Konusunu Oylayın.: Namaz Hatıraları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namaz Hatıraları
  1. 23.Nisan.2011, 08:35
    1
    Misafir

    Namaz Hatıraları






    Namaz Hatıraları Mumsema Namaz Hatıralarına ihtiyacım var bana Namaz hatıraları hakkında örnekler paylaşabilir misiniz ?


  2. 23.Nisan.2011, 08:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Namaz Hatıralarına ihtiyacım var bana Namaz hatıraları hakkında örnekler paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Ali Ulvi Kurucu'nun Hatıraları

    - Ramazan ve oruç hatıraları

    - Peygamberimizin cocuklarının hatıraları

    - Hac hatıraları

    - Afganistan Şehid Hatıraları

  3. 23.Nisan.2011, 09:38
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Namaz Hatıraları




    NAMAZ ANILARI
    1-Efendimiz (a.s.m.) namazda 103 sayfa okurdu Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namaz kılışı öylesine muhteşemdi ki, onu tasvir etmekten insanlar aciz kalırdı. Namaz vakti girince öyle bir hâle girerdi ki, Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, şöyle demekten kendini alamamıştır: — Resulullah (a.s.m.) ile konuşurduk. O bize bir şeyler anlatır, biz de ona bir şeyler anlatırdık. Namaz vakti geldi mi, Allah’ın kudret ve azametiyle meşgul olmaktan, sanki o bizi tanımaz, biz de onu tanımazdık. İbadetimiz bizi kendi dünyamızdan alır götürür, uhrevî atmosfer içine girerdik. Bir sahabe de, Resulullah’ın namaz kılışını şöyle anlatır: – Hazret-i Peygamber namaza başladığı zaman, çevresinde bulunanlar onun göğsünden, kaynayan buhar kazanının fokurtularına benzeyen bir fokurtu işitirlerdi. O öyle bir namaz kılardı ki, görenler şaşırırdı. Namazda iken ayakta, rükûda ve secdede o kadar uzun dururdu ki, sanki vefat etti sanırlar, heyecanlanırlardı. Bazen ayakta iken Fatiha’dan sonra 47 sayfa olan Bakara Sûresi’ni okur, hatta peşinden Âl-i İmran ve Nisa sûrelerini de ekleyerek bunu 103 sayfaya çıkardığı olurdu. Rükû ve secdede uzun uzun dualar eder, her gece ayağı şişinceye kadar namaz kılardı. Çünkü, namaz kılmaktan başta ruhanî ve kalbî olmak üzere bütün duygularıyla zevk ve lezzet alır, büyük bir huzur duyardı. Namazda hissettiklerini ifade etmek için ashabına şöyle derdi: – Sizin yemek yemekten, su içmekten, muamele-i zev*ci*ye*den aldığınız lezzeti, ben namazdan alırım. Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    _________________
    2-Avrupa ülkelerindeyken etrafımdaki hiç kimse namaz kılmıyordu. Çünkü onlar Hıristiyan'dı. Kendi kendime sordum: Ben neyim? Müslüman'ım. Neremden belli Müslüman olduğum?
    Şahsi hayatımda Müslümanlığım belli. Fakat sosyal hayatta belli değil. Öyleyse namaz kılmam şart!
    Amerika'da bulunduğum 60'lı yıllar... İzne çıkmıştık. Bir öğle namazı vaktinde okuldan uzaktaydım. Cami yok, kilise kapalı. Parka gittim. Orada ağaçların arasında, çimenlerin üzerinde namaza durdum. İçimde bir sevinç, bir ses...
    Çok şükür. Namaz kılıyorum.
    Namaz kılacağım yeri seçtim. Gölgeye bakıp kıbleyi tayin ettim. Acayip duygular içindeyim. "Niyet ettim öğle namazının sünnetini kılmaya", demedim... Dedim ki: "Allah'ım ben öyle bir yerde bulunuyorum ki Amerikalı
    öğretim üyelerine itaat ediyorum. Onlara itaat edip sana itaat etmemek olur mu? Kalbimi çalıştıran, bana hayat veren, sağlığımı devam ettiren, tahsil yapmak için bana akıl veren Allah'ım; Sana hamd için Sana şükür için namaz kılıyorum. Başımı toprağa koyacağım. Esmaül hüsnanın tecellisine karşı kendimi bir hiç hükmünde sayıp kainatın, her şeyin kumandan-ı azamı olan Allah'ım, Sana secde edeceğim. Allahu ekber..." tekbir aldım.
    Hayalim diyor ki, yeryüzü bir mescit, Kâbe mihrap, Resul-ü Ekrem Efendimiz (sas) mânen imam, ben de cemaatim. Çevremde bulunan mahlukat namına Allah'a secde ediyorum... Böylesine acîp bir duyguyla rükua eğildim, secdeye gittim. Başımı secdeden kaldırmak istemedim. Amerika büyük bir devlet. O devletin
    büyüklüğü Allahu ekber yanında nokta bile olamaz. Secdeden doğruldum. Bir de baktım, bir sürü insan dolmuş etrafıma. Büyük bir kalabalık. Onların ortasında ben namaz kılıyorum. Namazı bitirinceye kadar
    kalabalık dağılmadı. Selam verdim, kalktım. Kalabalıktan bazı insanlar secde ettiğim yere geldiler. Çimenlerin arasına bakıyorlar. Burada ne vardı ki, bu adam kafasını buradan kaldırmıyor? Sonra önümdeki ağacın gövdesine baktılar. Burada ne var ki bu adam yattı kalktı önünde? Sonunda biri gelip sordu, "Ne yapıyorsun?"
    Dedim ki: "Ben Müslüman'ım, namaz kılıyorum." Bu sözü söylerken sanki dünyanın tepesine çıkmışım, herkese ilan ediyorum.
    "Ben Müslüman'ım! Namaz kılıyorum!"
    Namaz, çok uzakta yabancı bir ülkede, gayrimüslimlerin içinde beni İslam sancağı gibi ayakta tuttu. Namaz kıldığımı gören, yanıma gelirdi. Sen Müslüman mısın, derdi. Namaz, hayatıma nurunu serpiyordu... Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir. Zor şartlarda namaz kılmanın çilesi varsa, Allah için çile çekmek en büyük saadet. "Çeşitli sebeplerle namaz kılmıyoruz." diyorlar. Onlara diyorum ki: "Hiç değilse bazen, bir vakit namaz kılmak lazım. O namazla ne oluyor? Müslüman, Müslümanlığını ilan ediyor.
    Midenin gıdasını vermeyince açlığın acısını çekiyoruz. Aynı şekilde adam diyor ki: "Sıkıntıdan patlıyorum!" Niye sıkılıyoruz?
    Beynimiz ilim ister, kalbimiz ibadet ister. Onların gıdasını vermeyince insan sıkılır. Hiçbir şey yapamazsa televizyonun karşısına oturur, saatlerce kalkmaz. Tabii o halin getireceği bazı psikolojik hastalıklar da olabilir.
    Ben hastalanmadan önce bir gayem vardı: İstanbul'un bütün camilerinde namaz kılmak!.. Bir gün Ortaköy'de, bir gün Eminönü'nde, bir gün Levent'te...
    10 yıl önce hastalandım. Camiye gidemiyorum. Yaş ilerliyor, seneler geçiyor. Nereye gidiyoruz? Ahirete.
    Benim ak saçlarım ahiret biletidir. Yolcuyuz biz. Çantamızı almış gidiyoruz. Çantamızda sevaplar olsun.
    Namazlarımı yeniden camide kılacak kadar yürüyebilmeyi isterdim.
    Hekimoğlu İSMAİL


