Konusunu Oylayın.: Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?
  1. 19.Şubat.2012, 20:54
    1
    Misafir

    Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?






    Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz? Mumsema Şafii ımamana göre namaz nasıl kılınır Şafii mezhebine göre namazın nasıl kılındığını anlatır mısınız ?


  2. 19.Şubat.2012, 20:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Kasım.2013, 15:54
    2
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?




    Şafii namazı ayrıntılı şekilde

    NAMAZ'IN SIHHATİNİN ŞARTLARI 2
    1. Taharet 2
    2. Vaktin Girdiğini Bilmek. 2
    Vaktin Bilinmesinin Keyfiyeti 2
    Vaktin Dışında Kılınan Namazın Hükmü. 3
    3. Setr-i Avret 3
    Kadın'ın Avret Yerlerine Bakmayı Caiz Kılan Hususlar 3
    4. İstikbâl-i Kıble (Kıbleye Yönelmek) 4
    istikbâl-i Kıble'nin Teşrî Kılınışı 4
    Kıble'ye Yönelme'nin Keyfiyeti 4
    Namaz'ın Keyfiyeti ve Rekât Sayısı 4
    NAMAZ'IN SIHHATİNİN ŞARTLARI

    Birşeyin şartı, onun varlığına temel teşkil eden şeydir. Ancak o şart, hiçbir zaman meşrutun bir parçası değildir. Buna misal olarak bitkileri ele alabiliriz. Bitkinin yeryüzünde varolabilmesi için yağmur şarttır. Fakat yağmur, bitkinin bir parçası değildir. O halde yağmur, bitkinin varlığı için şarttır. İmam Şafii'ye göre namaz'ın sahih olmasının şartlan şu dört şeyde toplanır.

    1. Taharet

    Daha önce Taharet bahsinde taharetin anlamını belirtmiştik. Taharetin birçok çeşidi vardır. Namaz'ın sahih olması için onların ta*mamının olması şarttır. Bunlar aşağıda zikredilmiştir:
    a. Beden, hadesten temiz olmalıdır.
    Öyleyse abdesti olmayanın namazı sahih olmaz. Bu abdestsizlik, ister küçük hades'ten (abdestsizlikten), ister büyük hades'ten (cünüplükten) olsun hüküm aynıdır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Taharetsiz hiçbir namaz kabul edilmez.[1]
    b. Beden, necasetten temiz olmalıdır.
    Necasetin ne olduğunu ve çeşitlerini Taharet bahsinde anlatmıştık. Bunun delili Hz. Peygamber'in, kabirlerinde azap gören iki kişi hakkındaki şu hadîsidir:
    Onlardan biri de sidikten sakınmazdı.[2]
    Diğer necasetler de sidik gibidir. Hz. Peygamber, Fatıma binti Ebî Hubeyş'e şöyle demiştir:
    Hayız gördüğünde namazı bırak. Hayız kesildikten sonra yıkan ve namazını kıl.[3]
    c. Elbiselerin necasetten temiz olması
    Sadece bedenin necasetten temiz olması yeterli değildir. Bedende bulunan elbiselerin de bütün necasetlerden temiz olması gerekir. Bunun delili de 'Elbiseni temizle1 (Müddessir/4) ayetidir. Ebu Hüreyre şöyle riva*yet ediyor: Havle binti Yesar, Hz. Peygamber'e gelerek şöyle dedi:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir tane elbisem var, o sırtımda iken hayız görüyorum, ne yapayım?
    - Hayızdan kesildiğin zaman elbiseni yıka ve namazını kıl.
    - Yıkamakla kan çıkmazsa, o zaman ne yapayım?
    - Kanı yıkaman yeterli, izinin kalması zarar vermez.[4]
    d. Mekân, necasetten temiz olmalıdır.
    Mekândan maksat, musallinin namaz kıldığı yerdir. Mekâna, ayakların bastığı ve secde edilen yer de dahildir. Buraların da namaz esnasında necasetten temiz olması gerekir. Bedene dokunmadığı müddetçe necasetin varlığı zarar vermez. Bunun delili, bedevinin mescide bevlettiği zaman Hz. Peygamber'in 'Onun üzerine su dökün'[5] demesidir. Ayrıca mekânı, elbiseye de kıyas ediyoruz. Çünkü mekân da elbise gibi, namaz kılanın bedenine temas etmektedir.

    2. Vaktin Girdiğini Bilmek

    Daha önce her farz namazın belli bir vakti olduğunu ve namazın o vakitte kılınmasının farz olduğunu söylemiştik. Ancak namazın vaktinde kılınması da yeterli değildir. Namaz kılan kişinin namaza başlamadan
    önce vaktin girdiğini de bilmesi gerekir. Bu bakımdan vaktin girdiğini bilmeyen kimsenin namazı -vaktinde kılsa dahi- sahih olmaz.

    Vaktin Bilinmesinin Keyfiyeti

    Namaz vaktinin girdiği şu üç şeyle bilinir:
    a. Kesin ilim
    Güneşin battığını görmek gibi şeyler.
    b. İctihad
    Gölge gibi birtakım zannî delillere dayanarak vaktin girdiğini takdir etmek.
    c. Taklid
    Namaz vaktini ve vaktin girdiğini gösteren delilleri, kesin ilim veya ic*tihad ile bilmeyen kimsenin, namaz vaktini kesin ilim veya ictihad ile bi*len kimseyi taklid etmesidir.
    Vaktin Dışında Kılınan Namazın Hükmü

    Namaz kılan kişi namazı vaktinden önce kıldığını anlarsa, namaz sa*hih olmaz; tekrar kılınması farzdır. İster ilme, ister içtihada, isterse de tahmine dayansın hüküm değişmez
    .
    3. Setr-i Avret

    Setr-i avret, namazın sahih olma şartlarının üçüncüsüdür. .Setr-i avret ve setr-i avret'in sınırları şöyledir:
    a. Avret
    Şer'an örtülmesi vacib olan veya bakılması haram olan bedenin par*çasına avret denir.
    b. Namaz'da avretin sının
    Erkek için avret'in sının, göbekle diz kapaklan arasıdır. Bu nedenle namazda göbekle diz kapaklarının arası kapatılmalıdır. Kadın için avret'in sınırı ise, eller ve yüz hariç bütün bedendir. Dolayısıyla namazda bütün bedenin örtülmesi vacibdir.
    Ey Ademoğulları! Her mesci(de gidişiniz)de süs(lü, güzel elbise*lerinizi (üzerinize) alın. (A'raf/31)
    İbn Abbas A'raf/31 ayetindeki sürten (=zînet) maksadın, namazdaki elbiseler olduğunu söylemiştir.[6]
    Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hayız gören ve bâliğa olan bir kadının namazı, ancak başını örtmesiyle sahih ve makbul olur'.[7]
    Madem ki başın örtülmesi farzdır, bedenin diğer yerlerinin örtülmesi haydi haydi farz olur.
    c. Avret'in namaz dışındaki sının
    Erkek için namaz dışındaki avret'in sınırı, erkeklere ve mahrem olan kadınlara karşı göbek ile diz kapakları arasıdır. Mahrem olmayan kadınlar için erkeğin elleri ve yüzü hariç bütün bedeni avret'tir.[8]
    Yabancı kadının, yabancı erkeğin elleri ve yüzü hariç bedeninin diğer yerlerine bakması caiz değildir. Eğer şehvetle olursa erkeğin yüzüne bakması da haram olur.
    Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.
    (Nûr/31)
    Kadın'ın avret sınırı, müslüman kadınların arasında olduğunda göbek ile di* kapaklan arasıdır. Kâfir kadınların yanında ise, zaruret sebebiyle açılan yerler hariç bütün bedeni avrettir ve örtülmesi gerekir. Mahrem olan erkeklerin yanında kadının avret sınırı ise, göbek ile diz kapakları arasıdır. Bu bakımdan kadın, mahremi olan erkeklerin yanında fitneden emin olmak şartıyla diğer yerlerini örtmeyebilir.
    Zînetlerini kimseye göstermesinler, ancak kocalarına veya babalarına veya kocalarının babalarına veya kendi oğullarına veya kocalarının (başka kadından olan) oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kızkardeşlerinin oğullarına veya müslüman kadınlara gösterebilirler. (NÛr/31)
    Bu ayetteki zînet, zînetin takıldığı göbeğin üst tarafı ile diz kapakların altıyla tefsir edilmiştir.
    Kadının, yabancı erkekler yanında bütün bedeni avret'tir. Bu nedenle yabancıların yanında bedeninden herhangibir yeri ancak mazeret sebebiyle açabilir. Yabancı erkeklerin de kadının herhangibir yerine bakmaları haramdır.
    Mü'min erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da ko*rumalarını söyle. (NÛr/30)
    Hz. Aişe şöyle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber sabah namazını kıldırırken kadınlar da bulunurdu. Namaz kılındıktan sonra kadınlar elbi*selerine bürünerek evlerine dönerlerdi. Onları hiç kimse tanımazdı".[9]

    Kadın'ın Avret Yerlerine Bakmayı Caiz Kılan Hususlar

    a. Nikâh
    Evlenmek için bir kıza talip olunduğunda kızın ellerine ve yüzüne bakılabilir. Bu husus Nikâh bahsinde incelenecektir.
    b. Şahitlik
    Şahitlik esnasında kadın'ın yüzüne bakmak gerekiyorsa bakılabilir.
    c. Tedavi
    Doktorun, hastalığı teşhis ve tedavi etmek amacıyla kadm'ın avret yerlerini -gerektiği kadarıyla- açması ve bakması caizdir.
    Cabir b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre, Ümmü Seleme Hz. Peygamber' den kendisine hacamat yaptırmak için izin istemiş ve Hz. Peygamber de Ebu Taybe'ye ona hacamat yapması için emir vermiştir.[10]
    Bir kadın doktor bulunamadığı takdirde, teşhis ve tedavi esnasında kadın'ın yanında kocasının veya mahremlerinden birinin bulunması şarttır. Kadın veya erkek müslüman doktor bulunduğu takdirde de başka doktorlara gidilemez.

    4. İstikbâl-i Kıble (Kıbleye Yönelmek)

    Bu şart, namazın sahih olmasının dördüncü şartıdır. Kıbldâen mak*sat, Kabe'dir. Bu bakımdan yüzü Kabe'ye döndürmek şarttır. Kabe'ye yö*nelmenin vacib olduğunun delili şu ayettir:
    Yüzünü Mescid-i Haram tarafına döndür. Nerede olursanız olun yü*zünüzü o tarafa çevirin. (Bakara/150) Hz. Peygamber de namaz kılmayı öğrettiği kişiye şöyle demiştir:
    Namaz'a kalktığın zaman abdestini tam aldıktan sonra kıble'ye yönel ve tekbir al.[11]
    Yukarıda geçen ayetteki Mescid-i .Haram'dan ve hadîsteki kıbldden maksat Kabe'dir.

    istikbâl-i Kıble'nin Teşrî Kılınışı

    Berâ b. Âzib şöyle demektedir: Hz. Peygamber ile beraber 16 ay Beyt'ul-Makdis'e doğru namaz kıldım. Nihayet Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: 'Biz senin çok kere yüzünün semaya çevrildiğini görüyoruz. Kesinlikle seni razı olacağın bir kıble'ye (Kabe'ye) döndüreceğiz. O halde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!1 (Bakara/144)[12]
    Bunun üzerine Hz. Peygamber Kabe'ye doğru yöneldi. Kabe'ye yö*nelmenin teşrî kılınması, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicret edişinin ilk dönemlerine rastlar.

    Kıble'ye Yönelme'nin Keyfiyeti

    Namaz kılan kimse ya Kabe'yi görecek kadar yakın olur veya göre*meyecek kadar uzak olur. Kabe'ye yakın olan kimsenin, bizzat Kabe'ye yönelmesi farzdır. Kabe'den uzak olan kimsenin ise, kesin delillerle Kabe'ye yönelmesi farzdır. Kabe'den uzak olan kimsenin, kesin delillerle Kabe'ye yönelme imkânı yoksa, zannî delillerle Kabe'ye yönelmeye gayret etmesi farzdır.

    Namaz'ın Keyfiyeti ve Rekât Sayısı

    Allah Teâlâ namazı müslümanlara farz kıldığında Cebrail -daha önce de zikredildiği gibi- Hz. Peygamber'e gelerek namaz vakitlerinin baglan sonunu ve rekât sayılarını öğretti. Bunlar şöyledir:
    Sabah Namazı
    Sabah namazı iki rekâttır, iki kıyam ve bir teşehhüd ile kılınır.
    Öğle Namazı
    Öğle namazı dört rekâttır, iki teşehhüd ile kılınır. İlk teşehhüd ikinci rekâtın, ikinci teşehhüd ise namazın sonundadır.
    İkindi Namazı
    İkindi namazı dört rekâttır, öğle namazı gibi kılınır
    Akşam namazı üç rekâttır ve iki teşehhüd'le kılınır. İlk teşehhüd ikinci rekâtın sonunda, ikinci teşehhüd ise üçüncü rekâtın sonundadır.
    Yatsı Namazı
    Yatsı namazı dört rekâttır. Öğle ve ikindi namazları gibi kılınır.




    [1] Müslim/224

    [2] Buharî/215; Müslim/292

    [3] Buharî/266; Müslim/333

    [4] Ebu Dâvud/365

    [5] Buharî/217


    [6] Muğnî, 1/184

    [7] Tirmizî/277 (Tirmizî hasen demiştir)

    [8] Bunun delili Ummü Seleme'nin rivayet ettiği şu hadîstir: "Ben ve Meymûne Hz. Peygamber'İn yanında bulunuyorduk. İbn Ürami Mektum çıkageldi. Bu olay biz örtünmeklc emrolunduktan sonra olmuştu. Hz. Peygamber bize 'Örtünüzü alın' dedi. Biz 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bu zat âma değil mi? Bizi görmüyor ve tanımıyor' dedik. Hz. Peygamber 'O âma İse siz de mi âmâsınız? Siz onu görmüyor musunuz' dedi". Ebu Dâvud/4112; Tİrmizî/2778. (Tirmizî hadîsin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.)

    [9] Buharî/365


    [10] Müslim/2206

    [11] Buharı/5897; Müslim/397

    [12] Buharî/390; Müslim/525


  4. 21.Kasım.2013, 15:54
    2
    Üye



    Şafii namazı ayrıntılı şekilde

    NAMAZ'IN SIHHATİNİN ŞARTLARI 2
    1. Taharet 2
    2. Vaktin Girdiğini Bilmek. 2
    Vaktin Bilinmesinin Keyfiyeti 2
    Vaktin Dışında Kılınan Namazın Hükmü. 3
    3. Setr-i Avret 3
    Kadın'ın Avret Yerlerine Bakmayı Caiz Kılan Hususlar 3
    4. İstikbâl-i Kıble (Kıbleye Yönelmek) 4
    istikbâl-i Kıble'nin Teşrî Kılınışı 4
    Kıble'ye Yönelme'nin Keyfiyeti 4
    Namaz'ın Keyfiyeti ve Rekât Sayısı 4
    NAMAZ'IN SIHHATİNİN ŞARTLARI

    Birşeyin şartı, onun varlığına temel teşkil eden şeydir. Ancak o şart, hiçbir zaman meşrutun bir parçası değildir. Buna misal olarak bitkileri ele alabiliriz. Bitkinin yeryüzünde varolabilmesi için yağmur şarttır. Fakat yağmur, bitkinin bir parçası değildir. O halde yağmur, bitkinin varlığı için şarttır. İmam Şafii'ye göre namaz'ın sahih olmasının şartlan şu dört şeyde toplanır.

    1. Taharet

    Daha önce Taharet bahsinde taharetin anlamını belirtmiştik. Taharetin birçok çeşidi vardır. Namaz'ın sahih olması için onların ta*mamının olması şarttır. Bunlar aşağıda zikredilmiştir:
    a. Beden, hadesten temiz olmalıdır.
    Öyleyse abdesti olmayanın namazı sahih olmaz. Bu abdestsizlik, ister küçük hades'ten (abdestsizlikten), ister büyük hades'ten (cünüplükten) olsun hüküm aynıdır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Taharetsiz hiçbir namaz kabul edilmez.[1]
    b. Beden, necasetten temiz olmalıdır.
    Necasetin ne olduğunu ve çeşitlerini Taharet bahsinde anlatmıştık. Bunun delili Hz. Peygamber'in, kabirlerinde azap gören iki kişi hakkındaki şu hadîsidir:
    Onlardan biri de sidikten sakınmazdı.[2]
    Diğer necasetler de sidik gibidir. Hz. Peygamber, Fatıma binti Ebî Hubeyş'e şöyle demiştir:
    Hayız gördüğünde namazı bırak. Hayız kesildikten sonra yıkan ve namazını kıl.[3]
    c. Elbiselerin necasetten temiz olması
    Sadece bedenin necasetten temiz olması yeterli değildir. Bedende bulunan elbiselerin de bütün necasetlerden temiz olması gerekir. Bunun delili de 'Elbiseni temizle1 (Müddessir/4) ayetidir. Ebu Hüreyre şöyle riva*yet ediyor: Havle binti Yesar, Hz. Peygamber'e gelerek şöyle dedi:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir tane elbisem var, o sırtımda iken hayız görüyorum, ne yapayım?
    - Hayızdan kesildiğin zaman elbiseni yıka ve namazını kıl.
    - Yıkamakla kan çıkmazsa, o zaman ne yapayım?
    - Kanı yıkaman yeterli, izinin kalması zarar vermez.[4]
    d. Mekân, necasetten temiz olmalıdır.
    Mekândan maksat, musallinin namaz kıldığı yerdir. Mekâna, ayakların bastığı ve secde edilen yer de dahildir. Buraların da namaz esnasında necasetten temiz olması gerekir. Bedene dokunmadığı müddetçe necasetin varlığı zarar vermez. Bunun delili, bedevinin mescide bevlettiği zaman Hz. Peygamber'in 'Onun üzerine su dökün'[5] demesidir. Ayrıca mekânı, elbiseye de kıyas ediyoruz. Çünkü mekân da elbise gibi, namaz kılanın bedenine temas etmektedir.

    2. Vaktin Girdiğini Bilmek

    Daha önce her farz namazın belli bir vakti olduğunu ve namazın o vakitte kılınmasının farz olduğunu söylemiştik. Ancak namazın vaktinde kılınması da yeterli değildir. Namaz kılan kişinin namaza başlamadan
    önce vaktin girdiğini de bilmesi gerekir. Bu bakımdan vaktin girdiğini bilmeyen kimsenin namazı -vaktinde kılsa dahi- sahih olmaz.

    Vaktin Bilinmesinin Keyfiyeti

    Namaz vaktinin girdiği şu üç şeyle bilinir:
    a. Kesin ilim
    Güneşin battığını görmek gibi şeyler.
    b. İctihad
    Gölge gibi birtakım zannî delillere dayanarak vaktin girdiğini takdir etmek.
    c. Taklid
    Namaz vaktini ve vaktin girdiğini gösteren delilleri, kesin ilim veya ic*tihad ile bilmeyen kimsenin, namaz vaktini kesin ilim veya ictihad ile bi*len kimseyi taklid etmesidir.
    Vaktin Dışında Kılınan Namazın Hükmü

    Namaz kılan kişi namazı vaktinden önce kıldığını anlarsa, namaz sa*hih olmaz; tekrar kılınması farzdır. İster ilme, ister içtihada, isterse de tahmine dayansın hüküm değişmez
    .
    3. Setr-i Avret

    Setr-i avret, namazın sahih olma şartlarının üçüncüsüdür. .Setr-i avret ve setr-i avret'in sınırları şöyledir:
    a. Avret
    Şer'an örtülmesi vacib olan veya bakılması haram olan bedenin par*çasına avret denir.
    b. Namaz'da avretin sının
    Erkek için avret'in sının, göbekle diz kapaklan arasıdır. Bu nedenle namazda göbekle diz kapaklarının arası kapatılmalıdır. Kadın için avret'in sınırı ise, eller ve yüz hariç bütün bedendir. Dolayısıyla namazda bütün bedenin örtülmesi vacibdir.
    Ey Ademoğulları! Her mesci(de gidişiniz)de süs(lü, güzel elbise*lerinizi (üzerinize) alın. (A'raf/31)
    İbn Abbas A'raf/31 ayetindeki sürten (=zînet) maksadın, namazdaki elbiseler olduğunu söylemiştir.[6]
    Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hayız gören ve bâliğa olan bir kadının namazı, ancak başını örtmesiyle sahih ve makbul olur'.[7]
    Madem ki başın örtülmesi farzdır, bedenin diğer yerlerinin örtülmesi haydi haydi farz olur.
    c. Avret'in namaz dışındaki sının
    Erkek için namaz dışındaki avret'in sınırı, erkeklere ve mahrem olan kadınlara karşı göbek ile diz kapakları arasıdır. Mahrem olmayan kadınlar için erkeğin elleri ve yüzü hariç bütün bedeni avret'tir.[8]
    Yabancı kadının, yabancı erkeğin elleri ve yüzü hariç bedeninin diğer yerlerine bakması caiz değildir. Eğer şehvetle olursa erkeğin yüzüne bakması da haram olur.
    Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.
    (Nûr/31)
    Kadın'ın avret sınırı, müslüman kadınların arasında olduğunda göbek ile di* kapaklan arasıdır. Kâfir kadınların yanında ise, zaruret sebebiyle açılan yerler hariç bütün bedeni avrettir ve örtülmesi gerekir. Mahrem olan erkeklerin yanında kadının avret sınırı ise, göbek ile diz kapakları arasıdır. Bu bakımdan kadın, mahremi olan erkeklerin yanında fitneden emin olmak şartıyla diğer yerlerini örtmeyebilir.
    Zînetlerini kimseye göstermesinler, ancak kocalarına veya babalarına veya kocalarının babalarına veya kendi oğullarına veya kocalarının (başka kadından olan) oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kızkardeşlerinin oğullarına veya müslüman kadınlara gösterebilirler. (NÛr/31)
    Bu ayetteki zînet, zînetin takıldığı göbeğin üst tarafı ile diz kapakların altıyla tefsir edilmiştir.
    Kadının, yabancı erkekler yanında bütün bedeni avret'tir. Bu nedenle yabancıların yanında bedeninden herhangibir yeri ancak mazeret sebebiyle açabilir. Yabancı erkeklerin de kadının herhangibir yerine bakmaları haramdır.
    Mü'min erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da ko*rumalarını söyle. (NÛr/30)
    Hz. Aişe şöyle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber sabah namazını kıldırırken kadınlar da bulunurdu. Namaz kılındıktan sonra kadınlar elbi*selerine bürünerek evlerine dönerlerdi. Onları hiç kimse tanımazdı".[9]

    Kadın'ın Avret Yerlerine Bakmayı Caiz Kılan Hususlar

    a. Nikâh
    Evlenmek için bir kıza talip olunduğunda kızın ellerine ve yüzüne bakılabilir. Bu husus Nikâh bahsinde incelenecektir.
    b. Şahitlik
    Şahitlik esnasında kadın'ın yüzüne bakmak gerekiyorsa bakılabilir.
    c. Tedavi
    Doktorun, hastalığı teşhis ve tedavi etmek amacıyla kadm'ın avret yerlerini -gerektiği kadarıyla- açması ve bakması caizdir.
    Cabir b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre, Ümmü Seleme Hz. Peygamber' den kendisine hacamat yaptırmak için izin istemiş ve Hz. Peygamber de Ebu Taybe'ye ona hacamat yapması için emir vermiştir.[10]
    Bir kadın doktor bulunamadığı takdirde, teşhis ve tedavi esnasında kadın'ın yanında kocasının veya mahremlerinden birinin bulunması şarttır. Kadın veya erkek müslüman doktor bulunduğu takdirde de başka doktorlara gidilemez.

    4. İstikbâl-i Kıble (Kıbleye Yönelmek)

    Bu şart, namazın sahih olmasının dördüncü şartıdır. Kıbldâen mak*sat, Kabe'dir. Bu bakımdan yüzü Kabe'ye döndürmek şarttır. Kabe'ye yö*nelmenin vacib olduğunun delili şu ayettir:
    Yüzünü Mescid-i Haram tarafına döndür. Nerede olursanız olun yü*zünüzü o tarafa çevirin. (Bakara/150) Hz. Peygamber de namaz kılmayı öğrettiği kişiye şöyle demiştir:
    Namaz'a kalktığın zaman abdestini tam aldıktan sonra kıble'ye yönel ve tekbir al.[11]
    Yukarıda geçen ayetteki Mescid-i .Haram'dan ve hadîsteki kıbldden maksat Kabe'dir.

    istikbâl-i Kıble'nin Teşrî Kılınışı

    Berâ b. Âzib şöyle demektedir: Hz. Peygamber ile beraber 16 ay Beyt'ul-Makdis'e doğru namaz kıldım. Nihayet Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: 'Biz senin çok kere yüzünün semaya çevrildiğini görüyoruz. Kesinlikle seni razı olacağın bir kıble'ye (Kabe'ye) döndüreceğiz. O halde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!1 (Bakara/144)[12]
    Bunun üzerine Hz. Peygamber Kabe'ye doğru yöneldi. Kabe'ye yö*nelmenin teşrî kılınması, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicret edişinin ilk dönemlerine rastlar.

    Kıble'ye Yönelme'nin Keyfiyeti

    Namaz kılan kimse ya Kabe'yi görecek kadar yakın olur veya göre*meyecek kadar uzak olur. Kabe'ye yakın olan kimsenin, bizzat Kabe'ye yönelmesi farzdır. Kabe'den uzak olan kimsenin ise, kesin delillerle Kabe'ye yönelmesi farzdır. Kabe'den uzak olan kimsenin, kesin delillerle Kabe'ye yönelme imkânı yoksa, zannî delillerle Kabe'ye yönelmeye gayret etmesi farzdır.

    Namaz'ın Keyfiyeti ve Rekât Sayısı

    Allah Teâlâ namazı müslümanlara farz kıldığında Cebrail -daha önce de zikredildiği gibi- Hz. Peygamber'e gelerek namaz vakitlerinin baglan sonunu ve rekât sayılarını öğretti. Bunlar şöyledir:
    Sabah Namazı
    Sabah namazı iki rekâttır, iki kıyam ve bir teşehhüd ile kılınır.
    Öğle Namazı
    Öğle namazı dört rekâttır, iki teşehhüd ile kılınır. İlk teşehhüd ikinci rekâtın, ikinci teşehhüd ise namazın sonundadır.
    İkindi Namazı
    İkindi namazı dört rekâttır, öğle namazı gibi kılınır
    Akşam namazı üç rekâttır ve iki teşehhüd'le kılınır. İlk teşehhüd ikinci rekâtın sonunda, ikinci teşehhüd ise üçüncü rekâtın sonundadır.
    Yatsı Namazı
    Yatsı namazı dört rekâttır. Öğle ve ikindi namazları gibi kılınır.




    [1] Müslim/224

    [2] Buharî/215; Müslim/292

    [3] Buharî/266; Müslim/333

    [4] Ebu Dâvud/365

    [5] Buharî/217


    [6] Muğnî, 1/184

    [7] Tirmizî/277 (Tirmizî hasen demiştir)

    [8] Bunun delili Ummü Seleme'nin rivayet ettiği şu hadîstir: "Ben ve Meymûne Hz. Peygamber'İn yanında bulunuyorduk. İbn Ürami Mektum çıkageldi. Bu olay biz örtünmeklc emrolunduktan sonra olmuştu. Hz. Peygamber bize 'Örtünüzü alın' dedi. Biz 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bu zat âma değil mi? Bizi görmüyor ve tanımıyor' dedik. Hz. Peygamber 'O âma İse siz de mi âmâsınız? Siz onu görmüyor musunuz' dedi". Ebu Dâvud/4112; Tİrmizî/2778. (Tirmizî hadîsin hasen-sahih olduğunu söylemiştir.)

    [9] Buharî/365


    [10] Müslim/2206

    [11] Buharı/5897; Müslim/397

    [12] Buharî/390; Müslim/525


  5. 21.Kasım.2013, 15:55
    3
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?

    NAMAZ'IN RÜKÛNLARI 2
    Tahrim Tekbiri'nin Keyfiyeti 2
    Tahrim Tekbiri'nin Şartları 2
    Fatiha'nın Sahih Olmasının Şartları 3
    Rükû'nun Şartları 3
    6. Rükû'dan sonra itidal 4
    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek. 4
    Secde'nin Şartları 4
    8. İki secde arasında oturmak. 5
    9. Son oturuş. 5
    10. Son oturuşta teşehhüd okumak . 5
    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar 5
    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek. 6
    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları 6
    12. Birinci Selâm.. 6
    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek. 6
    NAMAZ'IN RÜKÛNLARI

    Rükün, birşeyin esas olan parçalarından biri demektir. Tıpkı duvarın, odanın bir rüknü (parçası) olduğu gibi, namazın rükû, secde gibi parça*ları da namazın rükûnlarıdır. Namazın varlığı ve sahih olması, bütün rük-ûnların Cebrail'in Hz. Peygamber'e öğrettiği şekil ve tertipte, o namaz içinde olmasıyla mümkündür. Namazın onüç tane rüknü vardır. Bunları aşağıda ayrı ayrı izah edeceğiz:
    1. Niyet.
    Niyet birşey yapılmaya başlandığında niyetle beraber o şeyi kasdet-mektir. Niyetin yeri kalptir. Bunun delili Hz. Peygamber'in 'Ameller niyetle (mutebeOdir'[1] hadîsidir. Niyetin sahih olması için tahrim tekbiriyle beraber olması gerekir. Öyle ki kişi tahrim tekbirini telaffuz ettiği esnada namaza da niyet etmeli, onun farziyetini hatırlamalıdır. Bu niyet için dilin kıpırdatılması şart değildir.
    2. Güç yettiği takdirde farz namazı ayakta kılmak.
    Bu rüknün delili, İmran b. Husayn'ın rivayet ettiği şu hadîstir: "Benim basurum vardı. Hz. Peygamber'e nasıl namaz kılacağımı sorduğumda 'Ayakta kıl. Eğer buna gücün yetmiyorsa oturarak kıl, buna da gücün yetmiyorsa bir tarafına uzanarak kıl' dedi".[2]
    Kişi ancak vücudunu tamamen dik tuttuğu zaman kâini sayılır. Mazereti olmadığı halde ellerinin ayası diz kapaklarına değecek şekilde eğilirse namazı fasid olur. Çünkü namazın rükûnlarından biri de ayakta dimdik durmaktır. Eğer buna riayet edilmez de eğilinirse namazın bir rüknü (parçası) eksik olur. Namaz kılan kimsenin bir rahatsızlığı varsa, mümkün olduğu kadar ayakta durmalı, diğer kısmında oturmalıdır.
    Farz namazlar kaydı, nafile namazları bu hükümden hariç tutar. Çünkü nafile namazları, hastalık olsa da olmasa da ayakta kılmak mendub'chır. Kişi, ayakta kılmaya gücü yetse de nafile namazları oturarak kılabilir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Kim namazı ayakta kılarsa bu daha efdaldir. Kim de oturarak kılarsa ayakta kılanın ecrinin yarısını elde eder. Uzanarak kılanın ecri, oturarak kılanın ecrinin yarısı kadardır.[3]
    3. İhram (tahrim) tekbiri
    İhram tekbirinin delili Hz. Peygamber'in şu hadîsidir:
    Namazın anahtarı temizlik, tahrimi (dışarı ile ilgiyi kesen kısmı) tekbir, tahlil'i (dışarı ile ilgilenmeyi helâl kılan kısmı) selâm'dır.[4]

    Tahrim Tekbiri'nin Keyfiyeti

    Alla.hu Ekber lafzını söylemek gerekir. İsme mâni olmayacak Aîlahu el-ekber, AUahu el-celil el-ekber gibi fazlalıklar zarar vermez. Eğer Allah'ın sıfatlarından olmayan Allahu huve'l-ekber gibi veya ekberullahu gibi sigayı bozacak birşey söylenirse tekbir sahih olmaz, tekbir sahih ol*mayınca namaz da sahih olmaz. Bunun delili de Hz. Peygamber'in fiiline uymanın zorunlu olmasıdır; zira Hz. Peygamber tahrim tekbiri olarak Allahu ekber lafzını kullanıyordu.

    Tahrim Tekbiri'nin Şartları

    Tahrim tekbirinin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi şarttır:
    a. Allahu ekber lafzı ayakta dimdik durup söylenilmelîdir.
    Namaza kalkıldığında tekbir alınırsa bu sahih olmaz. Önce ayağa kalkıp dimdik durmalı, sonra tekbir almalıdır.
    b. Kıble'ye yönelindiği zaman tekbir alınmalıdır.
    c. Tekbir lafzı Arapça olarak söylenmelidir.
    Ancak tekbir lafzını Arapça olarak söyleyemeyen ve öğrenme imkânı da olmayan kimse tekbir lafzını tercümesini bildiği lisanda söylemelidir; daha sonra Arapça olarak söylemeyi öğrenme imkânı olursa öğrenmesi vacib'dir.
    d. Kişi sağır değilse tekbir'in bütün harflerini duyacak şekilde söyle*melidir.
    e. Tekbir ile niyet aynı anda olmalıdır.
    Daha önce de söylediğimiz gibi niyet bitirilir bitirilmez tekbir alınmalıdır.
    4. Fatiha okumak .
    Fatiha farz ya da nafile namazın her rekâtında rükündür. Bunun de*lili şu hadîstir:
    Namazda Fatihatu'l-Kitab'ı okumayanın namazı yoktur.[5]
    Bu 'Kur'an'ın açılış sûresi olan Fatiha sûresini okumayan kişinin na*mazı sahih olmaz' demektir.
    Besmele (=Bismillahirrahmanirahim), Fatiha sûresinden bir ayettir. Namaz kılan kişi besmele çekmeden Fatiha'ya başlarsa, namazı sahih olmaz. Çünkü Ümmü Seleme'nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber besmeleyi Fatiha'dan bîr ayet saymıştır.2

    Fatiha'nın Sahih Olmasının Şartları

    Fatiha sûresi okunurken aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir:
    a. Kulakları normal ise, en az duyacağı kadar açıktan okumalıdır.
    b. Varid olan tertib gibi, kıraati müretteb olarak devam ettirmelidir. Harflerin mahreç ve şeddelerine dikkat ederek okumalıdır.
    c. Mânâyı bozacak şekilde lahn yapılmamalıdır.
    Mânâya zarar vermeyecek şekilde lahn yapılırsa namaz fasid olmaz.
    d. Fatiha, Arapça okunmalıdır.
    Fatiha'nın tercümesini okumak sahih olmaz. Çünkü Fatiha'nın tercü*mesi Kur'an olmaz.
    e. Namaz kılan kimse Fatiha'yı ayakta iken tamamlamalıdır.
    Eğer Fatiha tamamlanmadan rükû'ya gidilirse kıraat fasid olur. Bu durumda tekrar kıyam'a dönmeli ve Fatiha'yı yeniden okumalıdır. Namaz kılan kişi Arap olmadığından ötürü Fatiha'yı okumaktan aciz ise, onun yerine ezbere bildiği yedi ayet okumalıdır. Eğer Kur'an'dan hiçbir şey bilmiyorsa, Fatiha'nın okunduğu müddet kadar ayakta Allah'ı zikredip sonra rükû'ya gitmelidir.
    5. Rükû
    Şer'an rükû, namaz kılan kimsenin mümkün olduğunca -ellerinin ayasının diz kapaklarına yetişecek kadar- eğilmesidir. Bu, rükû için yapılması en az olan harekettir. En mükemmeli ise sırtın tamamen düz olup kuyruk sokumu ile başın aynı hizaya gelmesidir. Rükû'nun farz olduğunun delili şu ayettir:
    Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin (namaz kılın). (Hac/77) Hz. Peygamber de namazı öğrettiği kişiye şöyle demiştir:
    Sonra rükû'ya varıp mutmain oluncaya (bütün azaların yatişıncaya) kadar dur![6]
    Hz. Peygamber'in rükû'yu böyle yaptığı sayılmayacak kadar sahih hadîsle sabit olmuştur.

    Rükû'nun Şartları

    Rükû'nun sahih olması için namaz kılan kişinin aşağıdaki hususlara riayet etmesi gerekir:
    a. Avuçlar diz kapaklarına değecek kadar eğilmelidir.
    Ebu Humeydî es-Saidî 'Hz. Peygamber rükû'ya vardığı zaman avuç*larıyla dizlerini tutardı1 demiştir.[7]
    b. Rükû niyetiyle eğilmelidir.
    Eğer kişi başka bir nedenden dolayı eğilip de bunu rükû sayarsa, bu, rükû olmaz. Ayakta dimdik dururken rükû'ya gitmeyi kasdederek eğilmelidir.
    c. Rükû'ya gittikten sonra bütün bedeni subhane rabbiye'Uazİm diye*cek kadar mutmain (sakin, yatışmış) olmalıdır.
    Bu rükû'nun en azıdır. Bunun delili daha önce geçen hadîste Hz. Peygamber'in 'Rükû'ya gittiğinde bütün bedenin mutmain olmalıdır' de-mesidir. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    En kötü hırsız namazından çalandır. Sahabîler 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kişi namazından nasıl çalar?' diye sorduklarında, Hz. Peygamber 'Rükû ve secdesini tam yapmaz' buyurdu.[8]
    Huzeyfe şöyle demektedir: Hz. Peygamber rükû ve secdesini tam yapmayan bir kişi görünce şöyle dedi: 'Sen namaz kılmadın. Eğer bu du*rumda ölürsen Allah'ın Muhammed'i üzerinde yarattığı fıtrat üzerinde öl*memiş olursun'.[9]
    Bu hadîsin anlamı 'Senden istenen namazı eda etmemiş, Muhammed'in yolunda ölmemiş olursun' demektir. Yoksa bu 'Sen kâfir olarak ölmüş olursun' anlamına gelmez.
    Rükû'nun en mükemmel şekli ise sırt ve ense aynı hizada dümdüz, dizler dimdik, eller de diz kapaklarını tutmuş vaziyette olduğu halde üç defa subhane rabbiye'1-azim diyecek kadar sakin bir şekilde durmaktır.
    Huzeyfe şöyle diyor: "Bir gece Hz. Peygamber ile beraber namaz kıldım. Bakara sûresini okumaya başladı. Sonra rükû'ya varıp subhane rabbiye'l-azim dedi. Sonra semiallahu îimen hamideh dedi. Sonra rükû'una yakın derecede ayakta durdu. Sonra secde edip subhane rab-biye'î-a'İa dedi. Secdesi de kıyamına yakındı".[10]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biriniz rükû'ya varınca rükû'da üç defa subhane rabbiye'U azim derse rükûu tamam olur ve bu en azıdır.[11]
    Ebu Humeydî'nin rivayet ettiği daha önce geçen hadîste şu ibare vardır: 'Sonra sırtını meylettirip yere doğru eğildi1.
    6. Rükû'dan sonra itidal

    İtidal rükû ile secde arasını ayıran bir sakinliktir. İtidâl'in delili, Hz. Aişe'nin şu rivayetidir: 'Hz. Peygamber başını rükû'dan kaldırdığında dümdüz dikilmedikçe secde'ye gitmezdi1.[12]
    Namazın erkanına riayet etmeyen bir kişiye Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Sonra başını rükû'dan kaldır ve dimdik ayakta duruncaya kadar secde'ye gitme.[13]
    İtidâl'in Şartlan
    İtidâl'in sahih olması için aşağıdaki hususlara riayet edilmesi şarttır:
    a. Rükû'dan doğrulduğunda ibadetten başka birşey kasdetmemelidir.
    b. İtidâl'i fazla uzatmamahdır.
    İtidal müddeti, Fatiha'yi okuyacak kadar bir zamanı geçmemelidir. Çünkü itidal uzun değil, kısa bir rükûn'dur. Onu fazla uzatmak caiz ol*maz.

    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek

    Secde'nin şer'î anlamı, namaz kılan kimsenin alnının secde yerine değmesidir. Secde'nin delili (Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin' (Hac/77) ayetidir.
    Hz. Peygamber, namazın erkânına riayet etmeden namaz kılan bir kişiye şöyle demiştir:
    Sonra secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle, sonra başını kaldır azaların yatışıncaya kadar otur. Sonra yine secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle...

    Secde'nin Şartları

    Secde'nin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir.
    a. Secde esnasında alın açık olmalıdır.
    b. Secde yedi âza üzerine yapılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Alın (alnını gösterirken eliyle burnu üzerine işaret etti), eller, dizler ve ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yedi âza) üzerine secde etmekle emrolundum.[14]
    Bu azalardan sadece alnın açık olması şarttır. Diğer azaların açık ol*ması gerekmez. Bu bakımdan eldivenli olarak namaz kıhnabilir.
    c. Mümkün olduğu kadar secde'de kuyruk sokumu, baş'tan yüksek tutulmalıdır. Bunun delili Hz. Peygamber'in böyle yapmış olmasıdır.
    d. Kişinin kıpırdaması ile kıpırdayan elbise ve benzeri şeylerin üze*rine secde edilmemelidir.
    e. Secde'ye, secde'den başka, korku ve benzeri sebeplerle gidilme*melidir.
    f. Karın ile yer arasında bir açıklık kalmalıdır.
    g. Secde'de, en az subhane rabbiye'1-a'lâ diyecek kadar kalmalıdır.
    Secde'nin en mükemmel şekli şöyledir: Kişi secde'ye giderken tekbir getirip önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koymalıdır. Elleri omuzlan hizasında ve parmaklan bitişik olarak kıble'ye doğru olmalıdır. Yanlar, uyluk ve karına dokunmamah, dirsekler yerden yüksek olup iki yandan da uzak tutulmalı ve üç defa subhane rabbiye'l-a'îâ demelidir. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber secde'ye git*mek istediği zaman Allahu Ekber derdi'.[15]
    Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
    Secde'ye gittiğin zaman avuçlannı yere koy ve dirseklerini kaldır.[16]
    Abdullah b. Mâlik b. Buhayne şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber namaz kılarken koltuklarının beyazlığı görünecek kadar pazulannı açardı'.[17]
    Ebu Humeydî şöyle diyor: 'Hz. Peygamber ellerini yanlarından uzaklaştırıp avuçlarını omuzlarının hizasına koydu'.[18]
    Yine Ebu Humeydî şöyle demektedir: 'Hz. Peygamber secde ettiği zaman karnını uyluklarından hiçbir şey üzerine yüklemeden uyluklarının arasını açardı'.[19]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biriniz secde ettiğinde, secdelerinde üç defa subhane rab-biye'1-a'lâ derse secdeleri tamam olur ve bu en azıdır.[20]
    Kadın ise, secde halinde azalarını birbirine bitiştirmelidir. Hz. Peygamber namaz kılan iki kadının yanından geçerken şöyle demiştir:
    Secde'ye gittiğinizde vücudunuzu yere yapıştırın. Çünkü kadın bu hususta erkek gibi değildir.[21]

    8. İki secde arasında oturmak

    Her rekât'ta bulunan iki secde arasında oturmak farzdır, bunun delili, Hz. Peygamber'in daha önce geçen hadîsinde 'Sonra başını kaldır mutmain oluncaya kadar otur' sözüdür.
    İki secde arasındaki oturmanın sahih olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:
    a. Korku ve başka nedenlerden ötürü değil, ibadet kasdıyla oturul-malıdır.
    b. İki secde arasındaki oturmayı fazla uzatmamalıdır.
    Bu oturma teşehhüd miktarından daha fazla olmamalıdır.
    c. En az subhane rabbiye'1-a'îâ diyecek kadar oturulmalıdır.

    9. Son oturuş.

    Son oturuştan maksat, namazın sonundaki, arkasından selâm gelen oturuştur.

    10. Son oturuşta teşehhüd okumak .

    Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: Hz. Peygamber ile beraber namaz kılarken namaz (oturuşun)da 'es-Selâmu alellâhi, es-selâmu alâ fulânin' derdik. Günün birinde Hz. Peygamber şöyle dedi: "Selâm, Allah'ın kendi*sidir. Biriniz namazda oturduğunda 'Ettehiyyatu lillâhi' desin".[22]
    Teşehhüd bize farz kılınmadan önce 'es-Selâmu alellâhi kable'I-iba-dihi' derdik.[23]
    Allah selârn'm kendisidir sözünden maksat, selâm, Allah'ın İsimlerin*den biridir demektir. Bazı âlimler selâm'ın mânâsı hakkında şöyle
    demişlerdir: 'Selâm, insanların müptela olduğu ayıp ve kötülüklerden berî olmaktır'.[24]
    Teşehhüd lafzının en azı şöyledir:
    Bütün tahiyyeler, selâmlar Allah'a mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın se*lâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasûlüdür.
    Teşehhüd lafızları hakkında birçok sahih rivayet vardır. İmam Şafii'ye göre teşehhüd'ün en mükemmel ve en üstün şekli İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu lafızdır:
    Hz. Peygamber bize Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi teşehhüd'ü öğretirdi. Hz. Peygamber, teşehhüd'ü şu lafızlarla söylerdi: Bütün ta*hiyyeler, bereketler, salâvatlar ve güzel şeyler Allah'ındır. Ey Nebî! Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yotur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasû*lüdür.[25]

    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    a. Kendi duyabilecek şekilde okumalıdır.
    b. İbareler peşpeşe okunmalıdır.
    Okumaya ara verip sonra devam edilirse veya araya başka bir zikir sokulursa teşehhüd fasid olur; yeni baştan okunması gerekir.
    f. Kelimeler, rivayetlerdeki tertibe riayet ederek okunmalıdır.

    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek.

    Teşehhüd'ü yukarıda anlatıldığı gibi tamamladıktan sonra ve selâm 'vermeden önce Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmelidir. Hz. Peygamber'e salât etmenin farz olduğunun delili şu ayettir:
    Allah ve melekleri peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler! (Sizde) ona salât edin...(Ahzab/56)
    Âlimler, Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin namazdan başka bir yerde farz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu bakımdan farz olan salât, namazdaki salât'tır.
    Sahabîler, Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Namazda sana salât etmek istediğimizde nasıl yapalım?' dediler. Hz. Peygamber şöyle deyin dedi: 'Allahumme salli alâ Muhammedin1.[26]
    Bu hadîs, Hz. Peygamber'e salât etmenin sadece namazda farz olduğuna delâlet eder. Hz. Peygamber'e salât etmeye en uygun yer son teşehhüd'dür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Biriniz namaz kıldığı vakit, aziz ve celil olan Allah'ı ululamak ve öv*mekle başlasın, sonra peygambere salât u selâm etsin. Bundan sonra dilediği şekilde duâ etsin.[27]
    Hz. Peygamber'e getirilen salât selâm'ın en azı şöyledir-Allahumme sallı alâ Muhammedi
    Hz. Peygamber'e getirilen salât u selâm'ın en fazlası da şöyledir:
    Allahumme sahi alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kema sal-leyte âlâ İbrahim'e ve alâ âl-i İbrahim; ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemabarekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim-fi'î-âlemîne inneke hamîdu'n-mecîd.
    Ey Allahım! Muhammed'e ve âline, İbrahim ve âline salât ettiğin gibi salât et! Muhammed^e ve âline, İbrahim ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver. Âlemler içinde şüphesiz sen kendisine çok hamdedilen ve çok medhedilensin.
    Salât u selâm'ın bu lafzı Buharı, Müslim ve başka muhaddislerin ri*vayet ettikleri birçok sahih hadîsle sabit olmuştur. Rivayetlerin bazılarında fazlalık, bazılarında da eksiklik vardır.[28]

    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları

    Hz. Peygamber'e salât u selâm getirirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:
    a. Sesini duyabileceği kadar yükseltmelidir.
    b. Muhammed, rasûl, veya nebî kelimesi kullanılmalıdır. Eğer Allahumme sallı alâ Ahmed derse yeterli olmaz.
    c. Salât u selâm, Arapça olarak getirilmelidir.
    Eğer Arapçasmı bilmiyorsa, bildiği dilde tercümesini okumalıdır. Mümkünse hemen Arapçasım öğrenmek vacibdir.
    d. Salât ederken tertibe riayet edilmelidir.
    Salât ile teşehhüd arasındaki tertibe de dikkat edilmelidir. Çünkü salât u selâm'ı, teşehhüd'den önce getirmek sahih olmaz.

    12. Birinci Selâm

    Bu selâm, namaz kılanın sağ tarafa dönüp es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demesidir. Birinci selâmın farz (rükün) olduğunun delili, daha önce geçen Hz. Peygamber'in 'Namazın tahrimi tekbirdir, tahlili selâmdır' sözüdür. Selâm lafzının en azı bir defa es-selâmu aleykum de*mektir. En efdali ise hem sağa, hem sola dönerek iki defa es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demektir.
    Sa'd şöyle diyor: 'Ben Hz. Peygamber1! sağ ve sol tarafına selâm ve*rirken gördüm. Hatta (bu sırada) yanağının beyazlığını da gördüm1.1
    İbn Mes'ud şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sağ ve soluna es-selâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi diye, yanağının beyazı (arkadan) görünecek şekilde selâm verirdi1.2

    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek.

    Bu tertib şöyledir: Önce niyet, sonra tahrim tekbiri, sonra Fatiha, sonra rükû, sonra itidal, sonra secde ve diğerleri yapılmalıdır. Eğer bu rü*kûnların bir kısmının yeri bilerek değiştirilirse o namaz fasid olur. Rükûnların yeri bilerek değiştirilmemişse, tertibi bozulan rüknün başlangıcından itibaren namaz fasid olur. Bu bakımdan o noktadan İtibaren yapılanların tümünün yeniden yapılması gerekir. Eğer namaza devam edilirse sahih olan rekât, fasid olan rekâtın yerine geçer. Bu durumda namazı bir rekât artırmak vacib olur.
    1 Müslim/582
    2 Ebu Dâvud/996; Tirmizî/295 ve başka muhaddisler. (Tirmizî hasen-sahih olduğunu söylemiştir)




    [1] Buharî/l; Müslim/1907

    [2] Buharî/l 066

    [3] Buharî/1065

    [4] Tirmizî/3; Ebu Dâvud/6l

    [5] Buharî/723; Müslim/394 İbn Huzeyme (sahih isnadla)


    [6] Buharî/72'i; Müslim/397

    [7] Buharİ/794

    [8] İmam Ahmed, Taberanî ve başka muhaddisler

    [9] Buharî/758

    [10] Müslim/772


    [11] Tirmizt/261; Ebu Dâvud/886 ve başka muhaddisler, (İbn Mes'ud'dan)

    [12] Müslim/498

    [13] Buharı/724; Müslim/397

    [14] Buharî/779; Müslim/490

    [15] Buharî/770; Müslim/292

    [16] Müslim/494, (Bera'dan)

    [17] Buharî/383; Müslim/495

    [18] Ebu Dâvud/734; Tirmizî/270

    [19] Ebu Dâvud/735

    [20] Tirmizî/26l; Ebu Dâvud/886

    [21] Beyhakî, 11/223

    [22] Buharî/5806; Müslim/402 ve başka muhaddisler

    [23] Beyhakî 11/138; Dârekutnî, 1/350

    [24] İbn Esir, en-Nihaye

    [25] Müslim/403


    [26] İbn Hibban/515; Hâkim, 1/268

    [27] Tirmizî/3475; Ebu Dâvud/İ481 ve başka muhaddisler

    [28] Buharî/1390; Müslim/406


  6. 21.Kasım.2013, 15:55
    3
    Üye
    NAMAZ'IN RÜKÛNLARI 2
    Tahrim Tekbiri'nin Keyfiyeti 2
    Tahrim Tekbiri'nin Şartları 2
    Fatiha'nın Sahih Olmasının Şartları 3
    Rükû'nun Şartları 3
    6. Rükû'dan sonra itidal 4
    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek. 4
    Secde'nin Şartları 4
    8. İki secde arasında oturmak. 5
    9. Son oturuş. 5
    10. Son oturuşta teşehhüd okumak . 5
    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar 5
    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek. 6
    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları 6
    12. Birinci Selâm.. 6
    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek. 6
    NAMAZ'IN RÜKÛNLARI

    Rükün, birşeyin esas olan parçalarından biri demektir. Tıpkı duvarın, odanın bir rüknü (parçası) olduğu gibi, namazın rükû, secde gibi parça*ları da namazın rükûnlarıdır. Namazın varlığı ve sahih olması, bütün rük-ûnların Cebrail'in Hz. Peygamber'e öğrettiği şekil ve tertipte, o namaz içinde olmasıyla mümkündür. Namazın onüç tane rüknü vardır. Bunları aşağıda ayrı ayrı izah edeceğiz:
    1. Niyet.
    Niyet birşey yapılmaya başlandığında niyetle beraber o şeyi kasdet-mektir. Niyetin yeri kalptir. Bunun delili Hz. Peygamber'in 'Ameller niyetle (mutebeOdir'[1] hadîsidir. Niyetin sahih olması için tahrim tekbiriyle beraber olması gerekir. Öyle ki kişi tahrim tekbirini telaffuz ettiği esnada namaza da niyet etmeli, onun farziyetini hatırlamalıdır. Bu niyet için dilin kıpırdatılması şart değildir.
    2. Güç yettiği takdirde farz namazı ayakta kılmak.
    Bu rüknün delili, İmran b. Husayn'ın rivayet ettiği şu hadîstir: "Benim basurum vardı. Hz. Peygamber'e nasıl namaz kılacağımı sorduğumda 'Ayakta kıl. Eğer buna gücün yetmiyorsa oturarak kıl, buna da gücün yetmiyorsa bir tarafına uzanarak kıl' dedi".[2]
    Kişi ancak vücudunu tamamen dik tuttuğu zaman kâini sayılır. Mazereti olmadığı halde ellerinin ayası diz kapaklarına değecek şekilde eğilirse namazı fasid olur. Çünkü namazın rükûnlarından biri de ayakta dimdik durmaktır. Eğer buna riayet edilmez de eğilinirse namazın bir rüknü (parçası) eksik olur. Namaz kılan kimsenin bir rahatsızlığı varsa, mümkün olduğu kadar ayakta durmalı, diğer kısmında oturmalıdır.
    Farz namazlar kaydı, nafile namazları bu hükümden hariç tutar. Çünkü nafile namazları, hastalık olsa da olmasa da ayakta kılmak mendub'chır. Kişi, ayakta kılmaya gücü yetse de nafile namazları oturarak kılabilir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Kim namazı ayakta kılarsa bu daha efdaldir. Kim de oturarak kılarsa ayakta kılanın ecrinin yarısını elde eder. Uzanarak kılanın ecri, oturarak kılanın ecrinin yarısı kadardır.[3]
    3. İhram (tahrim) tekbiri
    İhram tekbirinin delili Hz. Peygamber'in şu hadîsidir:
    Namazın anahtarı temizlik, tahrimi (dışarı ile ilgiyi kesen kısmı) tekbir, tahlil'i (dışarı ile ilgilenmeyi helâl kılan kısmı) selâm'dır.[4]

    Tahrim Tekbiri'nin Keyfiyeti

    Alla.hu Ekber lafzını söylemek gerekir. İsme mâni olmayacak Aîlahu el-ekber, AUahu el-celil el-ekber gibi fazlalıklar zarar vermez. Eğer Allah'ın sıfatlarından olmayan Allahu huve'l-ekber gibi veya ekberullahu gibi sigayı bozacak birşey söylenirse tekbir sahih olmaz, tekbir sahih ol*mayınca namaz da sahih olmaz. Bunun delili de Hz. Peygamber'in fiiline uymanın zorunlu olmasıdır; zira Hz. Peygamber tahrim tekbiri olarak Allahu ekber lafzını kullanıyordu.

    Tahrim Tekbiri'nin Şartları

    Tahrim tekbirinin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi şarttır:
    a. Allahu ekber lafzı ayakta dimdik durup söylenilmelîdir.
    Namaza kalkıldığında tekbir alınırsa bu sahih olmaz. Önce ayağa kalkıp dimdik durmalı, sonra tekbir almalıdır.
    b. Kıble'ye yönelindiği zaman tekbir alınmalıdır.
    c. Tekbir lafzı Arapça olarak söylenmelidir.
    Ancak tekbir lafzını Arapça olarak söyleyemeyen ve öğrenme imkânı da olmayan kimse tekbir lafzını tercümesini bildiği lisanda söylemelidir; daha sonra Arapça olarak söylemeyi öğrenme imkânı olursa öğrenmesi vacib'dir.
    d. Kişi sağır değilse tekbir'in bütün harflerini duyacak şekilde söyle*melidir.
    e. Tekbir ile niyet aynı anda olmalıdır.
    Daha önce de söylediğimiz gibi niyet bitirilir bitirilmez tekbir alınmalıdır.
    4. Fatiha okumak .
    Fatiha farz ya da nafile namazın her rekâtında rükündür. Bunun de*lili şu hadîstir:
    Namazda Fatihatu'l-Kitab'ı okumayanın namazı yoktur.[5]
    Bu 'Kur'an'ın açılış sûresi olan Fatiha sûresini okumayan kişinin na*mazı sahih olmaz' demektir.
    Besmele (=Bismillahirrahmanirahim), Fatiha sûresinden bir ayettir. Namaz kılan kişi besmele çekmeden Fatiha'ya başlarsa, namazı sahih olmaz. Çünkü Ümmü Seleme'nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber besmeleyi Fatiha'dan bîr ayet saymıştır.2

    Fatiha'nın Sahih Olmasının Şartları

    Fatiha sûresi okunurken aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir:
    a. Kulakları normal ise, en az duyacağı kadar açıktan okumalıdır.
    b. Varid olan tertib gibi, kıraati müretteb olarak devam ettirmelidir. Harflerin mahreç ve şeddelerine dikkat ederek okumalıdır.
    c. Mânâyı bozacak şekilde lahn yapılmamalıdır.
    Mânâya zarar vermeyecek şekilde lahn yapılırsa namaz fasid olmaz.
    d. Fatiha, Arapça okunmalıdır.
    Fatiha'nın tercümesini okumak sahih olmaz. Çünkü Fatiha'nın tercü*mesi Kur'an olmaz.
    e. Namaz kılan kimse Fatiha'yı ayakta iken tamamlamalıdır.
    Eğer Fatiha tamamlanmadan rükû'ya gidilirse kıraat fasid olur. Bu durumda tekrar kıyam'a dönmeli ve Fatiha'yı yeniden okumalıdır. Namaz kılan kişi Arap olmadığından ötürü Fatiha'yı okumaktan aciz ise, onun yerine ezbere bildiği yedi ayet okumalıdır. Eğer Kur'an'dan hiçbir şey bilmiyorsa, Fatiha'nın okunduğu müddet kadar ayakta Allah'ı zikredip sonra rükû'ya gitmelidir.
    5. Rükû
    Şer'an rükû, namaz kılan kimsenin mümkün olduğunca -ellerinin ayasının diz kapaklarına yetişecek kadar- eğilmesidir. Bu, rükû için yapılması en az olan harekettir. En mükemmeli ise sırtın tamamen düz olup kuyruk sokumu ile başın aynı hizaya gelmesidir. Rükû'nun farz olduğunun delili şu ayettir:
    Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin (namaz kılın). (Hac/77) Hz. Peygamber de namazı öğrettiği kişiye şöyle demiştir:
    Sonra rükû'ya varıp mutmain oluncaya (bütün azaların yatişıncaya) kadar dur![6]
    Hz. Peygamber'in rükû'yu böyle yaptığı sayılmayacak kadar sahih hadîsle sabit olmuştur.

    Rükû'nun Şartları

    Rükû'nun sahih olması için namaz kılan kişinin aşağıdaki hususlara riayet etmesi gerekir:
    a. Avuçlar diz kapaklarına değecek kadar eğilmelidir.
    Ebu Humeydî es-Saidî 'Hz. Peygamber rükû'ya vardığı zaman avuç*larıyla dizlerini tutardı1 demiştir.[7]
    b. Rükû niyetiyle eğilmelidir.
    Eğer kişi başka bir nedenden dolayı eğilip de bunu rükû sayarsa, bu, rükû olmaz. Ayakta dimdik dururken rükû'ya gitmeyi kasdederek eğilmelidir.
    c. Rükû'ya gittikten sonra bütün bedeni subhane rabbiye'Uazİm diye*cek kadar mutmain (sakin, yatışmış) olmalıdır.
    Bu rükû'nun en azıdır. Bunun delili daha önce geçen hadîste Hz. Peygamber'in 'Rükû'ya gittiğinde bütün bedenin mutmain olmalıdır' de-mesidir. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    En kötü hırsız namazından çalandır. Sahabîler 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kişi namazından nasıl çalar?' diye sorduklarında, Hz. Peygamber 'Rükû ve secdesini tam yapmaz' buyurdu.[8]
    Huzeyfe şöyle demektedir: Hz. Peygamber rükû ve secdesini tam yapmayan bir kişi görünce şöyle dedi: 'Sen namaz kılmadın. Eğer bu du*rumda ölürsen Allah'ın Muhammed'i üzerinde yarattığı fıtrat üzerinde öl*memiş olursun'.[9]
    Bu hadîsin anlamı 'Senden istenen namazı eda etmemiş, Muhammed'in yolunda ölmemiş olursun' demektir. Yoksa bu 'Sen kâfir olarak ölmüş olursun' anlamına gelmez.
    Rükû'nun en mükemmel şekli ise sırt ve ense aynı hizada dümdüz, dizler dimdik, eller de diz kapaklarını tutmuş vaziyette olduğu halde üç defa subhane rabbiye'1-azim diyecek kadar sakin bir şekilde durmaktır.
    Huzeyfe şöyle diyor: "Bir gece Hz. Peygamber ile beraber namaz kıldım. Bakara sûresini okumaya başladı. Sonra rükû'ya varıp subhane rabbiye'l-azim dedi. Sonra semiallahu îimen hamideh dedi. Sonra rükû'una yakın derecede ayakta durdu. Sonra secde edip subhane rab-biye'î-a'İa dedi. Secdesi de kıyamına yakındı".[10]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biriniz rükû'ya varınca rükû'da üç defa subhane rabbiye'U azim derse rükûu tamam olur ve bu en azıdır.[11]
    Ebu Humeydî'nin rivayet ettiği daha önce geçen hadîste şu ibare vardır: 'Sonra sırtını meylettirip yere doğru eğildi1.
    6. Rükû'dan sonra itidal

    İtidal rükû ile secde arasını ayıran bir sakinliktir. İtidâl'in delili, Hz. Aişe'nin şu rivayetidir: 'Hz. Peygamber başını rükû'dan kaldırdığında dümdüz dikilmedikçe secde'ye gitmezdi1.[12]
    Namazın erkanına riayet etmeyen bir kişiye Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Sonra başını rükû'dan kaldır ve dimdik ayakta duruncaya kadar secde'ye gitme.[13]
    İtidâl'in Şartlan
    İtidâl'in sahih olması için aşağıdaki hususlara riayet edilmesi şarttır:
    a. Rükû'dan doğrulduğunda ibadetten başka birşey kasdetmemelidir.
    b. İtidâl'i fazla uzatmamahdır.
    İtidal müddeti, Fatiha'yi okuyacak kadar bir zamanı geçmemelidir. Çünkü itidal uzun değil, kısa bir rükûn'dur. Onu fazla uzatmak caiz ol*maz.

    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek

    Secde'nin şer'î anlamı, namaz kılan kimsenin alnının secde yerine değmesidir. Secde'nin delili (Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin' (Hac/77) ayetidir.
    Hz. Peygamber, namazın erkânına riayet etmeden namaz kılan bir kişiye şöyle demiştir:
    Sonra secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle, sonra başını kaldır azaların yatışıncaya kadar otur. Sonra yine secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle...

    Secde'nin Şartları

    Secde'nin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir.
    a. Secde esnasında alın açık olmalıdır.
    b. Secde yedi âza üzerine yapılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Alın (alnını gösterirken eliyle burnu üzerine işaret etti), eller, dizler ve ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yedi âza) üzerine secde etmekle emrolundum.[14]
    Bu azalardan sadece alnın açık olması şarttır. Diğer azaların açık ol*ması gerekmez. Bu bakımdan eldivenli olarak namaz kıhnabilir.
    c. Mümkün olduğu kadar secde'de kuyruk sokumu, baş'tan yüksek tutulmalıdır. Bunun delili Hz. Peygamber'in böyle yapmış olmasıdır.
    d. Kişinin kıpırdaması ile kıpırdayan elbise ve benzeri şeylerin üze*rine secde edilmemelidir.
    e. Secde'ye, secde'den başka, korku ve benzeri sebeplerle gidilme*melidir.
    f. Karın ile yer arasında bir açıklık kalmalıdır.
    g. Secde'de, en az subhane rabbiye'1-a'lâ diyecek kadar kalmalıdır.
    Secde'nin en mükemmel şekli şöyledir: Kişi secde'ye giderken tekbir getirip önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koymalıdır. Elleri omuzlan hizasında ve parmaklan bitişik olarak kıble'ye doğru olmalıdır. Yanlar, uyluk ve karına dokunmamah, dirsekler yerden yüksek olup iki yandan da uzak tutulmalı ve üç defa subhane rabbiye'l-a'îâ demelidir. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber secde'ye git*mek istediği zaman Allahu Ekber derdi'.[15]
    Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
    Secde'ye gittiğin zaman avuçlannı yere koy ve dirseklerini kaldır.[16]
    Abdullah b. Mâlik b. Buhayne şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber namaz kılarken koltuklarının beyazlığı görünecek kadar pazulannı açardı'.[17]
    Ebu Humeydî şöyle diyor: 'Hz. Peygamber ellerini yanlarından uzaklaştırıp avuçlarını omuzlarının hizasına koydu'.[18]
    Yine Ebu Humeydî şöyle demektedir: 'Hz. Peygamber secde ettiği zaman karnını uyluklarından hiçbir şey üzerine yüklemeden uyluklarının arasını açardı'.[19]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biriniz secde ettiğinde, secdelerinde üç defa subhane rab-biye'1-a'lâ derse secdeleri tamam olur ve bu en azıdır.[20]
    Kadın ise, secde halinde azalarını birbirine bitiştirmelidir. Hz. Peygamber namaz kılan iki kadının yanından geçerken şöyle demiştir:
    Secde'ye gittiğinizde vücudunuzu yere yapıştırın. Çünkü kadın bu hususta erkek gibi değildir.[21]

    8. İki secde arasında oturmak

    Her rekât'ta bulunan iki secde arasında oturmak farzdır, bunun delili, Hz. Peygamber'in daha önce geçen hadîsinde 'Sonra başını kaldır mutmain oluncaya kadar otur' sözüdür.
    İki secde arasındaki oturmanın sahih olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:
    a. Korku ve başka nedenlerden ötürü değil, ibadet kasdıyla oturul-malıdır.
    b. İki secde arasındaki oturmayı fazla uzatmamalıdır.
    Bu oturma teşehhüd miktarından daha fazla olmamalıdır.
    c. En az subhane rabbiye'1-a'îâ diyecek kadar oturulmalıdır.

    9. Son oturuş.

    Son oturuştan maksat, namazın sonundaki, arkasından selâm gelen oturuştur.

    10. Son oturuşta teşehhüd okumak .

    Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: Hz. Peygamber ile beraber namaz kılarken namaz (oturuşun)da 'es-Selâmu alellâhi, es-selâmu alâ fulânin' derdik. Günün birinde Hz. Peygamber şöyle dedi: "Selâm, Allah'ın kendi*sidir. Biriniz namazda oturduğunda 'Ettehiyyatu lillâhi' desin".[22]
    Teşehhüd bize farz kılınmadan önce 'es-Selâmu alellâhi kable'I-iba-dihi' derdik.[23]
    Allah selârn'm kendisidir sözünden maksat, selâm, Allah'ın İsimlerin*den biridir demektir. Bazı âlimler selâm'ın mânâsı hakkında şöyle
    demişlerdir: 'Selâm, insanların müptela olduğu ayıp ve kötülüklerden berî olmaktır'.[24]
    Teşehhüd lafzının en azı şöyledir:
    Bütün tahiyyeler, selâmlar Allah'a mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın se*lâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasûlüdür.
    Teşehhüd lafızları hakkında birçok sahih rivayet vardır. İmam Şafii'ye göre teşehhüd'ün en mükemmel ve en üstün şekli İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu lafızdır:
    Hz. Peygamber bize Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi teşehhüd'ü öğretirdi. Hz. Peygamber, teşehhüd'ü şu lafızlarla söylerdi: Bütün ta*hiyyeler, bereketler, salâvatlar ve güzel şeyler Allah'ındır. Ey Nebî! Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yotur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasû*lüdür.[25]

    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    a. Kendi duyabilecek şekilde okumalıdır.
    b. İbareler peşpeşe okunmalıdır.
    Okumaya ara verip sonra devam edilirse veya araya başka bir zikir sokulursa teşehhüd fasid olur; yeni baştan okunması gerekir.
    f. Kelimeler, rivayetlerdeki tertibe riayet ederek okunmalıdır.

    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek.

    Teşehhüd'ü yukarıda anlatıldığı gibi tamamladıktan sonra ve selâm 'vermeden önce Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmelidir. Hz. Peygamber'e salât etmenin farz olduğunun delili şu ayettir:
    Allah ve melekleri peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler! (Sizde) ona salât edin...(Ahzab/56)
    Âlimler, Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin namazdan başka bir yerde farz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu bakımdan farz olan salât, namazdaki salât'tır.
    Sahabîler, Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Namazda sana salât etmek istediğimizde nasıl yapalım?' dediler. Hz. Peygamber şöyle deyin dedi: 'Allahumme salli alâ Muhammedin1.[26]
    Bu hadîs, Hz. Peygamber'e salât etmenin sadece namazda farz olduğuna delâlet eder. Hz. Peygamber'e salât etmeye en uygun yer son teşehhüd'dür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Biriniz namaz kıldığı vakit, aziz ve celil olan Allah'ı ululamak ve öv*mekle başlasın, sonra peygambere salât u selâm etsin. Bundan sonra dilediği şekilde duâ etsin.[27]
    Hz. Peygamber'e getirilen salât selâm'ın en azı şöyledir-Allahumme sallı alâ Muhammedi
    Hz. Peygamber'e getirilen salât u selâm'ın en fazlası da şöyledir:
    Allahumme sahi alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kema sal-leyte âlâ İbrahim'e ve alâ âl-i İbrahim; ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemabarekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim-fi'î-âlemîne inneke hamîdu'n-mecîd.
    Ey Allahım! Muhammed'e ve âline, İbrahim ve âline salât ettiğin gibi salât et! Muhammed^e ve âline, İbrahim ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver. Âlemler içinde şüphesiz sen kendisine çok hamdedilen ve çok medhedilensin.
    Salât u selâm'ın bu lafzı Buharı, Müslim ve başka muhaddislerin ri*vayet ettikleri birçok sahih hadîsle sabit olmuştur. Rivayetlerin bazılarında fazlalık, bazılarında da eksiklik vardır.[28]

    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları

    Hz. Peygamber'e salât u selâm getirirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:
    a. Sesini duyabileceği kadar yükseltmelidir.
    b. Muhammed, rasûl, veya nebî kelimesi kullanılmalıdır. Eğer Allahumme sallı alâ Ahmed derse yeterli olmaz.
    c. Salât u selâm, Arapça olarak getirilmelidir.
    Eğer Arapçasmı bilmiyorsa, bildiği dilde tercümesini okumalıdır. Mümkünse hemen Arapçasım öğrenmek vacibdir.
    d. Salât ederken tertibe riayet edilmelidir.
    Salât ile teşehhüd arasındaki tertibe de dikkat edilmelidir. Çünkü salât u selâm'ı, teşehhüd'den önce getirmek sahih olmaz.

    12. Birinci Selâm

    Bu selâm, namaz kılanın sağ tarafa dönüp es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demesidir. Birinci selâmın farz (rükün) olduğunun delili, daha önce geçen Hz. Peygamber'in 'Namazın tahrimi tekbirdir, tahlili selâmdır' sözüdür. Selâm lafzının en azı bir defa es-selâmu aleykum de*mektir. En efdali ise hem sağa, hem sola dönerek iki defa es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demektir.
    Sa'd şöyle diyor: 'Ben Hz. Peygamber1! sağ ve sol tarafına selâm ve*rirken gördüm. Hatta (bu sırada) yanağının beyazlığını da gördüm1.1
    İbn Mes'ud şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sağ ve soluna es-selâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi diye, yanağının beyazı (arkadan) görünecek şekilde selâm verirdi1.2

    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek.

    Bu tertib şöyledir: Önce niyet, sonra tahrim tekbiri, sonra Fatiha, sonra rükû, sonra itidal, sonra secde ve diğerleri yapılmalıdır. Eğer bu rü*kûnların bir kısmının yeri bilerek değiştirilirse o namaz fasid olur. Rükûnların yeri bilerek değiştirilmemişse, tertibi bozulan rüknün başlangıcından itibaren namaz fasid olur. Bu bakımdan o noktadan İtibaren yapılanların tümünün yeniden yapılması gerekir. Eğer namaza devam edilirse sahih olan rekât, fasid olan rekâtın yerine geçer. Bu durumda namazı bir rekât artırmak vacib olur.
    1 Müslim/582
    2 Ebu Dâvud/996; Tirmizî/295 ve başka muhaddisler. (Tirmizî hasen-sahih olduğunu söylemiştir)




    [1] Buharî/l; Müslim/1907

    [2] Buharî/l 066

    [3] Buharî/1065

    [4] Tirmizî/3; Ebu Dâvud/6l

    [5] Buharî/723; Müslim/394 İbn Huzeyme (sahih isnadla)


    [6] Buharî/72'i; Müslim/397

    [7] Buharİ/794

    [8] İmam Ahmed, Taberanî ve başka muhaddisler

    [9] Buharî/758

    [10] Müslim/772


    [11] Tirmizt/261; Ebu Dâvud/886 ve başka muhaddisler, (İbn Mes'ud'dan)

    [12] Müslim/498

    [13] Buharı/724; Müslim/397

    [14] Buharî/779; Müslim/490

    [15] Buharî/770; Müslim/292

    [16] Müslim/494, (Bera'dan)

    [17] Buharî/383; Müslim/495

    [18] Ebu Dâvud/734; Tirmizî/270

    [19] Ebu Dâvud/735

    [20] Tirmizî/26l; Ebu Dâvud/886

    [21] Beyhakî, 11/223

    [22] Buharî/5806; Müslim/402 ve başka muhaddisler

    [23] Beyhakî 11/138; Dârekutnî, 1/350

    [24] İbn Esir, en-Nihaye

    [25] Müslim/403


    [26] İbn Hibban/515; Hâkim, 1/268

    [27] Tirmizî/3475; Ebu Dâvud/İ481 ve başka muhaddisler

    [28] Buharî/1390; Müslim/406


  7. 21.Kasım.2013, 15:55
    4
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Şafii fıkhında namaz nasıl kılınır,ayrıntıları ile birlikte verir misiniz?

    NAMAZIN SÜNNETLERİ 2
    A, Namazdan Önceki Sünnetler 2
    B. Namaz İçindeki Sünnetler 2
    Eb'âz. 2
    Teveccüh'ün Müstehab Olduğu Yerler 4
    C. Namazdan Sonraki Sünnetler 6
    NAMAZIN SÜNNETLERİ

    Fıkıh'ta sünnet, Hz. Peygamber'in vacib olmayarak yapmış olduğu şeyleri ifade eder. Namazın sahih olması için birtakım şart ve rükûnların olduğunu söylemiştik. Bir de namaz kılan kişiden istenen, namazın bir*takım sünnetleri vardır. Fakat bunlar farz gibi zorunlu olarak istenmez. Bu sünnetlere riayet eden sevap alır, riayet etmeyen ise günahkâr olmaz. Bu sünnetler namazdan öncej namaz içinde ve namazdan sonra olmak-üzere üç kışıma ayrılır:

    A, Namazdan Önceki Sünnetler

    Namazdan önceki sünnetler üç tanedir:
    1. Ezan.
    Ezanın tarifi, delilleri, şartlarının beyanı ve bununla ilgili meseleler daha önce geçmişti.
    2. İkâmet (Kamet)
    Kâmet'in tarifi, şartlarının beyanı, ezan ile kamet arasındaki farklar daha önce zikredilmişti.
    3. Sütre
    Kişinin namaz kılarken önüne -duvar, direk, baston gibi- bir sütre alarak önünden geçenlerle kendi arasında bir perde yapması, hiçbir şey yoksa önüne bir çizgi çekmesi sünnettir.
    Abdullah b. Ömer şöyle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber bayram günü (namaza) çıktığında (hizmetçisine) bir harbe taşımasını emrederdi. (O harbe namazda) karşısına dikilir, kendisi de ona doğru namaz kılar, halk da arkasında namaza dururdu. Bunu seferde de yapardı".[1]
    En efdal olanı, sütrenin secde yerine yakın olmasıdır; zira Sehl b. Sa'd şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber'in musallası (namaz kıldığı yer) ile (kıble cihetindeki) duvar arasında bir davar geçebilecek kadar yer vardı1.[2]

    B. Namaz İçindeki Sünnetler

    Namaz içindeki sünnetler ikiye ayrılır:
    1. Eb'az
    2. Heyet
    Eb'az, namazda terkedildiği takdirde sehiv secdesiyle telafi edilmesi*nin sünnet olduğu şeylerdir.
    Heyet, terkedildiği takdirde sehiv secdesiyle telafi edilmesinin sünnet olmadığı şeylerdir.
    Sehiv secdesini ve onunla ilgili hususları namazın amelleri bahsinde açıklayacağız. Namazdaki eb'âzlar ise şunlardır:

    Eb'âz

    a. Birinci Teşehhüd
    Birinci teşehhüd, arkasından selâm gelmeyen teşehhüd'dür. Bu da öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında ikinci rekattaki oturuştur. Bu oturuşta teşehhüd okumak sünnettir. Çünkü namazını güzel kılmayan bir kişiye Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Namazın ortasında oturduğun zaman önce istikrar bul, sonra sol ayağını yay, sonra teşehhüd oku.[3]
    Bu teşehhüd'ün sünnet olduğunun delili, Abdullah b. Buhayne'nin rivayet ettiği şu hadîstir: 'Hz. Peygamber bir namazda bize iki rekât kıldırdı. Sonra (birinci teşehhüd için) oturmadan kalktı. Cemaat (ona uya*rak) ayağa kalktı. Namazını tamaladığı zaman biz selâm vermesini bekler*ken selâm vermeden önce tekbir aldı ve oturduğu halde (yanılmaktan dolayı) iki secde yaptı, sonra selâm verdi'.[4]
    Eğer bu teşehhüd rükün olsaydı, Hz. Peygamber onu yerine getirir, sehiv secdesiyle telafi etmezdi.
    b. Teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salâvat getirmek. Salâvat terkedildiği zaman sehiv secdesi yapmak onu telafi eder.
    c. Birinci teşehhüd için oturmak.
    Böylece birinci teşehhüd'de-, oturmak, teşehhüd okumak ve Hz. Pey*gamber'e salât etmek olmak üzere üç tane sünnet olduğu anlaşılmaktadır.
    4. Rükün olan son teşehhüd'den sonra Hz. Peyğamber'in âline salât etmek.
    Son oturuşta rükün olan teşehhüd'ü okuduktan ve Hz. Peygamber'e salâvat getirdikten sonra Hz. Peyğamber'in âline de salât etmek sünnet'tir. Çünkü salât'ın lafzında âl kelimesi de geçmektedir.
    5. Sabah namazında ikinci rekâtın itidaline kalkıldığında, Ramazan'ın ikinci yarısında, vitir'in son rekâtında ve hangi namazda olursa olsun son rekâttaki itidâl'de felaketler için kunut okumak sünnettir.
    Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunut yaptı[5]
    Enes b. Mâlik'e, Hz. Peyğamber'in sabah namazında kunut yapıp yapmadığı sorulduğunda, şöyle demiştir:
    - Evet, kunut yaptı.
    - Rükû'dan önce mi sonra mı?
    - Rükû'dan sonra az bir müddet[6]
    Namaz kılan kişi hangi lafızla olursa olsun Allah'a övgü ve duada bulunursa kunut sünnetini yerine getirmiş olur. Meselâ Aüahummağfirli yâ gafuru dese yeterlidir. Kunut'un en mükemmel şekli ise, Hz. Peygamber'den rivayet edilen kunut duasını okumakla yerine getirilmiş olur.
    Hasan b. Ali şöyle demiştir: Hz. Peygamber bana birkaç kelime öğ*retti, vitir'de onları okuyordum:
    Ey Allahim! Verdiğin hidayetinde beni daim kıl! Verdiğin afiyetlerle beni afiyette kıl. Emanına aldığın yerde beni de emanına al! Bana verdiğini mübarek kıl! Kaza ettiğin şeyin şerrinden beni koru! Sen hükmedersin, fakat kimse sana hükmedemez. Senin dost edindiğin zelil kılınamaz. Senin düşman olduğun aziz olamaz. Sen yücesin, ey Allahım sen büyüksün.[7]
    İmam'ın bu lafızları cermsigası olarak; ihdini yerine ihdim, afini ye*rine afim, tevelhnî yerine tevellena şeklinde okuması gerekir.
    Hişam'ın, Muhammed b. Sirin'in ashabından rivayet ettiğine göre Ubey b. Ka'b (Ramazan'da) onlara imamlık yapıp Ramazan'ın son yansında kunut yapmıştır.[8]
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sabah namazının ikinci rekâtında başını rükû'dan kaldırdığı zaman ellerini kaldırıp kunut duası okurdu'.[9]
    Âlimler şu ibarenin eklenmesinin de müstehab olduğunu söy*lemişlerdir.
    Namazın Sünnetleri
    Hükmettiğine karşılık hamd sana mahsustur. Ey Rabb'imiz! Senden mağfiretini diler ve sana yöneliriz. Peygamber Efendimiz (en-Nebiyyü'l-timmî olan) Hz. Muhammed'e, âline ve ashabına salât u selâm eyle! Nitekim bu hususta dua ve zikirden sonra Hz. Peygamber'e getirilen
    sa/âvat hakkında sahih hadîsler vardır.[10]
    Kunut okurken elleri kaldırmak sünnettir. Ellerin iç kısımları göğe doğru olmalıdır.
    • Heyetler
    Biz daha önce heyetlerin, namazın sünnetlerinden olduğunu, terke-. dilmesi halinde sehiv secdesiyle telafi edilmesinin sünnet olmadığını, Eb'azlann ise sehiv secdesiyle telafi edileceğini söylemiştik. Namazdaki heyetleri şöyle sıralayabiliriz:
    1. Tahrim tekbiri alırken, rükû'ya giderken ve rükû'dan kalkarken el*lerin kaldırılması sünnettir.
    .Bu sünneti yerine getirmenin keyfiyeti şöyledir: Ellerin ayaları kible'ye doğru açılıp parmaklar yayılmalıdır. Baş parmaklar kulak memeleri hizasında olup ellerin ayaları açık olmalıdır.
    İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namaza durduğu zaman ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rükû'a gitmek istediği zaman da, rükû'dan kalktığı zaman da böyle yapardı. Fakat secdeye gittiğinde ve secdeden kalktığında böyle yapmazdı'.[11]
    2. Vakfe'de sağ eli sol elin üzerine koymak.
    Bunun şekli şöyledir: Sağ eli sol elin üzerine koyup sağ elin parmak*larıyla sol elin bileğini tutmalı, elleri göbeğin üstüne göğsün de altına koymalıdır.
    Vail b. Hucr şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namaza başladığı zaman ellerini kaldırıp tekbir alır, sonra sağ elini sol bileği üzerine ko*yardı'.[12]
    3. Kıyamdayken secde yerine bakmak.
    Namaz kılan kişinin bakışlarını sağa sola çevirmesi mekruhtur Yukarıya veya önündeki birşeye -Kabe bile olsa- bakması mekruhtur' Sünnet olan, devamlı secde yerine bakmaktır. Kişi teşehhüd okurken işaret ettiği parmağına bakabilir. Böyle yapılmasının delili Hz Peygamber'in fiilidir. ,
    Teveccüh
    4. Tekbir'den sonra namaza teveccüh okuyarak başlamak. Teveccühün lafzı, Hz. Ali'nin rivayet ettiği şu lafızlarla okunmalıdır.
    Şüphesiz ki ben, yüzümü bir muvahhid olarak o gökleri ve yerleri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hiçbir ortağı olma*yan âlemlerin rabbi Allah'ındır. Ben ancak bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım.[13]

    Teveccüh'ün Müstehab Olduğu Yerler

    Teveccüh duasını, farz ve nafile namazların başında Fatiha okuma*dan önce -tek başına kılan için de imam için de- cemaat içinde okumak müstehab'dır.
    Eğer besmele çekilmiş veya Fatiha okunmuş veya euzübillahi min'eş-şeytan'ir-racim denmişse, başa dönüp yeniden teveccüh duasını okumak uygun değildir. Unutarak böyle yapmak da hükmü değiştirmez.
    Cenaze namazında teveccüh duası okumak müstehab değildir. Vakit dar olduğu zaman farz namazda da okumak müstehab değildir. Teveccüh duası okunduğunda vaktin çıkma ihtimali varsa okunma*malıdır.
    5. Teveccüh'ten sonra eûzu billahi min'eş-şeytan'irracim demek.
    Bunu takiben Fatiha okunmalıdır. Fatiha okunduktan sonra eûzu çekilmez. Tekrar başa dönüp eûzu çekmek mekruh'tur.
    Kur'an okuduğun (okumak istediğin) zaman kovulmuş şeytandan
    Allah'a sığın!
    (Nahl/98)
    6. Kur'an'ı, sesli okunması gereken yerde sesli, sessiz okunması gere*ken yerde sessiz okumak.
    Kur'an'ı sabah namazında, akşam ve yatsı namazının ilk iki rekâtında, Cuma, Bayram, Ay Tutulma, Yağmur, Teravih ve Ramazan'da kılınan Vitir namazında tek başına kılan için de, imam için de, cemaat için de açıktan okumak sünnettir. Bunların dışındaki namazlarda işe gizli okumak sünnettir. Bunun böyle olduğuna bir çok hadîs delâlet eder. Onlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
    Cübeyr b. Mut'im babasından şöyle rivayet etmektedir: 'Ben Hz. Peygamber'in akşam namazında Tur sûresini okuduğunu işittim'.[14]
    Berâ b. Âzib şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber'in yatsı na*mazında Tin sûresini okuduğunu işittim. Ondan daha güzel sesli bir kim*seyi dinlemiş değilim'. [15]
    İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber, ashabına namaz kıldırıyordu. Onlar namazda okuduğu Kur'an'ı işitince kulak verdiler'.[16]
    Ebu Katade şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber bize namaz kıldırdı. Öğle ve ikindi namazlarındaki ilk iki rekâtta Fatihatu'l-Kitab ile birer sûre okurdu'.[17]
    Hz. Peygamber'in aşikâr okuduğunu bildiren hadîsler daha önce geçmişti.
    Ubade b. Samit şöyle rivayet ediyor: Biz Hz. Peygamber'in arkasında sabah namazını kılıyorduk. Hz. Peygamber okurken cemaatin okuması ona ağır geldi. Namazı kılınca 'Siz imamınızın arkasında okuyor musu*nuz?' dedi. Biz 'Evet, okuyoruz1 dedik. Hz. Peygamber 'Fatiha'dan
    başkasını okumayın. Hakikat şu ki Fatiha okumayanın namazı olmaz' bu*yurdu.[18]
    İmam işitmediği zaman gizli okunmuş sayılır. İşte bu hadîsler Hz Peygamber'in, hazır olanlara işittirecek kadar yüksek sesle okuduğuna delâlet eder. Sözü geçen yerlerin dışında gizli okumanın delili de şu ha*dîstir:
    Bir kişi Habbab'a şöyle sordu:
    - Hz. Peygamber öğle ve ikindi namazlarında okuyor muydu?
    - Evet.
    - Peki, okuduğunu nasıl anlıyordunuz?
    - Sakalının hareketinden anlıyorduk.[19]
    Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber her namazda okurdu. Hz. Peygamber'in bize açıktan okuduğu yerde biz de size açıktan okuyo*ruz. Gizli okuduğu yerde biz de size gizli okuyoruz'.[20]
    Sahabîler, Hz. Peygamber'in sözü geçen yerlerin haricinde sesli okuduğunu nakletmemişlerdir. Özel namazların delilleri ise yerlerinde belirtilecektir.
    Gece kılınan mutlak nafile namazlarda ne gizli ne de aşikâre olma*dan, kıraat normal şekilde yapılmalıdır.
    Namazında açıktan okuma, sesini fazla da kısma, ikisi arasında bir yol tut.
    (İsra/110)
    7. Fatiha'dan sonra âmin demek.
    Veleddâllîn'den hemen sonra âmin denilmelidir. Namaz kılan kişinin her namazda Fatiha'dan sonra âmin demesi sünnettir. Sesli kılınan na*mazlarda sesli olarak, sessiz kılınan namazlarda sessiz olarak âmin den*melidir. Cemaat de imam'a tâbi olarak yüksek sesle âmin demelidir. Âmiriin anlamı 'Yâ rabbî! Duamızı kabul et!' demektir. Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Sizler (namazda) âmin dediğiniz zaman melekler de semada âmin derler. Kimin âmin demesi, meleklerin âmin demesine tevafuk ederse o kişiye geçmiş günahları bağışlanır.[21]
    İmam âmin dediği zaman arkasından siz de âmin deyin. Çünkü ki*min âmin demesi, meleklerin âmin demesine tevafuk ederse o kişiye geçmiş günahları bağışlanır.[22] Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn dediği zaman, birinci saftakilerin işitebileceği şekilde (açıktan) âmin derdi'.[23]
    Hz. Peygamber âmin dediği zaman mescid âdeta sallanıyordu.
    [24] 8. Fatiha'dan sonra Kur'an'dan birşey okumak.
    Ne kadar kısa olursa olsun Kur'an'dan herhangibir sûre okumak veya peşpeşe gelen üç ayet okumakla sünnet yerine getirilmiş olur.
    Farz namazların birinci ve ikinci rekâtlarında zammı sûre okumak da sünnettir. Bu tek başına kılan için de imam için de böyledir. İmarn'a uyan kişinin gizli okunan namazlarda ve imam'ın okumasını işitmediği durumlarda okuması sünnettir.
    Sabah ve öğle namazlarında Hucurât ve Rahman sûreleri gibi Tıva-İ'ul-Mufassal denilen sûreleri okumak sünnettir. İkindi ve yatsı na*mazlarında Şems sûresi gibi Avasıt'uî-Mufassal denilen sûreleri okumak sünnettir. Akşam namazında ise îhias sûresi gibi kısa sûreleri okumak sünnettir.
    Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Namazı, falan adamın namazından daha fazla Hz. Peygamber'in namazına benzeyen bir kimsenin arkasında namaz kılmadım. Onun arkasında namaz kıldığımda öğle namazının bi*rinci ve ikinci rekâtlarını uzatıyor, üçüncü ve dördüncü rekâtlarını hafif tutuyordu. İkindi namazında hafif, akşam namazında ise Kusar'ul-Mufassai denilen sûrelerden okuyordu. Yatsı namazında Şems ve benzeri sûreleri, sabah namazında da iki uzun sûre okuyordu.[25]
    Cuma sabahında birinci rekâtta Secde, ikinci rekâtta Hel Eta sûresini okumak sünnettir.
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber Cuma günü sabah namazının birinci rekâtında Secde, ikinci rekâtında ise Hel Eta sûresini okuyordu'.[26]
    Bütün namazların birinci rekâtını, ikinci rekâtından daha uzun tut*mak sünnettir. Çünkü Hz. Peygamber birinci rekâtta uzun, ikinci rekâtta kısa okuyordu.[27]
    9. İntikal tekbirlerini almak.
    Daha önce namazda tahrim tekbiri'nin rükün olduğunu ve onsuz namazın sahih olmadığını belirtmiştik. Tahrim tekbirini alıp namaza du*rulduktan sonra her intikal'de (kıyam'dan rükû'ya, itidal'den secde'ye gittiğinde), tahrim tekbiri gibi tekbir almak sünnettir. Ancak rükû'dan kal*karken tekbir yerine semiallahu lknen hamideh, Rabbena ve leke'1-hamd (Allah, hamdini yapan kimsenin duasını kabul eder. Rabbimiz! Hamd sana mahsustur) denmelidir.
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber namaz kıldığında ayakta iken (ihram) tekbiri alırdı. Sonra rükû'ya giderken tekbir alırdı. Sonra rükû'dan belini doğrulturken semiallahu limen hamideh, sonra ayakta iken rabbena ve leke'1-hamd derdi. Sonra secdeye giderken tekbir alırdı. Sonra başını secdeden kaldırırken tekbir alırdı. Sonra ikinci secdeye giderken tekbir alır, sonra başını ikinci kez kaldırırken tekbir alırdı. Sonra tamamlayıncaya kadar bütün namazda böyle yapardı. İkinci rekâtı bitirip oturduktan sonra ayağa kalkarken de tekbir alırdı".[28].
    10. Rükû ve secde'de tekbir getirmek.
    Rükû ve secde'de tekbir getirme şöyledir: Rükû'ya varıp da itminana kavuştuktan sonra üç defa subhane rabbiye'1-azim ve bi hamdihi denir. Secde'ye gidip istikrar bulunca da üç defa subhane rabbiye'1-a'lâ ve bi hamdihi denir. Bu en az derecesidir. Eğer beş, yedi ve daha fazla söyle*nirse sevabı daha çok olur.
    11. Teşehhüd için oturulduğunda elleri dizlerin üzerine koymak. Bu şöyle yapılır: Sol el açılıp parmakların bir kısmı diğerlerine yapıştırılır. Parmak uçları diz kapaklarına kadar uzatılır. İşaret parmağı hariç sağ el kapatılır. Bu parmağa sebbabe parmağı denir. Bu parmak bükülerek diz üzerine konur. İllallah kelimesi söylenirken bu parmakla tevhid'e işaret edilir; birliğin sembolü olarak kaldırılır. İşaret yapılmadığı takdirde namazın sonuna kadar parmağı kalkık tutmak sünnettir.
    İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namazda oturunca ellerini dizleri üzerine koyardı. Sağ elinin işaret parmağını kaldırır, onunla Allah'ın birliğine işaret ederdi. Sol elini de -parmaklarını uzatarak-sol dizi üzerine koyardı'.[29]
    12. İlk celse'de iftiraş, son celse'de de teverruk yapmak. Teverruk, namaz kılan kişinin sol kalçası üzerine oturup sağ ayağını dikmesi, sol ayağını da sağ ayağı altından çıkararak oturmasıdır. Teverruk un kökü olan verk, bacak demektir.
    İftiraş ise namaz kılan kişinin sağ ayağını dikip sol ayağı üzerine oturmasıdır.
    Ebu Humeydî es-Saidî şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamber'in namaz kılışını hepinizden daha iyi hatırlıyorum' dedikten sonra şöyle de*vam etti: 'Hz. Peygamber ikinci rekâtın sonunda sağ ayağını dikip sol ayağı üzerine otururdu. Son oturuşta ise sol ayağını sağ ayağının altından çıkarıp sağ ayağını da dikerek makatı üzerine otururdu1.[30]
    13. İbrahimî salâvatlan getirmek ve teşehhüd'den sonra dua etmek. Son teşehhüd'de Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin farz (rükün) olduğu daha önce söylenmişti. Bu salât hangi lafızla söylenirse söylensin yeterlidir. İster Alhhumme saîli ala Muhammed densin, ister Allahumme salli alâ âl-i Muhammed densin, farketmez. Fakat İbrahimî salâvatları okumak sünnettir. Bu salâvatların lafızları daha önce geçmişti. Bu salâvatlardan sonra kabir azabından, ateş azabından Allah'a sığınmak veya kişinin dilediği şekilde kendisi için dua etmesi sünnettir. Ancak bu dua ve istiazeler, teşehhüd ve salâvatın toplamından fazla olmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biri teşehhüd yaptığı zaman şu dört şeyden Allah'a sığınarak şöyle desin: 'Ey Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnelerinden ve Mesih Deccal fitnesinin şerrinden Allah'a sığınıyorum!'.[31]
    14. Namazda ikinci selâmı vermek.
    Daha önce sağ tarafa verilen birinci selâmın rükün olduğunu söy*lemiştik. Birinci selâm verildikten sonra rükün ve vacibler tamamlanmış olur. Sol tarafa ikinci selâmı vermek ise sünnettir.
    Sa'd şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamber'i sağ ve sol tarafına selâm verirken gördüm. Hatta (bu sırada arkadan) yanağının beyazlığını da görürdüm'.[32]
    Abdullah b. Mes'ud şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber -yanağının beyazının (arkadan) görüneceği şekilde- sağ ve soluna es-seîâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ye rahmetullahi diye selâm verirdi'.[33]
    15- Namazda huşu içinde olmak.
    Huşu dilin okuduğu Kur'an, zikir ve dualara kalbin uyanık olarak dikkat etmesi, okunanların anlamını düşünüp onlarla hemhal olup rabbi ile münacaat ettiğinin bilincinde olması demektir. Bu huşu, en azından namazın bir bölümünde bulunmalıdır. Zira gaflet, namazın tümünde de*vam ederse namaz fasid olur. Namazın tümünde huşu içerisinde olunduğu takdirde sünnete en mükemmel şekilde uyulmuş olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Bir namaz (vakti) geldiğinde abdestini, huşû'unu ve rükû'unu güzel yapan her müslümana -büyük günah işlemediği müddetçe- o namazı önceki günahlarına kefaret olur. Namazın kefaret olması her zaman sözkonusudur.[34]
    İşte bütün bunlara namazın heyetleri denir. Namaz kılan kişi bunlar*dan birini terkederse, onun için sehiv secdesi yapması sünnet değildir. Ama namazın Eb'az'Ianndan biri terkedilirse, onu telafi etmek için na*mazın sonunda sehiv secdesi yapmak sünnettir.

    C. Namazdan Sonraki Sünnetler

    1. Namazın akabinde zikir ve dua etmek sünnettir.
    Sevban şöyle rivayet ediyor: Hz.- Peygamber selâm verip namazı bi*tirdiği zaman üç defa istiğfar eder ve şöyle derdi:
    Ey Allahım! Selâm sensin, selâmet ancak senden olur. Çok ulusun, ey celâl ve ikram sahibi![35]
    Cemaatin öğrenmesi için imam'm bunları sesli okumasında bir mah*zur yoktur. Fakat cemaat öğrendikten sonra imam sessiz okumalıdır.
    İbn Abbas şöyle diyor: 'Hz. Peygamber zamanında cemaat namazı bittikten sonra sesli olarak zikredilirdi'.[36]
    Hz, Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Birtakım muakkibat (namazdan sonra söylenecek güzel kelimeler) vardır ki onları söyleyen kimse hiçbir vakit ziyanda olmaz: Her farz namazın arkasından 33 kere teşbih, 33 kere tahmid ve 33 kere de tekbir.[37]
    Her namazdan sonra kim 33 kere Allah'ı tekbir ederse (33 kere Allah'a hamdeder ve 33 kere de Allah'ı teşbih eder) -ki bunlar böyle*likle 99 eder- ve akabinde de Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh lehu'l-mülkü ve lehu'î-hamdu ve huve alâ külli şey'in kadîr diyerek bunu 100'e tamamlarsa, o kulun günahları deniz köpükleri kadar çok olsa bile bağışlanır.[38]
    Kim sabah namazından sonra ayağı kıvrık olduğu halde konuş*madan önce on defa Lâ ilahe illallahu vahdehü lâ şerike îehu, lehu'l-mülkü ve lehu'î-hamdu yuhyt ve yumîtu ve huve aîâ külli şey'in kadîr derse ona on hasene yazılır, on seyyiesi silinir ve on derece de yükseltilir. Ayrıca o gün akşama kadar her türlü kötülükten ve şeytanın şerrinden korunur.[39]
    Muaz b. Cebel şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber elimden tuttu ve şöyle dedi: "Ey Muaz! Allah'a yemin ederim ki ben seni seviyorum. Ey Muaz! Sana her namazın arkasından (Ey Allahım! Sana zikretmek, şükretmek ve ibadet etmek hususunda bana yardım et!' diye dua etmeni tavsiye ederim".[40]
    Namazdan sonra okunması gereken birçok zikir ve dua varid olmuştur. Bunlar Hadîs ve Ezkar kitaplarından öğrenilebilir.
    2. Secde yerlerinin çoğalması için farz namazı kıldıktan sonra, nafile namaz için biraz kaymazdır.
    Çünkü o yerler kıyamet günü namaz kılan kişi lehinde şehadet eder*ler. Fakat farz namazı mescidde kıldıktan sonra, nafile namazları evde kılmak daha efdaldir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    (Nafile) namazları evinizde kılın. Çünkü farz namaz hariç insanın hayırlı namazı, evinde kıldığı namazdır.[41]
    Herhangibiriniz farz namazını gittiği mescidde kılacak olursa, kendi evini de namazdan nasibdâr etsin. Çünkü Allah Teâlâ namaz sebe*biyle onun evinde bir hayır yaratır.[42]
    3- Mescidde kadınlar varsa erkeklerin -kadınlar çıkıncaya kadar- na*maz kıldıkları yerde durmaları sünnettir.
    Çünkü erkeklerle kadınların aynı anda çıkmaları; birbirlerine karışma*ları fesada yol açabilir.
    Ümmü Seleme şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber zamanında farz namaz bittikten sonra kadınlar kalkarlardı. Hz. Peygamber ve ashabı Allah'ın dilediği kadar yerlerinde kalır, sonra Hz. Peygamber kalkar, sa-habîler de onunla birlikte kalkarlardı'.[43]
    Yine Ümmü Seleme şöyle rivayet etmektedir: (Hz. Peygamber selâm verdiği zaman kadınlar selâmlarını verip kalkarlardı. Hz. Peygamber ise yerinde biraz durduktan sonra kalkardı'.[44]
    Ravilerden İbn Şihab ez-Zührî şöyle demiştir: 'Allah daha iyisini bilir. Hz. Peygamber'in böyle yapması, kadınlarla erkeklerin birbirlerine karışmamaları içindir1.




    [1] Buharî/472-, Müslim/501

    [2] Buhari/474; Müslim/508

    [3] Ebu Dâvud/860

    [4] Buharî/1173; Müslim/570


    [5] İmam Ahmed ve başka muhaddisler

    [6] Buharî/956; Müslim/677

    [7] Ebu Dâvud/1425. Tirmizî 'Bu hadîs hasen'dir ve Hz. Peygamber'den vitir ve kunut hakkında başka ahsen bir rivayetin varid olduğunu bilmiyoruz' demiştir. (Tirmizî/424).

    [8] Ebu Dâvud/1428

    [9] Hâkim

    [10] Mağnî, I/166-167

    [11] Buharî/705; Müslim/390

    [12] Müslim/401. Neseî'nin rivayetinde 'Sağ elini, sol elin üstüne, bileğine ve kolunun bir kısmına koydu1 şeklindedir. (Neseî, 11/126)


    [13] MüsIim/771

    [14] Buharî/735; Müslim/463

    [15] Buharî/733; Müslim/464

    [16] Buharî/739; Müslim/449

    [17] Buharî/745; Müslim/451

    [18] Ebu Dâvud/823, 824; Neseî, 11/141 ve başka muhaddisler. Diğer bir rivayette 'Ben açıktan okuduğum zaman arkamda Fatiha'dan başka birşey okumayın' şeklindedir.

    [19] Buharî/713

    [20] Buharî/738; Müslim/396


    [21] Buharî/748; Müslim/410, (Ebu Hüreyre'den)

    [22] Buharî/747; Müslim/410, (Ebu Hüreyre'den)

    [23] Ebu Dâvud/934, (Ebu Hüreyre'den)

    [24] İbn Mâce, 853

    [25] Neseî, 11/167

    [26] Buharî/851; Müslim/880

    [27] Buharî/725; Müslim/451

    [28] Buharî/756; Müslim/392


    [29] Müslim/580

    [30] Buharı/794 'Hz Peygamber namazda oturduğunda sol ayağını baldın ile uyluğu arasına koyar, sağ ayağını da yayardı' şeklindedir. (Müslim/579, ibn Zübeyr'den)

    [31] Müslim/558, (Ebu Hüreyre'den)

    [32] Müslim/582

    [33] Ebu Dâvud/996 ve başka muhaddisler. (Tirmizî 'İbn Mes'ud'un hadîsi hasen-sahih'tir'. demiştir).

    [34] Müslim/228, (Hz. Osman'dan)

    [35] Müslim/591

    [36] Buharî/805; Müslim/583


    [37] Müslim/596, (Ebu Hüreyre'den)

    [38] Müslim/597, (Ebu Hüreyre'den)

    [39] Tirmizî/3470

    [40] Ebu Dâvud/1522

    [41] Buharî/698; Müslim/781

    [42] Müslim/778

    [43] Buharî/828

    [44] Buharî/832


  8. 21.Kasım.2013, 15:55
    4
    Üye
    NAMAZIN SÜNNETLERİ 2
    A, Namazdan Önceki Sünnetler 2
    B. Namaz İçindeki Sünnetler 2
    Eb'âz. 2
    Teveccüh'ün Müstehab Olduğu Yerler 4
    C. Namazdan Sonraki Sünnetler 6
    NAMAZIN SÜNNETLERİ

    Fıkıh'ta sünnet, Hz. Peygamber'in vacib olmayarak yapmış olduğu şeyleri ifade eder. Namazın sahih olması için birtakım şart ve rükûnların olduğunu söylemiştik. Bir de namaz kılan kişiden istenen, namazın bir*takım sünnetleri vardır. Fakat bunlar farz gibi zorunlu olarak istenmez. Bu sünnetlere riayet eden sevap alır, riayet etmeyen ise günahkâr olmaz. Bu sünnetler namazdan öncej namaz içinde ve namazdan sonra olmak-üzere üç kışıma ayrılır:

    A, Namazdan Önceki Sünnetler

    Namazdan önceki sünnetler üç tanedir:
    1. Ezan.
    Ezanın tarifi, delilleri, şartlarının beyanı ve bununla ilgili meseleler daha önce geçmişti.
    2. İkâmet (Kamet)
    Kâmet'in tarifi, şartlarının beyanı, ezan ile kamet arasındaki farklar daha önce zikredilmişti.
    3. Sütre
    Kişinin namaz kılarken önüne -duvar, direk, baston gibi- bir sütre alarak önünden geçenlerle kendi arasında bir perde yapması, hiçbir şey yoksa önüne bir çizgi çekmesi sünnettir.
    Abdullah b. Ömer şöyle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber bayram günü (namaza) çıktığında (hizmetçisine) bir harbe taşımasını emrederdi. (O harbe namazda) karşısına dikilir, kendisi de ona doğru namaz kılar, halk da arkasında namaza dururdu. Bunu seferde de yapardı".[1]
    En efdal olanı, sütrenin secde yerine yakın olmasıdır; zira Sehl b. Sa'd şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber'in musallası (namaz kıldığı yer) ile (kıble cihetindeki) duvar arasında bir davar geçebilecek kadar yer vardı1.[2]

    B. Namaz İçindeki Sünnetler

    Namaz içindeki sünnetler ikiye ayrılır:
    1. Eb'az
    2. Heyet
    Eb'az, namazda terkedildiği takdirde sehiv secdesiyle telafi edilmesi*nin sünnet olduğu şeylerdir.
    Heyet, terkedildiği takdirde sehiv secdesiyle telafi edilmesinin sünnet olmadığı şeylerdir.
    Sehiv secdesini ve onunla ilgili hususları namazın amelleri bahsinde açıklayacağız. Namazdaki eb'âzlar ise şunlardır:

    Eb'âz

    a. Birinci Teşehhüd
    Birinci teşehhüd, arkasından selâm gelmeyen teşehhüd'dür. Bu da öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında ikinci rekattaki oturuştur. Bu oturuşta teşehhüd okumak sünnettir. Çünkü namazını güzel kılmayan bir kişiye Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Namazın ortasında oturduğun zaman önce istikrar bul, sonra sol ayağını yay, sonra teşehhüd oku.[3]
    Bu teşehhüd'ün sünnet olduğunun delili, Abdullah b. Buhayne'nin rivayet ettiği şu hadîstir: 'Hz. Peygamber bir namazda bize iki rekât kıldırdı. Sonra (birinci teşehhüd için) oturmadan kalktı. Cemaat (ona uya*rak) ayağa kalktı. Namazını tamaladığı zaman biz selâm vermesini bekler*ken selâm vermeden önce tekbir aldı ve oturduğu halde (yanılmaktan dolayı) iki secde yaptı, sonra selâm verdi'.[4]
    Eğer bu teşehhüd rükün olsaydı, Hz. Peygamber onu yerine getirir, sehiv secdesiyle telafi etmezdi.
    b. Teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salâvat getirmek. Salâvat terkedildiği zaman sehiv secdesi yapmak onu telafi eder.
    c. Birinci teşehhüd için oturmak.
    Böylece birinci teşehhüd'de-, oturmak, teşehhüd okumak ve Hz. Pey*gamber'e salât etmek olmak üzere üç tane sünnet olduğu anlaşılmaktadır.
    4. Rükün olan son teşehhüd'den sonra Hz. Peyğamber'in âline salât etmek.
    Son oturuşta rükün olan teşehhüd'ü okuduktan ve Hz. Peygamber'e salâvat getirdikten sonra Hz. Peyğamber'in âline de salât etmek sünnet'tir. Çünkü salât'ın lafzında âl kelimesi de geçmektedir.
    5. Sabah namazında ikinci rekâtın itidaline kalkıldığında, Ramazan'ın ikinci yarısında, vitir'in son rekâtında ve hangi namazda olursa olsun son rekâttaki itidâl'de felaketler için kunut okumak sünnettir.
    Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında kunut yaptı[5]
    Enes b. Mâlik'e, Hz. Peyğamber'in sabah namazında kunut yapıp yapmadığı sorulduğunda, şöyle demiştir:
    - Evet, kunut yaptı.
    - Rükû'dan önce mi sonra mı?
    - Rükû'dan sonra az bir müddet[6]
    Namaz kılan kişi hangi lafızla olursa olsun Allah'a övgü ve duada bulunursa kunut sünnetini yerine getirmiş olur. Meselâ Aüahummağfirli yâ gafuru dese yeterlidir. Kunut'un en mükemmel şekli ise, Hz. Peygamber'den rivayet edilen kunut duasını okumakla yerine getirilmiş olur.
    Hasan b. Ali şöyle demiştir: Hz. Peygamber bana birkaç kelime öğ*retti, vitir'de onları okuyordum:
    Ey Allahim! Verdiğin hidayetinde beni daim kıl! Verdiğin afiyetlerle beni afiyette kıl. Emanına aldığın yerde beni de emanına al! Bana verdiğini mübarek kıl! Kaza ettiğin şeyin şerrinden beni koru! Sen hükmedersin, fakat kimse sana hükmedemez. Senin dost edindiğin zelil kılınamaz. Senin düşman olduğun aziz olamaz. Sen yücesin, ey Allahım sen büyüksün.[7]
    İmam'ın bu lafızları cermsigası olarak; ihdini yerine ihdim, afini ye*rine afim, tevelhnî yerine tevellena şeklinde okuması gerekir.
    Hişam'ın, Muhammed b. Sirin'in ashabından rivayet ettiğine göre Ubey b. Ka'b (Ramazan'da) onlara imamlık yapıp Ramazan'ın son yansında kunut yapmıştır.[8]
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sabah namazının ikinci rekâtında başını rükû'dan kaldırdığı zaman ellerini kaldırıp kunut duası okurdu'.[9]
    Âlimler şu ibarenin eklenmesinin de müstehab olduğunu söy*lemişlerdir.
    Namazın Sünnetleri
    Hükmettiğine karşılık hamd sana mahsustur. Ey Rabb'imiz! Senden mağfiretini diler ve sana yöneliriz. Peygamber Efendimiz (en-Nebiyyü'l-timmî olan) Hz. Muhammed'e, âline ve ashabına salât u selâm eyle! Nitekim bu hususta dua ve zikirden sonra Hz. Peygamber'e getirilen
    sa/âvat hakkında sahih hadîsler vardır.[10]
    Kunut okurken elleri kaldırmak sünnettir. Ellerin iç kısımları göğe doğru olmalıdır.
    • Heyetler
    Biz daha önce heyetlerin, namazın sünnetlerinden olduğunu, terke-. dilmesi halinde sehiv secdesiyle telafi edilmesinin sünnet olmadığını, Eb'azlann ise sehiv secdesiyle telafi edileceğini söylemiştik. Namazdaki heyetleri şöyle sıralayabiliriz:
    1. Tahrim tekbiri alırken, rükû'ya giderken ve rükû'dan kalkarken el*lerin kaldırılması sünnettir.
    .Bu sünneti yerine getirmenin keyfiyeti şöyledir: Ellerin ayaları kible'ye doğru açılıp parmaklar yayılmalıdır. Baş parmaklar kulak memeleri hizasında olup ellerin ayaları açık olmalıdır.
    İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namaza durduğu zaman ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rükû'a gitmek istediği zaman da, rükû'dan kalktığı zaman da böyle yapardı. Fakat secdeye gittiğinde ve secdeden kalktığında böyle yapmazdı'.[11]
    2. Vakfe'de sağ eli sol elin üzerine koymak.
    Bunun şekli şöyledir: Sağ eli sol elin üzerine koyup sağ elin parmak*larıyla sol elin bileğini tutmalı, elleri göbeğin üstüne göğsün de altına koymalıdır.
    Vail b. Hucr şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namaza başladığı zaman ellerini kaldırıp tekbir alır, sonra sağ elini sol bileği üzerine ko*yardı'.[12]
    3. Kıyamdayken secde yerine bakmak.
    Namaz kılan kişinin bakışlarını sağa sola çevirmesi mekruhtur Yukarıya veya önündeki birşeye -Kabe bile olsa- bakması mekruhtur' Sünnet olan, devamlı secde yerine bakmaktır. Kişi teşehhüd okurken işaret ettiği parmağına bakabilir. Böyle yapılmasının delili Hz Peygamber'in fiilidir. ,
    Teveccüh
    4. Tekbir'den sonra namaza teveccüh okuyarak başlamak. Teveccühün lafzı, Hz. Ali'nin rivayet ettiği şu lafızlarla okunmalıdır.
    Şüphesiz ki ben, yüzümü bir muvahhid olarak o gökleri ve yerleri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hiçbir ortağı olma*yan âlemlerin rabbi Allah'ındır. Ben ancak bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım.[13]

    Teveccüh'ün Müstehab Olduğu Yerler

    Teveccüh duasını, farz ve nafile namazların başında Fatiha okuma*dan önce -tek başına kılan için de imam için de- cemaat içinde okumak müstehab'dır.
    Eğer besmele çekilmiş veya Fatiha okunmuş veya euzübillahi min'eş-şeytan'ir-racim denmişse, başa dönüp yeniden teveccüh duasını okumak uygun değildir. Unutarak böyle yapmak da hükmü değiştirmez.
    Cenaze namazında teveccüh duası okumak müstehab değildir. Vakit dar olduğu zaman farz namazda da okumak müstehab değildir. Teveccüh duası okunduğunda vaktin çıkma ihtimali varsa okunma*malıdır.
    5. Teveccüh'ten sonra eûzu billahi min'eş-şeytan'irracim demek.
    Bunu takiben Fatiha okunmalıdır. Fatiha okunduktan sonra eûzu çekilmez. Tekrar başa dönüp eûzu çekmek mekruh'tur.
    Kur'an okuduğun (okumak istediğin) zaman kovulmuş şeytandan
    Allah'a sığın!
    (Nahl/98)
    6. Kur'an'ı, sesli okunması gereken yerde sesli, sessiz okunması gere*ken yerde sessiz okumak.
    Kur'an'ı sabah namazında, akşam ve yatsı namazının ilk iki rekâtında, Cuma, Bayram, Ay Tutulma, Yağmur, Teravih ve Ramazan'da kılınan Vitir namazında tek başına kılan için de, imam için de, cemaat için de açıktan okumak sünnettir. Bunların dışındaki namazlarda işe gizli okumak sünnettir. Bunun böyle olduğuna bir çok hadîs delâlet eder. Onlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
    Cübeyr b. Mut'im babasından şöyle rivayet etmektedir: 'Ben Hz. Peygamber'in akşam namazında Tur sûresini okuduğunu işittim'.[14]
    Berâ b. Âzib şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber'in yatsı na*mazında Tin sûresini okuduğunu işittim. Ondan daha güzel sesli bir kim*seyi dinlemiş değilim'. [15]
    İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber, ashabına namaz kıldırıyordu. Onlar namazda okuduğu Kur'an'ı işitince kulak verdiler'.[16]
    Ebu Katade şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber bize namaz kıldırdı. Öğle ve ikindi namazlarındaki ilk iki rekâtta Fatihatu'l-Kitab ile birer sûre okurdu'.[17]
    Hz. Peygamber'in aşikâr okuduğunu bildiren hadîsler daha önce geçmişti.
    Ubade b. Samit şöyle rivayet ediyor: Biz Hz. Peygamber'in arkasında sabah namazını kılıyorduk. Hz. Peygamber okurken cemaatin okuması ona ağır geldi. Namazı kılınca 'Siz imamınızın arkasında okuyor musu*nuz?' dedi. Biz 'Evet, okuyoruz1 dedik. Hz. Peygamber 'Fatiha'dan
    başkasını okumayın. Hakikat şu ki Fatiha okumayanın namazı olmaz' bu*yurdu.[18]
    İmam işitmediği zaman gizli okunmuş sayılır. İşte bu hadîsler Hz Peygamber'in, hazır olanlara işittirecek kadar yüksek sesle okuduğuna delâlet eder. Sözü geçen yerlerin dışında gizli okumanın delili de şu ha*dîstir:
    Bir kişi Habbab'a şöyle sordu:
    - Hz. Peygamber öğle ve ikindi namazlarında okuyor muydu?
    - Evet.
    - Peki, okuduğunu nasıl anlıyordunuz?
    - Sakalının hareketinden anlıyorduk.[19]
    Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber her namazda okurdu. Hz. Peygamber'in bize açıktan okuduğu yerde biz de size açıktan okuyo*ruz. Gizli okuduğu yerde biz de size gizli okuyoruz'.[20]
    Sahabîler, Hz. Peygamber'in sözü geçen yerlerin haricinde sesli okuduğunu nakletmemişlerdir. Özel namazların delilleri ise yerlerinde belirtilecektir.
    Gece kılınan mutlak nafile namazlarda ne gizli ne de aşikâre olma*dan, kıraat normal şekilde yapılmalıdır.
    Namazında açıktan okuma, sesini fazla da kısma, ikisi arasında bir yol tut.
    (İsra/110)
    7. Fatiha'dan sonra âmin demek.
    Veleddâllîn'den hemen sonra âmin denilmelidir. Namaz kılan kişinin her namazda Fatiha'dan sonra âmin demesi sünnettir. Sesli kılınan na*mazlarda sesli olarak, sessiz kılınan namazlarda sessiz olarak âmin den*melidir. Cemaat de imam'a tâbi olarak yüksek sesle âmin demelidir. Âmiriin anlamı 'Yâ rabbî! Duamızı kabul et!' demektir. Hz. Peygamber şöyle demiştir:
    Sizler (namazda) âmin dediğiniz zaman melekler de semada âmin derler. Kimin âmin demesi, meleklerin âmin demesine tevafuk ederse o kişiye geçmiş günahları bağışlanır.[21]
    İmam âmin dediği zaman arkasından siz de âmin deyin. Çünkü ki*min âmin demesi, meleklerin âmin demesine tevafuk ederse o kişiye geçmiş günahları bağışlanır.[22] Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber ğayri'l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn dediği zaman, birinci saftakilerin işitebileceği şekilde (açıktan) âmin derdi'.[23]
    Hz. Peygamber âmin dediği zaman mescid âdeta sallanıyordu.
    [24] 8. Fatiha'dan sonra Kur'an'dan birşey okumak.
    Ne kadar kısa olursa olsun Kur'an'dan herhangibir sûre okumak veya peşpeşe gelen üç ayet okumakla sünnet yerine getirilmiş olur.
    Farz namazların birinci ve ikinci rekâtlarında zammı sûre okumak da sünnettir. Bu tek başına kılan için de imam için de böyledir. İmarn'a uyan kişinin gizli okunan namazlarda ve imam'ın okumasını işitmediği durumlarda okuması sünnettir.
    Sabah ve öğle namazlarında Hucurât ve Rahman sûreleri gibi Tıva-İ'ul-Mufassal denilen sûreleri okumak sünnettir. İkindi ve yatsı na*mazlarında Şems sûresi gibi Avasıt'uî-Mufassal denilen sûreleri okumak sünnettir. Akşam namazında ise îhias sûresi gibi kısa sûreleri okumak sünnettir.
    Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Namazı, falan adamın namazından daha fazla Hz. Peygamber'in namazına benzeyen bir kimsenin arkasında namaz kılmadım. Onun arkasında namaz kıldığımda öğle namazının bi*rinci ve ikinci rekâtlarını uzatıyor, üçüncü ve dördüncü rekâtlarını hafif tutuyordu. İkindi namazında hafif, akşam namazında ise Kusar'ul-Mufassai denilen sûrelerden okuyordu. Yatsı namazında Şems ve benzeri sûreleri, sabah namazında da iki uzun sûre okuyordu.[25]
    Cuma sabahında birinci rekâtta Secde, ikinci rekâtta Hel Eta sûresini okumak sünnettir.
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber Cuma günü sabah namazının birinci rekâtında Secde, ikinci rekâtında ise Hel Eta sûresini okuyordu'.[26]
    Bütün namazların birinci rekâtını, ikinci rekâtından daha uzun tut*mak sünnettir. Çünkü Hz. Peygamber birinci rekâtta uzun, ikinci rekâtta kısa okuyordu.[27]
    9. İntikal tekbirlerini almak.
    Daha önce namazda tahrim tekbiri'nin rükün olduğunu ve onsuz namazın sahih olmadığını belirtmiştik. Tahrim tekbirini alıp namaza du*rulduktan sonra her intikal'de (kıyam'dan rükû'ya, itidal'den secde'ye gittiğinde), tahrim tekbiri gibi tekbir almak sünnettir. Ancak rükû'dan kal*karken tekbir yerine semiallahu lknen hamideh, Rabbena ve leke'1-hamd (Allah, hamdini yapan kimsenin duasını kabul eder. Rabbimiz! Hamd sana mahsustur) denmelidir.
    Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber namaz kıldığında ayakta iken (ihram) tekbiri alırdı. Sonra rükû'ya giderken tekbir alırdı. Sonra rükû'dan belini doğrulturken semiallahu limen hamideh, sonra ayakta iken rabbena ve leke'1-hamd derdi. Sonra secdeye giderken tekbir alırdı. Sonra başını secdeden kaldırırken tekbir alırdı. Sonra ikinci secdeye giderken tekbir alır, sonra başını ikinci kez kaldırırken tekbir alırdı. Sonra tamamlayıncaya kadar bütün namazda böyle yapardı. İkinci rekâtı bitirip oturduktan sonra ayağa kalkarken de tekbir alırdı".[28].
    10. Rükû ve secde'de tekbir getirmek.
    Rükû ve secde'de tekbir getirme şöyledir: Rükû'ya varıp da itminana kavuştuktan sonra üç defa subhane rabbiye'1-azim ve bi hamdihi denir. Secde'ye gidip istikrar bulunca da üç defa subhane rabbiye'1-a'lâ ve bi hamdihi denir. Bu en az derecesidir. Eğer beş, yedi ve daha fazla söyle*nirse sevabı daha çok olur.
    11. Teşehhüd için oturulduğunda elleri dizlerin üzerine koymak. Bu şöyle yapılır: Sol el açılıp parmakların bir kısmı diğerlerine yapıştırılır. Parmak uçları diz kapaklarına kadar uzatılır. İşaret parmağı hariç sağ el kapatılır. Bu parmağa sebbabe parmağı denir. Bu parmak bükülerek diz üzerine konur. İllallah kelimesi söylenirken bu parmakla tevhid'e işaret edilir; birliğin sembolü olarak kaldırılır. İşaret yapılmadığı takdirde namazın sonuna kadar parmağı kalkık tutmak sünnettir.
    İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber namazda oturunca ellerini dizleri üzerine koyardı. Sağ elinin işaret parmağını kaldırır, onunla Allah'ın birliğine işaret ederdi. Sol elini de -parmaklarını uzatarak-sol dizi üzerine koyardı'.[29]
    12. İlk celse'de iftiraş, son celse'de de teverruk yapmak. Teverruk, namaz kılan kişinin sol kalçası üzerine oturup sağ ayağını dikmesi, sol ayağını da sağ ayağı altından çıkararak oturmasıdır. Teverruk un kökü olan verk, bacak demektir.
    İftiraş ise namaz kılan kişinin sağ ayağını dikip sol ayağı üzerine oturmasıdır.
    Ebu Humeydî es-Saidî şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamber'in namaz kılışını hepinizden daha iyi hatırlıyorum' dedikten sonra şöyle de*vam etti: 'Hz. Peygamber ikinci rekâtın sonunda sağ ayağını dikip sol ayağı üzerine otururdu. Son oturuşta ise sol ayağını sağ ayağının altından çıkarıp sağ ayağını da dikerek makatı üzerine otururdu1.[30]
    13. İbrahimî salâvatlan getirmek ve teşehhüd'den sonra dua etmek. Son teşehhüd'de Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin farz (rükün) olduğu daha önce söylenmişti. Bu salât hangi lafızla söylenirse söylensin yeterlidir. İster Alhhumme saîli ala Muhammed densin, ister Allahumme salli alâ âl-i Muhammed densin, farketmez. Fakat İbrahimî salâvatları okumak sünnettir. Bu salâvatların lafızları daha önce geçmişti. Bu salâvatlardan sonra kabir azabından, ateş azabından Allah'a sığınmak veya kişinin dilediği şekilde kendisi için dua etmesi sünnettir. Ancak bu dua ve istiazeler, teşehhüd ve salâvatın toplamından fazla olmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Sizden biri teşehhüd yaptığı zaman şu dört şeyden Allah'a sığınarak şöyle desin: 'Ey Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnelerinden ve Mesih Deccal fitnesinin şerrinden Allah'a sığınıyorum!'.[31]
    14. Namazda ikinci selâmı vermek.
    Daha önce sağ tarafa verilen birinci selâmın rükün olduğunu söy*lemiştik. Birinci selâm verildikten sonra rükün ve vacibler tamamlanmış olur. Sol tarafa ikinci selâmı vermek ise sünnettir.
    Sa'd şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamber'i sağ ve sol tarafına selâm verirken gördüm. Hatta (bu sırada arkadan) yanağının beyazlığını da görürdüm'.[32]
    Abdullah b. Mes'ud şöyle rivayet etmiştir: 'Hz. Peygamber -yanağının beyazının (arkadan) görüneceği şekilde- sağ ve soluna es-seîâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ye rahmetullahi diye selâm verirdi'.[33]
    15- Namazda huşu içinde olmak.
    Huşu dilin okuduğu Kur'an, zikir ve dualara kalbin uyanık olarak dikkat etmesi, okunanların anlamını düşünüp onlarla hemhal olup rabbi ile münacaat ettiğinin bilincinde olması demektir. Bu huşu, en azından namazın bir bölümünde bulunmalıdır. Zira gaflet, namazın tümünde de*vam ederse namaz fasid olur. Namazın tümünde huşu içerisinde olunduğu takdirde sünnete en mükemmel şekilde uyulmuş olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Bir namaz (vakti) geldiğinde abdestini, huşû'unu ve rükû'unu güzel yapan her müslümana -büyük günah işlemediği müddetçe- o namazı önceki günahlarına kefaret olur. Namazın kefaret olması her zaman sözkonusudur.[34]
    İşte bütün bunlara namazın heyetleri denir. Namaz kılan kişi bunlar*dan birini terkederse, onun için sehiv secdesi yapması sünnet değildir. Ama namazın Eb'az'Ianndan biri terkedilirse, onu telafi etmek için na*mazın sonunda sehiv secdesi yapmak sünnettir.

    C. Namazdan Sonraki Sünnetler

    1. Namazın akabinde zikir ve dua etmek sünnettir.
    Sevban şöyle rivayet ediyor: Hz.- Peygamber selâm verip namazı bi*tirdiği zaman üç defa istiğfar eder ve şöyle derdi:
    Ey Allahım! Selâm sensin, selâmet ancak senden olur. Çok ulusun, ey celâl ve ikram sahibi![35]
    Cemaatin öğrenmesi için imam'm bunları sesli okumasında bir mah*zur yoktur. Fakat cemaat öğrendikten sonra imam sessiz okumalıdır.
    İbn Abbas şöyle diyor: 'Hz. Peygamber zamanında cemaat namazı bittikten sonra sesli olarak zikredilirdi'.[36]
    Hz, Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Birtakım muakkibat (namazdan sonra söylenecek güzel kelimeler) vardır ki onları söyleyen kimse hiçbir vakit ziyanda olmaz: Her farz namazın arkasından 33 kere teşbih, 33 kere tahmid ve 33 kere de tekbir.[37]
    Her namazdan sonra kim 33 kere Allah'ı tekbir ederse (33 kere Allah'a hamdeder ve 33 kere de Allah'ı teşbih eder) -ki bunlar böyle*likle 99 eder- ve akabinde de Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh lehu'l-mülkü ve lehu'î-hamdu ve huve alâ külli şey'in kadîr diyerek bunu 100'e tamamlarsa, o kulun günahları deniz köpükleri kadar çok olsa bile bağışlanır.[38]
    Kim sabah namazından sonra ayağı kıvrık olduğu halde konuş*madan önce on defa Lâ ilahe illallahu vahdehü lâ şerike îehu, lehu'l-mülkü ve lehu'î-hamdu yuhyt ve yumîtu ve huve aîâ külli şey'in kadîr derse ona on hasene yazılır, on seyyiesi silinir ve on derece de yükseltilir. Ayrıca o gün akşama kadar her türlü kötülükten ve şeytanın şerrinden korunur.[39]
    Muaz b. Cebel şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber elimden tuttu ve şöyle dedi: "Ey Muaz! Allah'a yemin ederim ki ben seni seviyorum. Ey Muaz! Sana her namazın arkasından (Ey Allahım! Sana zikretmek, şükretmek ve ibadet etmek hususunda bana yardım et!' diye dua etmeni tavsiye ederim".[40]
    Namazdan sonra okunması gereken birçok zikir ve dua varid olmuştur. Bunlar Hadîs ve Ezkar kitaplarından öğrenilebilir.
    2. Secde yerlerinin çoğalması için farz namazı kıldıktan sonra, nafile namaz için biraz kaymazdır.
    Çünkü o yerler kıyamet günü namaz kılan kişi lehinde şehadet eder*ler. Fakat farz namazı mescidde kıldıktan sonra, nafile namazları evde kılmak daha efdaldir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    (Nafile) namazları evinizde kılın. Çünkü farz namaz hariç insanın hayırlı namazı, evinde kıldığı namazdır.[41]
    Herhangibiriniz farz namazını gittiği mescidde kılacak olursa, kendi evini de namazdan nasibdâr etsin. Çünkü Allah Teâlâ namaz sebe*biyle onun evinde bir hayır yaratır.[42]
    3- Mescidde kadınlar varsa erkeklerin -kadınlar çıkıncaya kadar- na*maz kıldıkları yerde durmaları sünnettir.
    Çünkü erkeklerle kadınların aynı anda çıkmaları; birbirlerine karışma*ları fesada yol açabilir.
    Ümmü Seleme şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber zamanında farz namaz bittikten sonra kadınlar kalkarlardı. Hz. Peygamber ve ashabı Allah'ın dilediği kadar yerlerinde kalır, sonra Hz. Peygamber kalkar, sa-habîler de onunla birlikte kalkarlardı'.[43]
    Yine Ümmü Seleme şöyle rivayet etmektedir: (Hz. Peygamber selâm verdiği zaman kadınlar selâmlarını verip kalkarlardı. Hz. Peygamber ise yerinde biraz durduktan sonra kalkardı'.[44]
    Ravilerden İbn Şihab ez-Zührî şöyle demiştir: 'Allah daha iyisini bilir. Hz. Peygamber'in böyle yapması, kadınlarla erkeklerin birbirlerine karışmamaları içindir1.




    [1] Buharî/472-, Müslim/501

    [2] Buhari/474; Müslim/508

    [3] Ebu Dâvud/860

    [4] Buharî/1173; Müslim/570


    [5] İmam Ahmed ve başka muhaddisler

    [6] Buharî/956; Müslim/677

    [7] Ebu Dâvud/1425. Tirmizî 'Bu hadîs hasen'dir ve Hz. Peygamber'den vitir ve kunut hakkında başka ahsen bir rivayetin varid olduğunu bilmiyoruz' demiştir. (Tirmizî/424).

    [8] Ebu Dâvud/1428

    [9] Hâkim

    [10] Mağnî, I/166-167

    [11] Buharî/705; Müslim/390

    [12] Müslim/401. Neseî'nin rivayetinde 'Sağ elini, sol elin üstüne, bileğine ve kolunun bir kısmına koydu1 şeklindedir. (Neseî, 11/126)


    [13] MüsIim/771

    [14] Buharî/735; Müslim/463

    [15] Buharî/733; Müslim/464

    [16] Buharî/739; Müslim/449

    [17] Buharî/745; Müslim/451

    [18] Ebu Dâvud/823, 824; Neseî, 11/141 ve başka muhaddisler. Diğer bir rivayette 'Ben açıktan okuduğum zaman arkamda Fatiha'dan başka birşey okumayın' şeklindedir.

    [19] Buharî/713

    [20] Buharî/738; Müslim/396


    [21] Buharî/748; Müslim/410, (Ebu Hüreyre'den)

    [22] Buharî/747; Müslim/410, (Ebu Hüreyre'den)

    [23] Ebu Dâvud/934, (Ebu Hüreyre'den)

    [24] İbn Mâce, 853

    [25] Neseî, 11/167

    [26] Buharî/851; Müslim/880

    [27] Buharî/725; Müslim/451

    [28] Buharî/756; Müslim/392


    [29] Müslim/580

    [30] Buharı/794 'Hz Peygamber namazda oturduğunda sol ayağını baldın ile uyluğu arasına koyar, sağ ayağını da yayardı' şeklindedir. (Müslim/579, ibn Zübeyr'den)

    [31] Müslim/558, (Ebu Hüreyre'den)

    [32] Müslim/582

    [33] Ebu Dâvud/996 ve başka muhaddisler. (Tirmizî 'İbn Mes'ud'un hadîsi hasen-sahih'tir'. demiştir).

    [34] Müslim/228, (Hz. Osman'dan)

    [35] Müslim/591

    [36] Buharî/805; Müslim/583


    [37] Müslim/596, (Ebu Hüreyre'den)

    [38] Müslim/597, (Ebu Hüreyre'den)

    [39] Tirmizî/3470

    [40] Ebu Dâvud/1522

    [41] Buharî/698; Müslim/781

    [42] Müslim/778

    [43] Buharî/828

    [44] Buharî/832





+ Yorum Gönder