Konusunu Oylayın.: Vesvesesiz namaz kılmak için ne yapılmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Vesvesesiz namaz kılmak için ne yapılmalıdır?
  1. 27.Aralık.2011, 19:35
    1
    Misafir

    Vesvesesiz namaz kılmak için ne yapılmalıdır?

  2. 27.Aralık.2011, 20:45
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Vesvesesiz namaz kılmak için ne yapılmalıdır?




    Vesvese, zararlı olan şüphe, kuruntu demektir. Hadis-i şerifte, (Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakının) buyuruldu. (Tirmizi)

    Vesvese etmek günahtır. Vesvese eden imamın arkasında namaz kılmak mekruhtur. Vesvese, suyu israf etmeye sebep olur. İsraf ise haramdır. Vesvese, namazı geciktirmeye, cemaati, hatta namaz vaktini kaçırmaya sebep olur. Vakti, ömrü zayi etmeye sebep olur. Başkalarının elbisesinin, yemeğinin necis olmasından şüphe eder ki, müslümanlara suizan haramdır. Kendini ihtiyatlı sanıp, kibirli olur.

    Abdestin, taharetin ve namazın şartlarını, sünnetlerini, mekruhlarını bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip, yerine getirince, şüpheye düşmemeli, iyi ve tamam yaptığına inanmalıdır! Böyle inanmak ihtiyat olur. Şüpheye düşmek vesvese olur. Vesvese sahibi, ruhsat ile amel etmelidir! Kalbi, kötü ahlaktan temizlemekte, kul haklarını gözetmekte ve haramlardan sakınmakta, vesvese olmaz. Vera ve takva olur. (Hadika, Berika)

    Bilen vesvese etmez
    Vesveseden kurtuluş çaresi, hangi meselede vesvese ediliyorsa dinimizin o konudaki hükmünü iyi bilmektir. İyi bilen vesvese etmez. Her müslüman, haramlardan, şüpheli şeylerden, hatta mubahların fazlasından da kaçmalıdır! Buna azimetle hareket etmek denir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmaya, ruhsatla hareket etmek denir. İhtiyaç olmadıkça, ruhsatla amel etmemelidir! Azimetleri yani güç gelen işleri yapamayanın, ruhsatla yani kolay olan, izin verilen işi yapması, azimeti yapmak gibi sevap olur. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalıdır. Allahü teâlâ, insanlara güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır) buyuruyor.

    İmam-ı Şarani hazretleri buyurdu ki: İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlânın verdiği kolaylıklardan, ruhsatlardan istifade edin!) [Buhari]

    (Ruhsatlardan istifade etmeyen, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, azimetle hareket edilmesini sevdiği gibi, ruhsatla da amel edilmesini sever.) [Beyheki]

    (Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek, [vesveseye düşerek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud]

    Şeytan namazı kıldırmak istemez. Namaz kılana da "Madem namaz kılıyorsun, güzel abdest al, doğru namaz kıl, kuru yer kalmasın, iyi yıka, namazın olmadı, yeni baştan kıl!" gibi vesveseler verip sıkıntıya sokar. İbadetler mekruh olmakla kalmaz, ruhi bunalıma yol açar.

    Dinimiz, kolaylıklar, ruhsatlar dinidir. Mesela, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe edenin abdesti var demektir. Abdest aldıktan sonra, kuru yer kalmıştır zannıyla yeniden abdest almak icap etmez. Tekrar abdest alması mekruh olur. Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmelidir! Sonra orada bir yaşlık gördüğü zaman "Bu benim serptiğim su" demelidir. Hatta o yaşlık idrar bile olsa, onun idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için yıkamak gerekmez.

    Yaş ayakla necis yerde yürünse, yer kuru ise ayaklar necis olmaz. Elbisenin veya vücudunun bir yerine necaset bulaşsa, burayı bulamayıp, zannettiği yeri yıkasa, necaseti temizlemiş kabul edilir. Hatta namazdan sonra necasetli yer meydana çıksa, bir kavle göre kıldığı namazı iade etmesi gerekmez.

    Çocuk ceketin sağ koluna işemiştir, fakat biz sağ kol olduğunu bilmiyoruz, galiba sol kol diyerek ceketin sol kolunu yıkasak idrar bulunan sağ kol da temiz gibi kabul edilerek namazımız sahih olur. Önemli olan kuru yerin kalmaması değildir. Kuru yer kalsa da biz bunu bilmiyorsak bu tamamdır. Ölçü yapılıp yapılmadığını bilmemektir. İmam-ı Gazali hazretleri gıdalarda domuz yağı gibi necis şeyleri anlatırken buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ bize necis olmayan gıdaları yemeyin demiyor, necis olduğunu bilmediğiniz gıdaları yiyin buyuruyor. Eğer necis olmayanı yiyin deseydi bu çok zor, hatta imkansız olurdu.

    Abdest ve gusül için de kuru yer kalmasın demiyor, kuru yer kaldığını bilmiyorsak, kuru yer kalsa bile, her yer ıslanmış kabul edilir.

    Abdestte kuru yer kalsa, fakat kuru yer kaldığını bilmeyen o kısmı yıkamaz. Ben burada kuru yer kaldığını bilmiyorum öyle ise burası yıkanmıştır demelidir ve orayı artık yıkamamalıdır. Yine kalbde burası yıkanmadı galiba diye zan kalabilir, kalsın ona itibar edilmez. Dinimiz böyle emrederken niye dinimizin tersini yapalım ki? Kuru yer kaldı zannı ile tekrar yıkamayı dinimiz emretmiyor, aksine yasaklıyor. Yani insan yıkandığına kanaat getirmese de, dinimiz kanaate varmayı istemiyor. Kalbin tatmin olmasını istemiyor. Benden istenen üç kere yıkamak demeli ve kuru yer kaldığını bilmeyince bilmemek ölçüdür. Bu ölçüyü unutmamalı. Ben kuru yer kaldığını bilmiyorum, o halde abdestim tamam demelidir. Kalbin tatmin olmasını, kanaat hasıl olmasını beklememeli. O zaten kolay kolay ele geçmez. Bunun gibi imam ateisttir, fakat biz onu bilmediğimiz için onunla kıldığımız namazlar sahihtir.

    Şüphe etmemeli
    Abdestten sonra, "Acaba başımı mesh ettim mi?" veya "Abdestim var mı?" diye şüphe etmek, namaz kıldıktan sonra "Elbisem temiz mi idi?" veya "İftitah tekbirini almış mıydım?" gibi şüpheler vaki olan kimse, yeniden abdest almaz, elbisesini yıkamaz, namazını iade etmez.

    İbadetlerimizi eksik yapmakla, hâşâ Allahü teâlânın bir kaybı, fazla yapmakla da bir kazancı olmaz. Bunun için, dinin emrine uyularak noksan veya fazla yapılmış olsa mahzuru olmaz. Mesela sabahın farzını kılarken (iki mi, bir mi kıldım?) diye şüphe eden, bir rekat daha kılsa ve kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç kılsa namazı sahih olmaz. Bir kimse de dört kıldım zannıyla üç rekat kılsa, kıldığı namaz sahih olur. Cenab-ı Hak, "Niçin yanlış zannettin?" demez. Gücümüzün yetmediği işleri bize emretmez. (Hadika)

    Kalbe gelen düşünceler
    İnsanın kalbine, melekten, şeytandan ve kendi nefsinden de çeşitli düşünceler gelir. Bunların birbirinden farkı nasıl bilinir? Hadis-i şerifte, (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur) buyuruldu. O halde vesveseyi ilhamdan ayırmak için dinin emrini iyi bilmek gerekir.

    Şeytan, hayırlı, iyi bir işe mani olmak için daha az iyi olanı yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Büyük günaha sürüklemek için küçük iyilikleri yaptırmaya çalışır. Dinini bilen kimseyi, şeytan, asla aldatamaz. Her insan Allah’ın kulu olduğu halde, dinini bilen, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden kimseler için Kur'an-ı kerimde, şeytana hitap edilirken mealen, (Benim kullarıma senin sultan [hakimiyetin] yoktur) buyuruluyor. (İsra 65)

    Şeytanı kovmak için
    Şeytanın vesvesesine aldanmamak için Allahü teâlânın, (Benim Kulum) dediği kimselerden olmalı, yani düzgün bir itikada ve ilme sahip olmalı ve ilmi ile amel etmelidir! "Mesela şeytan vesvese verince, onu hemen uzaklaştırmalıdır! Hadis-i şerifte, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruldu. (Ebu Ya’la)
    Sünnete uygun abdest almasını bilmeyen kimse, iyi abdest alayım diye fazla su kullanır. Bu ise vesvesedir.

    Vesvese eden kimse, dine iyi uymak niyetiyle yeni bir şeyler çıkarır, bu ise bid'attir. Bid'at ise haramdır. Başkalarının yiyecek ve içeceklerinin, giyeceklerinin temiz olup olmadığında şüphe eder. Bu da suizanna sebep olur. Müslümana suizan ise haramdır. (Ben her gıdayı yemem, ihtiyatlı davranırım) diyerek kibre düşer. Halbuki zerre kadar kibri olanın Cennete girmesi zordur.

    Fatır suresi 6. âyet-i kerimesinde mealen, (Elbette şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin!) buyuruluyor. Vesvese eden, şeytanı kendine dost ve kardeş edinmiş olur. Sünnetleri, mekruhları ve diğer emir ve yasakları bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip yerine getiren şüpheye düşmemelidir! Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmeyen her şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis olmaz. Gıdalarda necis maddeler var zannı ile gıda almamak vesvesedir, aşırılıktır. Hadis-i şerifte, (Aşırı gidenler helak oldu) buyuruldu. (Müslim)

    İfrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Deylemi’deki hadis-i şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır) buyuruldu. (Hadika)

    Sual: İnsanın kalbine şeytandan gelen "acaba abdestim var mı, yoksa ve ben ya var diye hatırlıyorsam" gibi vesveseler geldiğinde ne yapmalı?
    CEVAP
    Hem (şeytandan gelen) diyorsunuz hem de ne yapmalı diye soruyorsunuz. Elbette bu vesveselere önem vermemeli. Abdest aldığınızı hatırlıyorsanız mesele yok. Abdest var kabul edilir.

    Sual: Namazda bazen üçüncü mü dördüncü rekat mı diye şüpheye düşüyorum. Bazen namazdan sonra aklıma geliyor vesvese ve iade ediyorum. Uygun mudur?
    CEVAP
    Uygun değildir. Namazdan sonraki vesveseye itibar edilmez. Şunu hiç unutmayın, çünkü namaz kılan herkese lazımdır: Fıkıhta şüphe ile zan farklıdır. Şüphe, üç mü dört mü kıldığını hiç bilememektir. Zan ise, bir tarafı biraz ağır basar. Zannıma göre üç kıldım denirse üç olur. İbadetlerde zan geçerlidir. Hükümlerde ise zan geçersizdir. % 100 bilmek gerekir. Buna göre, üç mü dört mü kıldım diye zan ederse, zannı ne tarafta ise öyle hareket eder. Zan edemiyor da, şüphe ediyorsa, o zaman üç kıldım der ve üçüncüde oturur, bir rekat daha kılar ve secde-i sehv yapar. Zan ile şüpheyi iyi bilmek gerekir.

