Konusunu Oylayın.: Kaza namazı hakkında bilgiler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kaza namazı hakkında bilgiler
  1. 01.Aralık.2010, 11:55
    1
    Misafir

    Kaza namazı hakkında bilgiler

  2. 01.Aralık.2010, 12:54
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: kaza namazı hakkında bilgi almak istiyorum




    Sünnetler ve Kaza Namazları Hakkında Mezheplerin Görüşleri
    Meşrû bir mazeretin dışında namazı kazâya bırakan kimse, bir hatâ işlemiş ve günaha girmiş olur. Bu uitibarla kazâya kalan namazın, en kısa zamanda kılınması gerekir. Çünkü beş vakit namazın edâsı farz olduğu gibi, kazası da farzdır. Kazâya kalan namazın kılınmasıyla sadece borç ödenmiş olur. Günahın affedilmesi için de ayrıca tevbe istiğfar etmek lâzımdır.

    Namaz borcundan bir an evvel kurtulmak için, hakkında Peygamberimizin hadisi bulunmayan nâfile namazların yerine kaza kılmak daha isabetli olur. Ancak, Hanefî mezhebine göre, hakkında hadis bulunan nafile namazların yerine kaza kılmak uygun değildir. Bu hususta Hanefî fıkıh kitaplarında şu hüküm yer alır:

    “Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namaz kılmaktançok daha ehemmiyetli ve çok daha uygundur. Fakat beş vakit namazın sünnetleri, kuşluk, tesbih, tahiyyetü’l-mescid ve evvabin namazı bundan müstesnadır. [Yani bu sünnet ve nafileler kaza namazları için terk edilmezler.>”1

    Herşeyden evvel, namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bir yerde farz namazların tamamlayıcısı hükmündedir ve Peygamberimizin (a.s.m.) şefaatine vesiledir. Bunun için,namazını kazaya bırakan kimse bir yandan namazlarını kaza etmekle borçtan kurtulurken, diğer taraftan da sünnetleri kılarak Peygamberimize olan bağlılığını göstermiş olur.

    Mesele Hanefî mezhebine göre böyle iken, diğer üç mezhebe göre, kaza namazı olan bir kimsenin nafile namazları ile meşgul olması, sünnet kılması caiz değil, haramdır.
    Mâlikî mezhebine göre, üzerinde kaza namazı bulunan bir kimsein nafile namazı kılması haramdır. Ancak beş vakit namazların sünnetleri ile tahiyyetü’l-mescidin kılınabileceğine dair ruhsat vardır. Bunların dışında meselâ teravih namazı ile meşgul olunduğu takdirde sevap alınsa da, kaza namazı geriye bırakıldığı için günah işlenmiş olur.

    Şâfiî mezhebine göre de, üzerinde kaza namazı borcu olan bir insanın, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar gerek beş vakit namazların sünnetlerini, gerekse diğer nafileleri kılması mekruhtur. Çünkü bir an önce kazaların kılınıp bitirilmesi gerekir.
    Hanbelî mezhebine göre ise üzerinde kaza namazı olan bir kimsenin nafile ile meşgul olması haramdır. Ancak vitir ile beş vakit namazın sünnetlerini kılması caizdir. Fakat, kazaları çoksa bunları da kılmayarak kaza namazlarıyla meşgul olması daha iyidir. Yalnız sabah namazının sünneti bundan hariçtir, onu kılmak gerekir.2

    Netice olarak; kaza namazları fazla olan Hanefîlerin sünetleri terk ederek kaza namazı kılmalarında bir mes’uliyet olduğu söylenemez. Gerek vakit namazlarının, gerekse diğer nafilelerin yerine kaza namazının kılınmasının uygun veya evlâ olmaması demek, “Sünnetyerine kaza kılmak caiz değildir” mânâsına gelmez.

    Ancak bununla beraber kaza namazları fazla olmayan kimseler ise her farzdan sonra bir vakit kazâ namazı kılmayı alışkanlık haline getirirlerse güzel bir âdeti devam ettirmiş olurlar. Ayrıca Cenab-ı Hakkın mahşer günü eksik gelen farz namazları sünnetlerle tamamlamayacağı hususunda rivayetler bulunduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir.

    1. Mevlânâ eş-Şeyh Nızâm. el-Fetâvâl-Hindiyye. (Bulak: Matbaa-i Emiriyye, 1310), 1:125; İbni Âbidin. 1493; el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492; Halebî-i Sağîr, s.349.
    2. el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492.

    mumsema İslam arşivi


  3. 01.Aralık.2010, 12:54
    2
    Silent and lonely rains



    Sünnetler ve Kaza Namazları Hakkında Mezheplerin Görüşleri
    Meşrû bir mazeretin dışında namazı kazâya bırakan kimse, bir hatâ işlemiş ve günaha girmiş olur. Bu uitibarla kazâya kalan namazın, en kısa zamanda kılınması gerekir. Çünkü beş vakit namazın edâsı farz olduğu gibi, kazası da farzdır. Kazâya kalan namazın kılınmasıyla sadece borç ödenmiş olur. Günahın affedilmesi için de ayrıca tevbe istiğfar etmek lâzımdır.

    Namaz borcundan bir an evvel kurtulmak için, hakkında Peygamberimizin hadisi bulunmayan nâfile namazların yerine kaza kılmak daha isabetli olur. Ancak, Hanefî mezhebine göre, hakkında hadis bulunan nafile namazların yerine kaza kılmak uygun değildir. Bu hususta Hanefî fıkıh kitaplarında şu hüküm yer alır:

    “Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namaz kılmaktançok daha ehemmiyetli ve çok daha uygundur. Fakat beş vakit namazın sünnetleri, kuşluk, tesbih, tahiyyetü’l-mescid ve evvabin namazı bundan müstesnadır. [Yani bu sünnet ve nafileler kaza namazları için terk edilmezler.>”1

    Herşeyden evvel, namazlardan önce ve sonra kılınan sünnetler bir yerde farz namazların tamamlayıcısı hükmündedir ve Peygamberimizin (a.s.m.) şefaatine vesiledir. Bunun için,namazını kazaya bırakan kimse bir yandan namazlarını kaza etmekle borçtan kurtulurken, diğer taraftan da sünnetleri kılarak Peygamberimize olan bağlılığını göstermiş olur.

    Mesele Hanefî mezhebine göre böyle iken, diğer üç mezhebe göre, kaza namazı olan bir kimsenin nafile namazları ile meşgul olması, sünnet kılması caiz değil, haramdır.
    Mâlikî mezhebine göre, üzerinde kaza namazı bulunan bir kimsein nafile namazı kılması haramdır. Ancak beş vakit namazların sünnetleri ile tahiyyetü’l-mescidin kılınabileceğine dair ruhsat vardır. Bunların dışında meselâ teravih namazı ile meşgul olunduğu takdirde sevap alınsa da, kaza namazı geriye bırakıldığı için günah işlenmiş olur.

    Şâfiî mezhebine göre de, üzerinde kaza namazı borcu olan bir insanın, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar gerek beş vakit namazların sünnetlerini, gerekse diğer nafileleri kılması mekruhtur. Çünkü bir an önce kazaların kılınıp bitirilmesi gerekir.
    Hanbelî mezhebine göre ise üzerinde kaza namazı olan bir kimsenin nafile ile meşgul olması haramdır. Ancak vitir ile beş vakit namazın sünnetlerini kılması caizdir. Fakat, kazaları çoksa bunları da kılmayarak kaza namazlarıyla meşgul olması daha iyidir. Yalnız sabah namazının sünneti bundan hariçtir, onu kılmak gerekir.2

    Netice olarak; kaza namazları fazla olan Hanefîlerin sünetleri terk ederek kaza namazı kılmalarında bir mes’uliyet olduğu söylenemez. Gerek vakit namazlarının, gerekse diğer nafilelerin yerine kaza namazının kılınmasının uygun veya evlâ olmaması demek, “Sünnetyerine kaza kılmak caiz değildir” mânâsına gelmez.

