Konusunu Oylayın.: Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ?
  1. 08.Nisan.2012, 19:36
    1
    Misafir

    Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ?






    Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ? Mumsema Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ?


  2. 08.Nisan.2012, 19:36
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 09.Nisan.2012, 20:13
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Namazdan sonra müezzinin sesli zikir çekmesi bid'attır ve Osmanlı zamanında uydurulmuştur diyenler var. Doğru mudur ?




    BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı
    Bize Hakem İbn Mübarek haber verip dedi ki, yine bize Amr b. Yahya bilgi vererek şöyle dedi:

    Babam kendi babasından(dedemden) aktararak, dedemin şöyle dediğini söyledi:

    Biz birgün sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud'un evinin kapısı önünde oturup, evden çıkmasını bekleyip, beraberce mescide gidecektik. Derken yanımıza sahabeden Ebu Musa Eş'ari geldi ve 'Ebû Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud henüz evden çıkmadı mı?' diye bize sordu. Kendisine;
    'Hayır, henüz çıkıp gelmedi.' dediler. O da hemen bize katılıp yanımıza oturdu ve o çıkıncaya kadar bekledi. Abdullah b. Mes'ud evden çıkınca hemen hepimiz kalkıp ona doğru yürüdük. Bunun üzerine Ebu Musa Eş'ari, Abdullah b. Mes'ud'a şöyle dedi:

    "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! -Gerçi Allah'a hamdolsun gördüğüm şey hayırdan başka birşey değildi ama- az önce mescidde pek hoşlanmadığım bir durumla karşılaştım."

    Abdullah b. Mes'ud, "Nedir gördüğün?" diye sordu. Ebu Musa Eş'ari de; "Allah ömür verirse göreceksin." dedi ve şöyle devam etti: "Mescitte birtakım kimseler gördüm, hepsi de oturup halkalar oluşturarak namazı bekliyorlar. Her bir halkada ise bir adam ve hepsinin ellerinde çakıl taşları bulunuyor. Halka idarecisi konumundaki adam, etrafında halka oluşturmuş olanlara; "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor; onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar. Bu defa "yüz kere La ilahe illallah deyin" diye komut veriyor; halkadakiler de yüz defa La ilahe illallah diyorlar. Adam yine, "Yüz defa SubhanAllah deyin" diye komut veriyor; onlar da yüz defa SubhanAllah diyorlar."

    Abdullah b. Mes'ud, "Peki ya sen onlara ne söyledin?" diye sorunca Ebu Musa da, "Senin bu konudaki görüşünü ya da emrini beklediğimden onlara herhangi birşey demedim." dedi..

    Abdullah b. Mes'ud da, "Onlara günahlarını saymalarını emrederek, aynı zamanda, günahlarını sayarlarken, bu zikirleri çektikleri gibi sevap alacaklarının garantisini vererek bu konuda onlara emir veremez miydin? Emir verseydin ya!" dedi...

    Abdullah b. Mes'ud daha sonra mescide doğru yoluna devam etti, biz de birlikte gittik. Nihayet bu halkalardan böyle bir halkanın yanına geldiğimizde, Abdullah b. Mes'ud halkanın başına dikilip onlara:

    "Şu yapmakta olduğunuzu gördüğüm bu şey nedir?" diye sordu. Onlar da: "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! Bu elimizdekiler (tesbih yerine kullandığımız) bir tür çakıl taşlarıdır. Bunlarla getirdiğimiz tekbirlerin, tevhid kelimesinin ve SubhanAllah deyişlerimizin sayısını belirliyoruz" dediler.


    Abdullah b. Mes'ud onlara: "Günahlarınızı sayın günahlarınızı! Ben, günahlarınızı sayarken bile sevaplarınızdan hiçbir kaybınızın olmayacağı garantisini size veriyorum. Sizlere yazıklar olsun Ey Muhammed Ümmeti! Ne kadar hızlı bir şekilde helakinizi istiyorsunuz! İşte Peygamberinizin ashabı, henüz birçokları hala hayattalar ve aranızda yaşıyorlar. Onlar böyle sizin yaptığınız gibi yapıyorlar mı? İşte Rasulullah(sas)'ın giysileri; henüz yıpranmış, eskimiş değiller.İşte kullandığı kap kaçak ve eşyası, henüz kırılıp dökülmüş değiller.Bunların hiçbirisinde bir değişiklik olmadığı haldesiz bu değişikliği nereden aldınız?

    Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mutlaka siz ya Hz.Muhammed'in dininden daha üstün ve daha doğru bir din üzeresiniz ya da siz gerçekten yeni bir sapıklığın kapısını çalıyorsunuz!" dedi...


    Bu uyarı üzerine onlar: "Ey Ebu Abdurrahman! Allah adına yemin olsun ki, amacımız hayırdan başka birşey değil, yanlış birşey yapmıyoruz." dediklerinde, Abdullah b. Mes'ud onlara şöyle seslendi:

    "NİCE HAYIR İŞLEME ARZUSUNU YAŞAYANLAR VAR Kİ, BU ARZU İLE YAPTIKLARI İŞTEN KENDİLERİNE HİÇBİR İYİLİK/SEVAP ASLA İSABET ETMEYECEKTİR! Doğrusu Allah Rasulü(sas) bize şöyle buyurmuştu:'Muhakkak birtakım kimseler Kur'an okuyacaklar ve fakat Kur'an onların köprücük kemiklerinden/boğazlarından aşağıya gönüllerine/kalplerine tesir etmeyecek!' Allah'a yemin olsun ki belki de çoğunuz onlardan olacaksınız!" dedi ve sonra başlarından ayrılıp uzaklaştı...


    Amr b. Yahya'nın dedesi Amr b. Seleme bu hadisi aktardıktan sonra şöyle konuştu:

    "Bu halkalarda zikir yapan insanların hemen neredeyse bütününü, Nehrevan olayında Hz.Ali'ye karşı savaşan Haricilerle birlikte hareket ettiklerini gördük."
    (Nehrevan: Bağdat ile Vasıt arasında bir yerin adıdır. Hz. Ali ile Hariciler arasında bu bölgede hicrî 37 ya da 38 yılında savaş olmuş ve bu savaşta Hz. Ali, Haricileri yenmişti. Bu bakımdan bu bölge şöhret bulmuştur.)




    (Hadisin tamamı için: Darimî; Taberânî(kısa olarak ele almış); Müslim; İbn Mace; Ahmed b. Hanbel)
    gördüğünüz gib toplu tesbihat ashabın şiddetle karşı çıktığı bir bidattır


  4. 09.Nisan.2012, 20:13
    2
    âb ü kil



    BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı
    Bize Hakem İbn Mübarek haber verip dedi ki, yine bize Amr b. Yahya bilgi vererek şöyle dedi:

    Babam kendi babasından(dedemden) aktararak, dedemin şöyle dediğini söyledi:

    Biz birgün sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud'un evinin kapısı önünde oturup, evden çıkmasını bekleyip, beraberce mescide gidecektik. Derken yanımıza sahabeden Ebu Musa Eş'ari geldi ve 'Ebû Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud henüz evden çıkmadı mı?' diye bize sordu. Kendisine;
    'Hayır, henüz çıkıp gelmedi.' dediler. O da hemen bize katılıp yanımıza oturdu ve o çıkıncaya kadar bekledi. Abdullah b. Mes'ud evden çıkınca hemen hepimiz kalkıp ona doğru yürüdük. Bunun üzerine Ebu Musa Eş'ari, Abdullah b. Mes'ud'a şöyle dedi:

    "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! -Gerçi Allah'a hamdolsun gördüğüm şey hayırdan başka birşey değildi ama- az önce mescidde pek hoşlanmadığım bir durumla karşılaştım."

    Abdullah b. Mes'ud, "Nedir gördüğün?" diye sordu. Ebu Musa Eş'ari de; "Allah ömür verirse göreceksin." dedi ve şöyle devam etti: "Mescitte birtakım kimseler gördüm, hepsi de oturup halkalar oluşturarak namazı bekliyorlar. Her bir halkada ise bir adam ve hepsinin ellerinde çakıl taşları bulunuyor. Halka idarecisi konumundaki adam, etrafında halka oluşturmuş olanlara; "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor; onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar. Bu defa "yüz kere La ilahe illallah deyin" diye komut veriyor; halkadakiler de yüz defa La ilahe illallah diyorlar. Adam yine, "Yüz defa SubhanAllah deyin" diye komut veriyor; onlar da yüz defa SubhanAllah diyorlar."

    Abdullah b. Mes'ud, "Peki ya sen onlara ne söyledin?" diye sorunca Ebu Musa da, "Senin bu konudaki görüşünü ya da emrini beklediğimden onlara herhangi birşey demedim." dedi..

    Abdullah b. Mes'ud da, "Onlara günahlarını saymalarını emrederek, aynı zamanda, günahlarını sayarlarken, bu zikirleri çektikleri gibi sevap alacaklarının garantisini vererek bu konuda onlara emir veremez miydin? Emir verseydin ya!" dedi...

    Abdullah b. Mes'ud daha sonra mescide doğru yoluna devam etti, biz de birlikte gittik. Nihayet bu halkalardan böyle bir halkanın yanına geldiğimizde, Abdullah b. Mes'ud halkanın başına dikilip onlara:

    "Şu yapmakta olduğunuzu gördüğüm bu şey nedir?" diye sordu. Onlar da: "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! Bu elimizdekiler (tesbih yerine kullandığımız) bir tür çakıl taşlarıdır. Bunlarla getirdiğimiz tekbirlerin, tevhid kelimesinin ve SubhanAllah deyişlerimizin sayısını belirliyoruz" dediler.


    Abdullah b. Mes'ud onlara: "Günahlarınızı sayın günahlarınızı! Ben, günahlarınızı sayarken bile sevaplarınızdan hiçbir kaybınızın olmayacağı garantisini size veriyorum. Sizlere yazıklar olsun Ey Muhammed Ümmeti! Ne kadar hızlı bir şekilde helakinizi istiyorsunuz! İşte Peygamberinizin ashabı, henüz birçokları hala hayattalar ve aranızda yaşıyorlar. Onlar böyle sizin yaptığınız gibi yapıyorlar mı? İşte Rasulullah(sas)'ın giysileri; henüz yıpranmış, eskimiş değiller.İşte kullandığı kap kaçak ve eşyası, henüz kırılıp dökülmüş değiller.Bunların hiçbirisinde bir değişiklik olmadığı haldesiz bu değişikliği nereden aldınız?

    Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mutlaka siz ya Hz.Muhammed'in dininden daha üstün ve daha doğru bir din üzeresiniz ya da siz gerçekten yeni bir sapıklığın kapısını çalıyorsunuz!" dedi...


    Bu uyarı üzerine onlar: "Ey Ebu Abdurrahman! Allah adına yemin olsun ki, amacımız hayırdan başka birşey değil, yanlış birşey yapmıyoruz." dediklerinde, Abdullah b. Mes'ud onlara şöyle seslendi:

    "NİCE HAYIR İŞLEME ARZUSUNU YAŞAYANLAR VAR Kİ, BU ARZU İLE YAPTIKLARI İŞTEN KENDİLERİNE HİÇBİR İYİLİK/SEVAP ASLA İSABET ETMEYECEKTİR! Doğrusu Allah Rasulü(sas) bize şöyle buyurmuştu:'Muhakkak birtakım kimseler Kur'an okuyacaklar ve fakat Kur'an onların köprücük kemiklerinden/boğazlarından aşağıya gönüllerine/kalplerine tesir etmeyecek!' Allah'a yemin olsun ki belki de çoğunuz onlardan olacaksınız!" dedi ve sonra başlarından ayrılıp uzaklaştı...


    Amr b. Yahya'nın dedesi Amr b. Seleme bu hadisi aktardıktan sonra şöyle konuştu:

    "Bu halkalarda zikir yapan insanların hemen neredeyse bütününü, Nehrevan olayında Hz.Ali'ye karşı savaşan Haricilerle birlikte hareket ettiklerini gördük."
    (Nehrevan: Bağdat ile Vasıt arasında bir yerin adıdır. Hz. Ali ile Hariciler arasında bu bölgede hicrî 37 ya da 38 yılında savaş olmuş ve bu savaşta Hz. Ali, Haricileri yenmişti. Bu bakımdan bu bölge şöhret bulmuştur.)




    (Hadisin tamamı için: Darimî; Taberânî(kısa olarak ele almış); Müslim; İbn Mace; Ahmed b. Hanbel)
    gördüğünüz gib toplu tesbihat ashabın şiddetle karşı çıktığı bir bidattır





+ Yorum Gönder