    Sual: Namazda iken aklım çok dağınık, toparlayamıyorum. Günlük düşünceler olsun, değişik şeyler geliyor. Vesveselerden kurtulmak, kafamı toparlamam için ne yapmalıyım?
    CEVAP
    Bu hemen herkeste olur. Kiminde az kiminde çok olur. Namaz başlarken La havle’yi okuyunuz. İnsanın ihlası arttıkça düşüncesi de azalır diyor âlimler. Yemek yerken, ibadetleri yapmaya kuvvet bulmak için diye de niyet etmeli. Uyurken de aynı şekilde niyet etmeli.

    Sual: Dört rekatlı namazı kılarken bazen dalgınlık oluyor. Sonra kendimizi 3.rekatta falan buluyoruz. Namazı tamamlıyoruz ama ufak bir şüphe oluyor, acaba rekat atladım mı ya da fazla mı kıldım diye, nasıl davranmalıyız?
    CEVAP
    Namazdan sonraki şüpheye itibar edilmez. Namaz içinde iki mi üç mü diye şüphe edilirse, iki kabul edilip bir rekat daha kılınır, sonunda secde-i sehv yapılır.

    Sual: Şeytan insana vesvese verir mi? Yani bize gelen kötü düşünceler şeytandan mıdır?
    CEVAP
    Evet dine aykırı vesveseler şeytandandır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Hakikaten şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6]

    (Ey iman edenler, şeytanın yoluna [ve vesveselerine] uymayın.) [Bekara 208]

    (Şeytanın izine, yoluna tâbi olmayın. Muhakkak ki, o size apaçık bir düşmandır. Şeytan size ancak kötülüğü, fahşayı [hayasızlığı, dünyaya düşkün olmayı, nefsin arzularının peşinde koşmayı] emreder.) [Bekara 168-169]

    (Şeytan sizi [Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268]

    (Şeytan onları [taşkınlığa meylettirip] hidayete uzak bir sapıklığa düşürmek ister.) [Nisa 60]

    (Şeytana itaat etmeyin, o size açık düşmandır diye size nasihat vermedim mi?) [Yasin 60]

    (Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin bırakmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz bunlardan [ayıplarını, zararlarını bildikten sonra] hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91]

    ([Nefsine uyarak] Allah’ın dininden yüz çevirenlere, [dünyada] bir şeytan musallat ederiz.)


    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

    (Şeytan, kalbe vesvese verir. Allahü teâlânın ismi söylenince hemen kaçar. Söylenmezse vesvese vermeye devam eder.) [Ebu Ya’la, İbni Adiy]

    (Allahü teâlânın rahmeti cemaat üzerinedir. Şeytan, Müslümanların cemaatine katılmayıp muhalefet eden kimse ile beraberdir.) [D.Kulub]

    (Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Bölünüp parçalanmaktan sakının, cemaat halinde birleşin, mescitlere koşun!) [Tirmizi]

    Sual: Namaz kıldıktan sonra, kaç rekat kıldığımda şüphe ediyorum, yeniden mi kılmam gerekiyor? Bir de, galiba ben iftitah tekbirini söylemedim, abdestim var mı idi, elbiseme necaset bulaşmış mıydı? Abdestte, kollarımı yıkamış mıydım gibi şüpheler sık sık geliyor. Bu durumda ne yapmam lazımdır?
    CEVAP
    Genellikle böyle şüphe ediyorsanız, namazı bozmaz, tamamlarsınız. Yeniden abdest almanız, elbise değiştirmeniz gerekmez. Namaz bittikten sonra, kaç rekat kıldığınızda şüphe ederseniz, bu vesvesedir. Yeniden kılmanız gerekmez.
    alıntı
    --------------------------

    VESVESEDEN KURTULMA YOLLARI
    1- İnsanın içine bazı duyguların gelmesi, o insanı mes’ul etmez. Böyle bir duygunun gelmesi gâyet normaldir. Önemli olan dilinden bunu söylememesi, başkalarına işareten dahî anlatıp, diliyle şirk ve küfür ifâde eden kelimeleri söylemekten kaçınmasıdır.
    İnsanın içine gelen bütün kötü duygulardan dolayı insan mes’ul değildir.

    “De ki; İçinizde olanı gizleseniz de, açıklasanız da Allah bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini O bilir. Allah herşeye Kâdir’dir.”1
    “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Ve Allah herşeye Kâdir’dir.”2

    Bu âyetlerde geçen “gizli ve açık herşeyi” bildiğine ilâveten, bunlardan dolayı kullarını hesaba çekeceğini de haber vermiştir.
    Bu âyet-i kerîme nâzil olunca; ashaba çok ağır geldi. Yapılan iş büyük olsun, küçük olsun, içlerine gelen duygular küçük olsun, büyük olsun, Allah’ın bunlardan hesaba çekeceğinden korktular. Bu korkuları onların imanlarının ve yakînlerinin kuvvetinden ileri geliyordu.

    Ebu Hureyre’den gelen bir rivâyette, o şöyle demiştir; Resûlullah’a (sav):

    “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Ve Allah herşeye Kâdir’dir.” âyeti nâzil olunca; bu, Resûlullah’ın (sav) ashabına ağır geldi. Resûlullah’ın yanına gelerek diz çöktüler ve “Ey Allah’ın Resulü! Biz (daha önce) gücümüzün yeteceği namaz, oruç, cihâd ve sadaka gibi ameller ile mükellef tutulduk. (Şimdi ise) sana bu âyet nâzil oldu ve bizim gücümüz buna yetmez.” dediler. Resûlullah (sav) buyurdu ki: “Sizden önceki ehl-i kitâb’ın (Yahudî ve Hıristiyanların) dediği gibi, “işittik ve isyan ettik” demek mi istiyorsunuz? Bilakis siz “işittik ve itaat ettik. Affınızı dileriz ey Rabbimiz, dönüş ve varış sanadır.” deyiniz.

    Ashab böyle söyleyip, dilleri alışınca Allah Teâlâ bu âyetin peşinden; “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. dediler”3 âyetini indirdi. Sahabe-i Kirâm böyle yaptıklarında, Allah-u Teâlâ bu âyeti neshetti ve “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.”4 âyeti nâzil oldu.5

    Bu rivâyetten anlaşılıyor ki, insanın fiilen yaptıklarından ve ağzından çıkanlardan hesaba çekilecektir. İçimize gelen, hayalimizden geçen hususlardan, Allah bizi hesaba çekmeyecektir. İçimize gelen, bahsettiğiniz gibi şirk ve küfür ifâde eden duygulardan dolayı öbür âlemde hesaba çekilmeyeceksiniz.

    2- Aklınızdan, içinizden geçirdiğiniz bu kötü, menfî şeyleri dilinizle söylemedikten sonra bir mahsur yoktur. Dilinizden çıkanlar çok önemli. Şirkin ve küfrün şakasıda ciddî, ciddîsi de ciddîdir. Her içinize gelen kötülüğü veya şirki ve küfürü ifâde eden hususları diliniz ile ifâde etmemelisiniz.

    3- Sorunuzda; “bunları dille söylesem ama içimden geçirmesem, içimde öyle bir kuşku olmasa yine şirk olur mu?” diyorsunuz.
    Bu husus sadece ikrah da (zorlamada) geçerlidir. Bir kısım zorba kâfir ve zalimlerin, “inkâr et, yoksa seni öldüreceğiz” derlerse, kalben inkâr etmediği halde dilinden söylemesi, onu imandan mahrum etmez. Mekke’de müşriklerin Hz. Ammar’a baskılarının sonucunda “Hubel, lât, uzza de” demesi gibi.. Ama Hz. Ammar küfre gitmemiştir. Efendimiz (sav) ona, “Sana böyle baskı yaparlarsa sen yine böyle söyle...”6 buyurmuşlardır.

    4- Bu vesveselere önem vermemek lâzımdır. Vesveseler arılar gibidir. Önem verdikçe hücûmlarını arttırırlar. Önem vermezseniz giderler. Bu tip vesveseleri ehemmiyet vermezseniz size bir zararı olamaz. İnşaallah zamanla çekip giderler.

    5- Cenâb-ı Hak bu vesveselerle sizi imtihan ediyor. İçinizden geçenleri dilinizle söylemeyin. Üstünde de çok durmayın. Önem de vermeyin, onlar çekip gideceklerdir. Böylece siz, hem imtihanı kazanmış, hem de Manevî olarak terakkî etmiş olacaksınız.

    6- Ayrıca şunları tavsiye ederim:
    a- Karnınız tok olarak yatmamalısınız. Yatmadan en az üç-dört saat önce yemeği terkedip, yememelisiniz.
    b- Mümkün olduğu kadar abdestli geziniz. Abdestiniz bozulunca addest alınız. Yatağa girerken de abdestli yatınız.
    c- Yatağa gireceğiniz zaman Bakara sûresinin son iki âyetini (Âmenerrasûlü…) okuyarak yatınız. Ayrıca Felâk ve Nâs sûrelerinide okuyunuz.
    d- Sabah kalktığınızda yedi defa: “Bismillâhillezî lâ yedurru maasmihî şey’ün fil ardi velâ fissemâ. Vehüvessemiul alîm” duasını okuyunuz.
    e- Banyo’da (alafranga tuvalet varsa da) tuvalet yapmayınız.
    f- Akar suya veya durgun suya bevletmeyiniz. (küçük abdest)
    g- Ağaç altında abdest bozmayınız.
    h- Yeşillikler içinde, ormanlıklarda seyahat ediniz.
    ı- Cin sûresinin ilk dört âyetini 40 gün boyunca her gün 41 defa okuyunuz.
    i- Evinizde yatacağınız odaya “Esma-i Hüsna” yazılı bir levha asınız.
    j- Mümkünse belli bir süre hayvanî gıdalardan uzak kalınız.

    7- Aklî-mantîkî, ilmî ölçülerle vesvese nedir? Ne değildir? Bunları bilmelisiniz. Bunun için de Bediüzzaman hazretlerinin Sözler kitabının 21. sözünün ikinci makamını dikkatlice okumanızı tavsiye ediyorum.

    8- Fıtrat boşluk kabul etmez. İç dünyanızı, tefekkürî imanla doldurmalısınız. İmanınızı ilmelyakîn’-den aynelyakin’e yükseltmelisiniz. Tâ ki içinizde boşluk kalmasın ki, vesveseler, tereddütler de girmeye yer bulamasın. Velev girse bile, elinizdeki küllî ölçülerle ve güçlü imanla onları bertarâf edesiniz.
    Rabbim şifa versin. Kalben üzülmeniz gösteriyor ki, kalbiniz temiz. Kalbinizde iman var. Dilinizle de bu şirk ifâde eden sözleri söylemeyiniz.

    Allah’a tevekkül edin, Allah’dan yardım isteyin. İnşaallah imtihanı kazanmış, imanınızı güçlendirmiş olarak neticeye ulaşacaksınız.
    Derdinizi anlattığınız için derman bulacağınıza inanıyor, Rabbimin sizinle beraber olmasını diliyorum.

    Necdet İÇEL


    Kaynaklar:
    1- Âl-i İmrân: 29
    2- Bakara: 284
    3- Bakara: 285
    4- Bakara: 285-286
    5- İbn-i Kesir Tefsiri c:3 shf: 1128
    6- İbn-i Hişam, es-Sîretü’n-Nebevî, c:1, shf:342





  3. 27.Aralık.2011, 20:45
    2
    Silent and lonely rains



    Vesvese, zararlı olan şüphe, kuruntu demektir. Hadis-i şerifte, (Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakının) buyuruldu. (Tirmizi)

    Vesvese etmek günahtır. Vesvese eden imamın arkasında namaz kılmak mekruhtur. Vesvese, suyu israf etmeye sebep olur. İsraf ise haramdır. Vesvese, namazı geciktirmeye, cemaati, hatta namaz vaktini kaçırmaya sebep olur. Vakti, ömrü zayi etmeye sebep olur. Başkalarının elbisesinin, yemeğinin necis olmasından şüphe eder ki, müslümanlara suizan haramdır. Kendini ihtiyatlı sanıp, kibirli olur.

    Abdestin, taharetin ve namazın şartlarını, sünnetlerini, mekruhlarını bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip, yerine getirince, şüpheye düşmemeli, iyi ve tamam yaptığına inanmalıdır! Böyle inanmak ihtiyat olur. Şüpheye düşmek vesvese olur. Vesvese sahibi, ruhsat ile amel etmelidir! Kalbi, kötü ahlaktan temizlemekte, kul haklarını gözetmekte ve haramlardan sakınmakta, vesvese olmaz. Vera ve takva olur. (Hadika, Berika)

    Bilen vesvese etmez
    Vesveseden kurtuluş çaresi, hangi meselede vesvese ediliyorsa dinimizin o konudaki hükmünü iyi bilmektir. İyi bilen vesvese etmez. Her müslüman, haramlardan, şüpheli şeylerden, hatta mubahların fazlasından da kaçmalıdır! Buna azimetle hareket etmek denir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmaya, ruhsatla hareket etmek denir. İhtiyaç olmadıkça, ruhsatla amel etmemelidir! Azimetleri yani güç gelen işleri yapamayanın, ruhsatla yani kolay olan, izin verilen işi yapması, azimeti yapmak gibi sevap olur. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalıdır. Allahü teâlâ, insanlara güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır) buyuruyor.

    İmam-ı Şarani hazretleri buyurdu ki: İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlânın verdiği kolaylıklardan, ruhsatlardan istifade edin!) [Buhari]

    (Ruhsatlardan istifade etmeyen, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, azimetle hareket edilmesini sevdiği gibi, ruhsatla da amel edilmesini sever.) [Beyheki]

    (Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek, [vesveseye düşerek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud]

    Şeytan namazı kıldırmak istemez. Namaz kılana da "Madem namaz kılıyorsun, güzel abdest al, doğru namaz kıl, kuru yer kalmasın, iyi yıka, namazın olmadı, yeni baştan kıl!" gibi vesveseler verip sıkıntıya sokar. İbadetler mekruh olmakla kalmaz, ruhi bunalıma yol açar.

    Dinimiz, kolaylıklar, ruhsatlar dinidir. Mesela, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe edenin abdesti var demektir. Abdest aldıktan sonra, kuru yer kalmıştır zannıyla yeniden abdest almak icap etmez. Tekrar abdest alması mekruh olur. Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmelidir! Sonra orada bir yaşlık gördüğü zaman "Bu benim serptiğim su" demelidir. Hatta o yaşlık idrar bile olsa, onun idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için yıkamak gerekmez.

    Yaş ayakla necis yerde yürünse, yer kuru ise ayaklar necis olmaz. Elbisenin veya vücudunun bir yerine necaset bulaşsa, burayı bulamayıp, zannettiği yeri yıkasa, necaseti temizlemiş kabul edilir. Hatta namazdan sonra necasetli yer meydana çıksa, bir kavle göre kıldığı namazı iade etmesi gerekmez.

    Çocuk ceketin sağ koluna işemiştir, fakat biz sağ kol olduğunu bilmiyoruz, galiba sol kol diyerek ceketin sol kolunu yıkasak idrar bulunan sağ kol da temiz gibi kabul edilerek namazımız sahih olur. Önemli olan kuru yerin kalmaması değildir. Kuru yer kalsa da biz bunu bilmiyorsak bu tamamdır. Ölçü yapılıp yapılmadığını bilmemektir. İmam-ı Gazali hazretleri gıdalarda domuz yağı gibi necis şeyleri anlatırken buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ bize necis olmayan gıdaları yemeyin demiyor, necis olduğunu bilmediğiniz gıdaları yiyin buyuruyor. Eğer necis olmayanı yiyin deseydi bu çok zor, hatta imkansız olurdu.

    Abdest ve gusül için de kuru yer kalmasın demiyor, kuru yer kaldığını bilmiyorsak, kuru yer kalsa bile, her yer ıslanmış kabul edilir.

    Abdestte kuru yer kalsa, fakat kuru yer kaldığını bilmeyen o kısmı yıkamaz. Ben burada kuru yer kaldığını bilmiyorum öyle ise burası yıkanmıştır demelidir ve orayı artık yıkamamalıdır. Yine kalbde burası yıkanmadı galiba diye zan kalabilir, kalsın ona itibar edilmez. Dinimiz böyle emrederken niye dinimizin tersini yapalım ki? Kuru yer kaldı zannı ile tekrar yıkamayı dinimiz emretmiyor, aksine yasaklıyor. Yani insan yıkandığına kanaat getirmese de, dinimiz kanaate varmayı istemiyor. Kalbin tatmin olmasını istemiyor. Benden istenen üç kere yıkamak demeli ve kuru yer kaldığını bilmeyince bilmemek ölçüdür. Bu ölçüyü unutmamalı. Ben kuru yer kaldığını bilmiyorum, o halde abdestim tamam demelidir. Kalbin tatmin olmasını, kanaat hasıl olmasını beklememeli. O zaten kolay kolay ele geçmez. Bunun gibi imam ateisttir, fakat biz onu bilmediğimiz için onunla kıldığımız namazlar sahihtir.

    Şüphe etmemeli
    Abdestten sonra, "Acaba başımı mesh ettim mi?" veya "Abdestim var mı?" diye şüphe etmek, namaz kıldıktan sonra "Elbisem temiz mi idi?" veya "İftitah tekbirini almış mıydım?" gibi şüpheler vaki olan kimse, yeniden abdest almaz, elbisesini yıkamaz, namazını iade etmez.

    İbadetlerimizi eksik yapmakla, hâşâ Allahü teâlânın bir kaybı, fazla yapmakla da bir kazancı olmaz. Bunun için, dinin emrine uyularak noksan veya fazla yapılmış olsa mahzuru olmaz. Mesela sabahın farzını kılarken (iki mi, bir mi kıldım?) diye şüphe eden, bir rekat daha kılsa ve kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç kılsa namazı sahih olmaz. Bir kimse de dört kıldım zannıyla üç rekat kılsa, kıldığı namaz sahih olur. Cenab-ı Hak, "Niçin yanlış zannettin?" demez. Gücümüzün yetmediği işleri bize emretmez. (Hadika)

    Kalbe gelen düşünceler
    İnsanın kalbine, melekten, şeytandan ve kendi nefsinden de çeşitli düşünceler gelir. Bunların birbirinden farkı nasıl bilinir? Hadis-i şerifte, (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur) buyuruldu. O halde vesveseyi ilhamdan ayırmak için dinin emrini iyi bilmek gerekir.

    Şeytan, hayırlı, iyi bir işe mani olmak için daha az iyi olanı yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Büyük günaha sürüklemek için küçük iyilikleri yaptırmaya çalışır. Dinini bilen kimseyi, şeytan, asla aldatamaz. Her insan Allah’ın kulu olduğu halde, dinini bilen, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden kimseler için Kur'an-ı kerimde, şeytana hitap edilirken mealen, (Benim kullarıma senin sultan [hakimiyetin] yoktur) buyuruluyor. (İsra 65)

    Şeytanı kovmak için
    Şeytanın vesvesesine aldanmamak için Allahü teâlânın, (Benim Kulum) dediği kimselerden olmalı, yani düzgün bir itikada ve ilme sahip olmalı ve ilmi ile amel etmelidir! "Mesela şeytan vesvese verince, onu hemen uzaklaştırmalıdır! Hadis-i şerifte, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruldu. (Ebu Ya’la)
    Sünnete uygun abdest almasını bilmeyen kimse, iyi abdest alayım diye fazla su kullanır. Bu ise vesvesedir.

    Vesvese eden kimse, dine iyi uymak niyetiyle yeni bir şeyler çıkarır, bu ise bid'attir. Bid'at ise haramdır. Başkalarının yiyecek ve içeceklerinin, giyeceklerinin temiz olup olmadığında şüphe eder. Bu da suizanna sebep olur. Müslümana suizan ise haramdır. (Ben her gıdayı yemem, ihtiyatlı davranırım) diyerek kibre düşer. Halbuki zerre kadar kibri olanın Cennete girmesi zordur.

    Fatır suresi 6. âyet-i kerimesinde mealen, (Elbette şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin!) buyuruluyor. Vesvese eden, şeytanı kendine dost ve kardeş edinmiş olur. Sünnetleri, mekruhları ve diğer emir ve yasakları bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip yerine getiren şüpheye düşmemelidir! Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmeyen her şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis olmaz. Gıdalarda necis maddeler var zannı ile gıda almamak vesvesedir, aşırılıktır. Hadis-i şerifte, (Aşırı gidenler helak oldu) buyuruldu. (Müslim)

    İfrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Deylemi’deki hadis-i şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır) buyuruldu. (Hadika)

    Sual: İnsanın kalbine şeytandan gelen "acaba abdestim var mı, yoksa ve ben ya var diye hatırlıyorsam" gibi vesveseler geldiğinde ne yapmalı?
    CEVAP
    Hem (şeytandan gelen) diyorsunuz hem de ne yapmalı diye soruyorsunuz. Elbette bu vesveselere önem vermemeli. Abdest aldığınızı hatırlıyorsanız mesele yok. Abdest var kabul edilir.

    Sual: Namazda bazen üçüncü mü dördüncü rekat mı diye şüpheye düşüyorum. Bazen namazdan sonra aklıma geliyor vesvese ve iade ediyorum. Uygun mudur?
    CEVAP
    Uygun değildir. Namazdan sonraki vesveseye itibar edilmez. Şunu hiç unutmayın, çünkü namaz kılan herkese lazımdır: Fıkıhta şüphe ile zan farklıdır. Şüphe, üç mü dört mü kıldığını hiç bilememektir. Zan ise, bir tarafı biraz ağır basar. Zannıma göre üç kıldım denirse üç olur. İbadetlerde zan geçerlidir. Hükümlerde ise zan geçersizdir. % 100 bilmek gerekir. Buna göre, üç mü dört mü kıldım diye zan ederse, zannı ne tarafta ise öyle hareket eder. Zan edemiyor da, şüphe ediyorsa, o zaman üç kıldım der ve üçüncüde oturur, bir rekat daha kılar ve secde-i sehv yapar. Zan ile şüpheyi iyi bilmek gerekir.

    Sual: Namazda iken aklım çok dağınık, toparlayamıyorum. Günlük düşünceler olsun, değişik şeyler geliyor. Vesveselerden kurtulmak, kafamı toparlamam için ne yapmalıyım?
    CEVAP
    Bu hemen herkeste olur. Kiminde az kiminde çok olur. Namaz başlarken La havle’yi okuyunuz. İnsanın ihlası arttıkça düşüncesi de azalır diyor âlimler. Yemek yerken, ibadetleri yapmaya kuvvet bulmak için diye de niyet etmeli. Uyurken de aynı şekilde niyet etmeli.

    Sual: Dört rekatlı namazı kılarken bazen dalgınlık oluyor. Sonra kendimizi 3.rekatta falan buluyoruz. Namazı tamamlıyoruz ama ufak bir şüphe oluyor, acaba rekat atladım mı ya da fazla mı kıldım diye, nasıl davranmalıyız?
    CEVAP
    Namazdan sonraki şüpheye itibar edilmez. Namaz içinde iki mi üç mü diye şüphe edilirse, iki kabul edilip bir rekat daha kılınır, sonunda secde-i sehv yapılır.

    Sual: Şeytan insana vesvese verir mi? Yani bize gelen kötü düşünceler şeytandan mıdır?
    CEVAP
    Evet dine aykırı vesveseler şeytandandır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Hakikaten şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6]

    (Ey iman edenler, şeytanın yoluna [ve vesveselerine] uymayın.) [Bekara 208]

    (Şeytanın izine, yoluna tâbi olmayın. Muhakkak ki, o size apaçık bir düşmandır. Şeytan size ancak kötülüğü, fahşayı [hayasızlığı, dünyaya düşkün olmayı, nefsin arzularının peşinde koşmayı] emreder.) [Bekara 168-169]

    (Şeytan sizi [Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268]

    (Şeytan onları [taşkınlığa meylettirip] hidayete uzak bir sapıklığa düşürmek ister.) [Nisa 60]

    (Şeytana itaat etmeyin, o size açık düşmandır diye size nasihat vermedim mi?) [Yasin 60]

    (Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin bırakmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz bunlardan [ayıplarını, zararlarını bildikten sonra] hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91]

    ([Nefsine uyarak] Allah’ın dininden yüz çevirenlere, [dünyada] bir şeytan musallat ederiz.)


    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

    (Şeytan, kalbe vesvese verir. Allahü teâlânın ismi söylenince hemen kaçar. Söylenmezse vesvese vermeye devam eder.) [Ebu Ya’la, İbni Adiy]

    (Allahü teâlânın rahmeti cemaat üzerinedir. Şeytan, Müslümanların cemaatine katılmayıp muhalefet eden kimse ile beraberdir.) [D.Kulub]

    (Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Bölünüp parçalanmaktan sakının, cemaat halinde birleşin, mescitlere koşun!) [Tirmizi]

    Sual: Namaz kıldıktan sonra, kaç rekat kıldığımda şüphe ediyorum, yeniden mi kılmam gerekiyor? Bir de, galiba ben iftitah tekbirini söylemedim, abdestim var mı idi, elbiseme necaset bulaşmış mıydı? Abdestte, kollarımı yıkamış mıydım gibi şüpheler sık sık geliyor. Bu durumda ne yapmam lazımdır?
    CEVAP
    Genellikle böyle şüphe ediyorsanız, namazı bozmaz, tamamlarsınız. Yeniden abdest almanız, elbise değiştirmeniz gerekmez. Namaz bittikten sonra, kaç rekat kıldığınızda şüphe ederseniz, bu vesvesedir. Yeniden kılmanız gerekmez.
    alıntı
    --------------------------

    VESVESEDEN KURTULMA YOLLARI
    1- İnsanın içine bazı duyguların gelmesi, o insanı mes’ul etmez. Böyle bir duygunun gelmesi gâyet normaldir. Önemli olan dilinden bunu söylememesi, başkalarına işareten dahî anlatıp, diliyle şirk ve küfür ifâde eden kelimeleri söylemekten kaçınmasıdır.
    İnsanın içine gelen bütün kötü duygulardan dolayı insan mes’ul değildir.

    “De ki; İçinizde olanı gizleseniz de, açıklasanız da Allah bilir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini O bilir. Allah herşeye Kâdir’dir.”1
    “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Ve Allah herşeye Kâdir’dir.”2

    Bu âyetlerde geçen “gizli ve açık herşeyi” bildiğine ilâveten, bunlardan dolayı kullarını hesaba çekeceğini de haber vermiştir.
    Bu âyet-i kerîme nâzil olunca; ashaba çok ağır geldi. Yapılan iş büyük olsun, küçük olsun, içlerine gelen duygular küçük olsun, büyük olsun, Allah’ın bunlardan hesaba çekeceğinden korktular. Bu korkuları onların imanlarının ve yakînlerinin kuvvetinden ileri geliyordu.

    Ebu Hureyre’den gelen bir rivâyette, o şöyle demiştir; Resûlullah’a (sav):

    “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Ve Allah herşeye Kâdir’dir.” âyeti nâzil olunca; bu, Resûlullah’ın (sav) ashabına ağır geldi. Resûlullah’ın yanına gelerek diz çöktüler ve “Ey Allah’ın Resulü! Biz (daha önce) gücümüzün yeteceği namaz, oruç, cihâd ve sadaka gibi ameller ile mükellef tutulduk. (Şimdi ise) sana bu âyet nâzil oldu ve bizim gücümüz buna yetmez.” dediler. Resûlullah (sav) buyurdu ki: “Sizden önceki ehl-i kitâb’ın (Yahudî ve Hıristiyanların) dediği gibi, “işittik ve isyan ettik” demek mi istiyorsunuz? Bilakis siz “işittik ve itaat ettik. Affınızı dileriz ey Rabbimiz, dönüş ve varış sanadır.” deyiniz.

    Ashab böyle söyleyip, dilleri alışınca Allah Teâlâ bu âyetin peşinden; “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. dediler”3 âyetini indirdi. Sahabe-i Kirâm böyle yaptıklarında, Allah-u Teâlâ bu âyeti neshetti ve “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.”4 âyeti nâzil oldu.5

    Bu rivâyetten anlaşılıyor ki, insanın fiilen yaptıklarından ve ağzından çıkanlardan hesaba çekilecektir. İçimize gelen, hayalimizden geçen hususlardan, Allah bizi hesaba çekmeyecektir. İçimize gelen, bahsettiğiniz gibi şirk ve küfür ifâde eden duygulardan dolayı öbür âlemde hesaba çekilmeyeceksiniz.

    2- Aklınızdan, içinizden geçirdiğiniz bu kötü, menfî şeyleri dilinizle söylemedikten sonra bir mahsur yoktur. Dilinizden çıkanlar çok önemli. Şirkin ve küfrün şakasıda ciddî, ciddîsi de ciddîdir. Her içinize gelen kötülüğü veya şirki ve küfürü ifâde eden hususları diliniz ile ifâde etmemelisiniz.

    3- Sorunuzda; “bunları dille söylesem ama içimden geçirmesem, içimde öyle bir kuşku olmasa yine şirk olur mu?” diyorsunuz.
    Bu husus sadece ikrah da (zorlamada) geçerlidir. Bir kısım zorba kâfir ve zalimlerin, “inkâr et, yoksa seni öldüreceğiz” derlerse, kalben inkâr etmediği halde dilinden söylemesi, onu imandan mahrum etmez. Mekke’de müşriklerin Hz. Ammar’a baskılarının sonucunda “Hubel, lât, uzza de” demesi gibi.. Ama Hz. Ammar küfre gitmemiştir. Efendimiz (sav) ona, “Sana böyle baskı yaparlarsa sen yine böyle söyle...”6 buyurmuşlardır.

    4- Bu vesveselere önem vermemek lâzımdır. Vesveseler arılar gibidir. Önem verdikçe hücûmlarını arttırırlar. Önem vermezseniz giderler. Bu tip vesveseleri ehemmiyet vermezseniz size bir zararı olamaz. İnşaallah zamanla çekip giderler.

    5- Cenâb-ı Hak bu vesveselerle sizi imtihan ediyor. İçinizden geçenleri dilinizle söylemeyin. Üstünde de çok durmayın. Önem de vermeyin, onlar çekip gideceklerdir. Böylece siz, hem imtihanı kazanmış, hem de Manevî olarak terakkî etmiş olacaksınız.

    6- Ayrıca şunları tavsiye ederim:
    a- Karnınız tok olarak yatmamalısınız. Yatmadan en az üç-dört saat önce yemeği terkedip, yememelisiniz.
    b- Mümkün olduğu kadar abdestli geziniz. Abdestiniz bozulunca addest alınız. Yatağa girerken de abdestli yatınız.
    c- Yatağa gireceğiniz zaman Bakara sûresinin son iki âyetini (Âmenerrasûlü…) okuyarak yatınız. Ayrıca Felâk ve Nâs sûrelerinide okuyunuz.
    d- Sabah kalktığınızda yedi defa: “Bismillâhillezî lâ yedurru maasmihî şey’ün fil ardi velâ fissemâ. Vehüvessemiul alîm” duasını okuyunuz.
    e- Banyo’da (alafranga tuvalet varsa da) tuvalet yapmayınız.
    f- Akar suya veya durgun suya bevletmeyiniz. (küçük abdest)
    g- Ağaç altında abdest bozmayınız.
    h- Yeşillikler içinde, ormanlıklarda seyahat ediniz.
    ı- Cin sûresinin ilk dört âyetini 40 gün boyunca her gün 41 defa okuyunuz.
    i- Evinizde yatacağınız odaya “Esma-i Hüsna” yazılı bir levha asınız.
    j- Mümkünse belli bir süre hayvanî gıdalardan uzak kalınız.

    7- Aklî-mantîkî, ilmî ölçülerle vesvese nedir? Ne değildir? Bunları bilmelisiniz. Bunun için de Bediüzzaman hazretlerinin Sözler kitabının 21. sözünün ikinci makamını dikkatlice okumanızı tavsiye ediyorum.

    8- Fıtrat boşluk kabul etmez. İç dünyanızı, tefekkürî imanla doldurmalısınız. İmanınızı ilmelyakîn’-den aynelyakin’e yükseltmelisiniz. Tâ ki içinizde boşluk kalmasın ki, vesveseler, tereddütler de girmeye yer bulamasın. Velev girse bile, elinizdeki küllî ölçülerle ve güçlü imanla onları bertarâf edesiniz.
    Rabbim şifa versin. Kalben üzülmeniz gösteriyor ki, kalbiniz temiz. Kalbinizde iman var. Dilinizle de bu şirk ifâde eden sözleri söylemeyiniz.

    Allah’a tevekkül edin, Allah’dan yardım isteyin. İnşaallah imtihanı kazanmış, imanınızı güçlendirmiş olarak neticeye ulaşacaksınız.
    Derdinizi anlattığınız için derman bulacağınıza inanıyor, Rabbimin sizinle beraber olmasını diliyorum.

    Necdet İÇEL


    Kaynaklar:
    1- Âl-i İmrân: 29
    2- Bakara: 284
    3- Bakara: 285
    4- Bakara: 285-286
    5- İbn-i Kesir Tefsiri c:3 shf: 1128
    6- İbn-i Hişam, es-Sîretü’n-Nebevî, c:1, shf:342








+ Yorum Gönder