Konusunu Oylayın.: Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyarak öğle

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyarak öğle
  1. 23.Aralık.2012, 17:55
    1
    Misafir

    Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyarak öğle






    Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyarak öğle Mumsema Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyarak öğle namazını da kılabilir miyi?


  2. 23.Aralık.2012, 17:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 24.Aralık.2012, 03:48
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Zuhr-i Ahir ve cuma namazı. Ben Hanefiyim, Cuma namazından sonra şafilerle beraber imama uyar




    Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından sonra nafile olarak namaz kıldığı konusunda ihtilaf olmamakla birlikte, bu namazın kaç rekat olduğu konusunda görüş farklılığı bulunmaktadır. Bu namaz, Ebu Hanife'ye göre bir selamla dört, Şâfiî'ye göre iki selamla dört, Ebû Yûsuf'a göre ise dört rekatta bir selam ve iki rekatta bir selam vermek üzere toplam altı rekattır. (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/39; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/451).

    Sahih hadis kaynaklarında yer alan bazı rivayetlerde, Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından sonra dört, bazı rivayetlerde ise iki rekat nafile namaz kıldığı bildirilmektedir
    (Ebû Dâvûd, Salât, 244; İbn Mâce, İkâmetu's-Salât, 95; Buhârî, Cumu'a, 39).
    İbn Teymiyye, İbn Kayyım gibi bazı alimler, konuyla ilgili çeşitli rivayetleri birlikte değerlendirerek, camide kılınırsa dört, evde kılınırsa iki rekat kılınabileceği görüşüne varmışlardır.

    Zikredilen bu rivayetler, Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından önce ve sonra, ismi ne olursa olsun evde ya da camide nafile namaz kıldığını göstermektedir. Bu itibarla, cumadan önce ve sonra kılınan namazlar, Hz. Peygamber (asm)'in uygulamasına dayanmaktadır.

    Son öğle namazı anlamına gelen Zuhr-i âhir namazı, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.

    Şafii mezhebine göre ise, cuma namazı için aranan şartlar gerçekleşmemişse, o günün öğle namazının kılınması gerekmektedir.

    Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle, cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle, zuhr-i ahir namazının veya o günkü öğle namazını kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.

    Bu namazın gerekliliğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazlarının hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bu görüşlerini de, cuma namazının toplanmak ve hutbe irat etmek için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber (asm) ve Hulefa-yi Raşidîn döneminde tek bir yerde cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî'l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû', IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).

    Böyle bir namazın kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, şüpheyle ibadet makbul değildir. Bu itibarla, "Belki cuma namazı sahih olmamıştır." diye zuhr-i ahir veya öğle namazını kılmak doğru olmaz.

    Şöyle ki, Hz. Peygamber (asm) zamanında cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber (asm)'in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.

    Bir yerleşim biriminde bir yerde cuma namazı kılınmaması sebebiyle cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Nitekim, İmam Şafiî Bağdat'a gittiğinde birden fazla yerde cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır.
    (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/544).
    Günümüzde ise, çoğunlukla bir yerleşim biriminde tek camide cuma namazı kılınması
    mümkün olmadığından, birden fazla yerde cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.

    İbadetlerde aslolan, kabul edilmesidir. Hz. Peygamber (asm) Yüce Allâh'ın,

    "Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim."

    buyurduğunu bildirmektedir (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51)

    Başka bir hadislerinde de,

    "Ameller niyetlere göredir." (Buharî, Bed'ü'l-vahy, 1).

    buyurmuşlardır. Bu itibarla cuma namazının kabul olunacağına inanarak kılınması ve bunda şüpheye düşülmemesi gerekir.

    Diğer taraftan, bu namazın ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü (asm) Müslümanları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.

    Bununla birlikte, böyle bir ilave namazı kılmak isteyenlerin kılmalarında da bir sakınca yoktur. Kıldıkları namazın sevabını alırlar. Bu namazları kılmayanların veya bunları kılmayarak, yerine kaza namazı kılanların yaptıkları da yanlış değildir.

