Konusunu Oylayın.: Namaz soru cevap

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namaz soru cevap
  1. 16.Ocak.2012, 00:15
    1
    Misafir

    Namaz soru cevap






    Namaz soru cevap Mumsema Namaz ile ilgili soru cevaplara ihtiyacım var bana Namaz hakkında soru ve cevap testi yapar mısınız ?


  2. 16.Ocak.2012, 00:15
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Namaz ile ilgili soru cevaplara ihtiyacım var bana Namaz hakkında soru ve cevap testi yapar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Dini Soru Cevap

    - Soru cevap dini

    - Soru cevap 781 Soru ve Cevabı Elinizin Altında Olsun

    - Tevekkül (soru & Cevap)

    - Üç soru üç cevap

  3. 16.Ocak.2012, 00:29
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: namaz soru cevap




    Namazla ilgili sorular:

    Seyfulislam ÇAPANOĞLU

    Soru 34: Namaz kılmayan kâfir diye adlandırılır mı?

    Cevab 34: Bu konu da ûlema ihtilaf etmiştir. Cumhur kelime-i tevhid-i söyleyen kişinin namaz kılmasa bile Müslüman olduğunu söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel (r.ha.) ise namaz kılmayan kimsenin kâfir olduğuna hüküm vermiştir. Bu ihtilafın temelinin şu hadise dayandığını söylemek mümkündür. Hadis şöyledir:

    "...Ameş Ebu Süfyan'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Cabir'i şöyle derken işittim: "Nebi (s.a.s.)' i: "Gerçekten kişi ile şirk arasında (yalnız) namazı terk etmek vardır." buyururken işittim."1

    Bu hadisin zahiri manasından hareketle imam Ahmed namazı iman ile küfür arasında ayırıcı bir çizgi olarak görmüştür. Yani namazı kılan mü’min, kılmayan müşrik veya kâfirdir. Tabii ki imanın delili yalnız bununla sınırlı değildir. Bu konuyu namaz adlı kitabında imam İbn Kayyım (r.ha.) etraflıca işlemiştir. Oraya müracaat ederek konu hakkında daha geniş malumat sahibi olabilirsiniz.

    Cumhur ulama ise namazın farziyetini inkâr etmeden kılmayan hakkında büyük günah sahibi olduğu için fasık hükmünü vermiştir. Böyle bir kişiyi küfre nisbet etmemiştir. Bu konuda ki öncelikli delilleri şu ayettir: "Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar."(Nisa, 4/48)

    Yani kişi Allah'a iman etmekle birlikte namazı herhangi bir sebepten kılmayan kişi cumhurun nazarında ebedi cehennemlik olmaz. Günahının sonucu Allah'a kalmıştır. Allah (c.c.) isterse af eder, isterse cezalandırdıktan sonra cennete koyar. Ama imam Ahmed (r.ha) namazı imanın göstergesi kabul etmiş kılmayanın dinden çıktığını söylemiştir. Bu İmamımıza göre böyle bir kişi kâfir ve ebedi cehennemliktir.

    Soru 35:Namaz kılmayan bir kişinin İslam’ın hâkim olduğu topraklarda Hukuken karşılaşacağı sonuç nedir?

    Cevab 35: Namaz kılmayan bir kişi bütün imamların ortak görüşüyle öldürülür ancak imam Azam, Süfyan es-Sevri ve Şafiilerden el Müzeniye göre öldürülmez durumu Allah'a bırakılır. İmam Azam’ın mezhebinde ki meşhur görüşe göre kılıncaya kadar hapis edilir ve her gün sivri bir şeyle dürtülerek namaz kılmaya teşvik edilir. İmam Malik, İmam Şafii'ye göre ise hadden öldürülür. Bu had kılıçla uygulanır. İmam Ahmed (r.ha) göre ise namaz kılmayan bir kimse küfren öldürülür. Öldürülürken de kılıç kullanılır.

    Bu fıkhı görüşlerin neticesinde.: "Eğer namaz kılmayan bir kişi İslam devletinde Hanbeli bir kadı tarafından yargılanırsa ve uygulama da devlet bazında bu uygulama ise İrtidad ettiğinden küfren öldürülür ve kendine Müslümanlar mirasçı olamazlar. Öldürülen şahıs Müslüman mezarlığına defin edilmez. Yani bir kâfirin cenazesine uygulanan hükümler onun cenazesi içinde geçerlidir.

    Ama İmam Şafii ve İmam Malik'in görüşleri İslam devletince kabul edilmiş ise öncelikle kadı kendisini namaza başlaması için uyarıp üç gün mühletle birlikte tevbeye davet eder. Üç günün sonun da eğer namaz kılmamazlık devam ederse hadden öldürülür. Bu kişinin cenazesine Müslüman muamelesi yapılır Müslümanlar kendisine mirasçı olur. Kendisinin cenaze namazı kılınarak Müslüman mezarlığına defin edilir.

    İmam Azam (r.ha) görüşünü baz alan İslam devleti böyle bir kişiyi taki namaza başlayıncaya kadar has edip kendisini her gün sivri bir şeyle dürterler. Namaza başlamasının ardından salıverilir. Ola ki Hapiste bu suçtan dolayı cezasını çekerken öldü ise bu kişiye Müslüman müamelesi yapılır.2



    Soru 36: Namazın kabulüne engel ameller nelerdir?

    Cevab36: Namazın kabul engeline dair birçok amel saymak mümkündür. Yalnız biz bunların günümüzde en çok göz ardı edilenlerinden bahs etmek isteriz.

    Birincisi: Şarap yani içki içen bir kişinin 40 gün Namazı kabul olunmaz. Tabi bu konuyu açıklamadan evvel şu yanlış kanaati halledelim: İslam toplumunun üyeleri insanlar hayrı da şerri de üstünde barındıran Allah’ın kullarıdırlar. Melek olmadıklarından hata işlemeye meyyaldirler. İslam Hukukuna göz gezdirildiğinde insanlar içerisinde toplumu yıkan unsurlara set çekilmekle birlikte hataya düşen insanları günahlarından temizlemek ve onların yolundan gidenlere ibret olacak cezalar Allah ve Rasul'u tarafından konulmuştur. Dolayısıyla insanın olduğu her yerde suç mevcuttur. Ama Bu suçların önünü kesmek suçlulara değil de suçu önleyenlere yardımcı olmak İslam hukukunun işidir. İslam'ın Hâkim olduğu bir beldede zinakar suçludur, zinaya engel olan güçlüdür. Hırsız suçludur, hırsızı yakalayıp İslam devletine teslim eden güçlüdür ve devlet tarafından desteklenmektedir. Adam öldüren toplumu kanla ifsad eden suçludur. Ölümü hakk etmiştir. Devlet böyle birini Allah'ın verdiği yetki ile Rabbine kavuşturma yetkisine sahiptir. Yoksa adam öldür devlet seni beslesin, çık insanların başına eşkiya kesil anlayışı Allah'ın Kanunlarında yoktur. Toplumun bozulmasını ve ölmesini sağlayacak her hareketin önü Allah'ın kanunlarıyla kesilmiştir. Ama bu kesilmişliğe rağmen suç işlenirse Allah (c.c.) suçun ifsadına göre cezasını koymuştur. Tekrar vurgulayalım İslam toplumundaki insanlar günah işlemeyen mahlûklar değillerdir.

    Konumuza dönersek Abdullah Bin Amr (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ümmetimden herhangi bir adam şarap içmeye görsün (onun) kırk sabah namazı kabul olmaz.3" Bu konuda şu hadisi de zikredelim. Abdullah İbn Ömer (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) Buyurdu ki:

    "Şarap içen kişinin kırk sabah namazı kabul olmaz; ancak tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder. Sonra tekrar dönerse Allah Kırk sabah namazını kabul etmez; ancak tevbe ederse tevbesini kabul eder. Sonra tekrar dönerse, Allah kırk sabah onun namazını kabul etmez; ancak tevbe ederse tevbesini kabul eder. Sonra dördüncüde tekrar dönerse Allah, kırk sabah onun namazını kabul etmez; tevbe etse de tevbesini kabul etmez ve ona habal deresinden içirir." Bunun üzerine "Ya Eba Abdirrahman!"dendi."Habal deresi nedir?" dedi ki: "Cehennem ehlinin irinlerinden meydana gelen bir nehirdir."4 Bu hadislerde bahis edilen mevzu bir mü'minin nefsine uyarak kimsenin görmediği bir yerde içki içtikten sonraki halle ilgilidir. Yani bu suçu gizliden yaptı ve tevbe etti ise Allah (c.c.) onun tevbesini kabul eder ama bunu Allah (c.c.) dört kere ile sınırlandırmıştır. Aldırış etmez devam ederse namazı kabul olunmadığı gibi tevbesi de kabul olmaz ve ahiretteki cezası cehennemliklerin irinlerini içmektir... Ahirete iman eden Rabbinden korkanın sakınması için daha ne söylene bilir ki...

    Günümüzde şarap ve benzeri her türlü alkollü içeceklerden kaçınan mü’minlerin uyanık olması gerekli olduğu iki konu vardır: Birincisi İçerisine Alkol karıştırılan tedavi amaçlı ilaçlardır. Bunların hiç bir muadili yoksa ancak bu ilaçlar gündeme gelebilir. Yine de Müslüman bir hekime başvurulup Allah'ın helal kıldığı bir ilaç bulma veya yaptırma imkânı araştırılmalıdır.

    İkincisi İçerisine alkol karıştırılmış içeceklerdir. Hangisinde Alkol olduğunu tespit etmiş ve ya tespit eden bir Müslüman haber vermişse ondan uzak durmalıdır. Yoksa Hadisteki gibi namazlarının kabulü olmaz. İslam’ın hâkim olmadığı yerlerde İslam’a uygun üretimi beklemek hata olur. Ama Bu şu demek değildir. Yapacak bir şey yok o zaman bunları tüketelim... En iyi yol Müslümanları bir birey olarak kabul ettirip kaale alınmasını sağlamaktır. Oda bu malların boykotu veya Müslümanların duyarlılıkları ölçüsünde üretilmesidir. Parayı sevenler sırf cebinizdekileri kaybetmeme adına sesinizi durabilirler...