    Ancak bununla beraber kaza namazları fazla olmayan kimseler ise her farzdan sonra bir vakit kazâ namazı kılmayı alışkanlık haline getirirlerse güzel bir âdeti devam ettirmiş olurlar. Ayrıca Cenab-ı Hakkın mahşer günü eksik gelen farz namazları sünnetlerle tamamlamayacağı hususunda rivayetler bulunduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir.

    1. Mevlânâ eş-Şeyh Nızâm. el-Fetâvâl-Hindiyye. (Bulak: Matbaa-i Emiriyye, 1310), 1:125; İbni Âbidin. 1493; el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492; Halebî-i Sağîr, s.349.
    2. el-Mezahibü’l-Erbaa, 1:492.

    mumsema İslam arşivi


  4. 15.Nisan.2011, 18:49
    3
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: kaza namazı hakkında bilgi almak istiyorum

    Kaza namazı hakkında

    Bilerek ya da bilmeyerek, geçerli veya geçersiz nedenlerle vaktinde eda edilemeyen namazların kazası çok sorulan sorular arasında Ali Bulaç´ın tabiriyle "medya vaizlerinin" -ki ben buna ´okumuş´ sıfatını ilave etmek isterim- yanı sıra dinî yaşayışlarının göstergesi ile samimiyetlerinden şüphe etmediğimiz bazı ağızların da "kaza namazı yoktur" deyip diğerleri ile aynı çizgide buluşmaları kafaları karıştıran temel faktör Şahsen bu konu ile alakalı soruların çokluğunu buna bağlıyorum
    Kaza namazı vardır-yoktur müzakeresine girmeden önce, namazın bir Müslüman için ne ifade ettiğinin, aksine ihtimal vermeyecek netlikte zihinlerde ve kalplerde yerleşmesi lazım Hz Peygamber (sas ) hassasiyeti bir kenara, bir sahabe, tabiin ya da ulema ve süleha ölçüsünde bunun idrakine varılsa bu türlü soruları gerektirecek yaşantı olmaz hiçbirimizin hayatında Diyelim ki oldu; bu defa da kaza namazı var mıdır soru ve cevabı ile vakit geçirileceğine, herkes namazlarının kazasını kılmaya durur O halde mesele kaza namazının varlığı-yokluğundan ziyade, namaz şuurunda, namaz hakikatinin vicdanlarda yer etmesinde düğümleniyor
    Günümüz insanının birçoğu hayatının belli bir dönemine kadar namaz gibi günde beş defa tekrarlanan ve dıştan bakıldığında külfet gibi gözüken bir ibadetten kısmen uzak bir hayat yaşıyor Cuma, bayram, mübarek gecelerde ancak namaz ile irtibata geçiyor veya cenaze, doğum ve hastalık gibi şükrü veya Rabb `imin yardımına en çok ihtiyaç duyulan beşerî hallerde namazı hatırlıyor Sonra yaş kemale erip, ecelinin ayak seslerini duyunca, kabir kapısının kendisi için de açıldığını hissedince, başta namaz olmak üzere ibadet hayatını daha derinden yaşamaya başlıyor Fakat bu defa -şahsa göre değişir- mazide kalan 10-20-30 yıllık kılınmayan namaz gerçeği ile yüz yüze geliyor İşte `kaza namazı var mıdır` sorusu burada kendini gösteriyor Yoksa zaten ibadet hayatına devam eden bir insanın uyuma, hastalık, unutma gibi sebeplerle kılamadığı üç-beş vaktin kazasından sanırım kimse bahsetmiyor
    Kur`an`da açık, sarih ve net kaza namazı, onun bir yükümlülük olduğundan bahseden ayet yoktur Sünnete gelince lihikmetin yani ihtimal ümmetine örnek olması sebebiyle Efendimiz `in iki defa uyuma, bir defa da Hendek Savaşı `nda 4 rekatlık namaz kılacak vakit dahi olsa cepheyi terk edecek bir zaman bulamaması nedeniyle kazaya kalmış namazı vardır Allah Rasulü (sas ), hepsinde de hemen namazlarının kazasını kılmıştır Bu delilleri değerlendiren mezhep alimleri ise kaza namazının gerekliliğinden dem vurmuş, müzakerelerini kaza borcu olan nafile kılabilir mi-kılamaz mı sorusu üzerinde yoğunlaştırmışlardır Dikkat edin, müzakereye konu olan -betahsis tartışma demiyorum- kaza namazının meşruiyeti değil, kaza borcu olanın revatip sünnetler dahil nafile kılıp-kılamayacağı ile alakalıdır
    İbni Teymiyye ve talebesi İKayyim el-Cevziyye `nin "kasten terk edilen namazın kazası yoktur" görüşlerinin, İslam `da kaza namazı yoktur görüşüne delil olarak gösterilmesi yanlış bir yaklaşımdır Çünkü ne Efendimiz `in (sas ) hayatında ne de sahabede kasten terk edilen bir namaz örneği yoktur Günümüzde kaza namazı var mıdır sorusunu soranların namazı terki kasdî değil, ihmal, tembellik, namaz alışkanlığı, yanlış yorumladıkları meşguliyet ve başta söylediğimiz namaz şuurunun yokluğu faktörlerine dayalıdır
    İslam `ın cahiliyyeye yani İslam öncesi hayata ait yanlışlıkları, hataları silip süpürmesi, Hak katında sorguya tabi olmaması ile alakalı hadisin kaza namazlarının yokluğuna delil olarak kullanılması da tekellüflü bir tevildir Bu, doğuştan Müslüman, İslamî bir terbiye almış, belli bir dönem namaz, oruç gibi ibadetleri kesintili de olsa devam ettiren Müslüman`ı, önceki hayatında müşrik, kâfir veya Hıristiyan , Yahudi , Budist başka bir dine mensup insanla eşdeğer tutma demektir Başka bir ifadeyle, İslam gayrimüslim birisini ibadetle mükellef tutmamakta, içki, kumar, zina dahil İslam `a göre haram amellerinden dolayı hesaba çekmemektedir Hadiste anlatılan kişiler bunlardır
    Sonuç; kaza namazının varlığından ziyade kaza namazı olan nafile namaz kılmalı mıdır, bunu konuşsak daha isabetli bir iş yapmış oluruz
    Ahmet Kurucan
    KAYNAK : Zaman


  5. 15.Nisan.2011, 18:49
    3
    Moderatör
    Kaza namazı hakkında

    Bilerek ya da bilmeyerek, geçerli veya geçersiz nedenlerle vaktinde eda edilemeyen namazların kazası çok sorulan sorular arasında Ali Bulaç´ın tabiriyle "medya vaizlerinin" -ki ben buna ´okumuş´ sıfatını ilave etmek isterim- yanı sıra dinî yaşayışlarının göstergesi ile samimiyetlerinden şüphe etmediğimiz bazı ağızların da "kaza namazı yoktur" deyip diğerleri ile aynı çizgide buluşmaları kafaları karıştıran temel faktör Şahsen bu konu ile alakalı soruların çokluğunu buna bağlıyorum
    Kaza namazı vardır-yoktur müzakeresine girmeden önce, namazın bir Müslüman için ne ifade ettiğinin, aksine ihtimal vermeyecek netlikte zihinlerde ve kalplerde yerleşmesi lazım Hz Peygamber (sas ) hassasiyeti bir kenara, bir sahabe, tabiin ya da ulema ve süleha ölçüsünde bunun idrakine varılsa bu türlü soruları gerektirecek yaşantı olmaz hiçbirimizin hayatında Diyelim ki oldu; bu defa da kaza namazı var mıdır soru ve cevabı ile vakit geçirileceğine, herkes namazlarının kazasını kılmaya durur O halde mesele kaza namazının varlığı-yokluğundan ziyade, namaz şuurunda, namaz hakikatinin vicdanlarda yer etmesinde düğümleniyor
    Günümüz insanının birçoğu hayatının belli bir dönemine kadar namaz gibi günde beş defa tekrarlanan ve dıştan bakıldığında külfet gibi gözüken bir ibadetten kısmen uzak bir hayat yaşıyor Cuma, bayram, mübarek gecelerde ancak namaz ile irtibata geçiyor veya cenaze, doğum ve hastalık gibi şükrü veya Rabb `imin yardımına en çok ihtiyaç duyulan beşerî hallerde namazı hatırlıyor Sonra yaş kemale erip, ecelinin ayak seslerini duyunca, kabir kapısının kendisi için de açıldığını hissedince, başta namaz olmak üzere ibadet hayatını daha derinden yaşamaya başlıyor Fakat bu defa -şahsa göre değişir- mazide kalan 10-20-30 yıllık kılınmayan namaz gerçeği ile yüz yüze geliyor İşte `kaza namazı var mıdır` sorusu burada kendini gösteriyor Yoksa zaten ibadet hayatına devam eden bir insanın uyuma, hastalık, unutma gibi sebeplerle kılamadığı üç-beş vaktin kazasından sanırım kimse bahsetmiyor
    Kur`an`da açık, sarih ve net kaza namazı, onun bir yükümlülük olduğundan bahseden ayet yoktur Sünnete gelince lihikmetin yani ihtimal ümmetine örnek olması sebebiyle Efendimiz `in iki defa uyuma, bir defa da Hendek Savaşı `nda 4 rekatlık namaz kılacak vakit dahi olsa cepheyi terk edecek bir zaman bulamaması nedeniyle kazaya kalmış namazı vardır Allah Rasulü (sas ), hepsinde de hemen namazlarının kazasını kılmıştır Bu delilleri değerlendiren mezhep alimleri ise kaza namazının gerekliliğinden dem vurmuş, müzakerelerini kaza borcu olan nafile kılabilir mi-kılamaz mı sorusu üzerinde yoğunlaştırmışlardır Dikkat edin, müzakereye konu olan -betahsis tartışma demiyorum- kaza namazının meşruiyeti değil, kaza borcu olanın revatip sünnetler dahil nafile kılıp-kılamayacağı ile alakalıdır
    İbni Teymiyye ve talebesi İKayyim el-Cevziyye `nin "kasten terk edilen namazın kazası yoktur" görüşlerinin, İslam `da kaza namazı yoktur görüşüne delil olarak gösterilmesi yanlış bir yaklaşımdır Çünkü ne Efendimiz `in (sas ) hayatında ne de sahabede kasten terk edilen bir namaz örneği yoktur Günümüzde kaza namazı var mıdır sorusunu soranların namazı terki kasdî değil, ihmal, tembellik, namaz alışkanlığı, yanlış yorumladıkları meşguliyet ve başta söylediğimiz namaz şuurunun yokluğu faktörlerine dayalıdır
    İslam `ın cahiliyyeye yani İslam öncesi hayata ait yanlışlıkları, hataları silip süpürmesi, Hak katında sorguya tabi olmaması ile alakalı hadisin kaza namazlarının yokluğuna delil olarak kullanılması da tekellüflü bir tevildir Bu, doğuştan Müslüman, İslamî bir terbiye almış, belli bir dönem namaz, oruç gibi ibadetleri kesintili de olsa devam ettiren Müslüman`ı, önceki hayatında müşrik, kâfir veya Hıristiyan , Yahudi , Budist başka bir dine mensup insanla eşdeğer tutma demektir Başka bir ifadeyle, İslam gayrimüslim birisini ibadetle mükellef tutmamakta, içki, kumar, zina dahil İslam `a göre haram amellerinden dolayı hesaba çekmemektedir Hadiste anlatılan kişiler bunlardır
    Sonuç; kaza namazının varlığından ziyade kaza namazı olan nafile namaz kılmalı mıdır, bunu konuşsak daha isabetli bir iş yapmış oluruz
    Ahmet Kurucan
    KAYNAK : Zaman





+ Yorum Gönder