    3-Güzel Bir Rüyayla Namaza Başladım

    2000 yılında saçı açık, süsüne dikkat eden bir kız idim. Hatta şakayla dahi olsa aynanın karşısına geçer başörtüsünün bende ne kadar itici durduğunu düşünür, kendimle alay ederdim. Ama gerçekten de yakışmazdı.
    Bir gece rüyamda sadece yüzünü hayal meyal gördüğüm, aksakallı, saçları ağarmış biri, Lâilâheillâllah diyerek dua etmemi söyledi. Sonra ikinci ve daha yüksek bir sesle yine Lâilâheillâllah ile dua etmemi söyledi. Üçüncüde bu ses ile her yer çınladı sanki ve birden yataktan fırladım. Tam da sabah ezanı okunuyordu ve müezzin Lâilâheillâllah diyordu. Biraz durup yattım. Bugünkü aklım olsa namaz kılıp da yatardım.
    O gördüğüm şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Rüya mı yoksa ben sabah ezanındaki Lâilâheillâllah’larımı duydum. Ama o hayal de olsa gördüğüm yüzü unutacak ve bana “Dua et” dediklerini uyduracak kadar bunamış değildim. Galiba en doğrusu, onun Lâilâheillâllah tavsiyesiyle ezanın Lâilâheillâllah ifadeleri aynı ana denk gelmişti.
    O rüyadan sonra ne oldu derseniz? Artık başörtüsü ile aynanın karşısına geçtiğimde bana ne kadar yakıştığını düşünüyordum. Sanki Allah tarafından yüzüme nur geldi. Ve bana başörtüsü çok yakıştı gibi geldi. Sonra o senenin Ramazan ayında namaza başlamaya karar verdim. İnanın hangi namaz kaç rekât onu bile bilmiyordum. Ama başardım.
    Şimdi sene 2008 ve ben hâlâ namazıma devam ediyorum. Tam dört dörtlük kılamıyorum belki, ama hamdolsun kopmuyorum.
    Sonra yine bir Ramazan ayında evimde Kur’an öğrenmeye karar verdim. Her gün bir saat vakit ayırıp onu da başardım sayılır. En azından Yasin suresini Arapça okuyabiliyorum. Allah devamını da nasip etsin inşaallah.
    Kısacası o sabah ezanı okunurken duyduğum ses beni çok değiştirdi. Allah hepimize daha güzel şeyler nasip etsin inşaallah.
    Gülşah Sevimler
    __________


    4-Peygamberimizin (s.a.v.) Arkasında Namaz Kıldım
    Namazla ilgili o kadar çok hatıram var ki! Hepsi bana “Namaz kıl! Artık uyan! Ahmaklık yapma!” diyorlar. Buna rağmen maalesef benim gibi biri, cahil birçok kişinin yaptığı gibi, bin dereden su getirip, kendini kandırarak, namazı hakkıyla kılamıyor.
    Ben Ukrayna’da yaşıyorum. Malum burada ezan sesinden de yoksunuz. Hoş Türkiye’de yaşarken çok mu koşuyorduk camiye ezanı duyunca? O da başka bir mesele.
    Her akşam eve gittiğimde dört yaşlarında ikiz oğullarım ve iki yaşındaki kızım kapıya hücum edip, büyük bir sevinçle beni içeri çekerler. Ardından biri seccadeyi getirir. Küçük kızım babaannesinin hatıra bıraktığı o mis kokan namaz başörtüsünü başına dolar, hep beraber çocuksu bir edayla:
    — Baba haydi, Allah diyelim, âmin yapalım, derler.
    Daha ben üstümdekileri çıkartmadan hemen oracıkta namaz kılmaya başlarız. Anneleri Ukraynalı, yeni Müslüman oldu.
    Çevremizden, televizyondan ya da yakınlarından örnek alacakları hiç kimse yokken, bu masum bebelerin gönlüne namaz sevgisini kim kazıdı?
    İnanın, bu sorunun cevabını ben veremiyorum. Nereden öğrendiklerini bilmiyorum.
    Beni çok duygulandıran, âdeta titreten bir namaz hatıram daha var.
    Amerika’da New York’ta, bir Türk camii vardır. Yıllar evvel, uzun bir aramadan sonra, Cuma namazı için o camiye gittim. Aklımda hep şu vardı: Burası İslam ülkesi değil, insanlar belki de Cuma namazı için yeterli sayıyı bulamayabilir. Sokaktaki insanların günlük yaşantılarında ve iş hayatlarında İslam’ın neredeyse “i”sini bile mumla aradığı New York’ta, Cuma’dan kaytarılabileceğine kendimce hüküm vermiştim.
    Neyse… Bu düşüncelerle camiye geldim ve Cuma’nın sünnetini kıldım. Derken hutbeyi dinledik ve farza kalktık. Ben imam efendinin arkasında, ikinci sırada saf tutmuştum. Birinci rekâta kadar her şey normaldi. Secdeden ikinci rekâta kalktığımda, etrafımdakileri hayalî bir şekilde görebiliyordum. Sanki bir sis bulutu arkasındaydılar. Sonra önüme baktığımda, Kâbe-i Şerifi gördüm. Namazı Resulullah (s.a.v.) kıldırıyormuş. Ben en arka safta olduğumu fark ettim. İleri gitmek istiyordum, ancak namazda olduğum için hareket etmemem gerekiyordu.
    Sonra olayın ciddiyeti içimi doldurdu. Boğazım düğümlendi, hareket edemiyordum. Heyecandan burnumdan ve ağzımdan akan sularla, gözlerimden dolu dolu akan yaşlarla, ayakta iki büklüm çakıldığımı hatırlıyorum. Az sonra bayılmış olmalıyım ki, sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde namaz bitmişti. Herkes başıma toplanmıştı. Beni yere yatırmışlar ve yüzümü gözümü temizliyorlardı.

    M. Yasin Umur


    _______________


  4. 23.Nisan.2011, 09:38
    2
    Silent and lonely rains



    NAMAZ ANILARI
    1-Efendimiz (a.s.m.) namazda 103 sayfa okurdu Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namaz kılışı öylesine muhteşemdi ki, onu tasvir etmekten insanlar aciz kalırdı. Namaz vakti girince öyle bir hâle girerdi ki, Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, şöyle demekten kendini alamamıştır: — Resulullah (a.s.m.) ile konuşurduk. O bize bir şeyler anlatır, biz de ona bir şeyler anlatırdık. Namaz vakti geldi mi, Allah’ın kudret ve azametiyle meşgul olmaktan, sanki o bizi tanımaz, biz de onu tanımazdık. İbadetimiz bizi kendi dünyamızdan alır götürür, uhrevî atmosfer içine girerdik. Bir sahabe de, Resulullah’ın namaz kılışını şöyle anlatır: – Hazret-i Peygamber namaza başladığı zaman, çevresinde bulunanlar onun göğsünden, kaynayan buhar kazanının fokurtularına benzeyen bir fokurtu işitirlerdi. O öyle bir namaz kılardı ki, görenler şaşırırdı. Namazda iken ayakta, rükûda ve secdede o kadar uzun dururdu ki, sanki vefat etti sanırlar, heyecanlanırlardı. Bazen ayakta iken Fatiha’dan sonra 47 sayfa olan Bakara Sûresi’ni okur, hatta peşinden Âl-i İmran ve Nisa sûrelerini de ekleyerek bunu 103 sayfaya çıkardığı olurdu. Rükû ve secdede uzun uzun dualar eder, her gece ayağı şişinceye kadar namaz kılardı. Çünkü, namaz kılmaktan başta ruhanî ve kalbî olmak üzere bütün duygularıyla zevk ve lezzet alır, büyük bir huzur duyardı. Namazda hissettiklerini ifade etmek için ashabına şöyle derdi: – Sizin yemek yemekten, su içmekten, muamele-i zev*ci*ye*den aldığınız lezzeti, ben namazdan alırım. Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    _________________
    2-Avrupa ülkelerindeyken etrafımdaki hiç kimse namaz kılmıyordu. Çünkü onlar Hıristiyan'dı. Kendi kendime sordum: Ben neyim? Müslüman'ım. Neremden belli Müslüman olduğum?
    Şahsi hayatımda Müslümanlığım belli. Fakat sosyal hayatta belli değil. Öyleyse namaz kılmam şart!
    Amerika'da bulunduğum 60'lı yıllar... İzne çıkmıştık. Bir öğle namazı vaktinde okuldan uzaktaydım. Cami yok, kilise kapalı. Parka gittim. Orada ağaçların arasında, çimenlerin üzerinde namaza durdum. İçimde bir sevinç, bir ses...
    Çok şükür. Namaz kılıyorum.
    Namaz kılacağım yeri seçtim. Gölgeye bakıp kıbleyi tayin ettim. Acayip duygular içindeyim. "Niyet ettim öğle namazının sünnetini kılmaya", demedim... Dedim ki: "Allah'ım ben öyle bir yerde bulunuyorum ki Amerikalı
    öğretim üyelerine itaat ediyorum. Onlara itaat edip sana itaat etmemek olur mu? Kalbimi çalıştıran, bana hayat veren, sağlığımı devam ettiren, tahsil yapmak için bana akıl veren Allah'ım; Sana hamd için Sana şükür için namaz kılıyorum. Başımı toprağa koyacağım. Esmaül hüsnanın tecellisine karşı kendimi bir hiç hükmünde sayıp kainatın, her şeyin kumandan-ı azamı olan Allah'ım, Sana secde edeceğim. Allahu ekber..." tekbir aldım.
    Hayalim diyor ki, yeryüzü bir mescit, Kâbe mihrap, Resul-ü Ekrem Efendimiz (sas) mânen imam, ben de cemaatim. Çevremde bulunan mahlukat namına Allah'a secde ediyorum... Böylesine acîp bir duyguyla rükua eğildim, secdeye gittim. Başımı secdeden kaldırmak istemedim. Amerika büyük bir devlet. O devletin
    büyüklüğü Allahu ekber yanında nokta bile olamaz. Secdeden doğruldum. Bir de baktım, bir sürü insan dolmuş etrafıma. Büyük bir kalabalık. Onların ortasında ben namaz kılıyorum. Namazı bitirinceye kadar
    kalabalık dağılmadı. Selam verdim, kalktım. Kalabalıktan bazı insanlar secde ettiğim yere geldiler. Çimenlerin arasına bakıyorlar. Burada ne vardı ki, bu adam kafasını buradan kaldırmıyor? Sonra önümdeki ağacın gövdesine baktılar. Burada ne var ki bu adam yattı kalktı önünde? Sonunda biri gelip sordu, "Ne yapıyorsun?"
    Dedim ki: "Ben Müslüman'ım, namaz kılıyorum." Bu sözü söylerken sanki dünyanın tepesine çıkmışım, herkese ilan ediyorum.
    "Ben Müslüman'ım! Namaz kılıyorum!"
    Namaz, çok uzakta yabancı bir ülkede, gayrimüslimlerin içinde beni İslam sancağı gibi ayakta tuttu. Namaz kıldığımı gören, yanıma gelirdi. Sen Müslüman mısın, derdi. Namaz, hayatıma nurunu serpiyordu... Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildir. Zor şartlarda namaz kılmanın çilesi varsa, Allah için çile çekmek en büyük saadet. "Çeşitli sebeplerle namaz kılmıyoruz." diyorlar. Onlara diyorum ki: "Hiç değilse bazen, bir vakit namaz kılmak lazım. O namazla ne oluyor? Müslüman, Müslümanlığını ilan ediyor.
    Midenin gıdasını vermeyince açlığın acısını çekiyoruz. Aynı şekilde adam diyor ki: "Sıkıntıdan patlıyorum!" Niye sıkılıyoruz?
    Beynimiz ilim ister, kalbimiz ibadet ister. Onların gıdasını vermeyince insan sıkılır. Hiçbir şey yapamazsa televizyonun karşısına oturur, saatlerce kalkmaz. Tabii o halin getireceği bazı psikolojik hastalıklar da olabilir.
    Ben hastalanmadan önce bir gayem vardı: İstanbul'un bütün camilerinde namaz kılmak!.. Bir gün Ortaköy'de, bir gün Eminönü'nde, bir gün Levent'te...
    10 yıl önce hastalandım. Camiye gidemiyorum. Yaş ilerliyor, seneler geçiyor. Nereye gidiyoruz? Ahirete.
    Benim ak saçlarım ahiret biletidir. Yolcuyuz biz. Çantamızı almış gidiyoruz. Çantamızda sevaplar olsun.
    Namazlarımı yeniden camide kılacak kadar yürüyebilmeyi isterdim.
    Hekimoğlu İSMAİL


    3-Güzel Bir Rüyayla Namaza Başladım

    2000 yılında saçı açık, süsüne dikkat eden bir kız idim. Hatta şakayla dahi olsa aynanın karşısına geçer başörtüsünün bende ne kadar itici durduğunu düşünür, kendimle alay ederdim. Ama gerçekten de yakışmazdı.
    Bir gece rüyamda sadece yüzünü hayal meyal gördüğüm, aksakallı, saçları ağarmış biri, Lâilâheillâllah diyerek dua etmemi söyledi. Sonra ikinci ve daha yüksek bir sesle yine Lâilâheillâllah ile dua etmemi söyledi. Üçüncüde bu ses ile her yer çınladı sanki ve birden yataktan fırladım. Tam da sabah ezanı okunuyordu ve müezzin Lâilâheillâllah diyordu. Biraz durup yattım. Bugünkü aklım olsa namaz kılıp da yatardım.
    O gördüğüm şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Rüya mı yoksa ben sabah ezanındaki Lâilâheillâllah’larımı duydum. Ama o hayal de olsa gördüğüm yüzü unutacak ve bana “Dua et” dediklerini uyduracak kadar bunamış değildim. Galiba en doğrusu, onun Lâilâheillâllah tavsiyesiyle ezanın Lâilâheillâllah ifadeleri aynı ana denk gelmişti.
    O rüyadan sonra ne oldu derseniz? Artık başörtüsü ile aynanın karşısına geçtiğimde bana ne kadar yakıştığını düşünüyordum. Sanki Allah tarafından yüzüme nur geldi. Ve bana başörtüsü çok yakıştı gibi geldi. Sonra o senenin Ramazan ayında namaza başlamaya karar verdim. İnanın hangi namaz kaç rekât onu bile bilmiyordum. Ama başardım.
    Şimdi sene 2008 ve ben hâlâ namazıma devam ediyorum. Tam dört dörtlük kılamıyorum belki, ama hamdolsun kopmuyorum.
    Sonra yine bir Ramazan ayında evimde Kur’an öğrenmeye karar verdim. Her gün bir saat vakit ayırıp onu da başardım sayılır. En azından Yasin suresini Arapça okuyabiliyorum. Allah devamını da nasip etsin inşaallah.
    Kısacası o sabah ezanı okunurken duyduğum ses beni çok değiştirdi. Allah hepimize daha güzel şeyler nasip etsin inşaallah.
    Gülşah Sevimler
    __________


    4-Peygamberimizin (s.a.v.) Arkasında Namaz Kıldım
    Namazla ilgili o kadar çok hatıram var ki! Hepsi bana “Namaz kıl! Artık uyan! Ahmaklık yapma!” diyorlar. Buna rağmen maalesef benim gibi biri, cahil birçok kişinin yaptığı gibi, bin dereden su getirip, kendini kandırarak, namazı hakkıyla kılamıyor.
    Ben Ukrayna’da yaşıyorum. Malum burada ezan sesinden de yoksunuz. Hoş Türkiye’de yaşarken çok mu koşuyorduk camiye ezanı duyunca? O da başka bir mesele.
    Her akşam eve gittiğimde dört yaşlarında ikiz oğullarım ve iki yaşındaki kızım kapıya hücum edip, büyük bir sevinçle beni içeri çekerler. Ardından biri seccadeyi getirir. Küçük kızım babaannesinin hatıra bıraktığı o mis kokan namaz başörtüsünü başına dolar, hep beraber çocuksu bir edayla:
    — Baba haydi, Allah diyelim, âmin yapalım, derler.
    Daha ben üstümdekileri çıkartmadan hemen oracıkta namaz kılmaya başlarız. Anneleri Ukraynalı, yeni Müslüman oldu.
    Çevremizden, televizyondan ya da yakınlarından örnek alacakları hiç kimse yokken, bu masum bebelerin gönlüne namaz sevgisini kim kazıdı?
    İnanın, bu sorunun cevabını ben veremiyorum. Nereden öğrendiklerini bilmiyorum.
    Beni çok duygulandıran, âdeta titreten bir namaz hatıram daha var.
    Amerika’da New York’ta, bir Türk camii vardır. Yıllar evvel, uzun bir aramadan sonra, Cuma namazı için o camiye gittim. Aklımda hep şu vardı: Burası İslam ülkesi değil, insanlar belki de Cuma namazı için yeterli sayıyı bulamayabilir. Sokaktaki insanların günlük yaşantılarında ve iş hayatlarında İslam’ın neredeyse “i”sini bile mumla aradığı New York’ta, Cuma’dan kaytarılabileceğine kendimce hüküm vermiştim.
    Neyse… Bu düşüncelerle camiye geldim ve Cuma’nın sünnetini kıldım. Derken hutbeyi dinledik ve farza kalktık. Ben imam efendinin arkasında, ikinci sırada saf tutmuştum. Birinci rekâta kadar her şey normaldi. Secdeden ikinci rekâta kalktığımda, etrafımdakileri hayalî bir şekilde görebiliyordum. Sanki bir sis bulutu arkasındaydılar. Sonra önüme baktığımda, Kâbe-i Şerifi gördüm. Namazı Resulullah (s.a.v.) kıldırıyormuş. Ben en arka safta olduğumu fark ettim. İleri gitmek istiyordum, ancak namazda olduğum için hareket etmemem gerekiyordu.
    Sonra olayın ciddiyeti içimi doldurdu. Boğazım düğümlendi, hareket edemiyordum. Heyecandan burnumdan ve ağzımdan akan sularla, gözlerimden dolu dolu akan yaşlarla, ayakta iki büklüm çakıldığımı hatırlıyorum. Az sonra bayılmış olmalıyım ki, sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde namaz bitmişti. Herkes başıma toplanmıştı. Beni yere yatırmışlar ve yüzümü gözümü temizliyorlardı.

    M. Yasin Umur


    _______________





+ Yorum Gönder