Konusunu Oylayın.: Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir (Ma

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir (Ma
  1. 03.Eylül.2011, 13:58
    1
    Misafir

    Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir (Ma






    Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir (Ma Mumsema "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir." (Maide, 55) Ayeti Hz. Ali hakkında mı nazil olmuştur?


  2. 03.Eylül.2011, 14:00
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdi




    Değerli kardeşimiz;



    Maide Suresi 55-56. Ayetler:

    - "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir."

    - "Her kim ki Allah’ı, Rasulü’nü ve mü’minleri dost edinirse muhakkak ki galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır."

    İlgili Ayetlerin Nüzul Sebebi:

    Bu ayet-i kerimelerin Ubade İbnu’s-Samit, Abdullah İbn Selam ve Hz. Ali haklarında nazil olduğuna dair üç ayrı rivayet vardır.

    1. Atıyye ibn Sa'd'den rivayet ediliyor: el-Hâris ibnu'l-Hazrec oğulların­dan Ubâde ibnu's-Sâmit Rasûl-i Ekrem (sa)'e gelip:

    "Ey Allah'ın elçisi, benim yahudilerden bir çok dostum var. Onların dar zamanımda bana yardım edecek­lerinden de eminim. Ama ben, o yahudi dostlarımın dostluğunu terkedip Allah ve Rasûlü'ün dostluğuna dönüyorum. Ben Allah'a ve Rasûlü'ne dostluk besli­yorum", dedi.
    Orada bulunan Abdullah ibn Übeyy: "Ben, zamanın ilerde başımı­za getirebileceği felâketlerden korkan bir adamım. Onun için daha önceki dost­larımın dostluğundan ayrılacak değilim." dedi.
    Resûl-i Ekrem (sa), Abdullah ibn Übeyy'e: "Ey Ebu'l-Hubâb, yahudilerin dostluğunu Ubâde ibnu's-Sâmit'inkine tercih ediyorsan buyur yap!" buyurdu.
    Abdullah İbn Übeyy: "Evet öyle yaptım." dedi de bunun üzerine Allah Tealâ:
    "Kalblerinde bir hastalık olanların, bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz, diyerek onlara koştuklarını gö­rürsen..."e kadar olmak üzere "Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin..." âyetlerini indirdi. (Taberî, age. VI, 177-178; Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 136.)
    Ubade İbnu’s-Samit hakkında rivayet edilen hadise İbn İshak tarafından bu ayet-i kerimelerin (Maide, 55-56) nüzul sebebi olarak kaydedilmektedir. Oradakinden farklı olarak bu rivayette Ubade İbnu’s-Samit’in, dostluklarından teberri ettiği yahudilerin Kaynuka oğulları yahudileri olduğu ayrıntısına da yer verilmektedir. (Taberi, Câmiu'l-Beyân, VI, 186.)

    2. Cabir ibn Abdullah ve İbn Abbas’tan, bu ayet-i kerimenin Abdullah İbn Selam ve arkadaşları hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir.

    Buna göre Abdullah İbn Selam bir gün yanında, kavminden iman eden bazı kimselerle birlikte Hz. Peygamber’e gelmişler ve:
    “Ey Allah’ın elçisi, bizim evlerimiz Medine’ye uzak. Ne bizimle oturan var ne konuşan. Kavmimiz Kurayza ve Nadir oğulları bizim Allah’a ve Rasulüne iman ettiğimizi, onu tasdik ettiğimizi görünce bizi dışladılar; bizimle birlikte oturmamaya, bizden kız alıp vermemeye ve bizimle konuşmamaya karar verdiler. Çevremizde oturup konuşabileceğimiz, muaşerette bulunabileceğimiz kimse olmaması bize çok zor geliyor.” dediler.
    Hz. Peygamber (s.a.): "Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Rasûlü'dür ve iman etmiş olanlardır." âyetini tilâvet buyurdu. (Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 137.)
    Bunun üzerine Abdullah ibn Selâm: "Dost olarak Allah, Rasûlü ve mü'minlerden elbette razıyız." Demiştir. (Kurtubî, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, VI, 143.)

    3. Suddî'den âyet-i kerimedeki "rükû etmiş haldeyken zekât veren mü'minlerdir." kısmı ile örtüştüğü için âyetin, Hz. Ali hakkında nazil olduğu; Rükû halindeyken yanına gelip de sadaka isteyen bir fakire, parmağmdaki yü­züğü almasını işaret ettiği ve rükû halinde bile tasaddukta bulunduğu rivayet edilmekteyse de (Taberî, Câmiu'l-Beyân, VI,186.) bu, bu vasıf bütün mü'minlerin vasfı olmakla birlikte Hz. Ali'nin de evleviyyetle âyet-i kerimenin hükmüne dahil olduğu şek­linde anlaşılmalıdır.

    Hz. Ali'nin, rükûda iken tasaddukta bulunduğu anlatılan rivayet Râzî'de, bu âyetin nüzul sebebi olduğu tasrih edilmeksizin geniş olarak anlatılıyor:

    Ebu Zerr'den rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Bir gün Allah'ın Rasûlü (s.a.) ile birlikte öğle namazı kıldık. Mescide bir dilenci geldi ve oradakilerden sadaka istedi, fakat kimse sadaka vermedi.
    Dilenci ellerini göğe kaldırdı ve: "Ey Allahım, ben şehadet ederim ki Rasûlullah (s.a.)'ın mescidinde sadaka istedim ama kimse bana bir sadaka vermedi." dedi.
    Hz. Ali o sırada rükûda idi. O dilen­ciye sağ elinin küçük parmağmdaki yüzüğü işaret etti. Dilenci de gelip onun parmağındaki yüzüğü aldı.
    Hz. Ali'nin işaretini ve dilencinin yüzüğünü alıp gidişini Rasûl-i Ekrem (s.a.) de gördü ve: "Ey Allahım, kardeşim Musa senden istedi ve: "Rabbim göğsüme inşirah ver, işimde bana bir ortak ver. Kardeşim Harun'la beni kuvvetlendir..." dedi de onun hakkında vahiy indirildi "Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve ikinize hükümranlık vereceğiz." buyruldu. Ey Allahım, ben de senin peygamberin, safiyyin Muhammedim. Be­nim sadrıma da inşirah ver, işimi kolaylaştır, Ailemden bana bir vezir ver, Ali'yi; onunla benim sırtımı güçlendir." diye dua etti.
    Ebu Zerr der ki: Allah'a yemin olsun, Allah'ın Rasûlü (s.a.) daha duasını bitirmemişti ki Cibrîl geldi ve: Ey Muhammed oku:
    "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O'nun Rasûlü ve namaz kılan, rükû etmiş haldeyken zekât veren mü'minlerdir..." dedi. (Râzî, Mefâtîhu'i-Ğayb, Tahran tarihsiz, XI, 26.)
    Hz. Ali de diğer bütün mü'minler gibi tasaddukta bulunmayı severdi ve bu âyet-i kerimenin hükmüne evleviyyetle da­hildir. Ebu Zerr'den gelen bu rivayet sebebi hususileştirmekle birlikte âyetin, umumu üzere bütün mü'minler hakkında genel olduğu da gözden uzak tutul­mamalıdır.

    (bk. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/319-320.)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  3. 03.Eylül.2011, 14:00
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Maide Suresi 55-56. Ayetler:

    - "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O’nun Rasulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren mü’minlerdir."

    - "Her kim ki Allah’ı, Rasulü’nü ve mü’minleri dost edinirse muhakkak ki galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır."

    İlgili Ayetlerin Nüzul Sebebi:

    Bu ayet-i kerimelerin Ubade İbnu’s-Samit, Abdullah İbn Selam ve Hz. Ali haklarında nazil olduğuna dair üç ayrı rivayet vardır.

    1. Atıyye ibn Sa'd'den rivayet ediliyor: el-Hâris ibnu'l-Hazrec oğulların­dan Ubâde ibnu's-Sâmit Rasûl-i Ekrem (sa)'e gelip:

    "Ey Allah'ın elçisi, benim yahudilerden bir çok dostum var. Onların dar zamanımda bana yardım edecek­lerinden de eminim. Ama ben, o yahudi dostlarımın dostluğunu terkedip Allah ve Rasûlü'ün dostluğuna dönüyorum. Ben Allah'a ve Rasûlü'ne dostluk besli­yorum", dedi.
    Orada bulunan Abdullah ibn Übeyy: "Ben, zamanın ilerde başımı­za getirebileceği felâketlerden korkan bir adamım. Onun için daha önceki dost­larımın dostluğundan ayrılacak değilim." dedi.
    Resûl-i Ekrem (sa), Abdullah ibn Übeyy'e: "Ey Ebu'l-Hubâb, yahudilerin dostluğunu Ubâde ibnu's-Sâmit'inkine tercih ediyorsan buyur yap!" buyurdu.
    Abdullah İbn Übeyy: "Evet öyle yaptım." dedi de bunun üzerine Allah Tealâ:
    "Kalblerinde bir hastalık olanların, bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz, diyerek onlara koştuklarını gö­rürsen..."e kadar olmak üzere "Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin..." âyetlerini indirdi. (Taberî, age. VI, 177-178; Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 136.)
    Ubade İbnu’s-Samit hakkında rivayet edilen hadise İbn İshak tarafından bu ayet-i kerimelerin (Maide, 55-56) nüzul sebebi olarak kaydedilmektedir. Oradakinden farklı olarak bu rivayette Ubade İbnu’s-Samit’in, dostluklarından teberri ettiği yahudilerin Kaynuka oğulları yahudileri olduğu ayrıntısına da yer verilmektedir. (Taberi, Câmiu'l-Beyân, VI, 186.)

    2. Cabir ibn Abdullah ve İbn Abbas’tan, bu ayet-i kerimenin Abdullah İbn Selam ve arkadaşları hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir.

    Buna göre Abdullah İbn Selam bir gün yanında, kavminden iman eden bazı kimselerle birlikte Hz. Peygamber’e gelmişler ve:
    “Ey Allah’ın elçisi, bizim evlerimiz Medine’ye uzak. Ne bizimle oturan var ne konuşan. Kavmimiz Kurayza ve Nadir oğulları bizim Allah’a ve Rasulüne iman ettiğimizi, onu tasdik ettiğimizi görünce bizi dışladılar; bizimle birlikte oturmamaya, bizden kız alıp vermemeye ve bizimle konuşmamaya karar verdiler. Çevremizde oturup konuşabileceğimiz, muaşerette bulunabileceğimiz kimse olmaması bize çok zor geliyor.” dediler.
    Hz. Peygamber (s.a.): "Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Rasûlü'dür ve iman etmiş olanlardır." âyetini tilâvet buyurdu. (Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 137.)
    Bunun üzerine Abdullah ibn Selâm: "Dost olarak Allah, Rasûlü ve mü'minlerden elbette razıyız." Demiştir. (Kurtubî, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, VI, 143.)

    3. Suddî'den âyet-i kerimedeki "rükû etmiş haldeyken zekât veren mü'minlerdir." kısmı ile örtüştüğü için âyetin, Hz. Ali hakkında nazil olduğu; Rükû halindeyken yanına gelip de sadaka isteyen bir fakire, parmağmdaki yü­züğü almasını işaret ettiği ve rükû halinde bile tasaddukta bulunduğu rivayet edilmekteyse de (Taberî, Câmiu'l-Beyân, VI,186.) bu, bu vasıf bütün mü'minlerin vasfı olmakla birlikte Hz. Ali'nin de evleviyyetle âyet-i kerimenin hükmüne dahil olduğu şek­linde anlaşılmalıdır.

    Hz. Ali'nin, rükûda iken tasaddukta bulunduğu anlatılan rivayet Râzî'de, bu âyetin nüzul sebebi olduğu tasrih edilmeksizin geniş olarak anlatılıyor:

    Ebu Zerr'den rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Bir gün Allah'ın Rasûlü (s.a.) ile birlikte öğle namazı kıldık. Mescide bir dilenci geldi ve oradakilerden sadaka istedi, fakat kimse sadaka vermedi.
    Dilenci ellerini göğe kaldırdı ve: "Ey Allahım, ben şehadet ederim ki Rasûlullah (s.a.)'ın mescidinde sadaka istedim ama kimse bana bir sadaka vermedi." dedi.
    Hz. Ali o sırada rükûda idi. O dilen­ciye sağ elinin küçük parmağmdaki yüzüğü işaret etti. Dilenci de gelip onun parmağındaki yüzüğü aldı.
    Hz. Ali'nin işaretini ve dilencinin yüzüğünü alıp gidişini Rasûl-i Ekrem (s.a.) de gördü ve: "Ey Allahım, kardeşim Musa senden istedi ve: "Rabbim göğsüme inşirah ver, işimde bana bir ortak ver. Kardeşim Harun'la beni kuvvetlendir..." dedi de onun hakkında vahiy indirildi "Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve ikinize hükümranlık vereceğiz." buyruldu. Ey Allahım, ben de senin peygamberin, safiyyin Muhammedim. Be­nim sadrıma da inşirah ver, işimi kolaylaştır, Ailemden bana bir vezir ver, Ali'yi; onunla benim sırtımı güçlendir." diye dua etti.
    Ebu Zerr der ki: Allah'a yemin olsun, Allah'ın Rasûlü (s.a.) daha duasını bitirmemişti ki Cibrîl geldi ve: Ey Muhammed oku:
    "Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allah, O'nun Rasûlü ve namaz kılan, rükû etmiş haldeyken zekât veren mü'minlerdir..." dedi. (Râzî, Mefâtîhu'i-Ğayb, Tahran tarihsiz, XI, 26.)
    Hz. Ali de diğer bütün mü'minler gibi tasaddukta bulunmayı severdi ve bu âyet-i kerimenin hükmüne evleviyyetle da­hildir. Ebu Zerr'den gelen bu rivayet sebebi hususileştirmekle birlikte âyetin, umumu üzere bütün mü'minler hakkında genel olduğu da gözden uzak tutul­mamalıdır.

    (bk. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/319-320.)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder