Konusunu Oylayın.: Namaz kılarken bazen birinci rekatta okuduğumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur su

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namaz kılarken bazen birinci rekatta okuduğumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur su
  1. 28.Temmuz.2011, 05:45
    1
    Misafir

    Namaz kılarken bazen birinci rekatta okuduğumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur su






    Namaz kılarken bazen birinci rekatta okuduğumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur su Mumsema Namaz kilarken bazen birinci rekatta okudugumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur sureyi okuyabilir miyiz? sehiv secdesi hangi durumlarda yapilir boyle bir durumda sehiv secdesi gerekir mi?


  2. 28.Temmuz.2011, 05:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Namaz kilarken bazen birinci rekatta okudugumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip obur sureyi okuyabilir miyiz? sehiv secdesi hangi durumlarda yapilir boyle bir durumda sehiv secdesi gerekir mi?


    Benzer Konular

    - Namaz'da ilk rekatta fatihadan sonra ayetel kürsi ikinci rekatta başka bir süre okuyorum olur mu?

    - Hanefi Mezhebinde Namaz Kılarken Her Rekatta Besmele Çekilir mi?

    - Namaz kılarken kaçıncı rekatta olduğumu unutuyorum

    - Birinci rekatta Âyet-el Kürsî okuduysak ikini rekatta ne okuyabiliriz?

    - Bayram namazına ikinci rekatta imama yetişen kimse nasıl namaz kılar?

  3. 28.Temmuz.2011, 12:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Namaz kilarken bazen birinci rekatta okudugumuz sureyi ikinci rekatta yine okuyoruz hatirlayinca yaridan birakip




    Birinci Sebep: Bir kimsenin, kıldığı namazda bir veya daha fazla rek’at arttırma veya eksiltmesidir. Namazda fazladan bir rek’at kıldığına kesin­likle kanaat getiren kişi, meselâ öğle namazının dört rek’atlik farzını kılıp da beşinci rek’ate kalkan kişi, bu rek’atin rükûundan kalktıktan sonra namazı fazlalaştırdığını anlarsa, oturmaksızın selâm vererek namazı kese­bileceği gibi, oturup selâm vererek de kesebilir. Ama en iyisi oturup on­dan sonra selâm vermesidir. Her halükârda sehiv secdesi yapması gerekir. Yine bunun gibi namazını bir rek’at eksik kıldığına kesinlikle kanaat geti­ren kişi, meselâ öğle namazının üç rek’atini kıldıktan sonra oturur, teşehhüddeyken hatırlarsa, ayağa kalkarak dördüncü rek’ati kılar. Sonra da teşehhüdde bulunup salât getirir... Arkasından da önce anlatılan şekliyle sehiv secdesi yapar. Namaz kılan kişi, namazda kaç rek’at kılmış olduğu hususunda şüpheye düşerse, bununla ilgili iki durum söz konusu olur:
    1. Bu şüphe, kişinin her zaman karşılaşmadığı, yeni görülmekte olan bir şüphe olabilir.
    2. Veyahut da bu şüphe, kişinin her zaman karşılaştığı ve alışık olduğu bir şüphe olabilir.
    Bu şüphe birinci şıktaki şüphe türünden ise, namaz kılmakta olan kişi derhal namazını keserek yeniden namaza başlamalıdır. Sadece niyet ederek değil, aynı zamanda namaza zıt bir fiil işleyerek namazını kesmelidir. Bilindiği gibi namazı selâm lafzıyla kesmek vâcibtir. Bu durumdaki şahıs, oturup selâm vermelidir. Ayaktayken selâm verdiği takdirde sahîh olur. Ama önce de belirtildiği gibi evlâ olan hükme ters düşmüş olur.
    Bu şüphe ikinci şıktaki şüphe türündense, namaz kılmakta olan kişi, namazı kesmeyip kendi kuvvetli zannına göre hareket ederek namaza de­vam eder. Diyelim ki; öğle namazım kılmakta olan bir kişi, üçüncü rek’atteyken, üçüncü rek’atte mi, yoksa dördüncü rek’atte mi olduğu husu­sunda şüpheye düşerse, kendi zannına göre hareket eder, etmelidir. Dör­düncü rek’atte olduğunu zannederse, bu rek’ati tamamladığında oturup “tahiyyat” okuması, Peygamber Efendimize salât getirip sonra da selâm vermesi ve önce belirtilen şekliyle sehiv secdesi yapması gerekir.
    Üçüncü rek’atte olduğunu zannederse, bundan sonra dördüncü rek’­ati kılıp teşehhüdde bulunmalı, salât okumalı ve selâmdan sonra bilinen şekliyle sehiv secdesi yapmalıdır. Kıyâs bu yöndedir.
    Bu anlattıklarımız, bireysel olarak kılınan namazlar için söz konusudur. Ama namaz kıldırmakta olan bir imam, namazdayken şüpheye dü­şer, cemaati de namazı arttırdığı veya eksilttiğine ilişkin ikrarda bulunur­sa, cemaatin sözüne uyarak namazı iade etmesi gerekir. Ama cemaatle ihtilâfa düşerse, onlar üç rek’at kıldırdığında kendi aralarında ittifak ederler de kendisi dört rek’at kıldırdığına yakînen inanırsa kendi kanaatine göre hareket eder ve namazı iade etmez. Namaz kılanlardan bir veya daha fazla kişi, imamın tarafına geçerlerse imamın sözüne itibâr edilir. İmam şüpheye düşer ve cemaatin bir kısmı namazın tam kılındığı, bir kısmı da eksik kılındığına yakînen inanırlarsa namazı sadece şüphe edenlerin iade etmeleri gerekir. İmama uyanlardan biri, namazın eksik kılındığına yakînen inanır, imam ve cemaatin diğer kısmı şüpheye düşerlerse, bu du­rumda eğer vakit içindelerse ihtiyat gereği namazı iade etmeleri daha uy­gun olur. Aksi takdirde iade etmezler. Cemaat içinde olmasa bile âdil bir kişinin namazdan sonra, imamın sözgelimi öğle namazını üç rek’at olarak kıldırdığını haber verirse ve imam da bunun doğru sözlü veya ya­lancı biri olduğunda tereddüde düşerse, ihtiyat gereği olarak namazı iade etmesi uygun olur. Üç rek’at kıldığını iki adil kişi haber verirse, onların sözlerine göre hareket edilir. Artık imamın sözü muteber olmaz. Ama haber veren kişi, âdil biri değilse haberine itibar edilmez. İmam, niyet veya iftitah tekbirinde şüpheye düşerse veya namazdayken abdestinin bo­zulduğu, ya da kendisine necaset bulaştığı hususunda şüpheye düşerse, bu şüphe de kendisinde ilk defa vukû buluyorsa namazını kesmesi, şüphe­sini de sağlama bağlayıp namazını iade etmesi gerekir. Ama bu şüphe, her zaman alışık olduğu bir şüphe ise, aldırmayıp namaza devam eder. Namazın tamamlanmasından sonra baş gösteren şüphenin namaza bir za­rarı olmaz.
    İkinci Sebep: Sehiv secdesinin ikinci sebepi, farz olan son ka’dede sehiv yaparak ayağa kalkmaktır. Bu durumdaki bir şahıs, geri dönüp teşehhüd miktarınca oturmalı, sonra selâm verip sehiv secdesi yapmalıdır. Secde yapması, farz olan son ka’deyi zamanından sonraya bırakmış ol­ması nedeniyledir. Bu kişi geri dönmeyip beşinci rek’ati kılmaya devam eder ve bu rek’atin secdesini yaparsa, başını secdeden kaldırmakla nama­zı nafileye dönüşür ve buna altıncı bir rek’at daha ilâve eder. Eğer bu durum ikindi namazında meydana gelirse, sahih olan kavle göre bu du­rumda sehiv secdesi yapmaz. Çünkü namazın nafileye dönüşmesi, sehiv secdesi gereğini ortadan kaldırır. Ama namazı aslen nafile olmuş olsaydı durum farklı olur ve sehiv secdesi yapması gerekirdi. Her halükârda nafi­leye dönüşen farzı iade etmek zorunludur.
    Üçüncü Sebep: Farz namazların birinci ka’desinde sehiv yaparak oturmayıp üçüncü rek’ate kalkmaya kasteden kişi, ayağa kalkmadan hatırla­yıp oturursa namazı sahîh olur. Sehiv secdesi gerekmez. Ama ayağa kalk­tıktan sonra ka’dede oturmadığını hatırlarsa teşehhüde geri dönmez. Geri döndüğü takdirde bazıları namazının batıl olacağını, zîrâ birinci ka’denin farz olmadığını, farz olan hususun kıyam olduğunu; farz olan kıyamı bırakıp farz olmayan birinci ka’deye geri dönmenin namazı batıl kılacağı­nı söylemişlerdir. Gerçek olan şu ki; bu uygulama namazı bozmaz. Zîrâ bu durumda namaz kılan kimse, farz olan kıyamı terk etmemiş, sadece geciktirmiştir. Bunu şöylece örneklendirebiliriz: Zamm-ı sûre okumayı unu­tup rükûa varan kişi, hatırladığı takdirde rükûu iptal ederek kıyam hâline geri döner, sûreyi de okursa namazı sahîh olur. Bir rüknü veya farzı, zamanından sonraya bıraktığı gerekçesiyle de sehiv secdesi gerekir.
    Bu anlatılanlar, kişinin yalnız başına namaz kılması veya imam ola­rak başkasına namaz kıldırmasıyla ilgiliydi. İmama tâbi olarak kılmakta olan kişi, imamıyla birlikte birinci ka’dede oturmayıp ayağa kalktıktan sonra, imam geri dönüp oturursa kendisi de imama tâbi bulunması nede­niyle geri dönmek mecburiyetinde olur. İmama bağlı olduğu için bu otu­ruş kendisine farz olur.
    Dördüncü Sebep: Bir rüknü diğer bir rükünden bir vâcibten önceye almak. Bir rüknü diğer bir rükünden önceye almanın misâli, iftitah tekbi­rini aldıktan ve “Sübhâneke”yi okuduktan sonra unutarak rükûa var­maktır. Bu durumdaki bir kişi, rükû rüknünü kıraat rüknünden önceye almış olmaktadır. Dolayısıyla da sehiv yaptığını hatırladığında kıyam hâ­line geri dönerek kıraat rüknünü edâ etmeli, sonra ikinci kez rükûa var­malı ve namazı tamamladıktan sonra bilinen şekliyle sehiv secdesi yapma­lıdır. Kıraatte bulunmadığını rükûdayken hatırlamazsa, bu rek’at lağvolur. Selâm vermeden önce bunun yerine bir rek’at kılıp selâm vermeli ve sonra da sehiv secdesi yapmalıdır.
    Bir rüknü bir vâcibten önceye almanın misâli ise, rükûu zamm-ı sû­reden önceye almaktır. Bu hatâyı rükû esnasında hatırladığı takdirde, rükûdan kalkıp sûreyi okumalı, sonra da ikinci kez rükûa varmalıdır. Rü­kûdayken hatırlamadığı takdirde, selâmdan sonra sehiv secdesi yapması gerekir.
    Beşinci Sebep: Sehiv secdesinin sebeplerinden biri de şu sayılacak vâciblerden birini terk etmektir. Bu vâcibler on bir tanedir.
    1. Fâtiha’yı okumak: Namaz kılan kişi, Fâtiha’nın tümünü veya yarıdan çoğunu farz namazların ilk iki rek’atinden birinde okumazsa sehiv secdesi yapması vâcib olur. Ama yarıdan çoğunu okur da azını oku­mazsa sehiv secdesi gerekmez. Çünkü yandan çoğunu okumak, tamamını okumak gibidir. Bu hususta imamla münferid arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde vitir veya nafile namazlarının herhangi bir rek’atinde de Fâtiha’nın tamamını veya yandan çoğunu terk eden kişinin, sehiv secdesi yapması vâcib olur.
    2. Fatiha’dan sonra zamm-ı sûre veya üç kısa, ya da bir uzun âyet okumak: Fatiha’dan sonra bir şey okumayan, ya da kısa bir âyet okuyan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir. Çoğun hükmü tamamın hük­mü sayıldığından ötürü, Fatiha’dan sonra iki kısa âyet okuyan kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Fatiha veya zamm-ı sûre okumayı unu­tup rükûa varan ve sonra da okumadığını hatırlayan kişi, kıyam hâline geri dönüp gerekli kıraati edâ eder. Unutmuş olduğu eğer Fatiha ise, onu okur, sonra da zamm-ı sûreyi yeniden okur. Rükûu da iade edip namazın sonunda sehiv secdesi yapar. Unutmuş olduğu, vitrin Kunut’u ise ve bu­nu rükûdayken hatırlarsa, artık Kunut’u okumak için kıyam hâline dön­mek gerekmez. Ama sehiv secdesi yapmak vâcib olur. Geri dönüp Kunut’u okuduğu takdirde rükûu geçerliliğini korur. Ama yine sehiv secdesi yapması gerekir. Fâtiha’yı unutarak iki kez okuyan kişi, zamm-ı sûreyi geciktirmesi nedeniyle sehiv secdesi yapmalıdır. Kıraat tertibinde nükse­den, yani birinci rek’âtte Duhâ sûresini, ikinci rekatte ise A’lâ sûresini okumakla sehiv secdesi yapmak gerekmez. Çünkü sûreler arasındaki ter­tibe riâyet etmek, namazın vâciblerinden değil, Kur’an düzeninin ve terti­binin vâciblerindendir. Aynı şekilde zamm-ı sûreyi okuduktan sonra su­sup rükûa biraz gecikmeyle giden kişinin sehiv secdesi yapması vâcib ol­maz. Bu hal, imam olarak namaz kıldıran şâfiîlerde çok görülür.
    3. Kıraati farzların ilk iki rek’atîerinde tesbit etmek: Kıraati son iki rek’ate aktaran veya sadece ikinci ve üçüncü rek’atlerde kıraatte bulu­nan kişinin vitir ve nafile namazlarının tersine sehiv secdesi yapması vâ­cib olur.
    4. Aynı rek’atte mükerrer olarak yapılan fiiller arasında tertibe riâyet etmek: Buna örnek de, bir rek’atteki iki secdedir. Namaz kılan kişi secdelerden birini unutarak müteâkib rek’ate kalkar ve bu rek’ati kılıp da iki secdesini yaptıktan sonra önceki rek’atte unutmuş olduğu sec­deyi bunlara eklerse namazı sahîh olur. Bu tertib vacibini terk etmiş oldu­ğundan dolayı sehiv secdesi yapması gerekir. Terk ettiği secdeyi ikmâl eder­ken daha öncesini iade etmesi gerekmez. Ama mükerrer olmayan fiiller arasındaki tertibe riâyet etmemeye gelince, bunu şöyle bir örnek vererek açıklayabiliriz: Bir kişi iftitah tekbirini aldıktan sonra rükûa varır, rükûdan kalktıktan sonra Fatiha ve zamm-ı sûreyi okursa, önceden yapmış olduğu rükûu lağvolur. Kıraati tamamlayınca yeniden rükûa varması ve namazın sonunda da sehiv secdesi yapması gerekir.
    5. Rükû ve secdede itmi’nân: Unutarak itmi’nânı terk eden kişinin, sahîh görüşe göre sehiv secdesi yapması gerekir.
    6. Vâcib olan ka’de: Bu ister farzda, isterse nafilede olsun, son ka’de dışındaki ka’dedir. Meselâ ilk ka’dede oturmayıp unutarak tam bir kıyamla müteâkib rek’ate kalkan kişi, namazını kılmaya devam edip ta­mamlar. Sonra da sehiv secdesi yapar. Zîrâ bu kişi, vâcib olan oturuşu terk etmiştir.
    7. Tahiyyâtü’yü okumak: İlk ka’dede olsun, son ka’dede olsun unutarak Tahiyyâtü’yü okumayan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    8. Vitir’de Kunut okumak: Bunu okumadan rükûa varan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    9. Kunut tekbiri: Kunut’a başlarken tekbir almayan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    10. Bayram namazının ikinci rek’atindeki rükû tekbiri: Birinci rek’atin tersine ikinci rek’atteki rükû tekbiri vâcibtir. Terkedilmesi hâlinde sehiv secdesi yapmak gerekir.
    11. Vâcib oluşuna göre imamın, kıraati sesli veya sessiz yapması: Sesli okunması gereken yerde sessiz, sessiz okunması gereken yerde sesli okursa sehiv secdesi yapması gerekir. Tabiî bu, duâ ve sena dışındaki kıraat için sözkonusudur. Bunların sesli okunması hâlinde sehiv secdesi gerekmez. Bütün bu anlatılan durumların farz veya nafile bir namazda vuku bulması, hüküm bakımından değişiklik getirmez.


  4. 28.Temmuz.2011, 12:23
    2
    Silent and lonely rains



    Birinci Sebep: Bir kimsenin, kıldığı namazda bir veya daha fazla rek’at arttırma veya eksiltmesidir. Namazda fazladan bir rek’at kıldığına kesin­likle kanaat getiren kişi, meselâ öğle namazının dört rek’atlik farzını kılıp da beşinci rek’ate kalkan kişi, bu rek’atin rükûundan kalktıktan sonra namazı fazlalaştırdığını anlarsa, oturmaksızın selâm vererek namazı kese­bileceği gibi, oturup selâm vererek de kesebilir. Ama en iyisi oturup on­dan sonra selâm vermesidir. Her halükârda sehiv secdesi yapması gerekir. Yine bunun gibi namazını bir rek’at eksik kıldığına kesinlikle kanaat geti­ren kişi, meselâ öğle namazının üç rek’atini kıldıktan sonra oturur, teşehhüddeyken hatırlarsa, ayağa kalkarak dördüncü rek’ati kılar. Sonra da teşehhüdde bulunup salât getirir... Arkasından da önce anlatılan şekliyle sehiv secdesi yapar. Namaz kılan kişi, namazda kaç rek’at kılmış olduğu hususunda şüpheye düşerse, bununla ilgili iki durum söz konusu olur:
    1. Bu şüphe, kişinin her zaman karşılaşmadığı, yeni görülmekte olan bir şüphe olabilir.
    2. Veyahut da bu şüphe, kişinin her zaman karşılaştığı ve alışık olduğu bir şüphe olabilir.
    Bu şüphe birinci şıktaki şüphe türünden ise, namaz kılmakta olan kişi derhal namazını keserek yeniden namaza başlamalıdır. Sadece niyet ederek değil, aynı zamanda namaza zıt bir fiil işleyerek namazını kesmelidir. Bilindiği gibi namazı selâm lafzıyla kesmek vâcibtir. Bu durumdaki şahıs, oturup selâm vermelidir. Ayaktayken selâm verdiği takdirde sahîh olur. Ama önce de belirtildiği gibi evlâ olan hükme ters düşmüş olur.
    Bu şüphe ikinci şıktaki şüphe türündense, namaz kılmakta olan kişi, namazı kesmeyip kendi kuvvetli zannına göre hareket ederek namaza de­vam eder. Diyelim ki; öğle namazım kılmakta olan bir kişi, üçüncü rek’atteyken, üçüncü rek’atte mi, yoksa dördüncü rek’atte mi olduğu husu­sunda şüpheye düşerse, kendi zannına göre hareket eder, etmelidir. Dör­düncü rek’atte olduğunu zannederse, bu rek’ati tamamladığında oturup “tahiyyat” okuması, Peygamber Efendimize salât getirip sonra da selâm vermesi ve önce belirtilen şekliyle sehiv secdesi yapması gerekir.
    Üçüncü rek’atte olduğunu zannederse, bundan sonra dördüncü rek’­ati kılıp teşehhüdde bulunmalı, salât okumalı ve selâmdan sonra bilinen şekliyle sehiv secdesi yapmalıdır. Kıyâs bu yöndedir.
    Bu anlattıklarımız, bireysel olarak kılınan namazlar için söz konusudur. Ama namaz kıldırmakta olan bir imam, namazdayken şüpheye dü­şer, cemaati de namazı arttırdığı veya eksilttiğine ilişkin ikrarda bulunur­sa, cemaatin sözüne uyarak namazı iade etmesi gerekir. Ama cemaatle ihtilâfa düşerse, onlar üç rek’at kıldırdığında kendi aralarında ittifak ederler de kendisi dört rek’at kıldırdığına yakînen inanırsa kendi kanaatine göre hareket eder ve namazı iade etmez. Namaz kılanlardan bir veya daha fazla kişi, imamın tarafına geçerlerse imamın sözüne itibâr edilir. İmam şüpheye düşer ve cemaatin bir kısmı namazın tam kılındığı, bir kısmı da eksik kılındığına yakînen inanırlarsa namazı sadece şüphe edenlerin iade etmeleri gerekir. İmama uyanlardan biri, namazın eksik kılındığına yakînen inanır, imam ve cemaatin diğer kısmı şüpheye düşerlerse, bu du­rumda eğer vakit içindelerse ihtiyat gereği namazı iade etmeleri daha uy­gun olur. Aksi takdirde iade etmezler. Cemaat içinde olmasa bile âdil bir kişinin namazdan sonra, imamın sözgelimi öğle namazını üç rek’at olarak kıldırdığını haber verirse ve imam da bunun doğru sözlü veya ya­lancı biri olduğunda tereddüde düşerse, ihtiyat gereği olarak namazı iade etmesi uygun olur. Üç rek’at kıldığını iki adil kişi haber verirse, onların sözlerine göre hareket edilir. Artık imamın sözü muteber olmaz. Ama haber veren kişi, âdil biri değilse haberine itibar edilmez. İmam, niyet veya iftitah tekbirinde şüpheye düşerse veya namazdayken abdestinin bo­zulduğu, ya da kendisine necaset bulaştığı hususunda şüpheye düşerse, bu şüphe de kendisinde ilk defa vukû buluyorsa namazını kesmesi, şüphe­sini de sağlama bağlayıp namazını iade etmesi gerekir. Ama bu şüphe, her zaman alışık olduğu bir şüphe ise, aldırmayıp namaza devam eder. Namazın tamamlanmasından sonra baş gösteren şüphenin namaza bir za­rarı olmaz.
    İkinci Sebep: Sehiv secdesinin ikinci sebepi, farz olan son ka’dede sehiv yaparak ayağa kalkmaktır. Bu durumdaki bir şahıs, geri dönüp teşehhüd miktarınca oturmalı, sonra selâm verip sehiv secdesi yapmalıdır. Secde yapması, farz olan son ka’deyi zamanından sonraya bırakmış ol­ması nedeniyledir. Bu kişi geri dönmeyip beşinci rek’ati kılmaya devam eder ve bu rek’atin secdesini yaparsa, başını secdeden kaldırmakla nama­zı nafileye dönüşür ve buna altıncı bir rek’at daha ilâve eder. Eğer bu durum ikindi namazında meydana gelirse, sahih olan kavle göre bu du­rumda sehiv secdesi yapmaz. Çünkü namazın nafileye dönüşmesi, sehiv secdesi gereğini ortadan kaldırır. Ama namazı aslen nafile olmuş olsaydı durum farklı olur ve sehiv secdesi yapması gerekirdi. Her halükârda nafi­leye dönüşen farzı iade etmek zorunludur.
    Üçüncü Sebep: Farz namazların birinci ka’desinde sehiv yaparak oturmayıp üçüncü rek’ate kalkmaya kasteden kişi, ayağa kalkmadan hatırla­yıp oturursa namazı sahîh olur. Sehiv secdesi gerekmez. Ama ayağa kalk­tıktan sonra ka’dede oturmadığını hatırlarsa teşehhüde geri dönmez. Geri döndüğü takdirde bazıları namazının batıl olacağını, zîrâ birinci ka’denin farz olmadığını, farz olan hususun kıyam olduğunu; farz olan kıyamı bırakıp farz olmayan birinci ka’deye geri dönmenin namazı batıl kılacağı­nı söylemişlerdir. Gerçek olan şu ki; bu uygulama namazı bozmaz. Zîrâ bu durumda namaz kılan kimse, farz olan kıyamı terk etmemiş, sadece geciktirmiştir. Bunu şöylece örneklendirebiliriz: Zamm-ı sûre okumayı unu­tup rükûa varan kişi, hatırladığı takdirde rükûu iptal ederek kıyam hâline geri döner, sûreyi de okursa namazı sahîh olur. Bir rüknü veya farzı, zamanından sonraya bıraktığı gerekçesiyle de sehiv secdesi gerekir.
    Bu anlatılanlar, kişinin yalnız başına namaz kılması veya imam ola­rak başkasına namaz kıldırmasıyla ilgiliydi. İmama tâbi olarak kılmakta olan kişi, imamıyla birlikte birinci ka’dede oturmayıp ayağa kalktıktan sonra, imam geri dönüp oturursa kendisi de imama tâbi bulunması nede­niyle geri dönmek mecburiyetinde olur. İmama bağlı olduğu için bu otu­ruş kendisine farz olur.
    Dördüncü Sebep: Bir rüknü diğer bir rükünden bir vâcibten önceye almak. Bir rüknü diğer bir rükünden önceye almanın misâli, iftitah tekbi­rini aldıktan ve “Sübhâneke”yi okuduktan sonra unutarak rükûa var­maktır. Bu durumdaki bir kişi, rükû rüknünü kıraat rüknünden önceye almış olmaktadır. Dolayısıyla da sehiv yaptığını hatırladığında kıyam hâ­line geri dönerek kıraat rüknünü edâ etmeli, sonra ikinci kez rükûa var­malı ve namazı tamamladıktan sonra bilinen şekliyle sehiv secdesi yapma­lıdır. Kıraatte bulunmadığını rükûdayken hatırlamazsa, bu rek’at lağvolur. Selâm vermeden önce bunun yerine bir rek’at kılıp selâm vermeli ve sonra da sehiv secdesi yapmalıdır.
    Bir rüknü bir vâcibten önceye almanın misâli ise, rükûu zamm-ı sû­reden önceye almaktır. Bu hatâyı rükû esnasında hatırladığı takdirde, rükûdan kalkıp sûreyi okumalı, sonra da ikinci kez rükûa varmalıdır. Rü­kûdayken hatırlamadığı takdirde, selâmdan sonra sehiv secdesi yapması gerekir.
    Beşinci Sebep: Sehiv secdesinin sebeplerinden biri de şu sayılacak vâciblerden birini terk etmektir. Bu vâcibler on bir tanedir.
    1. Fâtiha’yı okumak: Namaz kılan kişi, Fâtiha’nın tümünü veya yarıdan çoğunu farz namazların ilk iki rek’atinden birinde okumazsa sehiv secdesi yapması vâcib olur. Ama yarıdan çoğunu okur da azını oku­mazsa sehiv secdesi gerekmez. Çünkü yandan çoğunu okumak, tamamını okumak gibidir. Bu hususta imamla münferid arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde vitir veya nafile namazlarının herhangi bir rek’atinde de Fâtiha’nın tamamını veya yandan çoğunu terk eden kişinin, sehiv secdesi yapması vâcib olur.
    2. Fatiha’dan sonra zamm-ı sûre veya üç kısa, ya da bir uzun âyet okumak: Fatiha’dan sonra bir şey okumayan, ya da kısa bir âyet okuyan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir. Çoğun hükmü tamamın hük­mü sayıldığından ötürü, Fatiha’dan sonra iki kısa âyet okuyan kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Fatiha veya zamm-ı sûre okumayı unu­tup rükûa varan ve sonra da okumadığını hatırlayan kişi, kıyam hâline geri dönüp gerekli kıraati edâ eder. Unutmuş olduğu eğer Fatiha ise, onu okur, sonra da zamm-ı sûreyi yeniden okur. Rükûu da iade edip namazın sonunda sehiv secdesi yapar. Unutmuş olduğu, vitrin Kunut’u ise ve bu­nu rükûdayken hatırlarsa, artık Kunut’u okumak için kıyam hâline dön­mek gerekmez. Ama sehiv secdesi yapmak vâcib olur. Geri dönüp Kunut’u okuduğu takdirde rükûu geçerliliğini korur. Ama yine sehiv secdesi yapması gerekir. Fâtiha’yı unutarak iki kez