namazı, (sabaha ererken)deki sabah namazı, gündüzün sonundaki, ikindi namazı, öğledeki de, öğle namazıdır. (Celaleyn)

    Nur suresinin 58. âyet-i kerimesinde, (salât-ı fecr = sabah namazı) ve (salât-ı işâ = yatsı namazı) ifadesi açıkça geçmektedir.

    Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyet-i kerimeyi açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)

    Bu âyet-i kerimede, (Namazları ve orta namazı [ikindi namazını] kılın) buyuruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salateyn [iki namaz] denilir. Vusta [orta] namaz ikindi namazı olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz. Çünkü VUSTA NAMAZI hariç 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, orta namaz [ikindi namazı] tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar. Diğer âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz.

    Namazın beş vakit olduğuna dair hadis var mıdır?
    CEVAP
    Pek çoktur. Hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
    (Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cuma’ya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]
    (Beş vakit namaza devam edin!) [Taberani]
    (Beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari]

    (Miraca çıktığım gece, elli vakit namaz farz kılındı. Dönüşte Hz. Musa’yı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, namaz vakitlerinin azaltılması için ricada bulunmamı söyledi. Ben de arzettim. Rabbim beş vakte indirdi.) [Buhari]

    (Birinin evi önünde, bir nehir olsa, günde beş defa bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı) sorusuna, eshab-ı kiram, (Hayır ya Resulallah) dediler. Onlara buyurdu ki:
    (İşte beş vakit namazı kılanların da günahları böyle kalmaz.) [Buhari]

    Peygamber efendimiz, (Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekat veren ve büyük günahlardan sakınan herkese, kıyamette, Cennetin 8 kapısı açılır) buyurup, Nisa suresinin (Nehyolunduğunuz büyük günahlardan kaçarsanız, küçük kusurlarınızı örter, sizi şerefli bir makama yükseltiriz) mealindeki 31. âyet-i kerimesini okudu. (Hakim)

    Kitap ve Sünnet’ten sonraki delil İcma’dır. Peygamber efendimiz, eshab-ı kiram ve onlardan sonra bugüne kadar gelen bütün âlimler, beş vakit namaz kılmış, bu hususta kesin bir icma hasıl olmuştur.
    İslam âlimleri de, beş vakit namazın nasıl kılınacağını kitaplara yazmışlar, böylece Kıyas-ı fukaha ile de namazın beş vakit olduğu sabit olmuştur.
    Namazları vaktin sonunda kılmak uygun mudur?
    CEVAP
    Evinde veya iş yerinde yalnız kılan, her namazı vakti girer girmez, geciktirmeden kılmalıdır! Geciktirirse, son anlarda çıkabilecek maniler sebebiyle acele kılma, tadil-i erkanı terk etme, sünneti kılamama gibi hallere düşülebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Ya Ali, namazı vakti girince, geciktirmeden hemen kıl) [Eşiat-ül-lemeat]
    (Bir zaman gelecek, âmirler, imamlar, namazı öldürecekler, vaktinden sonraya bırakacaklar. Sen, namazını vaktinde kıl!) [Müslim]
    (Allah’ın rızası, vakti girince hemen kılınan namazdadır.) [Tirmizi]

    Bilhassa ikindiyi, akşama 45-50 dakika kalmadan önce kılmış olmalıdır. Daha sonra kılınırsa mekruh olur. Akşamı yarım saatten fazla geçirmeden hemen kılmalıdır. Yatsıyı da gece yarısından sonraya bırakmak mekruh olur.

    Namaz, saatin yanlışlığı, takvimin hatası yüzünden vaktinde kılınmamışsa, vakti çıktıktan sonra kılınmışsa kazası kılınmış olur. Namazı özürsüz kazaya bırakmak ise büyük günahtır.

    Tergibüssalatdaki hadis-i şerifte, (Bir namazı vakti çıkınca [kaza olarak] kılan, 80 hukbe Cehennemde kalır) buyuruldu. Bir hukbe 80 senedir. Bir ahiret günü, bin dünya senesi kadar uzundur. Hiç kaza etmemenin cezası ise elbette çok daha fazladır. Bir farz namazı, vakti çıktıktan sonra kılan, büyük günah işlemiş olur. Yani kaza etmekle, kazaya bırakma günahı affolmaz. Ayrıca tövbe etmesi gerektiği İbni Nüceym hazretlerinin Kebair ve segair kitabında bildiriliyor. Namazı kazaya bırakma tehlikesi yönünden, namazı vakit girer girmez kılmaya çalışmalıdır.
    İkindi namazı kerahet vakti girince kılınır mı?
    CEVAP
    Akşama birkaç saniye kala da kılınır. Namazı özürsüz kazaya bırakmak büyük haramdır.
    İkindi namazının vakti, öğle bitip akşam başlayıncaya kadardır.
    Akşam namazının vakti, yatsı başlayıncaya kadardır.
    Sabah namazının vakti, güneş doğuncaya kadardır.
    Öğle namazının vakti, ikindi başlayıncaya kadardır.

    İkindiyi akşama 15 dakika kala kılmak zorunda kaldığımızda sadece farzını mı kılmak gerekir?
    CEVAP
    Elbette.

    Akşama doğru ikindiyi kılmak caiz midir?
    CEVAP
    Akşama birkaç saniye kalsa bile ikindiyi hemen kılmalı, çünkü namazı kazaya bırakmak haramdır. Özürsüz, ikindiyi akşama 40 dakika kalınca kılmak mekruh olur. Bu kırk dakika içinde kaza da kılınmaz, nafile de kılınmaz, sünnet de kılınmaz. Bir tek o günün ikindisi kılınır.
    Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler

    Namaz kılması haram olan vakitler nelerdir? Ne kadar zaman devam eder?
    CEVAP
    Namaz kılması tahrimen mekruh, olan vakitler üçtür. Bu üç vakitte başlanan farzlar sahih olmaz. Nafileler sahih olursa da, tahrimen mekruh olur. Bu nafileleri bozmalı, başka zamanlarda kaza etmelidir!
    Bu üç vakit; güneş doğarken, batarken ve zevalde ikendir.
    Burada güneşin doğması, (İşrak vakti)ne kadar olan zamandır.
    Zeval vakti, ise öğleye 20 dakika kaladır. Güneşin batması da, bakacak kadar sararmaya başladığı vakitten batıncaya kadar olan zaman demektir. Bu zamanın miktarı 40 dakika ile 45 dakika arasında değişmektedir. Güneş batarken, yalnız o günün ikindinin farzı kılınır. Fakat, ikindiyi bu vakte kadar geciktirmek tahrimen mekruhtur. (İslam Ahlakı)

    Nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler tam dakika olarak ne kadardır?
    CEVAP
    Kesin bir rakam söylenmez. Akşam namazına 45-50 dakika kala denebilir. 40 dan da aşağı inmez. Diğer nafile kılınması mekruh olan vakit de sabah namazı vaktidir. İmsak vaktinden güneş doğuncaya kadardır. Üçüncüsü de güneş doğduktan 50 dakika kadar sonraya kadardır. Bir de öğleye 20 dakika falan kala da kılınmaz. Bu rakamlar % 100 kesin değil birkaç dakika oynar.


    Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde Kur’an-ı kerim okumak, dua etmek veya başka ibadet yapmakta mahzur var mı?
    CEVAP
    Mekruh vakitlerde sadece namaz kılınmaz. Kur’an-ı kerim okumakta, dua etmekte ve başka bir ibadet yapmakta mahzur yoktur. (Dürer)
    Ayakları birleştirmek
    Suâl: Rükü ve secdede ayakları birleştirmek sünnet midir? Sünnet ise nasıl yapılır?
    Cevap: Halebî-i kebîr, Halebî-i sagîr ve Dürr-ül-muhtâr’da, (Rükü’da sünnetlerden birisi de, iki ayağı birbirine bitiştirmektir) buyuruluyor. Maalesef bugün bu sünnet unutulmuştur. Bunun gibi başa kaplama mesh yapmak da unutulmuştur. Sadece başın dörtte biri meshediliyor, yalnız farz yapılıyor, sünnet yapılmıyor.
    Rükü’da ve secdede, ökçe denilen topuklar birleştirilir. Rükü’ya eğilirken sol topuk, sağ topuğun yanına getirilir. Kavmeye kalkarken açılmaz. Topuklar secdede de bitiştirilir. Secde yapıp kıyâma kalkarken açılır.
    Topuk yerine, topuk kemiği de denir. Ba’zıları, topukların yanındaki kemikleri de birleştirmeye kalkıyorlar. Ayaklar birleştirilirken yandaki bu kemikler birleştirilmez. Sadece topuklar birleştirilir. Yandaki bu kemikleri birleştirmek hem yanlıştır, hem de sıkıntı verir. İnsanları sıkıntıya sokmak doğru değildir.
    Sünnet ile farz arasında konuşmak
    Suâl: Sünnet ile farz veya farz ile sünnet arasında konuşmak, duâ etmek, tesbîh çekmek, Kur’ân okumak bid’at midir? Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, câmide, tesbîhini alıp kelime-i tevhîd veya salevât-ı şerîfe okuyamaz mı? Okusa veya konuşsa ne olur?
    Cevap: (Merâkıl-felâh)ın Tahtâvî hâşiyesinin tercümesi olan Ni’met-i İslâm kitâbının (Nâfile Namazlar) kısmında deniyor ki: (Farzla sünnet veya sünnetle farz arasında konuşmak sünneti iskât etmez. Lâkin sünnetin sevâbını azaltır. Alâ kavlin sünnet sâkıt olmakla iâde olunur. Tahrîmeye münâfi olan her amel dahî böyledir, ya’nî konuşmak gibidir.)Aynı ifâde (Dürr-ül-muhtâr)da da vardır. Esah olan kavil, sünnet kabûl olmaz, evvelki sünneti tekrar kılmak lâzımdır. Bu ifâde (Dürr-ül-muhtâr)ın arabî aslının 457, ba’zı baskılarında 711. sayfasındadır. Türkçe tercümesinin de 3. cild 40 ve 41. sayfasındadır. İbni Âbidîn hazretleri, (Dürr-ül-muhtâr)ın ifâdesini açıklarken, her türlü okumaların da bu hükme girdiğini bildirmektedir. Şu hâlde, sünnet ile farz arasında duâ, sûre veya üç ihlâs okumamalıdır. Hele bunu âdet hâline getirmek bid’attır. İbâdetlere ilâve yapmak dîni değiştirmek olur. Hadîs-i şerîfte, (İbâdetleri bizim gibi yapmıyan bizden değildir) buyuruluyor. Peygamber efendimiz nasıl ibâdet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibâdet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilâve edelim) demek, dinde reform olur. Aslâ câiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskât [iptal] edeceği (Bahr-ür-râık)ta da yazılıdır.
    Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, câmiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhîd okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kazâ namazı varsa, kazâ namazı kılar. Kur’ân-ı kerîm okunuyorsa dinler.





+ Yorum Gönder