    Bu geniş açıklamalardan sonra; Şafi cemaatin ağırlıkta olduğu bir camide cuma namazı kılan bir kişi, dilerse onlara uyarak öğle namazı kılar. Dilerse cemaate uymadan tek başına cumanın son sünnetini kılar.

    Sorularla İslamiyet



  4. 24.Aralık.2012, 03:48
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından sonra nafile olarak namaz kıldığı konusunda ihtilaf olmamakla birlikte, bu namazın kaç rekat olduğu konusunda görüş farklılığı bulunmaktadır. Bu namaz, Ebu Hanife'ye göre bir selamla dört, Şâfiî'ye göre iki selamla dört, Ebû Yûsuf'a göre ise dört rekatta bir selam ve iki rekatta bir selam vermek üzere toplam altı rekattır. (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, II/39; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/451).

    Sahih hadis kaynaklarında yer alan bazı rivayetlerde, Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından sonra dört, bazı rivayetlerde ise iki rekat nafile namaz kıldığı bildirilmektedir
    (Ebû Dâvûd, Salât, 244; İbn Mâce, İkâmetu's-Salât, 95; Buhârî, Cumu'a, 39).
    İbn Teymiyye, İbn Kayyım gibi bazı alimler, konuyla ilgili çeşitli rivayetleri birlikte değerlendirerek, camide kılınırsa dört, evde kılınırsa iki rekat kılınabileceği görüşüne varmışlardır.

    Zikredilen bu rivayetler, Hz. Peygamber (asm)'in cuma namazından önce ve sonra, ismi ne olursa olsun evde ya da camide nafile namaz kıldığını göstermektedir. Bu itibarla, cumadan önce ve sonra kılınan namazlar, Hz. Peygamber (asm)'in uygulamasına dayanmaktadır.

    Son öğle namazı anlamına gelen Zuhr-i âhir namazı, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.

    Şafii mezhebine göre ise, cuma namazı için aranan şartlar gerçekleşmemişse, o günün öğle namazının kılınması gerekmektedir.

    Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle, cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle, zuhr-i ahir namazının veya o günkü öğle namazını kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.

    Bu namazın gerekliliğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazlarının hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bu görüşlerini de, cuma namazının toplanmak ve hutbe irat etmek için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber (asm) ve Hulefa-yi Raşidîn döneminde tek bir yerde cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî'l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû', IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).

    Böyle bir namazın kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, şüpheyle ibadet makbul değildir. Bu itibarla, "Belki cuma namazı sahih olmamıştır." diye zuhr-i ahir veya öğle namazını kılmak doğru olmaz.

    Şöyle ki, Hz. Peygamber (asm) zamanında cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber (asm)'in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.

    Bir yerleşim biriminde bir yerde cuma namazı kılınmaması sebebiyle cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Nitekim, İmam Şafiî Bağdat'a gittiğinde birden fazla yerde cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır.
    (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, I/544).
    Günümüzde ise, çoğunlukla bir yerleşim biriminde tek camide cuma namazı kılınması
    mümkün olmadığından, birden fazla yerde cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.

    İbadetlerde aslolan, kabul edilmesidir. Hz. Peygamber (asm) Yüce Allâh'ın,

    "Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göre muamele ederim."

    buyurduğunu bildirmektedir (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51)

    Başka bir hadislerinde de,

    "Ameller niyetlere göredir." (Buharî, Bed'ü'l-vahy, 1).

    buyurmuşlardır. Bu itibarla cuma namazının kabul olunacağına inanarak kılınması ve bunda şüpheye düşülmemesi gerekir.

    Diğer taraftan, bu namazın ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü (asm) Müslümanları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.

    Bununla birlikte, böyle bir ilave namazı kılmak isteyenlerin kılmalarında da bir sakınca yoktur. Kıldıkları namazın sevabını alırlar. Bu namazları kılmayanların veya bunları kılmayarak, yerine kaza namazı kılanların yaptıkları da yanlış değildir.

    Bu geniş açıklamalardan sonra; Şafi cemaatin ağırlıkta olduğu bir camide cuma namazı kılan bir kişi, dilerse onlara uyarak öğle namazı kılar. Dilerse cemaate uymadan tek başına cumanın son sünnetini kılar.

    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder