Konusunu Oylayın.: Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı?

5 üzerinden 3.50 | Toplam : 2 kişi
Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı?
  1. 31.Ekim.2011, 20:29
    1
    Misafir

    Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı?






    Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı? Mumsema Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı? İlk sözlüm tarikat üyesi bir insandı,.. malesef ayrıldık. İkinci nişanlım konumunu söylemedi,.. ayrıldım. Ve evli olduğum kişi namaz kılan, ama içki ve dünya .


  2. 31.Ekim.2011, 20:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 01.Kasım.2011, 00:16
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Ben namaz kılan dindar biriyim, tevekkül ettim; kaderim neden yanlış tercihime engel olmadı?




    Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.

    Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. İşte böyle bir varlığın hangi özellikleri taşıdığının anlaşılması için insana irade verimiş; nefis, şeytan ve musibetler de bu iradenin kullanılmasında önemli birer rol oynamıştır.

    Mesela, altın ve bakırın karışık halden ayrılması için ateşte eritilmesi gibi, insan denen varlığın iyi ve kötü huylarının birbirinden ayrılması, iyi huylu Ebubekir (ra) ile kötü ruhlu Ebucehilin anlaşılması için Allah insana nefis ve şeytanı musallat etmiştir. Burada önemli etken de yine insana verilen irade sıfatı olmaktadır.

    Ayrıca ambardaki çekirdeklerin ağaç olması için toprağa atılması gerekiyor. Görünüşte toprak altı karanlık ve sıkıcıdır. Ancak ağaç olmanın yolu oradan geçiyor. Binlerce sene ambarda kalsa ağaç olamıyor.

    İşte Allah, cennet ambarında duran Babamız Adem Peygamberi (as) dünya tarlasına gönderiyor. Ağaç olarak Cennete dönmesi için de değişik sebepler yaratıyor. İnsnaın başına gelen bela ve musibetler de insanda bulunan özellikleri ağaç gibi olmasına yardımcı olmaktadır. İnsan bu özellikler sayesinde çekirdek olarak geldiği Dünya tarlasından ağaç olarak Cennete geri dönüyor.

    Bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. İşte insanın aslıda birdir. Babası Adem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. Bu farklılığı göstermek, kimin elmas, kimin de kömür olduğunun anlaşılması için inasana irade verilmiştir.

    İnsanda iki türlü fiil cereyan eder, birisi ihtiyarî diğeri ise ızdırarî. Birincisinin ortaya çıkmasına insan iradesi şart kılınmış, ikincisi ise tamamen onun iradesi dışında. İhtiyarî fiillerde insanın elinde sadece talep etme, meyletme, kesb etme var; yaratma ise Allah'a mahsus...

    Kul bir işi yapmak için cüz-i iradesini sarf ettikten sonra, o işe küllî irade taallûk eder ve o fiil yaratılır.

    Bilim adamlarımız, bir tek kolumuzu kaldırıp indirmemizde yetmiş çeşitten fazla kimyevî reaksiyon vuku bulduğunu ve her bir çeşit reaksiyonun da binlerce kez cereyan ettiğini söylüyorlar. Bunların hiçbiri bizim işimiz değil. Ama biz kolumuzu kaldırmayı irade etmesek bu reaksiyonlardan hiçbiri ortaya çıkmıyor.

    Bir konuşma hadisesi dudaktan, dilden, tükürük bezlerinden, beyinden, akla, hafızaya kadar uzanan maddî ve manevî nice cihazın birlikte çalışmasının neticesi. Bütün bu işleri Allah yaratıyor; ama biz konuşmak istemesek bunların hiçbiri icra edilmiyor. Bedenimizi hayalen büyüttükçe büyütelim ve irademiz dışındaki faaliyetleri artırdıkça artıralım, karşımızda bütün bir kâinatı buluruz.

    Suyun akması da kanımızın deveranı gibi kendi iradesiyle değil. Çiçeklerin boy göstermesi de saçımızın uzaması gibi kendi isteğiyle değil. Güneşin doğup batması da dünyaya gelişimiz ve gidişimiz gibi kendi keyfince değil.

    İşte bütün bu sonsuz faaliyetler birlikte ortaya çıkıyor. Ayrı varlıklarda birbirine zıt fiiller beraber yürütülüyor. Bir grup dünyaya gelirken bir başka grup kabre ayak basıyor. Nice hastalar şifâ bulurken, nice sağlar da hastalığa tutuluyorlar. Birileri gülüp oynarken, berikiler ağlıyor, sızlanıyorlar.

    Bütün bunlar birbirinden farklı fiiller; ama hepsi birlikte meydana geliyorlar. Bu sonsuz fiiller birlikte düşünüldüğünde kalbi bozulmamış her insanın vicdanında şu mânâ inkişaf eder: Ben de cüz-i irademden yine irademle vazgeçmeli ve şu mûtiler ordusuna katılmalıyım. İrademi, kendi keyfimce değil, Hakk'ın rızasına uygun biçimde kullanmalıyım.

    Böyle diyerek dünya hayatını helâl dairesi içinde geçirenler "irade imtihanını" başarır, melekler gibi sadece hayrı irade eder hale gelirler. Bu noktaya, nefis ve şeytana rağmen ulaştıkları için de meleklerden ileri geçerler.

    Konunun anlaşılmasına yardımcı olmak için bir kaç noktaya işaret etmek istiyoruz:

    1. Allah her insanı farklı şekillerde imtihan eder. Bu açıdan başka bir imtihan olsaydı onu başaracağımızın garantisi yoktur. Hatta çok zenginler ve mutlu olduğunu zannedenler belki de ebedi hayatlarını mahvediyorlar.

    Ayrıca Allah en büyük sıkıntıları ve musibetleri en çok sevdiği kullarına vermiştir. Eğer musibetler ve sıkıntılar kötü olsaydı o sevdiklerinin başına bunları verir miydi?

    Musibetlerin Allah'ın kahrının tecellisi olduğu söyleniyor. Her musibet için bunu söylemek mümkün müdür?

    2. Allah kainatı ve insanları neden yarattı. Müslümanlar neden bu dünyada musibetlere maruz kalıyorlar.

    3. Allah bu dünyadaki kötülüklere neden müsaade ediyor?

    4. Eğer Allah her kötüyü yapmak isteyene engel olsaydı, o zaman imtihan olmaz ve herkes mecburen iyi olmak zorunda kalırdı. Örneğin namazını kılanın başına güller, kılmayanın başına taşlar yağsa ertesi gün herkes namazlı olurdu. O zaman Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le Ebu Cehil'in farkı kalmazdı, eşit olurlardı. Sınıfta bile imtihan esnasında öğretmenler kağıda yazdığımıza karışmıyorlar. "Bu yanlış yazma şu doğruyu yaz." diye bizi zorlamıyorlar. Doğru ve yanlışı gösterip yazmayı bize bırakıyorlar. Bunun gibi Allah doğru ve yanlışı bildirmiş defterlerimizi doğru veya yanlışla doldurmayı bize bırakmıştır.

    Bu gerçeklerden yola çıkarak, insanların başına diğer insanlardan gelen kötülüklerin hesabını soracak olan Allah, mazlumların hakkını zalimlerden alacak ve o zavallıları çok güzel yerlerde mükafatlandıracaktır.

    Toprak altına atılmış bir çekirdeğe sorsanız, yerim kötüdür, keşke evde otursaydım diyecektir. Halbuki biraz sabredip beklese büyük bir ağaç olacak ve binler sene evde oturan binlerce çekirdeğin ulaşamayacağı güzelliklere kavuşacaktır. İşte cennette kalsaydık çekirdek gibi kalacaktık. Dünya tarlasına gönderilerek, inşallah bahçıvanımızın sözünü tutarak ve bazı sıkıntılara sabrederek ağaç gibi olup cennete gideceğiz.

    Bilirsiniz, her sene üzüm asmaları budanarak çubukları kesilir. O asmaya sorsanız bunun kendine zararlı olduğunu söyleyecektir. Halbuki iki sene bu iş yapılmasa kurur gider. Budamak ve kesmek onun faydasına ve daha verimli olmasına neden olmaktadır. Bizlerin de başına gelen sıkıntı ve kederler aslında bizi daha mükemmel yapmak içindir. Ancak sabretmek ve bahçıvanımız olan Allah'ımızın istekleri doğrultusunda hareket etmek kaydıyla.

    5. Topraktan çıkmış ve içinde fosfor olan bir havucun, gözünüzde yer alması ve insan gözü mertebesine terakki etmesi için nasıl bir yoldan geçmesi gerektiğini biliyoruz. Havuç bize "Ben göz olma derecesine çıkmak istiyorum, ama kesinlikle dişlerin, ağzın, midenin içine girmek istemiyorum." dese ne dersiniz: "Öyleyse sen insan gözü olamazsın."

    İşte kardeşim. Dünya bir imtihandır. İlacı da sabır ve Allah'a tevekküldür. Bu dünya tarlasından Cennet yurduna geçişin yolları da bunlardır.

    Bu açıklamalar ışığında dİyebilirizki, sizin başınıza gelen sıkıntılar, inşallah günahlarınıza kefaret, ahiretinize azık olur ve ebedi hayatına saadet getirir. Önemli olan bu hayatın geçici olduğunu bilerek hareket etmek ve Ona sığınmaktır.


  4. 01.Kasım.2011, 00:16
    2
    Üye



    Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.

    Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. İşte böyle bir varlığın hangi özellikleri taşıdığının anlaşılması için insana irade verimiş; nefis, şeytan ve musibetler de bu iradenin kullanılmasında önemli birer rol oynamıştır.

    Mesela, altın ve bakırın karışık halden ayrılması için ateşte eritilmesi gibi, insan denen varlığın iyi ve kötü huylarının birbirinden ayrılması, iyi huylu Ebubekir (ra) ile kötü ruhlu Ebucehilin anlaşılması için Allah insana nefis ve şeytanı musallat etmiştir. Burada önemli etken de yine insana verilen irade sıfatı olmaktadır.

    Ayrıca ambardaki çekirdeklerin ağaç olması için toprağa atılması gerekiyor. Görünüşte toprak altı karanlık ve sıkıcıdır. Ancak ağaç olmanın yolu oradan geçiyor. Binlerce sene ambarda kalsa ağaç olamıyor.

    İşte Allah, cennet ambarında duran Babamız Adem Peygamberi (as) dünya tarlasına gönderiyor. Ağaç olarak Cennete dönmesi için de değişik sebepler yaratıyor. İnsnaın başına gelen bela ve musibetler de insanda bulunan özellikleri ağaç gibi olmasına yardımcı olmaktadır. İnsan bu özellikler sayesinde çekirdek olarak geldiği Dünya tarlasından ağaç olarak Cennete geri dönüyor.

    Bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. İşte insanın aslıda birdir. Babası Adem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. Bu farklılığı göstermek, kimin elmas, kimin de kömür olduğunun anlaşılması için inasana irade verilmiştir.

    İnsanda iki türlü fiil cereyan eder, birisi ihtiyarî diğeri ise ızdırarî. Birincisinin ortaya çıkmasına insan iradesi şart kılınmış, ikincisi ise tamamen onun iradesi dışında. İhtiyarî fiillerde insanın elinde sadece talep etme, meyletme, kesb etme var; yaratma ise Allah'a mahsus...

    Kul bir işi yapmak için cüz-i iradesini sarf ettikten sonra, o işe küllî irade taallûk eder ve o fiil yaratılır.

    Bilim adamlarımız, bir tek kolumuzu kaldırıp indirmemizde yetmiş çeşitten fazla kimyevî reaksiyon vuku bulduğunu ve her bir çeşit reaksiyonun da binlerce kez cereyan ettiğini söylüyorlar. Bunların hiçbiri bizim işimiz değil. Ama biz kolumuzu kaldırmayı irade etmesek bu reaksiyonlardan hiçbiri ortaya çıkmıyor.

    Bir konuşma hadisesi dudaktan, dilden, tükürük bezlerinden, beyinden, akla, hafızaya kadar uzanan maddî ve manevî nice cihazın birlikte çalışmasının neticesi. Bütün bu işleri Allah yaratıyor; ama biz konuşmak istemesek bunların hiçbiri icra edilmiyor. Bedenimizi hayalen büyüttükçe büyütelim ve irademiz dışındaki faaliyetleri artırdıkça artıralım, karşımızda bütün bir kâinatı buluruz.

    Suyun akması da kanımızın deveranı gibi kendi iradesiyle değil. Çiçeklerin boy göstermesi de saçımızın uzaması gibi kendi isteğiyle değil. Güneşin doğup batması da dünyaya gelişimiz ve gidişimiz gibi kendi keyfince değil.

    İşte bütün bu sonsuz faaliyetler birlikte ortaya çıkıyor. Ayrı varlıklarda birbirine zıt fiiller beraber yürütülüyor. Bir grup dünyaya gelirken bir başka grup kabre ayak basıyor. Nice hastalar şifâ bulurken, nice sağlar da hastalığa tutuluyorlar. Birileri gülüp oynarken, berikiler ağlıyor, sızlanıyorlar.

    Bütün bunlar birbirinden farklı fiiller; ama hepsi birlikte meydana geliyorlar. Bu sonsuz fiiller birlikte düşünüldüğünde kalbi bozulmamış her insanın vicdanında şu mânâ inkişaf eder: Ben de cüz-i irademden yine irademle vazgeçmeli ve şu mûtiler ordusuna katılmalıyım. İrademi, kendi keyfimce değil, Hakk'ın rızasına uygun biçimde kullanmalıyım.

    Böyle diyerek dünya hayatını helâl dairesi içinde geçirenler "irade imtihanını" başarır, melekler gibi sadece hayrı irade eder hale gelirler. Bu noktaya, nefis ve şeytana rağmen ulaştıkları için de meleklerden ileri geçerler.

    Konunun anlaşılmasına yardımcı olmak için bir kaç noktaya işaret etmek istiyoruz:

    1. Allah her insanı farklı şekillerde imtihan eder. Bu açıdan başka bir imtihan olsaydı onu başaracağımızın garantisi yoktur. Hatta çok zenginler ve mutlu olduğunu zannedenler belki de ebedi hayatlarını mahvediyorlar.

    Ayrıca Allah en büyük sıkıntıları ve musibetleri en çok sevdiği kullarına vermiştir. Eğer musibetler ve sıkıntılar kötü olsaydı o sevdiklerinin başına bunları verir miydi?

    Musibetlerin Allah'ın kahrının tecellisi olduğu söyleniyor. Her musibet için bunu söylemek mümkün müdür?

    2. Allah kainatı ve insanları neden yarattı. Müslümanlar neden bu dünyada musibetlere maruz kalıyorlar.

    3. Allah bu dünyadaki kötülüklere neden müsaade ediyor?

    4. Eğer Allah her kötüyü yapmak isteyene engel olsaydı, o zaman imtihan olmaz ve herkes mecburen iyi olmak zorunda kalırdı. Örneğin namazını kılanın başına güller, kılmayanın başına taşlar yağsa ertesi gün herkes namazlı olurdu. O zaman Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le Ebu Cehil'in farkı kalmazdı, eşit olurlardı. Sınıfta bile imtihan esnasında öğretmenler kağıda yazdığımıza karışmıyorlar. "Bu yanlış yazma şu doğruyu yaz." diye bizi zorlamıyorlar. Doğru ve yanlışı gösterip yazmayı bize bırakıyorlar. Bunun gibi Allah doğru ve yanlışı bildirmiş defterlerimizi doğru veya yanlışla doldurmayı bize bırakmıştır.

    Bu gerçeklerden yola çıkarak, insanların başına diğer insanlardan gelen kötülüklerin hesabını soracak olan Allah, mazlumların hakkını zalimlerden alacak ve o zavallıları çok güzel yerlerde mükafatlandıracaktır.

    Toprak altına atılmış bir çekirdeğe sorsanız, yerim kötüdür, keşke evde otursaydım diyecektir. Halbuki biraz sabredip beklese büyük bir ağaç olacak ve binler sene evde oturan binlerce çekirdeğin ulaşamayacağı güzelliklere kavuşacaktır. İşte cennette kalsaydık çekirdek gibi kalacaktık. Dünya tarlasına gönderilerek, inşallah bahçıvanımızın sözünü tutarak ve bazı sıkıntılara sabrederek ağaç gibi olup cennete gideceğiz.

    Bilirsiniz, her sene üzüm asmaları budanarak çubukları kesilir. O asmaya sorsanız bunun kendine zararlı olduğunu söyleyecektir. Halbuki iki sene bu iş yapılmasa kurur gider. Budamak ve kesmek onun faydasına ve daha verimli olmasına neden olmaktadır. Bizlerin de başına gelen sıkıntı ve kederler aslında bizi daha mükemmel yapmak içindir. Ancak sabretmek ve bahçıvanımız olan Allah'ımızın istekleri doğrultusunda hareket etmek kaydıyla.

    5. Topraktan çıkmış ve içinde fosfor olan bir havucun, gözünüzde yer alması ve insan gözü mertebesine terakki etmesi için nasıl bir yoldan geçmesi gerektiğini biliyoruz. Havuç bize "Ben göz olma derecesine çıkmak istiyorum, ama kesinlikle dişlerin, ağzın, midenin içine girmek istemiyorum." dese ne dersiniz: "Öyleyse sen insan gözü olamazsın."

    İşte kardeşim. Dünya bir imtihandır. İlacı da sabır ve Allah'a tevekküldür. Bu dünya tarlasından Cennet yurduna geçişin yolları da bunlardır.

    Bu açıklamalar ışığında dİyebilirizki, sizin başınıza gelen sıkıntılar, inşallah günahlarınıza kefaret, ahiretinize azık olur ve ebedi hayatına saadet getirir. Önemli olan bu hayatın geçici olduğunu bilerek hareket etmek ve Ona sığınmaktır.





+ Yorum Gönder