Konusunu Oylayın.: Vakit namazı ne zamana kadar kılınır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Vakit namazı ne zamana kadar kılınır
  1. 06.Ocak.2013, 22:30
    1
    Misafir

    Vakit namazı ne zamana kadar kılınır






    Vakit namazı ne zamana kadar kılınır Mumsema Vakit namazları ne zamana kadar kılınır Vakit namazlarının ne vakte kadar kılınması gerekmektedir ?


  2. 06.Ocak.2013, 22:30
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Vakit namazları ne zamana kadar kılınır Vakit namazlarının ne vakte kadar kılınması gerekmektedir ?


    Benzer Konular

    - Kuşluk namazı ne zamana kadar kılınır?

    - Teheccüd namazı ne zamana kadar kılınır?

    - Gece namazı ne zamana kadar kılınır

    - Bayram namazı ne zamana kadar kılınır

    - Vitir namazı ne zamana kadar kılınır

  3. 06.Ocak.2013, 22:55
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: vakit namazı ne zamana kadar kılınır




    SABAH NAMAZI VAKTİ VE KILINIŞ ZAMANI
    Vakti: Sabaha karşı doğu tarafında yayılan beyazlık ile göğün etrafında karanlık açıldığı zamandan itibaren başlar ve güneş doğuncaya kadar devam eder. Gökyüzünün doğu tarafında aydınlığın oluşmasına fecr denir; ancak sabah namazı vakti girmeden önceki aydınlanmaya "fecr-i kâzip (yalancı fecr)" adı verilir ki; bu zaman içinde sabah namazı kılınmaz.
    "Fecr-i kâzip" aydınlığı bir süre devam ettikten sonra ortalık tekrar kararır, ardından ikinci kez ufuk aydınlanır; işte buna "fecr-i sâdık (gerçek fecr)" denir. İşte, sabah namazı bundan sonra kılınmaya başlanır, güneşin doğuşuyla birlikte sabah namazının vakti çıkar.
    Sabah namazını, vaktin evvelinde mi yoksa güneşin doğuşuna yakın bir zamanda mı kılmak gerektiği hakkında İslâm âlimleri, değişik hadisleri ölçü alarak, farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Meselâ, Hz. Aişe'nin rivayet ettiği "Rasûlüllah sabah namazını kılarlardı da, mü'minlerden kadınlar "mırt' denen örtüleriyle kapanarak hazır bulunurlar; sonra evlerine dönerlerdi ki, onları kimse tanıyamazdı" hadisini yorumlayan Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî alimleri, kadınların tanınmamasının nedeni olarak karanlığın koyuluğunu kabul ederler; bundan dolayı da sabah namazının efdal vaktinin karanlığın hakim olduğu ilk vakit olduğu kanaatine varırlar. Hanefiler ise, kadınların tanınmamalarının nedeni olarak karanlığı değil, onların bütün vücutlarını kapatmalarını gösterir; bundan dolayı da güneşin doğmasına yakın olan alacakaranlıkta kılınmasının daha faziletli olduğunu kabul ederler. Hanefileri destekler nitelikteki bir diğer hadis de şöyledir: Ebu Berze bildiriyor: "Hz. Peygamber (s.a.s) sabah namazını her birimiz yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman kıldırır, bu namazda altmıştan yüz ayete kadar okurdu..." (Tecrîd-i Sarih, Tercümesi, II, 485). Ancak, hadis-i şerifte dikkat edilmesi gereken bir nokta, altmış ila yüz ayetin okunduğu sabah namazının güneş doğmadan önce tamamlanabilmesi için Hanefilerin dışındaki üç fıkıh ekolünün görüşüne uygun olan karanlıkta başlanması gerekir. Bir başka hadiste de yine Hz. Peygamber'in sabah namazını karanlıkta kıldırdığı rivayet edilmektedir. Bütün bu değişik görüşlerin Hz. Peygamber'in değişik zamanlardaki uygulamalarına uyduğu bir gerçek olduğuna göre, sabah namazını karanlıkta kılmaya başlayıp uzun okuyuşlarla uzatmak ve ortalık ağarırken bitirmek herhalde sünnete en yakın bir tercih olur.

    ÖĞLE NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Öğle namazının başlangıcının, güneşin batıya dönmesi (zevâfi) olduğunda görüş birliği vardır: "Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar geçen zaman içinde, namazları kıl" (el-İsrâ,17/78). Ebû Yusuf, Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre öğle namazı vaktinin sonu, cisimlerin gölgesinin bir misline kadar uzadığı andır. Dayandıkları delil, Cebrâil aleyhisselâm'ın Hz. Peygamber'e imamlık yaparak namaz vakitlerini göstermesidir. Çünkü Cebrâil (a.s) birinci defasında öğle namazını güneşin zevâlinden hemen sonra kıldırmış; ikinci defasında ise, cisimlerin gölgesi bir misli olunca kıldırmıştır. Bununla öğle namazı vaktinin başlangıç ve son sınırlarını belirlemek istemiştir (Tirmizî, Mevâkît, l; Ahmed b. Hanbel, I, 383, III, 330; Ebû Dâvud, Salât, III; Nesâî, Mevâkît, VI, X, XV).

    Ebû Hanîfe'ye göre ise öğle namazı vaktinin sonu, cisimlerin gölgesinin iki katına çıkmasıdır. Delil şu hadistir: "Öğle namazını serin zamana geciktiriniz. Şüphesiz sıcaklığın şiddeti, cehennemin kaynamasındandır" (Buhârî, Mevâkît, 9, 10; Bed'ül-Halk, 10; Ebû Dâvud Salât, IV; Tirmizî, Salât, V; Nesâî, Mevâkît, V). Hz. Peygamberin yaşadığı bölgede sıcağın en şiddetli zamanı, cisimlerin gölgesi bir katına ulaştığı zamandır. Diğer yandan Cebrâil (a.s) ikindi namazını cisimlerin gölgesi iki katına ulaşınca kıldırmıştır (Tirmizî, Mevâkît,1; Ahmed b. Hanbel III, 330).

    Güneş gök yüzünde en yüksek noktaya ulaşınca, dikili cisimlerin gölgesi artık durur. Kısa bir süre için sabit olan bu gölgeye "fey'-i zeval" denir. Güneş batıya dönünce, bu sabit gölge "hariç", dikili cisimlerin gölgesinin bir katına ulaştığı zamana "asr-ı evvel", iki katına ulaştığı zamana ise "asr-ı sani" denir. Çoğunluk İslam hukukçularına göre öğlenin vakti "asr-ı evvel"e kadardır. Güneşin tam tepemize gelip, gölge doğu tarafa doğru uzamaya başladığı vakitten itibaren "güneş tepe noktasında iken mevcut olan gölge hariç ki, buna "fecri zeval" denir, (Her şeyin gölgesinin bir veya iki katı oluncaya kadar devam eden zamandır).
    Ebû Hanife'ye göre gölgenin fey'i zeval hariç- iki katı kadar; îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'e göre ise bir katı kadar olduğu zaman sona erer. Bunun yerine, yurdumuzda ve hemen bütün İslam ülkelerinde, takvimlerde ve ezanlarda İmameynin görüşü esas alınmaktadır. Bu durumda: Öğle namazını, gölgenin bir katı kadar olduğu zaman gelmeden önce. İkindi namazım da gölgenin iki katı olduktan sonra kılmak uygundur. Bununla beraber, her şeyin gölgesi fey'i zeval hariç iki katı oluncaya kadar öğle namazı kılınabileceği gibi, İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammenin görüşlerine göre gölge her şeyin bir katı olduktan sonra ikindi namazı kılınabilir.

    İKİNDİ NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    İkindi Namazı'nın Vakti: Öğle namazının vaktinin çıktığı zamandan, güneşin batışına kadar olan zamandır. Yani her şeyin gölgesi bir veya iki katı olunca öğle namazının vakti çıkar, ikindi namazının vakti girer ve güneş batıncaya kadar devam eder.

    AKŞAM NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Akşam namazının vakti güneşin batma­sıyla başlar, şafağın kaybolacağı zamana kadar sürer.
    Şafak, İmâm-ı Âzam'a göre akşamleyin ufuktaki kızıllıktan/kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktan ibarettir. Ebû Yûsuf, Muhammed ve diğer üç mezhebin imamına göre şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktır. Ebû Hanîfe'nin bu görüşte olduğu rivayeti de vardır. Bu kızıllık kaybolunca ak­şam namazının vakti çıkmış olur.
    Akşam namazının vakti dar olduğu için, bu namazı ilk vaktinde kılmak müstehaptır. Ufuktaki kızıllığın kaybolmasına kadar geciktirmek uygun değildir.
    Akşam namazı vaktinin kızıllığın kaybolmasına kadar devam etmesi, îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'in ve diğer üç mezhep imamının görüşüdür. Kızıllıktan sonra gelen beyazlığın kaybolmasına kadar devam etmesi İmam-ı Azam'ın görüşüdür. Her iki görüşe göre de namaz kılınabilir.

    YATSI NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Yatsı vakti, Hanefîlerde fetvaya esas olan görüşe ve diğer mezheplere göre, batı ufkunda kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve fecr-i sadığın doğmasından biraz önceki zamana kadar devam eder. Delil Abdullah b. Ömer'den nakledilen şu hadistir: "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca yatsı namazını kılmak farzolur" (es-San'ânî, Subulu's-Selam, I,114).

    Diğer yandan yatsı namazı için Tercih edilen vakit, gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar devam eder. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ümmetime zorluk vermesem, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim"(eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, II,11). Enes (r.a), Hz. Peygamber'in yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirip, sonra kıldığını bildirmiştir (eş-Şevkânî, a.g.e., II,12). Hz. Aişe (r.anhâ)'den de şöyle dediği nakledilmiştir. " Hz. Peygamber bir gece yatsı namazını geciktirdi. O kadar ki mescidde bulununlar uyumuştu. Sonra çıkıp namaz kıldı ve şöyle buyurdu: Eğer ümmetime zorluk vermesem bu vakit yatsı namazının vaktidir" BUHARİ

    Vitir namazının başlangıcı yatsı namazından sonradır, vaktinin sonu ise, sabah vakti girmeden hemen öncesine kadar olan zamandır (bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, 313 vd.).



  4. 06.Ocak.2013, 22:55
    2
    Hadimul Müslimin



    SABAH NAMAZI VAKTİ VE KILINIŞ ZAMANI
    Vakti: Sabaha karşı doğu tarafında yayılan beyazlık ile göğün etrafında karanlık açıldığı zamandan itibaren başlar ve güneş doğuncaya kadar devam eder. Gökyüzünün doğu tarafında aydınlığın oluşmasına fecr denir; ancak sabah namazı vakti girmeden önceki aydınlanmaya "fecr-i kâzip (yalancı fecr)" adı verilir ki; bu zaman içinde sabah namazı kılınmaz.
    "Fecr-i kâzip" aydınlığı bir süre devam ettikten sonra ortalık tekrar kararır, ardından ikinci kez ufuk aydınlanır; işte buna "fecr-i sâdık (gerçek fecr)" denir. İşte, sabah namazı bundan sonra kılınmaya başlanır, güneşin doğuşuyla birlikte sabah namazının vakti çıkar.
    Sabah namazını, vaktin evvelinde mi yoksa güneşin doğuşuna yakın bir zamanda mı kılmak gerektiği hakkında İslâm âlimleri, değişik hadisleri ölçü alarak, farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Meselâ, Hz. Aişe'nin rivayet ettiği "Rasûlüllah sabah namazını kılarlardı da, mü'minlerden kadınlar "mırt' denen örtüleriyle kapanarak hazır bulunurlar; sonra evlerine dönerlerdi ki, onları kimse tanıyamazdı" hadisini yorumlayan Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî alimleri, kadınların tanınmamasının nedeni olarak karanlığın koyuluğunu kabul ederler; bundan dolayı da sabah namazının efdal vaktinin karanlığın hakim olduğu ilk vakit olduğu kanaatine varırlar. Hanefiler ise, kadınların tanınmamalarının nedeni olarak karanlığı değil, onların bütün vücutlarını kapatmalarını gösterir; bundan dolayı da güneşin doğmasına yakın olan alacakaranlıkta kılınmasının daha faziletli olduğunu kabul ederler. Hanefileri destekler nitelikteki bir diğer hadis de şöyledir: Ebu Berze bildiriyor: "Hz. Peygamber (s.a.s) sabah namazını her birimiz yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman kıldırır, bu namazda altmıştan yüz ayete kadar okurdu..." (Tecrîd-i Sarih, Tercümesi, II, 485). Ancak, hadis-i şerifte dikkat edilmesi gereken bir nokta, altmış ila yüz ayetin okunduğu sabah namazının güneş doğmadan önce tamamlanabilmesi için Hanefilerin dışındaki üç fıkıh ekolünün görüşüne uygun olan karanlıkta başlanması gerekir. Bir başka hadiste de yine Hz. Peygamber'in sabah namazını karanlıkta kıldırdığı rivayet edilmektedir. Bütün bu değişik görüşlerin Hz. Peygamber'in değişik zamanlardaki uygulamalarına uyduğu bir gerçek olduğuna göre, sabah namazını karanlıkta kılmaya başlayıp uzun okuyuşlarla uzatmak ve ortalık ağarırken bitirmek herhalde sünnete en yakın bir tercih olur.

    ÖĞLE NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Öğle namazının başlangıcının, güneşin batıya dönmesi (zevâfi) olduğunda görüş birliği vardır: "Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar geçen zaman içinde, namazları kıl" (el-İsrâ,17/78). Ebû Yusuf, Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre öğle namazı vaktinin sonu, cisimlerin gölgesinin bir misline kadar uzadığı andır. Dayandıkları delil, Cebrâil aleyhisselâm'ın Hz. Peygamber'e imamlık yaparak namaz vakitlerini göstermesidir. Çünkü Cebrâil (a.s) birinci defasında öğle namazını güneşin zevâlinden hemen sonra kıldırmış; ikinci defasında ise, cisimlerin gölgesi bir misli olunca kıldırmıştır. Bununla öğle namazı vaktinin başlangıç ve son sınırlarını belirlemek istemiştir (Tirmizî, Mevâkît, l; Ahmed b. Hanbel, I, 383, III, 330; Ebû Dâvud, Salât, III; Nesâî, Mevâkît, VI, X, XV).

    Ebû Hanîfe'ye göre ise öğle namazı vaktinin sonu, cisimlerin gölgesinin iki katına çıkmasıdır. Delil şu hadistir: "Öğle namazını serin zamana geciktiriniz. Şüphesiz sıcaklığın şiddeti, cehennemin kaynamasındandır" (Buhârî, Mevâkît, 9, 10; Bed'ül-Halk, 10; Ebû Dâvud Salât, IV; Tirmizî, Salât, V; Nesâî, Mevâkît, V). Hz. Peygamberin yaşadığı bölgede sıcağın en şiddetli zamanı, cisimlerin gölgesi bir katına ulaştığı zamandır. Diğer yandan Cebrâil (a.s) ikindi namazını cisimlerin gölgesi iki katına ulaşınca kıldırmıştır (Tirmizî, Mevâkît,1; Ahmed b. Hanbel III, 330).

    Güneş gök yüzünde en yüksek noktaya ulaşınca, dikili cisimlerin gölgesi artık durur. Kısa bir süre için sabit olan bu gölgeye "fey'-i zeval" denir. Güneş batıya dönünce, bu sabit gölge "hariç", dikili cisimlerin gölgesinin bir katına ulaştığı zamana "asr-ı evvel", iki katına ulaştığı zamana ise "asr-ı sani" denir. Çoğunluk İslam hukukçularına göre öğlenin vakti "asr-ı evvel"e kadardır. Güneşin tam tepemize gelip, gölge doğu tarafa doğru uzamaya başladığı vakitten itibaren "güneş tepe noktasında iken mevcut olan gölge hariç ki, buna "fecri zeval" denir, (Her şeyin gölgesinin bir veya iki katı oluncaya kadar devam eden zamandır).
    Ebû Hanife'ye göre gölgenin fey'i zeval hariç- iki katı kadar; îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'e göre ise bir katı kadar olduğu zaman sona erer. Bunun yerine, yurdumuzda ve hemen bütün İslam ülkelerinde, takvimlerde ve ezanlarda İmameynin görüşü esas alınmaktadır. Bu durumda: Öğle namazını, gölgenin bir katı kadar olduğu zaman gelmeden önce. İkindi namazım da gölgenin iki katı olduktan sonra kılmak uygundur. Bununla beraber, her şeyin gölgesi fey'i zeval hariç iki katı oluncaya kadar öğle namazı kılınabileceği gibi, İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammenin görüşlerine göre gölge her şeyin bir katı olduktan sonra ikindi namazı kılınabilir.

    İKİNDİ NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    İkindi Namazı'nın Vakti: Öğle namazının vaktinin çıktığı zamandan, güneşin batışına kadar olan zamandır. Yani her şeyin gölgesi bir veya iki katı olunca öğle namazının vakti çıkar, ikindi namazının vakti girer ve güneş batıncaya kadar devam eder.

    AKŞAM NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Akşam namazının vakti güneşin batma­sıyla başlar, şafağın kaybolacağı zamana kadar sürer.
    Şafak, İmâm-ı Âzam'a göre akşamleyin ufuktaki kızıllıktan/kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktan ibarettir. Ebû Yûsuf, Muhammed ve diğer üç mezhebin imamına göre şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktır. Ebû Hanîfe'nin bu görüşte olduğu rivayeti de vardır. Bu kızıllık kaybolunca ak­şam namazının vakti çıkmış olur.
    Akşam namazının vakti dar olduğu için, bu namazı ilk vaktinde kılmak müstehaptır. Ufuktaki kızıllığın kaybolmasına kadar geciktirmek uygun değildir.
    Akşam namazı vaktinin kızıllığın kaybolmasına kadar devam etmesi, îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'in ve diğer üç mezhep imamının görüşüdür. Kızıllıktan sonra gelen beyazlığın kaybolmasına kadar devam etmesi İmam-ı Azam'ın görüşüdür. Her iki görüşe göre de namaz kılınabilir.

    YATSI NAMAZI VE KILINIŞ VAKTİ
    Yatsı vakti, Hanefîlerde fetvaya esas olan görüşe ve diğer mezheplere göre, batı ufkunda kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve fecr-i sadığın doğmasından biraz önceki zamana kadar devam eder. Delil Abdullah b. Ömer'den nakledilen şu hadistir: "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca yatsı namazını kılmak farzolur" (es-San'ânî, Subulu's-Selam, I,114).

    Diğer yandan yatsı namazı için Tercih edilen vakit, gecenin üçte biri veya yarısı geçinceye kadar devam eder. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ümmetime zorluk vermesem, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim"(eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, II,11). Enes (r.a), Hz. Peygamber'in yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirip, sonra kıldığını bildirmiştir (eş-Şevkânî, a.g.e., II,12). Hz. Aişe (r.anhâ)'den de şöyle dediği nakledilmiştir. " Hz. Peygamber bir gece yatsı namazını geciktirdi. O kadar ki mescidde bulununlar uyumuştu. Sonra çıkıp namaz kıldı ve şöyle buyurdu: Eğer ümmetime zorluk vermesem bu vakit yatsı namazının vaktidir" BUHARİ

    Vitir namazının başlangıcı yatsı namazından sonradır, vaktinin sonu ise, sabah vakti girmeden hemen öncesine kadar olan zamandır (bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, 313 vd.).






+ Yorum Gönder