    Arraf'a gidenin namazı kabul olunmaz. Yani bu günkü değimle gelecekten haber verdiğini söyleyen medyum gibilerinin söylediklerini doğrulayanın da kırk gün namazı kabul olunmaz. Bu konuda Rasulullah (s.a.s.) bazı hanımlarından yapılan şu rivayeti zikredelim:

    "Nebi (s.a.s.) den dedi ki:

    "-Kim arrafa gider onun dediğini şeyi doğrularsa kırk gün namazı kabul olmaz."5

    Tesettüre riayet edilmeden kılınacak bir namazda kabul olunmaz. Hz. Aişe Annemizden rivayetle Rasulullah (s.a.s.) şöyle demiştir:

    "Hayız gören (yani buluğ çağına ermiş) bir kadının namazı başörtüsü ile kabul olunur."6

    Yalnız bu hüküm hür kadınlar için böyledir. İslam devletinde ki cariyeler için durum farklıdır. Onlar cariye konumunda kaldıkları müddetçe başı açık namaz kılmak zorundadırlar. Örtünmenin farziyeti hür kadınlar içindir. Namaz kılan mü'mine hanımların dikkat etmesi gerekli bir konu da namaz da iken ayaklarının örtülü olmasıdır. Hanefi mezhebinde kadının ayaklarının üstünün avret olduğu noktasında her hangi bir görüş ayrılığı yoktur. Ayakaltının avret olması meselesi tartışmalı olmakla birlikte tercih edilen görüş oranında avret olduğu yani kapatılmasının gerekliliğidir. Nasıl Başlarının örtüsüne dikkat ediyorlarsa ayaklarının örtüsüne de dikkat etmek zorundadırlar.

    Abdestsiz ve cünüp olan kimsenin de namazı kabul olunmaz.

    Abdullah İbn Ömer (r.a.)' den rivayetle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

    "- Hiç bir namaz taharetsiz kabul olunmaz....."7

    Bu hadisteki taharet kelimesi şer'i olarak temizlik sayılan hadesten ve necasetten taharetin birlikte anılmasıdır. Cunub Hayız evveliyatla namaz kılamaz. Bu günlerde Hayızlı kişilerin etrafında ilmi olmayan tartışmalar halka sunulmaktadır. Amaçlarının İslami olmadığı belli olan bu guruhların Rasulullah (s.a.s.)den gelen dini tahrif etmek olduğu gayet açıktır. Bu konuda Hz.Aişe (r.a.)'dan rivayet edilen şu hadisi zikredelim:

    "....Muaze şöyle tahdis etti: Bir Kadın Aişe'ye: Biz kadınlardan biri temiz olduktan sonra (hayz zamanındaki) namazını kaza etmeli mi? diye sordu.Aişe: "-Sen Haruriye misin?" Biz Nebi (s.a.s.) ile birlikte iken hayız olurduk da bize bunu emretmezdi yahut da biz bunu yapmazdık diye cevap verdi."8 Bu hadis Hz. Aişe (r.a.) 'nın diliyle Rasulullah (s.a.s.) konu hakkındaki hükmünü belirler. Muhaddislere ilimce ulaşamayanlar onların bu haberlerini kendilerince bir dayanağı olmadan reddetmektedirler. Dolayısıyla Yarım hoca insanı dinden eder sözünü haklı çıkarırcasına Kadınların şeri temizliği olmadan onlara namaz kıldırıp sevap yerine günaha girmesine vesile olmaktadırlar... Ve bu mesele de Rasulullah (s.a.s.) hanımlarından veya sahabe hatunlardan hiç biri acaba bu meseleyi merak edip :" Ya Rasulallah biz bu halde iken namaz kılmalı mıyız dememişler midir?" ulaşa bildiğimiz kadarıyla böyle bir meseleye rastlamadık bu da konun Rasullah (s.a.s.) hanımlarının aracılığı ile sahabe hatunlarına öğretildiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Nasıl ki Hayız dan temizliğin nasıl olduğunu Rasullah (s.a.s.) sormaya gelen bir kadına Hz.Aişe(r.a.)'nın sorduğunu öğretmesi gibi.... Bir de tebliğle görevli bir Rasulun böylesine önemli bir konuyu açıklamadan geçmesi olabilecek bir iş değildir... Bu da düşünülmesi gerekli konulardandır...

    İnsanların kendisine baktığının farkında olarak namazına daha bir dikkat edip kendisine bakanlara muttaki olduğunu sezdiren insanında namazı kabul olunmaz. Bu konuda Mamud.B Lebid'den gelen şu hadisi zikredelim:

    "Nebi (s.a.s.) (insanların yanına) çıkıp dedi ki:

    "-Ey İnsanlar Gizli şirkten sakının" (İnsanlar) dediler ki:

    "Ya Rasulallah gizli şirk nedir?" dedi ki:

    "İnsanların kendisine baktığını görüp namazını süslemeye gayret etmek; işte bu gizli şirktir."9 Bu hadisin delil noktası şirkin amelleri yok etmesidir. İbadet Allah'a has kılınarak yapılırsa kabul olunur...

    Soru 37: Çocuklara namaz kılması kaç yaşında emredilir?

    Cevab37: Bu konuda öncelikli olarak şu hadisi zikredelim:

    "...... Abdulmelik b. er-Rabı' babsından oda dedesinden dedi ki: Rasulullah (s.a.s.) dedi ki:

    "-Yedi yaşına geldiğinde çocuklara namazı öğretin. On yaşına geldiklerinde (kılmazlarsa) onları dövün."10 Bu hadis İslami eğitimin mihenk taşıdır. Yalnız bu konuya açıklık getirmeden evvel şu hadise de kulak verelim.

    "İbn Ömer (r.a.) Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: " Sopanızı, ailenizin gördüğü bir yere asın, böyle yapmak onları edeblendirir."

    Yine başka bir hadiste:

    Muaz (r.a.) Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu dedi: "Ailene fazlından infak et. Onları edeblendirmek için sopanı (gözlerinin önünden) kaldırma ve onları Allah ile korkut."11Bu hadislerden anlaşılan odur ki, Rasulullah (s.a.s.) İslami Ailenin İmamı olan babaya sopasını eğitim için duvara asmasını emretmektedir. Tabi ki bu sopa Rasulullah (s.a.s.) emri ile asılmışsa dövülme usulü de onun istediği gibi olmalıdır. Yani sopayı var gücü ile çocuğa kaldırıp şimşek gibi çocuğun narin vücuduna indirmek elbette Rasullulah (s.a.s.) istediği bir şey değildir. İstenilen şey çocuğa şu mesajın verilmesidir. Eğer siz sınırları çiğner bazı işlerde azarsanız. Sizi bu sopayla doğru yola yönlendiririm. Ama eğitimin esası Muaz hadisinde olduğu gibi Allah ile korkutmaktır. Yeri gelmişken şunu ifade edelim Müslüman annelerin bu konu da çokça bilinçlenmeleri lazımdır. Çocuğu Allah’la korkutmak demek onun gözetiminde olduğu vurgusunu yaparak çocuğun zihninde başıboş olmadığı esasını yerleştirmektir. Çocuklarımızın Polis, asker vb. şeylerle korkutulması da yanlış olan şeylerdir. Çünkü bu sefer bu çocuklarda bu korku yerleşip her şeye tepkisiz kalma eğilimi başlamakta. Tam anlamı ile bir pısırık birey ortaya çıkmaktadır. Çocuk öyle yetişmeli ki Her kesin hareketlerinin doğruluğunu Kur'an ve Sünnetle ölçmeli, bu ikisine ters gelen her şeye bu yanlıştır deyip doğrusunu yürürlüğe koymalıdır.

    Esasında temeli Allah ve Rasulunun sevgisi üzere kurulan bir yuva da sopa yalnız bir hatırlatmadır. Temelinde Allah korkusu ve Murakabesi çocuğa yerleştirilmek istenmektedir. Allah'dan korkan bir çocuk her yerde namaz kılarda sopa korkusu ile kılan çocuk sopanın gölgesinin olmadığı bir yerde bu işi savsaklar. Zaten İslami Ailede o güne kadar dayak gündeme gelmemesi lazımdır. Her gün hayatın da güzel sözle yönlendirilen çocuk eğer şımarıklaşıp namazına dikkat etmez ise durumun ciddiyetini anlatmak için bu sopa kullanılır. Çocuk kendisinde şunu tefekkür eder; Beni hiç bir yaramazlığım için dövmeyen ailem bu meselede sopa ile uyardı demek ki bu önemli bir meseledir. Diye düşünmelidir. Şu da bir gerçektir ki zaten aile namaz kılıyorsa ve çevresini de namaz kılanlarla doldurmuşsa çocuk için namaz bir hayat tarzı olacaktır. Hem de o farkına varmadan.

    Dövmenin ölçüsü de Kaba etlerine hafifçe üç kez vurmaktan ibarettir.






    1- Müslim(1/354) K.İman Bab 35 hdsno:134. Ebu Avena Musned (1/51) K İman Bab:- Hdsno: 136-7/140 ,Deylemi Musned-i firdevs(3/406) Hdsno:5239,Abd B.Humeyd Musned(2/137) Hdsno: 1020 : İman ile küfür arasında namazın terki vardır." lafzıyla. Ebu Ya'la el-Mavsili Musned /2/190) hdsno:1777,Ebu Ya'la el-Mavsili Musned(3/397) hdsno:4086= Enes b. Malik'den. Ahmed b. Hanbel Musned (3/370) hdsno:15042,İmam Allame Abdullah Esade'l-Yafi' Terğib ve Terhib (2/586) hdsno.1058)

    2- Bu konularda geniş bilgi sahibi olmak için İbn Kayyım(r.ha) "Namaz" adlı kitabına Abdurrezzak es- Sameraî'nin "İslam fıkhında Mürtede aid hükümler", Abdurrahman el Ceziri'nin Dört Mezhebe göre İslam Fıkhı adlı eserinin(8/3529) bakılabilinir.

    3-(İbn Huzeyme Sahih(2/68) K.Salat Bab:363 hdsno:939not: hadisteki "Kırk sabah namazı" sabah namazı olarak algılanmamalı gün ifadesi olarak algılanmalıdır. )

    4- Tirmizi (3/327)K.Eşribe Bab: 1 hdsno: 1924 Hasen bir hadistir.)

    5-(Ahmed b.Hanbel Musned(4/68) hdsno:16755)

    6-(Ahmed B.Hanbel (6/150)Hdsno:25682)

    7-(Muslim(2/275) K.Taharet Bab:2 Hdsno: 224)

    8-(Buhari(1/416) H Hayd Bab: 21 Hdsno: 26)

    9-(İbn Huzeyme Sahih(2/67) K.Salat Bab: 361 Hdsno:937)

    10-(İbn Huzeyme Sahih(2/1001-2) K. Salat Bab: 402 Hdsno:1002)

    11-( Her iki hadiste Mahmud b. Mansur'un Terk edilmiş Sünnetler adlı kitabından S:280 hdsno: 559 ve561 olarak kaydedimiştir. Kitab polen yayınları tarafından yayınlanmıştır.)


  4. 16.Ocak.2012, 00:29
    2
    Üye



    Namazla ilgili sorular:

    Seyfulislam ÇAPANOĞLU

    Soru 34: Namaz kılmayan kâfir diye adlandırılır mı?

    Cevab 34: Bu konu da ûlema ihtilaf etmiştir. Cumhur kelime-i tevhid-i söyleyen kişinin namaz kılmasa bile Müslüman olduğunu söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel (r.ha.) ise namaz kılmayan kimsenin kâfir olduğuna hüküm vermiştir. Bu ihtilafın temelinin şu hadise dayandığını söylemek mümkündür. Hadis şöyledir:

    "...Ameş Ebu Süfyan'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Cabir'i şöyle derken işittim: "Nebi (s.a.s.)' i: "Gerçekten kişi ile şirk arasında (yalnız) namazı terk etmek vardır." buyururken işittim."1

    Bu hadisin zahiri manasından hareketle imam Ahmed namazı iman ile küfür arasında ayırıcı bir çizgi olarak görmüştür. Yani namazı kılan mü’min, kılmayan müşrik veya kâfirdir. Tabii ki imanın delili yalnız bununla sınırlı değildir. Bu konuyu namaz adlı kitabında imam İbn Kayyım (r.ha.) etraflıca işlemiştir. Oraya müracaat ederek konu hakkında daha geniş malumat sahibi olabilirsiniz.

    Cumhur ulama ise namazın farziyetini inkâr etmeden kılmayan hakkında büyük günah sahibi olduğu için fasık hükmünü vermiştir. Böyle bir kişiyi küfre nisbet etmemiştir. Bu konuda ki öncelikli delilleri şu ayettir: "Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar."(Nisa, 4/48)

    Yani kişi Allah'a iman etmekle birlikte namazı herhangi bir sebepten kılmayan kişi cumhurun nazarında ebedi cehennemlik olmaz. Günahının sonucu Allah'a kalmıştır. Allah (c.c.) isterse af eder, isterse cezalandırdıktan sonra cennete koyar. Ama imam Ahmed (r.ha) namazı imanın göstergesi kabul etmiş kılmayanın dinden çıktığını söylemiştir. Bu İmamımıza göre böyle bir kişi kâfir ve ebedi cehennemliktir.

    Soru 35:Namaz kılmayan bir kişinin İslam’ın hâkim olduğu topraklarda Hukuken karşılaşacağı sonuç nedir?

    Cevab 35: Namaz kılmayan bir kişi bütün imamların ortak görüşüyle öldürülür ancak imam Azam, Süfyan es-Sevri ve Şafiilerden el Müzeniye göre öldürülmez durumu Allah'a bırakılır. İmam Azam’ın mezhebinde ki meşhur görüşe göre kılıncaya kadar hapis edilir ve her gün sivri bir şeyle dürtülerek namaz kılmaya teşvik edilir. İmam Malik, İmam Şafii'ye göre ise hadden öldürülür. Bu had kılıçla uygulanır. İmam Ahmed (r.ha) göre ise namaz kılmayan bir kimse küfren öldürülür. Öldürülürken de kılıç kullanılır.

    Bu fıkhı görüşlerin neticesinde.: "Eğer namaz kılmayan bir kişi İslam devletinde Hanbeli bir kadı tarafından yargılanırsa ve uygulama da devlet bazında bu uygulama ise İrtidad ettiğinden küfren öldürülür ve kendine Müslümanlar mirasçı olamazlar. Öldürülen şahıs Müslüman mezarlığına defin edilmez. Yani bir kâfirin cenazesine uygulanan hükümler onun cenazesi içinde geçerlidir.

    Ama İmam Şafii ve İmam Malik'in görüşleri İslam devletince kabul edilmiş ise öncelikle kadı kendisini namaza başlaması için uyarıp üç gün mühletle birlikte tevbeye davet eder. Üç günün sonun da eğer namaz kılmamazlık devam ederse hadden öldürülür. Bu kişinin cenazesine Müslüman muamelesi yapılır Müslümanlar kendisine mirasçı olur. Kendisinin cenaze namazı kılınarak Müslüman mezarlığına defin edilir.

    İmam Azam (r.ha) görüşünü baz alan İslam devleti böyle bir kişiyi taki namaza başlayıncaya kadar has edip kendisini her gün sivri bir şeyle dürterler. Namaza başlamasının ardından salıverilir. Ola ki Hapiste bu suçtan dolayı cezasını çekerken öldü ise bu kişiye Müslüman müamelesi yapılır.2



    Soru 36: Namazın kabulüne engel ameller nelerdir?

    Cevab36: Namazın kabul engeline dair birçok amel saymak mümkündür. Yalnız biz bunların günümüzde en çok göz ardı edilenlerinden bahs etmek isteriz.

    Birincisi: Şarap yani içki içen bir kişinin 40 gün Namazı kabul olunmaz. Tabi bu konuyu açıklamadan evvel şu yanlış kanaati halledelim: İslam toplumunun üyeleri insanlar hayrı da şerri de üstünde barındıran Allah’ın kullarıdırlar. Melek olmadıklarından hata işlemeye meyyaldirler. İslam Hukukuna göz gezdirildiğinde insanlar içerisinde toplumu yıkan unsurlara set çekilmekle birlikte hataya düşen insanları günahlarından temizlemek ve onların yolundan gidenlere ibret olacak cezalar Allah ve Rasul'u tarafından konulmuştur. Dolayısıyla insanın olduğu her yerde suç mevcuttur. Ama Bu suçların önünü kesmek suçlulara değil de suçu önleyenlere yardımcı olmak İslam hukukunun işidir. İslam'ın Hâkim olduğu bir beldede zinakar suçludur, zinaya engel olan güçlüdür. Hırsız suçludur, hırsızı yakalayıp İslam devletine teslim eden güçlüdür ve devlet tarafından desteklenmektedir. Adam öldüren toplumu kanla ifsad eden suçludur. Ölümü hakk etmiştir. Devlet böyle birini Allah'ın verdiği yetki ile Rabbine kavuşturma yetkisine sahiptir. Yoksa adam öldür devlet seni beslesin, çık insanların başına eşkiya kesil anlayışı Allah'ın Kanunlarında yoktur. Toplumun bozulmasını ve ölmesini sağlayacak her hareketin önü Allah'ın kanunlarıyla kesilmiştir. Ama bu kesilmişliğe rağmen suç işlenirse Allah (c.c.) suçun ifsadına göre cezasını koymuştur. Tekrar vurgulayalım İslam toplumundaki insanlar günah işlemeyen mahlûklar değillerdir.

    Konumuza dönersek Abdullah Bin Amr (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ümmetimden herhangi bir adam şarap içmeye görsün (onun) kırk sabah namazı kabul olmaz.3" Bu konuda şu hadisi de zikredelim. Abdullah İbn Ömer (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) Buyurdu ki:

    "Şarap içen kişinin kırk sabah namazı kabul olmaz; ancak tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder. Sonra tekrar dönerse Allah Kırk sabah namazını kabul etmez; ancak tevbe ederse tevbesini kabul eder. Sonra tekrar dönerse, Allah kırk sabah onun namazını kabul etmez; ancak tevbe ederse tevbesini kabul eder. Sonra dördüncüde tekrar dönerse Allah, kırk sabah onun namazını kabul etmez; tevbe etse de tevbesini kabul etmez ve ona habal deresinden içirir." Bunun üzerine "Ya Eba Abdirrahman!"dendi."Habal deresi nedir?" dedi ki: "Cehennem ehlinin irinlerinden meydana gelen bir nehirdir."4 Bu hadislerde bahis edilen mevzu bir mü'minin nefsine uyarak kimsenin görmediği bir yerde içki içtikten sonraki halle ilgilidir. Yani bu suçu gizliden yaptı ve tevbe etti ise Allah (c.c.) onun tevbesini kabul eder ama bunu Allah (c.c.) dört kere ile sınırlandırmıştır. Aldırış etmez devam ederse namazı kabul olunmadığı gibi tevbesi de kabul olmaz ve ahiretteki cezası cehennemliklerin irinlerini içmektir... Ahirete iman eden Rabbinden korkanın sakınması için daha ne söylene bilir ki...

    Günümüzde şarap ve benzeri her türlü alkollü içeceklerden kaçınan mü’minlerin uyanık olması gerekli olduğu iki konu vardır: Birincisi İçerisine Alkol karıştırılan tedavi amaçlı ilaçlardır. Bunların hiç bir muadili yoksa ancak bu ilaçlar gündeme gelebilir. Yine de Müslüman bir hekime başvurulup Allah'ın helal kıldığı bir ilaç bulma veya yaptırma imkânı araştırılmalıdır.

    İkincisi İçerisine alkol karıştırılmış içeceklerdir. Hangisinde Alkol olduğunu tespit etmiş ve ya tespit eden bir Müslüman haber vermişse ondan uzak durmalıdır. Yoksa Hadisteki gibi namazlarının kabulü olmaz. İslam’ın hâkim olmadığı yerlerde İslam’a uygun üretimi beklemek hata olur. Ama Bu şu demek değildir. Yapacak bir şey yok o zaman bunları tüketelim... En iyi yol Müslümanları bir birey olarak kabul ettirip kaale alınmasını sağlamaktır. Oda bu malların boykotu veya Müslümanların duyarlılıkları ölçüsünde üretilmesidir. Parayı sevenler sırf cebinizdekileri kaybetmeme adına sesinizi durabilirler...




    Arraf'a gidenin namazı kabul olunmaz. Yani bu günkü değimle gelecekten haber verdiğini söyleyen medyum gibilerinin söylediklerini doğrulayanın da kırk gün namazı kabul olunmaz. Bu konuda Rasulullah (s.a.s.) bazı hanımlarından yapılan şu rivayeti zikredelim:

    "Nebi (s.a.s.) den dedi ki:

    "-Kim arrafa gider onun dediğini şeyi doğrularsa kırk gün namazı kabul olmaz."5

    Tesettüre riayet edilmeden kılınacak bir namazda kabul olunmaz. Hz. Aişe Annemizden rivayetle Rasulullah (s.a.s.) şöyle demiştir:

    "Hayız gören (yani buluğ çağına ermiş) bir kadının namazı başörtüsü ile kabul olunur."6

    Yalnız bu hüküm hür kadınlar için böyledir. İslam devletinde ki cariyeler için durum farklıdır. Onlar cariye konumunda kaldıkları müddetçe başı açık namaz kılmak zorundadırlar. Örtünmenin farziyeti hür kadınlar içindir. Namaz kılan mü'mine hanımların dikkat etmesi gerekli bir konu da namaz da iken ayaklarının örtülü olmasıdır. Hanefi mezhebinde kadının ayaklarının üstünün avret olduğu noktasında her hangi bir görüş ayrılığı yoktur. Ayakaltının avret olması meselesi tartışmalı olmakla birlikte tercih edilen görüş oranında avret olduğu yani kapatılmasının gerekliliğidir. Nasıl Başlarının örtüsüne dikkat ediyorlarsa ayaklarının örtüsüne de dikkat etmek zorundadırlar.

    Abdestsiz ve cünüp olan kimsenin de namazı kabul olunmaz.

    Abdullah İbn Ömer (r.a.)' den rivayetle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

    "- Hiç bir namaz taharetsiz kabul olunmaz....."7

    Bu hadisteki taharet kelimesi şer'i olarak temizlik sayılan hadesten ve necasetten taharetin birlikte anılmasıdır. Cunub Hayız evveliyatla namaz kılamaz. Bu günlerde Hayızlı kişilerin etrafında ilmi olmayan tartışmalar halka sunulmaktadır. Amaçlarının İslami olmadığı belli olan bu guruhların Rasulullah (s.a.s.)den gelen dini tahrif etmek olduğu gayet açıktır. Bu konuda Hz.Aişe (r.a.)'dan rivayet edilen şu hadisi zikredelim:

    "....Muaze şöyle tahdis etti: Bir Kadın Aişe'ye: Biz kadınlardan biri temiz olduktan sonra (hayz zamanındaki) namazını kaza etmeli mi? diye sordu.Aişe: "-Sen Haruriye misin?" Biz Nebi (s.a.s.) ile birlikte iken hayız olurduk da bize bunu emretmezdi yahut da biz bunu yapmazdık diye cevap verdi."8 Bu hadis Hz. Aişe (r.a.) 'nın diliyle Rasulullah (s.a.s.) konu hakkındaki hükmünü belirler. Muhaddislere ilimce ulaşamayanlar onların bu haberlerini kendilerince bir dayanağı olmadan reddetmektedirler. Dolayısıyla Yarım hoca insanı dinden eder sözünü haklı çıkarırcasına Kadınların şeri temizliği olmadan onlara namaz kıldırıp sevap yerine günaha girmesine vesile olmaktadırlar... Ve bu mesele de Rasulullah (s.a.s.) hanımlarından veya sahabe hatunlardan hiç biri acaba bu meseleyi merak edip :" Ya Rasulallah biz bu halde iken namaz kılmalı mıyız dememişler midir?" ulaşa bildiğimiz kadarıyla böyle bir meseleye rastlamadık bu da konun Rasullah (s.a.s.) hanımlarının aracılığı ile sahabe hatunlarına öğretildiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Nasıl ki Hayız dan temizliğin nasıl olduğunu Rasullah (s.a.s.) sormaya gelen bir kadına Hz.Aişe(r.a.)'nın sorduğunu öğretmesi gibi.... Bir de tebliğle görevli bir Rasulun böylesine önemli bir konuyu açıklamadan geçmesi olabilecek bir iş değildir... Bu da düşünülmesi gerekli konulardandır...

    İnsanların kendisine baktığının farkında olarak namazına daha bir dikkat edip kendisine bakanlara muttaki olduğunu sezdiren insanında namazı kabul olunmaz. Bu konuda Mamud.B Lebid'den gelen şu hadisi zikredelim:

    "Nebi (s.a.s.) (insanların yanına) çıkıp dedi ki:

    "-Ey İnsanlar Gizli şirkten sakının" (İnsanlar) dediler ki:

    "Ya Rasulallah gizli şirk nedir?" dedi ki:

    "İnsanların kendisine baktığını görüp namazını süslemeye gayret etmek; işte bu gizli şirktir."9 Bu hadisin delil noktası şirkin amelleri yok etmesidir. İbadet Allah'a has kılınarak yapılırsa kabul olunur...

    Soru 37: Çocuklara namaz kılması kaç yaşında emredilir?

    Cevab37: Bu konuda öncelikli olarak şu hadisi zikredelim:

    "...... Abdulmelik b. er-Rabı' babsından oda dedesinden dedi ki: Rasulullah (s.a.s.) dedi ki:

    "-Yedi yaşına geldiğinde çocuklara namazı öğretin. On yaşına geldiklerinde (kılmazlarsa) onları dövün."10 Bu hadis İslami eğitimin mihenk taşıdır. Yalnız bu konuya açıklık getirmeden evvel şu hadise de kulak verelim.

    "İbn Ömer (r.a.) Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: " Sopanızı, ailenizin gördüğü bir yere asın, böyle yapmak onları edeblendirir."

    Yine başka bir hadiste:

    Muaz (r.a.) Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu dedi: "Ailene fazlından infak et. Onları edeblendirmek için sopanı (gözlerinin önünden) kaldırma ve onları Allah ile korkut."11Bu hadislerden anlaşılan odur ki, Rasulullah (s.a.s.) İslami Ailenin İmamı olan babaya sopasını eğitim için duvara asmasını emretmektedir. Tabi ki bu sopa Rasulullah (s.a.s.) emri ile asılmışsa dövülme usulü de onun istediği gibi olmalıdır. Yani sopayı var gücü ile çocuğa kaldırıp şimşek gibi çocuğun narin vücuduna indirmek elbette Rasullulah (s.a.s.) istediği bir şey değildir. İstenilen şey çocuğa şu mesajın verilmesidir. Eğer siz sınırları çiğner bazı işlerde azarsanız. Sizi bu sopayla doğru yola yönlendiririm. Ama eğitimin esası Muaz hadisinde olduğu gibi Allah ile korkutmaktır. Yeri gelmişken şunu ifade edelim Müslüman annelerin bu konu da çokça bilinçlenmeleri lazımdır. Çocuğu Allah’la korkutmak demek onun gözetiminde olduğu vurgusunu yaparak çocuğun zihninde başıboş olmadığı esasını yerleştirmektir. Çocuklarımızın Polis, asker vb. şeylerle korkutulması da yanlış olan şeylerdir. Çünkü bu sefer bu çocuklarda bu korku yerleşip her şeye tepkisiz kalma eğilimi başlamakta. Tam anlamı ile bir pısırık birey ortaya çıkmaktadır. Çocuk öyle yetişmeli ki Her kesin hareketlerinin doğruluğunu Kur'an ve Sünnetle ölçmeli, bu ikisine ters gelen her şeye bu yanlıştır deyip doğrusunu yürürlüğe koymalıdır.

    Esasında temeli Allah ve Rasulunun sevgisi üzere kurulan bir yuva da sopa yalnız bir hatırlatmadır. Temelinde Allah korkusu ve Murakabesi çocuğa yerleştirilmek istenmektedir. Allah'dan korkan bir çocuk her yerde namaz kılarda sopa korkusu ile kılan çocuk sopanın gölgesinin olmadığı bir yerde bu işi savsaklar. Zaten İslami Ailede o güne kadar dayak gündeme gelmemesi lazımdır. Her gün hayatın da güzel sözle yönlendirilen çocuk eğer şımarıklaşıp namazına dikkat etmez ise durumun ciddiyetini anlatmak için bu sopa kullanılır. Çocuk kendisinde şunu tefekkür eder; Beni hiç bir yaramazlığım için dövmeyen ailem bu meselede sopa ile uyardı demek ki bu önemli bir meseledir. Diye düşünmelidir. Şu da bir gerçektir ki zaten aile namaz kılıyorsa ve çevresini de namaz kılanlarla doldurmuşsa çocuk için namaz bir hayat tarzı olacaktır. Hem de o farkına varmadan.

    Dövmenin ölçüsü de Kaba etlerine hafifçe üç kez vurmaktan ibarettir.






    1- Müslim(1/354) K.İman Bab 35 hdsno:134. Ebu Avena Musned (1/51) K İman Bab:- Hdsno: 136-7/140 ,Deylemi Musned-i firdevs(3/406) Hdsno:5239,Abd B.Humeyd Musned(2/137) Hdsno: 1020 : İman ile küfür arasında namazın terki vardır." lafzıyla. Ebu Ya'la el-Mavsili Musned /2/190) hdsno:1777,Ebu Ya'la el-Mavsili Musned(3/397) hdsno:4086= Enes b. Malik'den. Ahmed b. Hanbel Musned (3/370) hdsno:15042,İmam Allame Abdullah Esade'l-Yafi' Terğib ve Terhib (2/586) hdsno.1058)

    2- Bu konularda geniş bilgi sahibi olmak için İbn Kayyım(r.ha) "Namaz" adlı kitabına Abdurrezzak es- Sameraî'nin "İslam fıkhında Mürtede aid hükümler", Abdurrahman el Ceziri'nin Dört Mezhebe göre İslam Fıkhı adlı eserinin(8/3529) bakılabilinir.

    3-(İbn Huzeyme Sahih(2/68) K.Salat Bab:363 hdsno:939not: hadisteki "Kırk sabah namazı" sabah namazı olarak algılanmamalı gün ifadesi olarak algılanmalıdır. )

    4- Tirmizi (3/327)K.Eşribe Bab: 1 hdsno: 1924 Hasen bir hadistir.)

    5-(Ahmed b.Hanbel Musned(4/68) hdsno:16755)

    6-(Ahmed B.Hanbel (6/150)Hdsno:25682)

    7-(Muslim(2/275) K.Taharet Bab:2 Hdsno: 224)

    8-(Buhari(1/416) H Hayd Bab: 21 Hdsno: 26)

    9-(İbn Huzeyme Sahih(2/67) K.Salat Bab: 361 Hdsno:937)

    10-(İbn Huzeyme Sahih(2/1001-2) K. Salat Bab: 402 Hdsno:1002)

    11-( Her iki hadiste Mahmud b. Mansur'un Terk edilmiş Sünnetler adlı kitabından S:280 hdsno: 559 ve561 olarak kaydedimiştir. Kitab polen yayınları tarafından yayınlanmıştır.)





+ Yorum Gönder