Konusunu Oylayın.: Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım
  1. 15.Ocak.2011, 14:50
    1
    Misafir

    Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım






    Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım Mumsema Selamun Aleyküm
    Dinlenme Tesisisinde Muhasebe De çalışıyorum Mescidimizde Ortalama Günde 10000 Insan Mola Vermektedir Istanbul Ankara Yolu 220 Km Deyiz Namaz Kılan Insanların %10 Luk Kesmi Namazlarını Tam Kılıyor. Duvara Yazı Yazmak Istiyorum Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım
    Allaha Emanet Olus
    Selamunaleyküm


  2. 15.Ocak.2011, 14:50
    1
    MUSA GÖRGÜN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    MUSA GÖRGÜN
    Misafir



    Selamun Aleyküm
    Dinlenme Tesisisinde Muhasebe De çalışıyorum Mescidimizde Ortalama Günde 10000 Insan Mola Vermektedir Istanbul Ankara Yolu 220 Km Deyiz Namaz Kılan Insanların %10 Luk Kesmi Namazlarını Tam Kılıyor. Duvara Yazı Yazmak Istiyorum Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım
    Allaha Emanet Olus
    Selamunaleyküm


    Benzer Konular

    - Seferi namazı hakkında soru ve cevaplar

    - İşrak Namazı ve Seferi Namazı Hakkında Sorular

    - Bana dil hakkında hikaye yazarmısınız

    - Seferi namaz hakkında bilgi

    - Kısasa Kısas Hakkında Bilgi Veren Ayetleri Yazarmısınız

  3. 15.Ocak.2011, 15:08
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım




    ve aleykumusselam ve rahmetullah.


    Hanefi Mezhebine göre Seferin Anlamı ve Müddeti

    249- Sefer ve Müsaferet, lügatta herhangi bir mesafeye gitmektir. Bunun karşıtı "ikamet"dir. Din yönünden sefer, belli bir uzaklığa gitmektir. Bu da orta bir yürüyüşle üç günlük (onsekiz saatlik) bir uzaklıktan ibarettir, Buna: "Üç merhale" de denir. Orta yürüyüş, piyade yürüyüşüdür. Kafile halinde develerle olan yürüyüşlerde ise orta yürüyüş, deve yürüyüşüdür.
    Denizlerde de, yelken gemileri ile havanın mutedil olması esas alınır. İşte karalarda böyle bir yürüyüşle, denizlerde de mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile onsekiz saat sürecek bir uzaklık "Sefer Müddeti" sayılır.
    Demek ki bu yolun yalnız gidilecek mesafesi muteberdir. Yoksa gidip dönülmesine ait mesafesi muteber değildir.
    250- Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye "Mukîm" denir. Böyle bir yerden çıkıp en az onsekiz saatlik bir mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde "Misafir=Yolcu" adı verilir.
    251- Yolculuk hali, esasen zorluk ve sıkıntıdan boş kalmaz. Bunun için dinimiz yolcular için bazı kolaylıklar göstermiştir. Yolculukda gece-gündüz devamlı olarak yola devam edilemez. Dinlenmeye ihtiyaç görülür. Bunun için fıkıh kitablarında üç gün üç gece diye sefer müddetini göstermek buna aykırı değildir. Bu bakımdan bir günlük normal yürüyüş, ortalama olarak altı saat kabul edilmiştir. Bazı yolculuklarda zahmet ve meşakkat olmasa da, hüküm şahsa değil, cinse göre olacağından sefer hükmü bütün yolculuk hallerini kapsar.
    252- Fıkıh alimlerinden bazılarına göre, sefer müddeti onsekiz fersahlık bir mesafeden ibarettir. Bir fersah, üç mil ve her mil de 20 dakika sürecek olsa, onsekiz fersah "18" saat etmiş olur.
    Bir fersah, on iki bin adım, bir mil de dörtbin adım sayılmaktadır. Bununla beraber fersahlar düz yerler ile dağlık yerlerde ve dereliklerde bulunan durumlara göre değişir. Düz bir arazide bir fersah mesafe bir saatte alınabileceği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe bir saatte alınamaz. Onun için bu konuda fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Şu da var ki, fersah esas alındığı takdirde bir çok meseleler çözümlenmiş olur.
    Örnek: Tren ve uçakla olan yolculuklarda, gidilecek yerin kaç fersah olduğu göz önüne alınır. En az onsekiz fersahlık bir mesafeye gidilecek olursa, sefer müddeti gerçekleşmiş olur. Sefer hükmü uygulanmaya başlar. Böylece taşıtların yürüyüş halini göz önünde bulundurmaya gerek kalmaz.
    (Doğrusu üç İmam da bu fersah şeklini kabul etmişlerdir. İmam Malik ile İmam Ahmed'e göre, sefer müddeti "16" fersahdır. On altı fersah da 48 mildir. Bir mil ise altı bin el arşınıdır. Buna göre sefer müddeti, seksen kilometre ile altıyüz kırk metreye ulaşmış olur. İmam Şafiî'nin ilk görüşüne göre bir gün bir gecedir. Son görüşüne göre ise, "48" mildir.)
    253- Gidilecek bir yerin hem karadan, hem de denizden yolu bulunsa, yolcunun gideceği yol esas alınır. Bir beldeye deniz yolu ile on iki saatte ve kara yolu ile onsekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler misafir sayılır, denizden gidenler sayılmaz. O yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde de hüküm böyledir. Sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler ancak misafir sayılır.
    254- Yolculuk hükmünün uygulanması, oturulan yerin yola çıkıldığı yöndeki evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir vere gidilmesine niyet edildikten sonra başlar. Onun için bu evler tamamen geçilmedikçe ve sefere niyet edilmedikçe, sefer hali başlamış olamaz.
    255- Bir beldenin kenarlarında olup "Fina-i Mısır" denilen yerler de o beldeden sayılır. Bunlar çoğunlukla bir ok atımından (dört yüz adımdan) az bir mesafe teşkil ederler. Belde ile bunlar arasında tarlalar ve bostanlar bulunmadıkça beldenin ekleri ve tamamlayıcıları sayılırlar. Onun için bunları da geçmek gerekir ki, yolculuk hükmü başlamış olsun.
    Şehrin dışındaki bağlar ve bostanlar, bekçilere ve bostancılara ait ev ve kulübeler şehirden sayılmaz.
    _________________
    Hanefi Mezhebine göre Seferin Hükümleri


    256- Yolcular hakkında bir takım kolaylıklar ve ruhsatlar gösterilmiştir. Şu uygulamalar bu kolaylıklardandır: Ramazan ayında yolculuk halinde bulunan kimse için, orucu sonraya bırakmak mubahtır. Misafirler (yolcular) için mestler üzerine mesih üç gün üç gecedir. Misafir dört rekat farz namazlarını iki rekat olarak kılar. Buna: "Kasr-ı Salat" denir. Biz Hanefilerce, misafirin böyle namazını kısaltması gerekir. Buna aykırı olarak bu farzların dört rekat olarak kılınması mekruhtur. Bununla beraber iki rekat kılıp da teşehhüdde bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa, farzı yerine getirmiş olur. Bu son iki rekat nafile sayılır. Ancak selamı geciktirmiş olmasından dolayı hata işlemiş olur. Fakat birinci teşehhüdü terk etse veya önceki iki rekatta kıraatta bulunmamış olsa, farzı yerine getirmiş olmaz. Sabah ve cuma namazlarında da hüküm böyledir.
    "Kasr-ı Salat=Namazı kısaltmak", Peygamber Efendimizin hicretlerinin dördüncü yılında meşru kılınmıştır. Meşru oluşu, kitab, sünnet ve ümmetin icmai ile sabittir.
    (İmam Şafiî'ye göre misafir (yolcu) olan kimse serbesttir. Dilerse dört rekatlı farzları dört rekat olarak kılar)
    257- Misafir kimse, vatanına dönünce yolculuk hükmünden çıkar. Vatanında beklemeyi niyet etmesi şart değildir. Fakat kendi asıl vatanından başka bir yere gidip orada niyetsiz olarak beklemekle misafir olmaktan çıkmaz. Ancak en az onbeş gün bu beldede oturmaya niyet ederse, o zaman sefer hükmünden çıkar. Onbeş günden az ikamete (oturmaya) niyet etse veya ayrı ayrı iki beldede onbeş gün ikamete niyet edip bunlardan yalnız birinde onbeş gün durmasa, misafirlik hükmü son bulmaz.
    258- Bir misafir, bulunduğu yerde onbeş gün durmayı niyet etmeyip bugün, yarın çıkacağım diye uzun zaman orada kalacak olsa, yine misafirlik hükmünden çıkmaz. Öyle ki, bir beldeye gidip belli bir işini gördükten sonra dönmek kararında olan bir kimse, o işin onbeş günden az bir zamanda yapılamayacağını bilmedikçe yine sefer hükmünden çıkmaz, mukim sayılmaz. Eğer onbeş günden önce bitmeyeceğini biliyorsa, niyet etmese bile mukim sayılır.
    259- Sahrada ikamete niyet sahih değildir. Ancak göçebe halinde olup çadırlarda oturanlar, kendilerine ve hayvanlarına onbeş gün yetecek yiyecek ve içecekleri bulunduğu takdirde, sahralarda onbeş gün oturmaya niyet ederlerse, mukim sayılırlar. Bu durumda onlar, bu yerden kalkıp onsekiz saatlik bir yere gitmeyi niyet etmedikçe, mukim olmaktan çıkmazlar.
    260- Sefer ve ikamet hallerinde, kendisine uyulan kimsenin niyeti geçerlidir. Ona uyanın niyetine itibar yoktur. Onun için asker, kumandanının, köle efendisinin, işçi iş verenin, öğrenci hocasının, peşin olan nikah bedelini almış bulunan kadın, kocasının niyetine göre mukim veya misafir olur.
    261- Sefer hususunda henüz buluğ çağına ermemiş çocuğun niyeti geçerli değildir. Bunun için böyle bir çocuk hakkında sefer hükümleri uygulanmaz. Çünkü sefer hususunda, sefer müddeti olan bir mesafeye gitmeyi niyet etmek şart olduğu gibi, fikrinde özgür olmak ve buluğ çağına da ermiş bulunmak şarttır.
    (Şafiî'lere göre, mümeyyiz olan (kâr ve zararını seçen) çocuğun sefere niyeti geçerlidir, namazını kısaltabilir.)
    262- Sefer halinde bulunan bir kimse, tabi bulunduğu şahsın niyetini, nereye kadar gideceğini bilmediği ve sorusuna da cevab alamadığı takdirde, üç günlük mesafeye gidinceye kadar namazlarını tam kılar; ondan sonra kısaltmaya (kasra) başlar. Düşman eline esir düşen bir müslüman hakkında da hüküm böyledir. Herhangi bir sebebden dolayı soru sorulamaması da soruya cevab alınamaması gibidir.
    263- Dar-ı harbde (düşman yurdu içinde) askerin ikamete niyeti sahih değildir. Fakat güvenlik teminatı ile böyle bir bölgede bulunan müslümanların orada ikamete (onbeş günden fazla durmaya) niyet etmeleri sahihdir.
    264- En büyük idareci de, sefer konusunda diğer insanlar gibidir. Buna göre bir idareci, sefer müddeti olan bir yolculuğa niyet etmeksizin memleketi dahilinde dolaşıp dursa, namazlarını tam kılar. Fakat sefer müddeti olan bir yere gitmeyi niyet edip dolaşırsa, namazlarını kısaltır. Sahih olan budur. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun dört halifesi, Medine'den Mekke'ye gidince dört rekatlı farz namazları ikişer rekat olarak kılarlardı.
    265- Namaz vakti devam ettikçe, misafirlik ve ikamet bakımından, namazın vasfı değişebilir; vakit çıkınca da, vasıf kararlaşmış olur. Bunlarda vaktin sonu, yani "Allahü Ekber" diyebilecek bir zamanın kalmamış olması muteberdir. Buna göre bir misafirin namazı, vakit henüz tamamen çıkmadan vatanına dönmesi ile veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet etmesi ile namazı iki rekattan dört rekata döner. Fakat namazını henüz kılmadan vakit çıkıp da, ondan sonra vatanına dönse veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet edecek olsa, artık bu namazı iki rekat olarak kaza eder, dört rekat olarak kaza etmez. Çünkü vaktin çıkması ile, namazın vasfı (misafir namazı olması) kararlaşmış olur.
    266- Yolculuk halinde bulunan bir kadın haiz iken, gideceği yere üç günden az bir mesafe kaldığı esnada temizlenecek olursa, namazlarını tam olarak kılar.
    267- Mukimin kazaya kalan namazları sefere çıkması ile, misafirin de kazaya kalan namazları ikamete niyet etmesi ile değişmez. Onun için ikamet halinde olan bir kimse, sefer halinde kazaya kalmış olan namazlarını ikişer rekat kılacağı gibi, sefer halinde bulunan kimse de, ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekat olarak kılar.
    268- Mukim misafire, misafir de vakit içinde mukime uyabilir. Şöyle ki: Bir mukimin vakit içinde olsun olmasın, misafire uyması sahihdir. Misafir iki rekati kıldıktan sonra selam verince, mukim kalkar ve kıraat yapmaksızın namazını tamamlar. Yanılsa da, bundan dolayı sehiv secdesi yapmaz. Çünkü bu mukim bir lâhık demektir. Lâhık bahsine bakılsın!
    İmam olan misafirin, namazdan önce veya namazdan sonra cemaata dönerek: "siz namazınızı tamamlayın, ben misafirim," demesi müstahabdır:
    Misafire gelince: Bu da ancak vakit içinde mukime uyabilir. Bu halde dört rekatlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar, İmama vakit içinde uymakla farz namazı iki rekattan dört rekata dönmüş olur. Fakat vaktin dışında, yani kendisi misafir iken kazaya kalmış dört rekatlı bir namazında mukime uyması sahih olmaz. Çünkü böyle kazaya kalmış namazı, evvelki iki rekat olarak kararlaşmıştır.
    269- Misafir ile mukim, dört rekatlı bir namazı kazaya bırakmış olsalar, bu namazda misafir mukime uyamaz. Çünkü bu namaz, misafir için iki rekat olarak kararlaşmıştır. Onun için birinci oturuş misafir için farz olduğu halde, mukim için farz değildir, vacibdir. O halde farz namaz kılan, nafile namaz kılana uymuş olur ki, bu caiz değildir.
    270- Misafir vakit içinde mukime uymuş iken namazı bozulsa bunu yine iki rekat olarak kılar. Çünkü onun imama uyması bozulmuştur.
    271- Yolculuk veya yağmur sebebi ile iki vakit namazı bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız hac mevsiminde Arafat'da öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde ve akşam ile yatsı namazlarını Müzdelife'de yatsı vaktinde bir arada cemaatla kılmak caizdir. (Hac bahsine bakılsın!)
    (Üç imama göre, bir özür sebebi ile, öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı namazlarını öne almak veya geciktirmek suretiyle bir vakitte toplamak caizdir. Öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi, ikindi vaktinde de kılınabilir.)
    272- Sefer hükümlerinin uygulanması hususunda, yolculuğun meşru olup olmaması arasında fark yoktur. Bunun için efendisinden kaçmış bir köle veya haksız yere kocasından kaçmış bir kadın sefer müddeti yola çıkınca namazını iki rekat kılar ve isterse orucunu da sonraya bırakabilir.
    (Üç İmama göre, böyle yolcular, misafirler hakkındaki kolaylıklardan yararlanamazlar. Onlar bu ihsana ehil değillerdir.)
    KAYNAK: B.İslam ilmihali - Ömer Nasuhi Bşlmen


  4. 15.Ocak.2011, 15:08
    2
    Administrator



    ve aleykumusselam ve rahmetullah.


    Hanefi Mezhebine göre Seferin Anlamı ve Müddeti

    249- Sefer ve Müsaferet, lügatta herhangi bir mesafeye gitmektir. Bunun karşıtı "ikamet"dir. Din yönünden sefer, belli bir uzaklığa gitmektir. Bu da orta bir yürüyüşle üç günlük (onsekiz saatlik) bir uzaklıktan ibarettir, Buna: "Üç merhale" de denir. Orta yürüyüş, piyade yürüyüşüdür. Kafile halinde develerle olan yürüyüşlerde ise orta yürüyüş, deve yürüyüşüdür.
    Denizlerde de, yelken gemileri ile havanın mutedil olması esas alınır. İşte karalarda böyle bir yürüyüşle, denizlerde de mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile onsekiz saat sürecek bir uzaklık "Sefer Müddeti" sayılır.
    Demek ki bu yolun yalnız gidilecek mesafesi muteberdir. Yoksa gidip dönülmesine ait mesafesi muteber değildir.
    250- Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye "Mukîm" denir. Böyle bir yerden çıkıp en az onsekiz saatlik bir mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde "Misafir=Yolcu" adı verilir.
    251- Yolculuk hali, esasen zorluk ve sıkıntıdan boş kalmaz. Bunun için dinimiz yolcular için bazı kolaylıklar göstermiştir. Yolculukda gece-gündüz devamlı olarak yola devam edilemez. Dinlenmeye ihtiyaç görülür. Bunun için fıkıh kitablarında üç gün üç gece diye sefer müddetini göstermek buna aykırı değildir. Bu bakımdan bir günlük normal yürüyüş, ortalama olarak altı saat kabul edilmiştir. Bazı yolculuklarda zahmet ve meşakkat olmasa da, hüküm şahsa değil, cinse göre olacağından sefer hükmü bütün yolculuk hallerini kapsar.
    252- Fıkıh alimlerinden bazılarına göre, sefer müddeti onsekiz fersahlık bir mesafeden ibarettir. Bir fersah, üç mil ve her mil de 20 dakika sürecek olsa, onsekiz fersah "18" saat etmiş olur.
    Bir fersah, on iki bin adım, bir mil de dörtbin adım sayılmaktadır. Bununla beraber fersahlar düz yerler ile dağlık yerlerde ve dereliklerde bulunan durumlara göre değişir. Düz bir arazide bir fersah mesafe bir saatte alınabileceği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe bir saatte alınamaz. Onun için bu konuda fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Şu da var ki, fersah esas alındığı takdirde bir çok meseleler çözümlenmiş olur.
    Örnek: Tren ve uçakla olan yolculuklarda, gidilecek yerin kaç fersah olduğu göz önüne alınır. En az onsekiz fersahlık bir mesafeye gidilecek olursa, sefer müddeti gerçekleşmiş olur. Sefer hükmü uygulanmaya başlar. Böylece taşıtların yürüyüş halini göz önünde bulundurmaya gerek kalmaz.
    (Doğrusu üç İmam da bu fersah şeklini kabul etmişlerdir. İmam Malik ile İmam Ahmed'e göre, sefer müddeti "16" fersahdır. On altı fersah da 48 mildir. Bir mil ise altı bin el arşınıdır. Buna göre sefer müddeti, seksen kilometre ile altıyüz kırk metreye ulaşmış olur. İmam Şafiî'nin ilk görüşüne göre bir gün bir gecedir. Son görüşüne göre ise, "48" mildir.)
    253- Gidilecek bir yerin hem karadan, hem de denizden yolu bulunsa, yolcunun gideceği yol esas alınır. Bir beldeye deniz yolu ile on iki saatte ve kara yolu ile onsekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler misafir sayılır, denizden gidenler sayılmaz. O yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde de hüküm böyledir. Sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler ancak misafir sayılır.
    254- Yolculuk hükmünün uygulanması, oturulan yerin yola çıkıldığı yöndeki evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir vere gidilmesine niyet edildikten sonra başlar. Onun için bu evler tamamen geçilmedikçe ve sefere niyet edilmedikçe, sefer hali başlamış olamaz.
    255- Bir beldenin kenarlarında olup "Fina-i Mısır" denilen yerler de o beldeden sayılır. Bunlar çoğunlukla bir ok atımından (dört yüz adımdan) az bir mesafe teşkil ederler. Belde ile bunlar arasında tarlalar ve bostanlar bulunmadıkça beldenin ekleri ve tamamlayıcıları sayılırlar. Onun için bunları da geçmek gerekir ki, yolculuk hükmü başlamış olsun.
    Şehrin dışındaki bağlar ve bostanlar, bekçilere ve bostancılara ait ev ve kulübeler şehirden sayılmaz.
    _________________
    Hanefi Mezhebine göre Seferin Hükümleri


    256- Yolcular hakkında bir takım kolaylıklar ve ruhsatlar gösterilmiştir. Şu uygulamalar bu kolaylıklardandır: Ramazan ayında yolculuk halinde bulunan kimse için, orucu sonraya bırakmak mubahtır. Misafirler (yolcular) için mestler üzerine mesih üç gün üç gecedir. Misafir dört rekat farz namazlarını iki rekat olarak kılar. Buna: "Kasr-ı Salat" denir. Biz Hanefilerce, misafirin böyle namazını kısaltması gerekir. Buna aykırı olarak bu farzların dört rekat olarak kılınması mekruhtur. Bununla beraber iki rekat kılıp da teşehhüdde bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa, farzı yerine getirmiş olur. Bu son iki rekat nafile sayılır. Ancak selamı geciktirmiş olmasından dolayı hata işlemiş olur. Fakat birinci teşehhüdü terk etse veya önceki iki rekatta kıraatta bulunmamış olsa, farzı yerine getirmiş olmaz. Sabah ve cuma namazlarında da hüküm böyledir.
    "Kasr-ı Salat=Namazı kısaltmak", Peygamber Efendimizin hicretlerinin dördüncü yılında meşru kılınmıştır. Meşru oluşu, kitab, sünnet ve ümmetin icmai ile sabittir.
    (İmam Şafiî'ye göre misafir (yolcu) olan kimse serbesttir. Dilerse dört rekatlı farzları dört rekat olarak kılar)
    257- Misafir kimse, vatanına dönünce yolculuk hükmünden çıkar. Vatanında beklemeyi niyet etmesi şart değildir. Fakat kendi asıl vatanından başka bir yere gidip orada niyetsiz olarak beklemekle misafir olmaktan çıkmaz. Ancak en az onbeş gün bu beldede oturmaya niyet ederse, o zaman sefer hükmünden çıkar. Onbeş günden az ikamete (oturmaya) niyet etse veya ayrı ayrı iki beldede onbeş gün ikamete niyet edip bunlardan yalnız birinde onbeş gün durmasa, misafirlik hükmü son bulmaz.
    258- Bir misafir, bulunduğu yerde onbeş gün durmayı niyet etmeyip bugün, yarın çıkacağım diye uzun zaman orada kalacak olsa, yine misafirlik hükmünden çıkmaz. Öyle ki, bir beldeye gidip belli bir işini gördükten sonra dönmek kararında olan bir kimse, o işin onbeş günden az bir zamanda yapılamayacağını bilmedikçe yine sefer hükmünden çıkmaz, mukim sayılmaz. Eğer onbeş günden önce bitmeyeceğini biliyorsa, niyet etmese bile mukim sayılır.
    259- Sahrada ikamete niyet sahih değildir. Ancak göçebe halinde olup çadırlarda oturanlar, kendilerine ve hayvanlarına onbeş gün yetecek yiyecek ve içecekleri bulunduğu takdirde, sahralarda onbeş gün oturmaya niyet ederlerse, mukim sayılırlar. Bu durumda onlar, bu yerden kalkıp onsekiz saatlik bir yere gitmeyi niyet etmedikçe, mukim olmaktan çıkmazlar.
    260- Sefer ve ikamet hallerinde, kendisine uyulan kimsenin niyeti geçerlidir. Ona uyanın niyetine itibar yoktur. Onun için asker, kumandanının, köle efendisinin, işçi iş verenin, öğrenci hocasının, peşin olan nikah bedelini almış bulunan kadın, kocasının niyetine göre mukim veya misafir olur.
    261- Sefer hususunda henüz buluğ çağına ermemiş çocuğun niyeti geçerli değildir. Bunun için böyle bir çocuk hakkında sefer hükümleri uygulanmaz. Çünkü sefer hususunda, sefer müddeti olan bir mesafeye gitmeyi niyet etmek şart olduğu gibi, fikrinde özgür olmak ve buluğ çağına da ermiş bulunmak şarttır.
    (Şafiî'lere göre, mümeyyiz olan (kâr ve zararını seçen) çocuğun sefere niyeti geçerlidir, namazını kısaltabilir.)
    262- Sefer halinde bulunan bir kimse, tabi bulunduğu şahsın niyetini, nereye kadar gideceğini bilmediği ve sorusuna da cevab alamadığı takdirde, üç günlük mesafeye gidinceye kadar namazlarını tam kılar; ondan sonra kısaltmaya (kasra) başlar. Düşman eline esir düşen bir müslüman hakkında da hüküm böyledir. Herhangi bir sebebden dolayı soru sorulamaması da soruya cevab alınamaması gibidir.
    263- Dar-ı harbde (düşman yurdu içinde) askerin ikamete niyeti sahih değildir. Fakat güvenlik teminatı ile böyle bir bölgede bulunan müslümanların orada ikamete (onbeş günden fazla durmaya) niyet etmeleri sahihdir.
    264- En büyük idareci de, sefer konusunda diğer insanlar gibidir. Buna göre bir idareci, sefer müddeti olan bir yolculuğa niyet etmeksizin memleketi dahilinde dolaşıp dursa, namazlarını tam kılar. Fakat sefer müddeti olan bir yere gitmeyi niyet edip dolaşırsa, namazlarını kısaltır. Sahih olan budur. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun dört halifesi, Medine'den Mekke'ye gidince dört rekatlı farz namazları ikişer rekat olarak kılarlardı.
    265- Namaz vakti devam ettikçe, misafirlik ve ikamet bakımından, namazın vasfı değişebilir; vakit çıkınca da, vasıf kararlaşmış olur. Bunlarda vaktin sonu, yani "Allahü Ekber" diyebilecek bir zamanın kalmamış olması muteberdir. Buna göre bir misafirin namazı, vakit henüz tamamen çıkmadan vatanına dönmesi ile veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet etmesi ile namazı iki rekattan dört rekata döner. Fakat namazını henüz kılmadan vakit çıkıp da, ondan sonra vatanına dönse veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet edecek olsa, artık bu namazı iki rekat olarak kaza eder, dört rekat olarak kaza etmez. Çünkü vaktin çıkması ile, namazın vasfı (misafir namazı olması) kararlaşmış olur.
    266- Yolculuk halinde bulunan bir kadın haiz iken, gideceği yere üç günden az bir mesafe kaldığı esnada temizlenecek olursa, namazlarını tam olarak kılar.
    267- Mukimin kazaya kalan namazları sefere çıkması ile, misafirin de kazaya kalan namazları ikamete niyet etmesi ile değişmez. Onun için ikamet halinde olan bir kimse, sefer halinde kazaya kalmış olan namazlarını ikişer rekat kılacağı gibi, sefer halinde bulunan kimse de, ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekat olarak kılar.
    268- Mukim misafire, misafir de vakit içinde mukime uyabilir. Şöyle ki: Bir mukimin vakit içinde olsun olmasın, misafire uyması sahihdir. Misafir iki rekati kıldıktan sonra selam verince, mukim kalkar ve kıraat yapmaksızın namazını tamamlar. Yanılsa da, bundan dolayı sehiv secdesi yapmaz. Çünkü bu mukim bir lâhık demektir. Lâhık bahsine bakılsın!
    İmam olan misafirin, namazdan önce veya namazdan sonra cemaata dönerek: "siz namazınızı tamamlayın, ben misafirim," demesi müstahabdır:
    Misafire gelince: Bu da ancak vakit içinde mukime uyabilir. Bu halde dört rekatlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar, İmama vakit içinde uymakla farz namazı iki rekattan dört rekata dönmüş olur. Fakat vaktin dışında, yani kendisi misafir iken kazaya kalmış dört rekatlı bir namazında mukime uyması sahih olmaz. Çünkü böyle kazaya kalmış namazı, evvelki iki rekat olarak kararlaşmıştır.
    269- Misafir ile mukim, dört rekatlı bir namazı kazaya bırakmış olsalar, bu namazda misafir mukime uyamaz. Çünkü bu namaz, misafir için iki rekat olarak kararlaşmıştır. Onun için birinci oturuş misafir için farz olduğu halde, mukim için farz değildir, vacibdir. O halde farz namaz kılan, nafile namaz kılana uymuş olur ki, bu caiz değildir.
    270- Misafir vakit içinde mukime uymuş iken namazı bozulsa bunu yine iki rekat olarak kılar. Çünkü onun imama uyması bozulmuştur.
    271- Yolculuk veya yağmur sebebi ile iki vakit namazı bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız hac mevsiminde Arafat'da öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde ve akşam ile yatsı namazlarını Müzdelife'de yatsı vaktinde bir arada cemaatla kılmak caizdir. (Hac bahsine bakılsın!)
    (Üç imama göre, bir özür sebebi ile, öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı namazlarını öne almak veya geciktirmek suretiyle bir vakitte toplamak caizdir. Öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi, ikindi vaktinde de kılınabilir.)
    272- Sefer hükümlerinin uygulanması hususunda, yolculuğun meşru olup olmaması arasında fark yoktur. Bunun için efendisinden kaçmış bir köle veya haksız yere kocasından kaçmış bir kadın sefer müddeti yola çıkınca namazını iki rekat kılar ve isterse orucunu da sonraya bırakabilir.
    (Üç İmama göre, böyle yolcular, misafirler hakkındaki kolaylıklardan yararlanamazlar. Onlar bu ihsana ehil değillerdir.)
    KAYNAK: B.İslam ilmihali - Ömer Nasuhi Bşlmen


