Konusunu Oylayın.: Namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız?
  1. 06.Ocak.2011, 17:17
    1
    Misafir

    Namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız?






    Namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız? Mumsema Namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız konu hakkında bana bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 06.Ocak.2011, 17:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 06.Kasım.2013, 15:46
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: namazın ruhani bölümünü nasıl yakalarız?




    Namazın ruhani (huşu) boyutu hakkında



    NAMAZI MİRAÇ KILABİLMEK


    Mü’min için özlemle beklenen bir buluşma anı olan namaz… Yüce Allah’ın huzuruna O’nun daveti ile çıkmanın ve kabul edilmenin ifadesidir. Namaz miracıdır müminin ve vuslat zamanıdır Rabbine.
    Namaz, Resulullah (s.a.s.)’in gözünün aydınlığıdır[1]… Müminin kapısının önünden akıp giden bir nehir gibidir o. Mümin günde beş kez o nehre dalar ve her türlü manevi kirlerden arınarak çıkar.
    Teslimiyettir namaz… Yüzünü ve yönünü Mevla’ya dönmek, sırtını Rabbine dayamak ve böylece en sağlam kaleye sığınmaktır namaz. O kaleye sığınan mümin her türlü hayâsızlıktan ve kötülükten korunmuş olur.[2]

    Günde beş defa yenilenen bir samimiyet ifadesidir namaz… Şafakla adeta semayı inleten ilahi çağrıyla yeniden gözlerini açan mümin, sabah namazıyla güne başlar. Yeni bir sabaha kavuşmanın lütuf ve hazzıyla Mevla’sına şükreder. Ve her göz açıp kapamanın, her nefes alıp verişinin Rabbinin ona lütfettiği bir sermaye olduğunu bilir. Bu sermayenin kilidini namaz ile açmak bir başka güzeldir.


    Bugün bir iç hesaplaşma ile başlayalım hutbemize ve soralım kendimize: Rabbimizle yakınlığımızı pekiştiren namaz hayatımızın neresinde ve namaza muhabbetimiz hangi derecede?

    Bir yandan bu soruları tefekkür ederken diğer taraftan kulak verelim adalet timsali, peygamber dostu Ömer efendimize;

    “Peygamber’e vahiy geldiğinde, yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Yine bir gün ona vahiy geldi. Bir müddet bekledik. Sonra Efendimiz kıbleye yöneldi ve ellerini açarak:
    “Allah’ım hayrımızı artır, bizi iyilik yönüyle noksanlaştırma. İkram et bize, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, düşmanlarımızı bize tercih etme. Allah’ım, bizi râzı kıl, bizden de râzı ol!” buyurdular. Sonra da:
    “Bana on âyet indirildi. Kim bunları tatbik ederse cennete girer” buyurdu ve Mü’minûn suresinden ilk on ayetini okudu:
    “Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler…”[3]



    Nice dünyevî arzu ve yönelişler insanın önünde Rabbine ulaşmada adeta kalın birer duvar gibidir. O duvarı ne kadar aşılmaz kılarsak, boyun büküp secde etmemiz de o derece zor ve imkânsız hale gelir. Nüvesi toprak olan insan benlik duvarını aşmadıkça, yüzünü toprağa koyup secdeye varmadıkça, rahmet pınarından kana kana içmesi mümkün değildir.

    Bizlere hayat sunan, varoluşumuzu anlamlandıran rahmet ve hikmet pınarından nasiplenebilmek için geliniz; namazı miraca dönüştürebilecek bir niyet ve samimiyetle yola koyulalım.

    İftitah tekbirimiz, Rabbimizin rızasına ulaşmayı engelleyen her türlü gayri meşru arzu ve istekleri terkin adı olsun…
    Kıyamımız, günah ve mâsiyetlere karşı dimdik duruşumuz olsun…
    Kıraatimiz, her daim kelâmullah olsun…
    Rükûmuz, Allah yolunda hizmete amade oluşumuzun simgesi olsun…
    Secdelerimiz, Mevla huzurunda teslimiyetin göstergesi olsun…
    Tahiyyatımız, O’nun emir ve yasaklarına kulak verişimiz olsun…
    Selamımız, nihai felah ve huzuru yakalayışımız olsun…
    Ve diyelim ki;
    “Allahumme entes-selâmu ve minkesselâmu tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm.”[4]




    Hazırlayan: Dr. Yaşar YİĞİT
    Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ - S. Nurdan YAĞLI




    [1] Ahmed, III/128, 199, 285


    [2] Ankebut, 29/45

    [3] Tirmizî, Tefsir, 23/3173

    [4] Müslim, Mesacid, 135; Tirmizi, Salat, 224


  4. 06.Kasım.2013, 15:46
    2
    Moderatör



    Namazın ruhani (huşu) boyutu hakkında



    NAMAZI MİRAÇ KILABİLMEK


    Mü’min için özlemle beklenen bir buluşma anı olan namaz… Yüce Allah’ın huzuruna O’nun daveti ile çıkmanın ve kabul edilmenin ifadesidir. Namaz miracıdır müminin ve vuslat zamanıdır Rabbine.
    Namaz, Resulullah (s.a.s.)’in gözünün aydınlığıdır[1]… Müminin kapısının önünden akıp giden bir nehir gibidir o. Mümin günde beş kez o nehre dalar ve her türlü manevi kirlerden arınarak çıkar.
    Teslimiyettir namaz… Yüzünü ve yönünü Mevla’ya dönmek, sırtını Rabbine dayamak ve böylece en sağlam kaleye sığınmaktır namaz. O kaleye sığınan mümin her türlü hayâsızlıktan ve kötülükten korunmuş olur.[2]

    Günde beş defa yenilenen bir samimiyet ifadesidir namaz… Şafakla adeta semayı inleten ilahi çağrıyla yeniden gözlerini açan mümin, sabah namazıyla güne başlar. Yeni bir sabaha kavuşmanın lütuf ve hazzıyla Mevla’sına şükreder. Ve her göz açıp kapamanın, her nefes alıp verişinin Rabbinin ona lütfettiği bir sermaye olduğunu bilir. Bu sermayenin kilidini namaz ile açmak bir başka güzeldir.


    Bugün bir iç hesaplaşma ile başlayalım hutbemize ve soralım kendimize: Rabbimizle yakınlığımızı pekiştiren namaz hayatımızın neresinde ve namaza muhabbetimiz hangi derecede?

    Bir yandan bu soruları tefekkür ederken diğer taraftan kulak verelim adalet timsali, peygamber dostu Ömer efendimize;

    “Peygamber’e vahiy geldiğinde, yakınlarında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Yine bir gün ona vahiy geldi. Bir müddet bekledik. Sonra Efendimiz kıbleye yöneldi ve ellerini açarak:
    “Allah’ım hayrımızı artır, bizi iyilik yönüyle noksanlaştırma. İkram et bize, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, düşmanlarımızı bize tercih etme. Allah’ım, bizi râzı kıl, bizden de râzı ol!” buyurdular. Sonra da:
    “Bana on âyet indirildi. Kim bunları tatbik ederse cennete girer” buyurdu ve Mü’minûn suresinden ilk on ayetini okudu:
    “Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler…”[3]



    Nice dünyevî arzu ve yönelişler insanın önünde Rabbine ulaşmada adeta kalın birer duvar gibidir. O duvarı ne kadar aşılmaz kılarsak, boyun büküp secde etmemiz de o derece zor ve imkânsız hale gelir. Nüvesi toprak olan insan benlik duvarını aşmadıkça, yüzünü toprağa koyup secdeye varmadıkça, rahmet pınarından kana kana içmesi mümkün değildir.

    Bizlere hayat sunan, varoluşumuzu anlamlandıran rahmet ve hikmet pınarından nasiplenebilmek için geliniz; namazı miraca dönüştürebilecek bir niyet ve samimiyetle yola koyulalım.

    İftitah tekbirimiz, Rabbimizin rızasına ulaşmayı engelleyen her türlü gayri meşru arzu ve istekleri terkin adı olsun…
    Kıyamımız, günah ve mâsiyetlere karşı dimdik duruşumuz olsun…
    Kıraatimiz, her daim kelâmullah olsun…
    Rükûmuz, Allah yolunda hizmete amade oluşumuzun simgesi olsun…
    Secdelerimiz, Mevla huzurunda teslimiyetin göstergesi olsun…
    Tahiyyatımız, O’nun emir ve yasaklarına kulak verişimiz olsun…
    Selamımız, nihai felah ve huzuru yakalayışımız olsun…
    Ve diyelim ki;
    “Allahumme entes-selâmu ve minkesselâmu tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm.”[4]




    Hazırlayan: Dr. Yaşar YİĞİT
    Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ - S. Nurdan YAĞLI




    [1] Ahmed, III/128, 199, 285


    [2] Ankebut, 29/45

    [3] Tirmizî, Tefsir, 23/3173

    [4] Müslim, Mesacid, 135; Tirmizi, Salat, 224





+ Yorum Gönder