okuyan kişi, zamm-ı sûreyi geciktirmesi nedeniyle sehiv secdesi yapmalıdır. Kıraat tertibinde nükse­den, yani birinci rek’âtte Duhâ sûresini, ikinci rekatte ise A’lâ sûresini okumakla sehiv secdesi yapmak gerekmez. Çünkü sûreler arasındaki ter­tibe riâyet etmek, namazın vâciblerinden değil, Kur’an düzeninin ve terti­binin vâciblerindendir. Aynı şekilde zamm-ı sûreyi okuduktan sonra su­sup rükûa biraz gecikmeyle giden kişinin sehiv secdesi yapması vâcib ol­maz. Bu hal, imam olarak namaz kıldıran şâfiîlerde çok görülür.
    3. Kıraati farzların ilk iki rek’atîerinde tesbit etmek: Kıraati son iki rek’ate aktaran veya sadece ikinci ve üçüncü rek’atlerde kıraatte bulu­nan kişinin vitir ve nafile namazlarının tersine sehiv secdesi yapması vâ­cib olur.
    4. Aynı rek’atte mükerrer olarak yapılan fiiller arasında tertibe riâyet etmek: Buna örnek de, bir rek’atteki iki secdedir. Namaz kılan kişi secdelerden birini unutarak müteâkib rek’ate kalkar ve bu rek’ati kılıp da iki secdesini yaptıktan sonra önceki rek’atte unutmuş olduğu sec­deyi bunlara eklerse namazı sahîh olur. Bu tertib vacibini terk etmiş oldu­ğundan dolayı sehiv secdesi yapması gerekir. Terk ettiği secdeyi ikmâl eder­ken daha öncesini iade etmesi gerekmez. Ama mükerrer olmayan fiiller arasındaki tertibe riâyet etmemeye gelince, bunu şöyle bir örnek vererek açıklayabiliriz: Bir kişi iftitah tekbirini aldıktan sonra rükûa varır, rükûdan kalktıktan sonra Fatiha ve zamm-ı sûreyi okursa, önceden yapmış olduğu rükûu lağvolur. Kıraati tamamlayınca yeniden rükûa varması ve namazın sonunda da sehiv secdesi yapması gerekir.
    5. Rükû ve secdede itmi’nân: Unutarak itmi’nânı terk eden kişinin, sahîh görüşe göre sehiv secdesi yapması gerekir.
    6. Vâcib olan ka’de: Bu ister farzda, isterse nafilede olsun, son ka’de dışındaki ka’dedir. Meselâ ilk ka’dede oturmayıp unutarak tam bir kıyamla müteâkib rek’ate kalkan kişi, namazını kılmaya devam edip ta­mamlar. Sonra da sehiv secdesi yapar. Zîrâ bu kişi, vâcib olan oturuşu terk etmiştir.
    7. Tahiyyâtü’yü okumak: İlk ka’dede olsun, son ka’dede olsun unutarak Tahiyyâtü’yü okumayan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    8. Vitir’de Kunut okumak: Bunu okumadan rükûa varan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    9. Kunut tekbiri: Kunut’a başlarken tekbir almayan kişinin sehiv secdesi yapması gerekir.
    10. Bayram namazının ikinci rek’atindeki rükû tekbiri: Birinci rek’atin tersine ikinci rek’atteki rükû tekbiri vâcibtir. Terkedilmesi hâlinde sehiv secdesi yapmak gerekir.
    11. Vâcib oluşuna göre imamın, kıraati sesli veya sessiz yapması: Sesli okunması gereken yerde sessiz, sessiz okunması gereken yerde sesli okursa sehiv secdesi yapması gerekir. Tabiî bu, duâ ve sena dışındaki kıraat için sözkonusudur. Bunların sesli okunması hâlinde sehiv secdesi gerekmez. Bütün bu anlatılan durumların farz veya nafile bir namazda vuku bulması, hüküm bakımından değişiklik getirmez.





+ Yorum Gönder