  5. 15.Ocak.2011, 15:13
    3
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Seferi Namazı Hakkında Ve Rekatları Hakkında Bana Bir A4 Ebadında Bilgi Yazarmısınız Duvara Asacağım

    Şsfii Mezhebine göre Seferin Anlamı,Müddeti ve Seferin Hükümleri



    Kasr ve Cem


    Kasr, dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılmaktır. Cem ise öğle ile ikindiyi öğle veya ikindi vaktinde kılmak, akşam ile yatsıyı da akşam veya yatsı vaktinde kılmaktır.
    Bir Mukaddime
    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
    O size dinde hiçbir güçlük kılmadı. (Hac/78)
    Yani Allah Teâlâ sizi zorluk ve meşakkate sokacak bir hükmü meşru kılmamıştır. Müslüman ne zaman bir darlığa düşerse Allah orada bir genişlik yapar ki dinin hükümleri makbul ve yerine getirilebilir olsun. Sefer, azabın bir parçasıdır. İnsan seferde istikrarını kaybeder, istirahat edecek sebepleri bulamaz.
    Hangi vasıta ile ve ne için sefer yapılırsa yapılsın Allah Teâlâ dinin hükümlerinin bazılarını yolcu üzerinden kaldırmıştır. O hükümlerden biri de namazdır. Şimdi namazın nasıl tahfif edildiğini, şartlarının neler olduğunu ve bundan nasıl istifade edileceğini görelim.

    Sefer Namazı Nasıl Kılınır?


    Allah Teâlâ yolcuya iki ruhsat vermiştir:
    1. Rekâtların sayısını azaltmak ki buna kasr denir.
    2. İki namazı birleştirerek kılmak ki buna da cem denir.

    • Kasr


    Kasr öğle, ikindi ve yatsı gibi dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kılmaktır. İlerde bunu delilleriyle göreceğiz. Kasr'ın meşru olduğunun delili şu ayettir:
    Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman eğer kâfirlerin size zarar ve­receğinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur. (Nisa/101)
    Ya'lâ b. Umeyye şöyle diyor: "Ömer b. Hattab'a, Allah Teâlâ 'Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman eğer kâfirlerin size zarar vermelerin­den korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur' (Nisa/101) buyurdu. Şimdi ise insanlar emniyet içindedir (fakat biz hâlâ seferde namazı kısaltıyoruz!)' dedim. Ömer şöyle dedi: 'Bu senin şaştığın şeye vaktiyle ben de şaşmıştım da Hz. Peygamber'e bunu sormuştum. Hz. Peygamber 'Bu, Allah Teâlâ'nın size verdiği bir sadakadır. Bu bakımdan Allah'ın sadakasını kabul ediniz' buyurdu' dedi".[1]
    Bu hadîs, seferde namazı kısaltmanın sadece korku zamanlarına mahsus olmadığına delâlet eder. Kasr'ın sahih olması için şu şartların bulunması gerekir:
    a. Seferde namaz kişinin zimmetine bağlı olmalıdır.
    Kişi bu namazı seferde kılmalıdır. Seferdeyken kazaya kalan dört re-kâtlı bir namaz, sefer esnasında iki rekât olarak kılınabilir. Sefere çıkmadan önce vakti giren bir namaz seferde kısaltılamaz. Çünkü bu na­maz farz olduğu zaman kişi seferde değildi. Seferdeyken vakti giren, fa­kat seferde kılınmayan namaz da kısaltılamaz. Çünkü kılacağı zaman kişi seferi değildir. Kasr ancak seferî olan kişi için sözkonusudur.
    b. Kişinin seferî sayılması için çıktığı şehrin surlarını geçmesi gerekir.
    Eğer sur yoksa mamur olan yerleri geçmesi gerekir. Çünkü surların içindeyken veya mamur yerdeyken seferî sayılmaz. Tıpkı dönüşte surlara geldiğinde seferîliğin bittiği gibi, seferîlik ancak surları geçtikten sonra başlar. Sefer esnasında sadece farz namazlar kısaltılabilir. Bunların dışındaki namazlar kısaltılamaz.
    Enes b. Mâlik şöyle diyor: 'Hz. Peygamber öğle namazını Medine'de dört rekât olarak kıldırdı. İkindi namazını ise Zü'1-Huleyfe'de iki rekât ola­rak kıldırdı'.[2]
    c. Kişi, giriş ve çıkış günleri hariç gittiği yerde dört gün kalmaya niyet etmiş olmamalıdır.
    Eğer gittiği yerde dört gün kalmaya niyet ederse, orası onun için memleketi gibi olur. Bu durumda namazlarını kısaltamaz. Ancak oraya giderken yolculuk esnasında namazlarını kısaltabilir. Eğer dört günden az kalmaya niyet eder de misafirliği dört günü geçerse, yapacağı işin ne kadar uzayacağını da bilemezse birinci durumda memleketinin mamur yerlerine dönünceye kadar namazlarını kısaltabilir. İkinci durumda ise -giriş ve çıkış günleri hariç- namazlarını onsekiz gün kısaltabilir.
    İmran b. Husayn şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamberle birlikte gazaya çıktım ve Mekke'nin fethinde de kendisiyle beraber oldum. Mekke'de onsekiz gece kaldı. (Farz namazları) hep ikişer rekât kılıyordu' [3]
    Hz. Peygamber, Mekke'de Fetih yılı -Hevazin savaşı nedeniyle- bu kadar kalmış ve namazlarını kısaltmıştır. Çünkü ne zamana kadar ka­lacağını bilmiyordu.
    d. Seferî olan, mukim olana uymamalıdır.
    Eğer seferî, mukim'e uyarsa namazı kısaltması caiz olmaz, namazı tam kılması farz'dır. Mukim, seferî olana uyarsa, seferî olanın namazı kısaltmasında bir mahzur yoktur. Fakat iki rekât kılıp selâm verdiğinde, mukim olarak kendisine uyanlara 'Namazlarınızı tamamlayın, ben seferi­yim' demesi sünnet'tir.
    Bunun delili ise şu rivayettir: İbn Abbas'a 'Seferi olan neden tek başına kıldığı zaman iki rekât, mukim olana uyduğu zaman dört rekât kılıyor?' diye sorulduğunda, İbn Abbas 'sünnet böyledir' demiştir.[4]
    İmran b. Husayn'ın rivayet ettiği daha önce naklettiğimiz hadîste şu ibare de vardır: 'Ey Mekke halkı! Siz dört (rekât) kılın, biz seferiyiz'.[5]

    Cem


    Namazları cem etmenin (birleştirmenin) ne demek olduğunu daha önce zikretmiştik.
    İbn Abbas şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber seferde olduğu zaman öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı birleştirerek kılardı'.[6]
    Yine İbn Abbas şöyle diyor: 'Hz. Peygamber Tebuk gazvesinde öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı birleştirdi'. Said b. Cübeyr der ki: "İbn
    Abbas'a 'Hz. Peygamber'i böyle yapmaya sevkeden nedir?' dedim. 'Ümmetini zorluğa sokmamayı istedi' dedi".[7]
    Namazlar iki şekilde cem edilir:
    1. Cem-i takdim
    Sonra gelen namazı önceki namazla birleştirip kılmaktır.
    2. Cem-i tehir
    Önceki namazı sonraki namaz vaktine tehir edip onunla birleştirerek kılmaktır.
    Muaz b. Cebel" şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber Tebuk seferin-deyken yola çıkmadan önce güneş batıya kayarsa öğle ile ikindiyi bir arada kılardı. Eğer güneş, yola çıktıktan sonra batıya kayarsa ikindi na­mazı için bineğinden inene kadar öğleyi tehir eder (ikisini bir kılardı). Akşam da aynı şekilde yapardı. Eğer yola çıkmadan güneş batarsa akşam ile yatsıyı bir arada kılardı. Eğer güneş batmadan önce yola çıkarsa, yatsı namazını kılmak için inene kadar akşamı tehir eder, sonra ikisini birleştirerek kılardı'.[8]

    Cem Edilen (Birleştirilen) Namazlar


    Daha önce geçen ibarelerden öğle ile ikindinin, akşam ile da yatsının birleştirilebileceği anlaşılmıştır. Sabah namazını, önceki veya sonraki bir namazla birleştirmek -ister cem-i takdim, ister cem-i tehir şeklinde olsun- caiz değildir. Akşam ile ikindi namazını da cem etmek caiz değildir. Cem-i takdim ve cem-i tehir yapmanın birtakım şartları vardır. Şimdi bu şartları görelim.

    Cem-i Takdim'in Şartları


    1. Aralarında tertib olmalıdır.
    Önce öğle veya akşam namazına başlanmalı; önce vaktin namazı, sonra diğer namaz kılınmalıdır.
    2. Birinci namaz bitmeden önce ikinci namazı birinci ile beraber kılmaya niyet etmelidir.
    Fakat sünnet, tahrim tekbiriyle beraber niyet etmektir.
    3. İki namazı ara vermeden peşpeşe kılmalıdır.
    Birinci namaz biter bitmez ikinci namaza başlamalıdır. Birinci namaz ile ikinci namaz arasında zikir, nafile namaz veya başka birşey yapmamalıdır. Eğer aralarında örfen uzun sayılan birşey yaparsa veya birşeyle meşgul olmadığı halde ikinci namazı tehir ederse aralarındaki cem fasid olur. Bu durumda ikinci namazı asıl vaktine tehir etmek farz olur. Çünkü Hz. Peygamber'de böyle yapmıştır.
    İbn Ömer şöyle diyor: 'Hz. Peygamber eğer acele yola devam edi­yorsa akşamı tehir eder, üç rekât kılar ve selâm verirdi. Az bir zaman sonra yatsı için kamet getirilir, iki rekât kılar sonra selâm verirdi'.[9]
    4. Sefer ikindi namazı kılınıncaya kadar devam etmelidir.
    Kişinin ikindi namazının vaktinin ortasında memleketine varmasında bir beis yoktur.

    Cem-i Tehir'in Şartları


    1. Birinci namazı asıl vaktine tehir etmeye niyet etmelidir.
    Kişi öğle namazının vakti çıktığı halde ikindi namazıyla beraber kılacağına niyet etmemişse öğle namazı kazaya kalmış sayılır ve tehir ettiği için de günahkâr olur.
    2. İki namaz bitinceye kadar seferin devam etmesi şarttır.
    Kişi namaz bitmeden mukim olursa, sonraki namaz kaza olur. Cem-i tehir'de iki namaz arasında tertib şart değildir.
    Burada muvalat (peşpeşe kılmak) sünnettir. Ancak cem'in sıhhati için şart değildir. Bu durumda öğle ikindiye tehir edildiğinde, kişi isterse önce öğleyi, isterse ikindiyi kılabilir. Namazın hangisi önce kılınırsa diğerini onun peşinden kılmak şart değildir. Akşam namazı da yatsıya tehir edildiğinde, kişi isterse önce akşamı, isterse yatsıyı kılabilir.

    Kasr ve Cem'in Mubah Olduğu Seferin Şartlan


    a. Sefer uzun olmalıdır.
    Gidilecek yer 81 km. veya daha fazla olmalıdır. 81 km'den az olan sefer, şer'an sefer sayılmaz.
    İbn Ömer ve İbn Abbas 4 bürûd'luk bir mesafeye gittikleri zaman namazlarını kısaltır, oruçlarını bozarlardı.[10]
    4 bürûd, 16 fersahtır. Bu da yaklaşık olarak 81 kilometredir. İbn Abbas ve İbn Ömer böyle birşeyi kendiliklerinden yapmayacaklarından muhakkak Hz. Peygamber'den böyle gördükleri veya böyle duydukları için bu şekilde davranmışlardır.
    b. Sefer belirli bir yere yapılmalıdır.
    Nereye gittiği belirsiz olup rastgele dolaşan kişi seferî sayılmaz. Çünkü onun belli bir yönü yoktur. Komutana tâbi olan asker de seferî sayılmaz. Çünkü o da nereye götürüldüğünü bilmez. Ancak seferin yönü ve mesafesi önceden söylenirse, sefer de uzun olursa kişi namazlarım kısaltabilir. Çünkü uzun sefer kesin olarak tahakkuk etmiştir.
    c. Seferin amacı masiyet olmamalıdır.
    Eğer masiyet için sefer yapılırsa seferî olunmaz; içki ticareti yapmak, faiz almak, yol kesmek gibi şeyler için yolculuğa çıkan kimse seferîliğin hükümlerinden faydalanmaz. Çünkü namazı kısaltmak ruhsattır. Ruhsat da sadece emanet için meşru kılınmıştır. Bu nedenle de günah olan şeylerde ruhsat olmaz; günah için sefere çıkan kişi namazları ne cem edebilir, ne de kısaltabilir.

    Yağmurlu Zamanlarda Namazları Cem Etmek


    Yağmurlu zamanlarda cem-i takdim yaparak ikindi namazını öğle vaktine, yatsı namazını da akşam vaktine getirip birleştirerek kılmak caiz­dir.
    İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber, korku ve yolculuk olmadığı halde (Medine'de) öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı cem ederek kılardı'.[11]
    Müslim'in diğer bir rivayetinde İbn Abbas şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber'in namazları cem etmesinin sebebi, ümmetinden hiç kimseyi zorluğa sokmamayı murad ettiğindendir'.[12]
    İkinci namazın vaktinde kılmak üzere cem-i tehir yapılmaz. Çünkü yağmur çoğu kez ikinci namazın vaktinde kesilir. Bu durumda namaz, özür olmaksızın vaktinin dışına çıkarılmış olur.
    Cem-i tehir yapmanın şartları şunlardır:
    a. Namaz cemaatle kılınmalı ve örfen uzak sayılan bir mescide yağmur nedeniyle gitmekte zorluk bulunmalıdır.
    b. Yağmur, iki namazın başlangıcında yağmaya başlayıp birinci na­mazın selâmı verilinceye kadar devam etmelidir.

    KANYAK: Büyük Şafii İlmihali - Gonca yay.
    _____________________
    [1] Müslim/686
    [2] Buharî/1039; Müslim/690
    [3] Ebu Dâvud/1229
    [4] imam Ahmed
    [5] Ebu Dâvud
    [6] Buharî/1056
    [7] Müslim/705
    [8] Ebu Dâvud/1208; Tirmizî/553 ve başka muhaddisler
    [9] Buharî/1041
    [10] Buharı, (ta'lik olarak)
    [11] Müslim/705; Buharî/5:18. (Buharî'nin rivayetinde ravilerden biri olan Eyyub 'Belki de bu, yağmurlu bir günde olmuştur1 demiştir).
    [12] Müslim/705


  6. 15.Ocak.2011, 15:13
    3
    Administrator
    Şsfii Mezhebine göre Seferin Anlamı,Müddeti ve Seferin Hükümleri



    Kasr ve Cem


    Kasr, dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılmaktır. Cem ise öğle ile ikindiyi öğle veya ikindi vaktinde kılmak, akşam ile yatsıyı da akşam veya yatsı vaktinde kılmaktır.
    Bir Mukaddime
    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
    O size dinde hiçbir güçlük kılmadı. (Hac/78)
    Yani Allah Teâlâ sizi zorluk ve meşakkate sokacak bir hükmü meşru kılmamıştır. Müslüman ne zaman bir darlığa düşerse Allah orada bir genişlik yapar ki dinin hükümleri makbul ve yerine getirilebilir olsun. Sefer, azabın bir parçasıdır. İnsan seferde istikrarını kaybeder, istirahat edecek sebepleri bulamaz.
    Hangi vasıta ile ve ne için sefer yapılırsa yapılsın Allah Teâlâ dinin hükümlerinin bazılarını yolcu üzerinden kaldırmıştır. O hükümlerden biri de namazdır. Şimdi namazın nasıl tahfif edildiğini, şartlarının neler olduğunu ve bundan nasıl istifade edileceğini görelim.

    Sefer Namazı Nasıl Kılınır?


    Allah Teâlâ yolcuya iki ruhsat vermiştir:
    1. Rekâtların sayısını azaltmak ki buna kasr denir.
    2. İki namazı birleştirerek kılmak ki buna da cem denir.

    • Kasr


    Kasr öğle, ikindi ve yatsı gibi dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kılmaktır. İlerde bunu delilleriyle göreceğiz. Kasr'ın meşru olduğunun delili şu ayettir:
    Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman eğer kâfirlerin size zarar ve­receğinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur. (Nisa/101)
    Ya'lâ b. Umeyye şöyle diyor: "Ömer b. Hattab'a, Allah Teâlâ 'Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman eğer kâfirlerin size zarar vermelerin­den korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur' (Nisa/101) buyurdu. Şimdi ise insanlar emniyet içindedir (fakat biz hâlâ seferde namazı kısaltıyoruz!)' dedim. Ömer şöyle dedi: 'Bu senin şaştığın şeye vaktiyle ben de şaşmıştım da Hz. Peygamber'e bunu sormuştum. Hz. Peygamber 'Bu, Allah Teâlâ'nın size verdiği bir sadakadır. Bu bakımdan Allah'ın sadakasını kabul ediniz' buyurdu' dedi".[1]
    Bu hadîs, seferde namazı kısaltmanın sadece korku zamanlarına mahsus olmadığına delâlet eder. Kasr'ın sahih olması için şu şartların bulunması gerekir:
    a. Seferde namaz kişinin zimmetine bağlı olmalıdır.
    Kişi bu namazı seferde kılmalıdır. Seferdeyken kazaya kalan dört re-kâtlı bir namaz, sefer esnasında iki rekât olarak kılınabilir. Sefere çıkmadan önce vakti giren bir namaz seferde kısaltılamaz. Çünkü bu na­maz farz olduğu zaman kişi seferde değildi. Seferdeyken vakti giren, fa­kat seferde kılınmayan namaz da kısaltılamaz. Çünkü kılacağı zaman kişi seferi değildir. Kasr ancak seferî olan kişi için sözkonusudur.
    b. Kişinin seferî sayılması için çıktığı şehrin surlarını geçmesi gerekir.
    Eğer sur yoksa mamur olan yerleri geçmesi gerekir. Çünkü surların içindeyken veya mamur yerdeyken seferî sayılmaz. Tıpkı dönüşte surlara geldiğinde seferîliğin bittiği gibi, seferîlik ancak surları geçtikten sonra başlar. Sefer esnasında sadece farz namazlar kısaltılabilir. Bunların dışındaki namazlar kısaltılamaz.
    Enes b. Mâlik şöyle diyor: 'Hz. Peygamber öğle namazını Medine'de dört rekât olarak kıldırdı. İkindi namazını ise Zü'1-Huleyfe'de iki rekât ola­rak kıldırdı'.[2]
    c. Kişi, giriş ve çıkış günleri hariç gittiği yerde dört gün kalmaya niyet etmiş olmamalıdır.
    Eğer gittiği yerde dört gün kalmaya niyet ederse, orası onun için memleketi gibi olur. Bu durumda namazlarını kısaltamaz. Ancak oraya giderken yolculuk esnasında namazlarını kısaltabilir. Eğer dört günden az kalmaya niyet eder de misafirliği dört günü geçerse, yapacağı işin ne kadar uzayacağını da bilemezse birinci durumda memleketinin mamur yerlerine dönünceye kadar namazlarını kısaltabilir. İkinci durumda ise -giriş ve çıkış günleri hariç- namazlarını onsekiz gün kısaltabilir.
    İmran b. Husayn şöyle rivayet ediyor: 'Ben Hz. Peygamberle birlikte gazaya çıktım ve Mekke'nin fethinde de kendisiyle beraber oldum. Mekke'de onsekiz gece kaldı. (Farz namazları) hep ikişer rekât kılıyordu' [3]
    Hz. Peygamber, Mekke'de Fetih yılı -Hevazin savaşı nedeniyle- bu kadar kalmış ve namazlarını kısaltmıştır. Çünkü ne zamana kadar ka­lacağını bilmiyordu.
    d. Seferî olan, mukim olana uymamalıdır.
    Eğer seferî, mukim'e uyarsa namazı kısaltması caiz olmaz, namazı tam kılması farz'dır. Mukim, seferî olana uyarsa, seferî olanın namazı kısaltmasında bir mahzur yoktur. Fakat iki rekât kılıp selâm verdiğinde, mukim olarak kendisine uyanlara 'Namazlarınızı tamamlayın, ben seferi­yim' demesi sünnet'tir.
    Bunun delili ise şu rivayettir: İbn Abbas'a 'Seferi olan neden tek başına kıldığı zaman iki rekât, mukim olana uyduğu zaman dört rekât kılıyor?' diye sorulduğunda, İbn Abbas 'sünnet böyledir' demiştir.[4]
    İmran b. Husayn'ın rivayet ettiği daha önce naklettiğimiz hadîste şu ibare de vardır: 'Ey Mekke halkı! Siz dört (rekât) kılın, biz seferiyiz'.[5]

    Cem


    Namazları cem etmenin (birleştirmenin) ne demek olduğunu daha önce zikretmiştik.
    İbn Abbas şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber seferde olduğu zaman öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı birleştirerek kılardı'.[6]
    Yine İbn Abbas şöyle diyor: 'Hz. Peygamber Tebuk gazvesinde öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı birleştirdi'. Said b. Cübeyr der ki: "İbn
    Abbas'a 'Hz. Peygamber'i böyle yapmaya sevkeden nedir?' dedim. 'Ümmetini zorluğa sokmamayı istedi' dedi".[7]
    Namazlar iki şekilde cem edilir:
    1. Cem-i takdim
    Sonra gelen namazı önceki namazla birleştirip kılmaktır.
    2. Cem-i tehir
    Önceki namazı sonraki namaz vaktine tehir edip onunla birleştirerek kılmaktır.
    Muaz b. Cebel" şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber Tebuk seferin-deyken yola çıkmadan önce güneş batıya kayarsa öğle ile ikindiyi bir arada kılardı. Eğer güneş, yola çıktıktan sonra batıya kayarsa ikindi na­mazı için bineğinden inene kadar öğleyi tehir eder (ikisini bir kılardı). Akşam da aynı şekilde yapardı. Eğer yola çıkmadan güneş batarsa akşam ile yatsıyı bir arada kılardı. Eğer güneş batmadan önce yola çıkarsa, yatsı namazını kılmak için inene kadar akşamı tehir eder, sonra ikisini birleştirerek kılardı'.[8]

    Cem Edilen (Birleştirilen) Namazlar


    Daha önce geçen ibarelerden öğle ile ikindinin, akşam ile da yatsının birleştirilebileceği anlaşılmıştır. Sabah namazını, önceki veya sonraki bir namazla birleştirmek -ister cem-i takdim, ister cem-i tehir şeklinde olsun- caiz değildir. Akşam ile ikindi namazını da cem etmek caiz değildir. Cem-i takdim ve cem-i tehir yapmanın birtakım şartları vardır. Şimdi bu şartları görelim.

    Cem-i Takdim'in Şartları


    1. Aralarında tertib olmalıdır.
    Önce öğle veya akşam namazına başlanmalı; önce vaktin namazı, sonra diğer namaz kılınmalıdır.
    2. Birinci namaz bitmeden önce ikinci namazı birinci ile beraber kılmaya niyet etmelidir.
    Fakat sünnet, tahrim tekbiriyle beraber niyet etmektir.
    3. İki namazı ara vermeden peşpeşe kılmalıdır.
    Birinci namaz biter bitmez ikinci namaza başlamalıdır. Birinci namaz ile ikinci namaz arasında zikir, nafile namaz veya başka birşey yapmamalıdır. Eğer aralarında örfen uzun sayılan birşey yaparsa veya birşeyle meşgul olmadığı halde ikinci namazı tehir ederse aralarındaki cem fasid olur. Bu durumda ikinci namazı asıl vaktine tehir etmek farz olur. Çünkü Hz. Peygamber'de böyle yapmıştır.
    İbn Ömer şöyle diyor: 'Hz. Peygamber eğer acele yola devam edi­yorsa akşamı tehir eder, üç rekât kılar ve selâm verirdi. Az bir zaman sonra yatsı için kamet getirilir, iki rekât kılar sonra selâm verirdi'.[9]
    4. Sefer ikindi namazı kılınıncaya kadar devam etmelidir.
    Kişinin ikindi namazının vaktinin ortasında memleketine varmasında bir beis yoktur.

    Cem-i Tehir'in Şartları


    1. Birinci namazı asıl vaktine tehir etmeye niyet etmelidir.
    Kişi öğle namazının vakti çıktığı halde ikindi namazıyla beraber kılacağına niyet etmemişse öğle namazı kazaya kalmış sayılır ve tehir ettiği için de günahkâr olur.
    2. İki namaz bitinceye kadar seferin devam etmesi şarttır.
    Kişi namaz bitmeden mukim olursa, sonraki namaz kaza olur. Cem-i tehir'de iki namaz arasında tertib şart değildir.
    Burada muvalat (peşpeşe kılmak) sünnettir. Ancak cem'in sıhhati için şart değildir. Bu durumda öğle ikindiye tehir edildiğinde, kişi isterse önce öğleyi, isterse ikindiyi kılabilir. Namazın hangisi önce kılınırsa diğerini onun peşinden kılmak şart değildir. Akşam namazı da yatsıya tehir edildiğinde, kişi isterse önce akşamı, isterse yatsıyı kılabilir.

    Kasr ve Cem'in Mubah Olduğu Seferin Şartlan


    a. Sefer uzun olmalıdır.
    Gidilecek yer 81 km. veya daha fazla olmalıdır. 81 km'den az olan sefer, şer'an sefer sayılmaz.
    İbn Ömer ve İbn Abbas 4 bürûd'luk bir mesafeye gittikleri zaman namazlarını kısaltır, oruçlarını bozarlardı.[10]
    4 bürûd, 16 fersahtır. Bu da yaklaşık olarak 81 kilometredir. İbn Abbas ve İbn Ömer böyle birşeyi kendiliklerinden yapmayacaklarından muhakkak Hz. Peygamber'den böyle gördükleri veya böyle duydukları için bu şekilde davranmışlardır.
    b. Sefer belirli bir yere yapılmalıdır.
    Nereye gittiği belirsiz olup rastgele dolaşan kişi seferî sayılmaz. Çünkü onun belli bir yönü yoktur. Komutana tâbi olan asker de seferî sayılmaz. Çünkü o da nereye götürüldüğünü bilmez. Ancak seferin yönü ve mesafesi önceden söylenirse, sefer de uzun olursa kişi namazlarım kısaltabilir. Çünkü uzun sefer kesin olarak tahakkuk etmiştir.
    c. Seferin amacı masiyet olmamalıdır.
    Eğer masiyet için sefer yapılırsa seferî olunmaz; içki ticareti yapmak, faiz almak, yol kesmek gibi şeyler için yolculuğa çıkan kimse seferîliğin hükümlerinden faydalanmaz. Çünkü namazı kısaltmak ruhsattır. Ruhsat da sadece emanet için meşru kılınmıştır. Bu nedenle de günah olan şeylerde ruhsat olmaz; günah için sefere çıkan kişi namazları ne cem edebilir, ne de kısaltabilir.

    Yağmurlu Zamanlarda Namazları Cem Etmek


    Yağmurlu zamanlarda cem-i takdim yaparak ikindi namazını öğle vaktine, yatsı namazını da akşam vaktine getirip birleştirerek kılmak caiz­dir.
    İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber, korku ve yolculuk olmadığı halde (Medine'de) öğle ile ikindiyi, akşam ile de yatsıyı cem ederek kılardı'.[11]
    Müslim'in diğer bir rivayetinde İbn Abbas şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber'in namazları cem etmesinin sebebi, ümmetinden hiç kimseyi zorluğa sokmamayı murad ettiğindendir'.[12]
    İkinci namazın vaktinde kılmak üzere cem-i tehir yapılmaz. Çünkü yağmur çoğu kez ikinci namazın vaktinde kesilir. Bu durumda namaz, özür olmaksızın vaktinin dışına çıkarılmış olur.
    Cem-i tehir yapmanın şartları şunlardır:
    a. Namaz cemaatle kılınmalı ve örfen uzak sayılan bir mescide yağmur nedeniyle gitmekte zorluk bulunmalıdır.
    b. Yağmur, iki namazın başlangıcında yağmaya başlayıp birinci na­mazın selâmı verilinceye kadar devam etmelidir.

    KANYAK: Büyük Şafii İlmihali - Gonca yay.
    _____________________
    [1] Müslim/686
    [2] Buharî/1039; Müslim/690
    [3] Ebu Dâvud/1229
    [4] imam Ahmed
    [5] Ebu Dâvud
    [6] Buharî/1056
    [7] Müslim/705
    [8] Ebu Dâvud/1208; Tirmizî/553 ve başka muhaddisler
    [9] Buharî/1041
    [10] Buharı, (ta'lik olarak)
    [11] Müslim/705; Buharî/5:18. (Buharî'nin rivayetinde ravilerden biri olan Eyyub 'Belki de bu, yağmurlu bir günde olmuştur1 demiştir).
    [12] Müslim/705





+ Yorum Gönder