Konusunu Oylayın.: Namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları
  1. 16.Kasım.2010, 13:26
    1
    Misafir

    Namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları






    Namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları Mumsema Namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları nelerdir hakkında bilgiler lütfen bulunsun


  2. 16.Kasım.2010, 13:26
    1
    lügeşya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    lügeşya
    Misafir



  3. 17.Kasım.2010, 12:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: namazın insana ruh ve beden yönünden kazandırdıkları




    Namaz ve dua; İnsanın kendini bulmak ve kendini yetiştirmek için, bütün iyi­lik ve güzelliklerin kaynağı, yaratıcı Allah ile kısa bir sohbet, irtibat ve ondan sürekli feyiz isteme progra­mıdır.

    Namaz, dertli, yoğun ve bezgin kalplerin sakinleşti­ri­cisi, teselli vericisi, iç huzur ve ruh aydınlığının esası­dır. Tüm kötülük ve çirkinlikleri reddetmek tüm gü­zellik ve iyilikleri elde etmek için, hile ve riyadan uzak samimi bir halde antlaşma, harekete geçme sebebi, hazırlık ve iradedir.

    Neden namaz farzların en önemlisi ve üstünü ola­rak bilindi? Neden namaz dinin temeli ve esası olarak kabul edildi? Neden namaz olmaksızın hiç bir amel ka­bul edilmez? Acaba namazda ne gibi bir olağanüs­tülük gizlidir?

    Namazı çeşitli yönleri ve boyutlarıyla araştırabilir ve değerlendirebiliriz. Başlangıçta İslami dünya görü­şünde temel olarak kabul edilen insanın yaratılış hede­fine kısaca işaret etmek gerekir.

    İnsanın yaratılmış olduğuna ve bu yaratılışın kud­retli-hikmetli bir güç tarafından gerçekleştiğine inan­mak, onun yaratılmasında bir hedefin olduğu mana­sını ortaya koyar. İşte bu hedefi, nihai noktaya ulaş­mak için belli bir yolu kat ederek gösterilen çaba diye kabul edebiliriz. Yani yolu dikkatli bir plan ve be­lirli vesilelerle kat etmekle ve sonuçta nihai noktaya ulaşmak gerekir. Böylece o he­defe götüren yolu mutlaka tanımalı ve hedefi daima göz önünde tutmalı ki vaat edilen sonuca ulaşılsın.

    Bu yolda adım atan birisi kesinlikle müstakim ha­re­ket etmeli, daima hedefi göz önünde bulundurmalı, sap­malar ve yersiz hareketler onu meşgul etmemeli, ha­reketin devamlılığı ve doğru yönelişin korunması için tayin edilmiş olan yol gösterici reh­berin Peygamber’in emirlerine itaatsizlik etmemelidir.

    O hedef; insanın sonsuz tekamülü, yükselişi, Al­lah’a dönüşü, insandaki gizli kabiliyetlerin, enerjinin, iyi hasletlerin ortaya çıkarılması ve aynı zamanda bü­tün bunların; kendisine, insanlara, aleme iyilik yapma yolunda harekete geçirilmesidir.

    İnsanı hedefine yaklaştıran amelleri işlemek, mana­sız zararlı davranışları terk etmek, insan hayatına anlam kazandırır ve hayatı­nın felsefesi olan bu yolda onu ileriye götü­rür. Aksi halde insanı hedefsiz ve anlamsız bir hayat beklemektedir.

    Başka bir deyişle hayatı bir dershane ve laboratuar­ kabul edersek kainatın yaratıcısı-hayat vereni Al­lah’ın kanunları ve formülleri üzerinde amel edildiği zaman insan istenilen iyi neticeye ulaşabilir. Bunun için de bir yandan ilahi sünnetler ve yaratılış kanunları iyice tanı­malı ve hayatımızda tatbik etmeliyiz ve diğer bir yandan da bunu yapabilmek için kendisimizi iyi tanımalı, ihtiyaçlarımızı belirlemeli­yiz.

    Bu insanın en büyük mesuliyeti ve görevidir. Öyle bir mesuliyet ki yalnızca onu yerine getirmekle insan bi­linci hareket ederek, başarılı olma gücünü elde ede­cektir. Aksi taktirde insan ya hareketsizdir ve ya bilinçsizdir ve sonuçta ise ister istemez başarılı olamayacak­tır.

    Din insana hedef, yön, yol ve vesileyi belirtip açık­laya­rak, ona yolunu kat etmesinde ihtiyaç duyduğu yol azığını verir. Bu yolu kat edenler için yanlarında taşı­maları gereken en önemli azık “Allah’ı hatırlamak”tır.

    İnsanın yücelmesi için güçlü kanaat rolünü oynayan istek, ümit ve güven de Allah’ı anmakla gerçekleşir. Allah’ı anmak bir yandan sonsuz güzellik ve kemale bağlanmak anlamına olan hedefi unutmamasını ve yönü kaybetmeksizin sürekli yolcunun kat etmesi gereken yol hakkında uyanık ve hassa olmasını sağlarken diğer yandan güven, neşe ve gönül rahat­lığı verir; onu bunalımdan, insanı boşuna uğraştıran şeylere aldanmaktan veya zorluklara karşı korkuya kapılmaktan korur.

    Müslüman fert ve toplum İslam’ın gösterdiği bü­tün peygamberlerin (her türlü zorluklara göğüs gere­rek) davet ettiği yolda azim ve sebatla yürümesi Allah’ı unut­mamalarına bağlıdır. Böylece din çeşitli yollar ve vesilelerle Allah’ı ha­tırlamayı Müslümanların kalbinde daima canlı tutar.

    İnsanın her yanını tamamen Allah’ı tanımakla sa­ran, onu kendisine gelmesini sağlayarak uyanık tutan, yön tayin edici bir levha gibi Allah yolunda yürüyenleri şaşırma ve sapmalardan koruyan, onları doğru yoldan ayırmayan, yaşamında bir an bile olsa gaflete düşmesine mani olan, Allah’ı anmakla dop­dolu amellerden birisidir namaz.

    İnsan, kendisini saran karmakarışık, oyalayıcı dü­şünce­lerden kurtularak geçen zamanı ve hayatın hede­fini düşünme fırsatını genellikle bulamamaktadır. Gün­düzler geceye dönüyor, yepyeni günler doğuyor, haftalar ve aylar bütün hızıyla geçiyor, ama insan bir türlü hayatın başlangıç ve sonuna dikkatini çekemi­yor, geçen hayatın anlam veya boşluğunu fark edemiyor.

    “Namaz” uyandırma zilidir.Gece ve gündüz tüm saat­lerin bir uyarıcısıdır. İnsana düzenli bir program su­narak gecesine ve gündüzüne derin bir anlam kazandırmakta ve insanın ge­çen zamanın hesabını yapmasını sağlamaktadır.

    Oyalanma ve bilgisizlik içerisinde zamanın akıp gitme­sinden ve ömrünün boşa geçmesinden habersiz olan insana çağrıda bulunarak ona bir günün geçtiğini ve yeni bir günün başladığını hatırlatmakta, “faaliyete geçmelisin” demektedir. Çünkü öm­rün bir kısmı geçmiş, iyi amel yapma fırsatı elden çıkmıştır. Bu yüzden daha fazla çalışmak, ilerlemek gerek. İnsanın fırsatları kaçırmadan bu büyük hedefe ulaşması gerekir. Hedef büyüktür, fırsatı el­den çıkarmadan ona ulaşması gerekir.

    BİR BAŞKA AÇIDANNAMAZ

    Maddi işlerin zorlukları altında sıkışma yüzünden he­defi unutmak doğaldır. Öte yandan hedefe ulaşmak için insanın üstlenmiş olduğu sorumluluğu her gün tekrar göz­den geçirmesi, aşağı yukarı imkansız bir iştir. Bu işin ehli olan birinden duyacak ise daha bir zor, tekrarlamak ise mümkün de­ğil­dir. Bunun yanı sıra insan, mutluluk ve­ren bu İslam mektebinin bütün istek ve ideallerinin tamamını araştırmak için yeterli zamana sahip değildir. Böyle bir fırsat hiç bir zaman ele geçmez. Ama bu mektebin temel ilkeleri kısa ve öz olarak “namaz” da vardır. Onda var olan dü­zenli, hesaplı sözler ve hareketler İslam’ın çizelgesidir.

    Namazı, yön veriş ve içerik yönünden farklı olmalarına rağmen, bazı yönlerden ülkelerin milli marşlarına benzetebiliriz.

    Her ülke; hedeflerinin, ideolojilerinin ve kabul et­tik­leri hayat tarzının bir özeti olan milli marşını; kendi ilke ve ideolojisini halkının beynine yerleştirmek ve on­ları benimsediği düşünce tarzı üzerinde sağlamlaştırmak için tekrar tek­rar söylenmesini zorunlu sayar. Bu tekrarların sebebi; bu fi­kir tarzının onlarda devam etmesi, bu ülkenin ve he­deflerinin izleyicisi olduklarını bilmeleri içindir. Ülkele­rinin ilke ve hedeflerinin unutulması; o ülke halkının yol­larını değiştirdiği ve ülkelerinin hedeflerinin izleyicisi olmadık­ları anlamına gelir. Tekrarlamalar ise bu cephedeki iş ve hizmetler için hazırlıklı olmalarını sağlar. Aynı zamanda mesu­liyet ve görevle­rini hatırlatır, temel ilkeleri zihinlerinde canlı tutar, onlara cesa­ret ve yapabilirlik gücünü verir ve onları çaba ve girişime ha­zır hale getirir.

    Namaz, İslam mektebinin temel ilkelerinin özü, İslam’ı hayata geçirme yo­lu­nun aydınlatıcısı, mesuliyet, yol ve sonuçların gös­tergesidir. Günün başlangıcında, günün yarısında ve ak­şam vaktinde Müslümanları çağırıp ona kolay bir dille kul­luk bilinci ve hedefini anlatarak, manevi bir güçle onu amel etmeye teşvik etmektir. İşte namaz budur ve bu yüzden mümini adım adım, basamak basamak imanın zirvesine ve salih amele yaklaştırır. Onu çok kıymetli bir şahsiyet, iyi bir Müslüman haline getirir. Evet “Namaz mümi­nin yükseliş için merdivenidir” (miracıdır)[1]

    İnsanın karşısında ger­çek saadet ve kurtuluşa er­mek için uzun ve zor bir yol vardır. Bu yolu kat ederek ebedi saadete ermeye çalışmak in­sanın var oluş hedefidir. Fakat insanın ayağı­nın altına serilmiş önün­deki tek yol bu değildir. Onun asli yolu üzerinde çok sayıda çıkmazlar, saptırıcı ve tehlikeli yollar bu­lunmaktadır. Öyle­sine aldatıcı ve çe­kicidir ki bu saptırıcı yollar, yolcuların şüp­heye düşüp hata yapmalarını sağlar.

    Bu şüphelerden kurtulmak ve doğru yoldan şaş­ma­mak için gerekli olan; devamlı nihai hedef ve gaye olan Allah’a doğru yönelmek ve kat edeceği yolun bir haritasını kendi yanında taşımaktır. Namaz dik­katleri devamlı Allah’a çeken bir etken ve dosdoğru yolun (sı­rat-ı müstakimin) haritasından başka bir şey değildir. Al­lah ile mümin arasında devamlı bir irtibatın temin edil­diği namazda İslam düşüncesinin özü, özet bir şekilde zik­redilir. Bu açıklamadan namazı beş vakte taksim etmenin ne denli önemli olduğu da ortaya çıkmaktadır. Tıpkı be­denin ihtiyacı olan gıdanın belirli zamanlarda bedene verilmesi gibi…

    İslam’ın yüce hedeflerini, özellikle içinde barındıran namazda Kuran okumak da farz bir ameldir. Bu durum, namaz kılan kimseyi Kuran’ın bazı kısımlarının içeriği ile tanıştırır. Onu bu içerik üze­rinde tefekkür etmeye ve Kuran’la fikri irtibat kur­maya alıştırır.[2] Aslında namazda mevcut olan bü­tün hareketler, İslam’ın küçük etaptaki bir harita ve görüntüsü­dür.

    İslam insanların beden, ruh ve beyinlerini toplum içe­risinde harekete geçirerek -bu üç öğeyi- insanın sa­adeti için çalıştırır. Namaz da insanın amelinde aynı rolü oynar. Namaz halinde bu üç öğe harekete geçe­rek faaliyet halinde olur.

    Beden: el, ayak, dil ve eğilme oturma, toprağa ka­panma hareketleriyle…

    Beyin: Genel hedef ve vesilelere işaret olan nama­zın söz ve manasını düşünerek İslam’ın dünya görü­şünü baştan başa gözden geçirerek…

    Ruh: Allah’ı anmak suretiyle manevi bir gönül ra­hatlı­ğına kavuşarak, kalbi başıboşluk ve hedefsizlikten koruyarak, gönülde Allah korkusu ile huşu tohumunu bes­leyip yetiştirerek…

    Her dinde ibadet, o dinin özetidir denilmiştir. İs­lam’da da tamamen bu şekildedir. Söz, içerik ve dav­ranışlarda; ruh ile cismi, madde ile manayı, dünya ile ahireti birleştirmek namazın hususiyetlerindendir. Böy­lece kamil bir namaz kılan Müslüman, bütün ener­jisini kendisini yüceltme yolunda harekete geçirir ve aynı onda tüm beden, fikir ve ruh yeteneklerini bu yolda seferber eder.

    Namazı dosdoğru kılan bir kişi bütün kuvveti ile Al­lah’ın yolunda yürüdüğü için tüm şer, fesat ve çö­küş sebeplerini kendinde ve etrafında tesirsiz hale ge­tirir. Kur’an-ı Kerim bir kaç ayetinde ikame-i namazı yani namazı koruyarak, canlı tutarak kılmayı mütedeyyin (dindar) olmanın belirtilerinden saymakta ve birçok ayette namaz kılmanın üzerinde önemle durmak­tadır.

    Namazın ikamesi, namaz kılmaktan çok daha önemli bir konudur. Yani namaz kılmak sadece insa­nın kendi üzerine farz olan bir ibadeti yerine getirmesiyle sınırlı bir şey değildir. Bilakis bununla birlikte namazın çağırdığı yöne doğru yola ko­yulması ve başkalarının da bu yola koyulmasını sağ­lamasıdır. Gerçek manada namazın yerine getirilmesi kişi­nin gereken çabayı yaparak hem kendisinin, hem de başkalarının yaşadığı ortamı namazla uyumlu ma­nevi bir ortama dönüştürmesine denir. Bu atmosfer insanı, Allah’ı arama ve Allah’a tapınma eylemine sevk eder. Herkesi namaz hattı ve yönünde harekete geçirir. Mümin bir kişi ve mümin bir toplum namazı ikame ederek ahlaki bozukluk günah ve fesadın kökünü bünyesinde yakar, yok eder. Günah işleme yapısını ve günahın iç ve dış sebeplerini yani nefsani ve toplumsal et­kenlerini tesirsiz hale getirir. Namaz kesinlikle fert ve toplumu çirkin ve beğenilmeyen şeylerden korur.[3] Hayatın karmakarı­şık ve fırtınalı sahnesinde şeytani güçler her fırsatta -tam teçhizatlı olarak- iyi işleri ve iyilik sebeplerini kimde ve nerede olursa olsun yok etmek istemekte­dirler. Bu bağlamda ilk hücum edilecek ve viran oluna­cak kale insanların irade ve azim gücüdür. Çünkü bu dayanıklı koruyucuyu ortadan kaldırmakla; insanın şahsiyet kalesini (topladığı çok kıymetli bilgi ve asalet hazinesini) zapt etmek ve yağmalamak mümkündür.

    Allah’ı anmayı telkin ve tekrar ede­rek sınırlı meziyetlere sahip aciz insanın, sınırsız kud­rete sahip Allah ile ilişki kurmasını, O’na dayanmasını sağlayan ve bu yolla onun sonsuz ve sınırsız bir manevi güç elde etmesini sağlayan namaz, insan zaafının en iyi dermanı, irade ve azmin en etkili ilacı olarak değerlendirilmelidir.
    Yüce İslam Peygamberi (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) İslam’ın zuhurunun eşiğinde, her tarafı kuşatmış olan cehalet karşısında, omuzunda dağlar kadar ağır sorumluluk hissettiği bir dönemde gece yarısı namaz ve zikir ile emrolunuyordu "Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Bi­razı hariç geceleri kalk namazı kıl. Gecenin yarısında, yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an’ı tane tane oku. Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahiy edeceğiz.”[4]


    [1]- Nebevi hadis

    [2]- “Şüphesiz insanlara namazda Kur’an okumalarının emrolunması, Kur’an’ın unutulmaması, kaybolmaması ve yıpranmaması içindir. Böylece Kur’an ortadan kalkmaz ve meçhul olmaz.” (Fazl b. Şazan’ın İmam Rıza’dan naklettiği hadis.)


    [3]- "(Re­sulüm) Sana vahiy edilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alı-koyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin)en büyü­ğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” Ankebut/45


    [4]- Müzemmil/1-5



  4. 17.Kasım.2010, 12:40
    2
    Silent and lonely rains



    Namaz ve dua; İnsanın kendini bulmak ve kendini yetiştirmek için, bütün iyi­lik ve güzelliklerin kaynağı, yaratıcı Allah ile kısa bir sohbet, irtibat ve ondan sürekli feyiz isteme progra­mıdır.

    Namaz, dertli, yoğun ve bezgin kalplerin sakinleşti­ri­cisi, teselli vericisi, iç huzur ve ruh aydınlığının esası­dır. Tüm kötülük ve çirkinlikleri reddetmek tüm gü­zellik ve iyilikleri elde etmek için, hile ve riyadan uzak samimi bir halde antlaşma, harekete geçme sebebi, hazırlık ve iradedir.

    Neden namaz farzların en önemlisi ve üstünü ola­rak bilindi? Neden namaz dinin temeli ve esası olarak kabul edildi? Neden namaz olmaksızın hiç bir amel ka­bul edilmez? Acaba namazda ne gibi bir olağanüs­tülük gizlidir?

    Namazı çeşitli yönleri ve boyutlarıyla araştırabilir ve değerlendirebiliriz. Başlangıçta İslami dünya görü­şünde temel olarak kabul edilen insanın yaratılış hede­fine kısaca işaret etmek gerekir.

    İnsanın yaratılmış olduğuna ve bu yaratılışın kud­retli-hikmetli bir güç tarafından gerçekleştiğine inan­mak, onun yaratılmasında bir hedefin olduğu mana­sını ortaya koyar. İşte bu hedefi, nihai noktaya ulaş­mak için belli bir yolu kat ederek gösterilen çaba diye kabul edebiliriz. Yani yolu dikkatli bir plan ve be­lirli vesilelerle kat etmekle ve sonuçta nihai noktaya ulaşmak gerekir. Böylece o he­defe götüren yolu mutlaka tanımalı ve hedefi daima göz önünde tutmalı ki vaat edilen sonuca ulaşılsın.

    Bu yolda adım atan birisi kesinlikle müstakim ha­re­ket etmeli, daima hedefi göz önünde bulundurmalı, sap­malar ve yersiz hareketler onu meşgul etmemeli, ha­reketin devamlılığı ve doğru yönelişin korunması için tayin edilmiş olan yol gösterici reh­berin Peygamber’in emirlerine itaatsizlik etmemelidir.

    O hedef; insanın sonsuz tekamülü, yükselişi, Al­lah’a dönüşü, insandaki gizli kabiliyetlerin, enerjinin, iyi hasletlerin ortaya çıkarılması ve aynı zamanda bü­tün bunların; kendisine, insanlara, aleme iyilik yapma yolunda harekete geçirilmesidir.

    İnsanı hedefine yaklaştıran amelleri işlemek, mana­sız zararlı davranışları terk etmek, insan hayatına anlam kazandırır ve hayatı­nın felsefesi olan bu yolda onu ileriye götü­rür. Aksi halde insanı hedefsiz ve anlamsız bir hayat beklemektedir.

    Başka bir deyişle hayatı bir dershane ve laboratuar­ kabul edersek kainatın yaratıcısı-hayat vereni Al­lah’ın kanunları ve formülleri üzerinde amel edildiği zaman insan istenilen iyi neticeye ulaşabilir. Bunun için de bir yandan ilahi sünnetler ve yaratılış kanunları iyice tanı­malı ve hayatımızda tatbik etmeliyiz ve diğer bir yandan da bunu yapabilmek için kendisimizi iyi tanımalı, ihtiyaçlarımızı belirlemeli­yiz.

    Bu insanın en büyük mesuliyeti ve görevidir. Öyle bir mesuliyet ki yalnızca onu yerine getirmekle insan bi­linci hareket ederek, başarılı olma gücünü elde ede­cektir. Aksi taktirde insan ya hareketsizdir ve ya bilinçsizdir ve sonuçta ise ister istemez başarılı olamayacak­tır.

    Din insana hedef, yön, yol ve vesileyi belirtip açık­laya­rak, ona yolunu kat etmesinde ihtiyaç duyduğu yol azığını verir. Bu yolu kat edenler için yanlarında taşı­maları gereken en önemli azık “Allah’ı hatırlamak”tır.

    İnsanın yücelmesi için güçlü kanaat rolünü oynayan istek, ümit ve güven de Allah’ı anmakla gerçekleşir. Allah’ı anmak bir yandan sonsuz güzellik ve kemale bağlanmak anlamına olan hedefi unutmamasını ve yönü kaybetmeksizin sürekli yolcunun kat etmesi gereken yol hakkında uyanık ve hassa olmasını sağlarken diğer yandan güven, neşe ve gönül rahat­lığı verir; onu bunalımdan, insanı boşuna uğraştıran şeylere aldanmaktan veya zorluklara karşı korkuya kapılmaktan korur.

    Müslüman fert ve toplum İslam’ın gösterdiği bü­tün peygamberlerin (her türlü zorluklara göğüs gere­rek) davet ettiği yolda azim ve sebatla yürümesi Allah’ı unut­mamalarına bağlıdır. Böylece din çeşitli yollar ve vesilelerle Allah’ı ha­tırlamayı Müslümanların kalbinde daima canlı tutar.

    İnsanın her yanını tamamen Allah’ı tanımakla sa­ran, onu kendisine gelmesini sağlayarak uyanık tutan, yön tayin edici bir levha gibi Allah yolunda yürüyenleri şaşırma ve sapmalardan koruyan, onları doğru yoldan ayırmayan, yaşamında bir an bile olsa gaflete düşmesine mani olan, Allah’ı anmakla dop­dolu amellerden birisidir namaz.

    İnsan, kendisini saran karmakarışık, oyalayıcı dü­şünce­lerden kurtularak geçen zamanı ve hayatın hede­fini düşünme fırsatını genellikle bulamamaktadır. Gün­düzler geceye dönüyor, yepyeni günler doğuyor, haftalar ve aylar bütün hızıyla geçiyor, ama insan bir türlü hayatın başlangıç ve sonuna dikkatini çekemi­yor, geçen hayatın anlam veya boşluğunu fark edemiyor.

    “Namaz” uyandırma zilidir.Gece ve gündüz tüm saat­lerin bir uyarıcısıdır. İnsana düzenli bir program su­narak gecesine ve gündüzüne derin bir anlam kazandırmakta ve insanın ge­çen zamanın hesabını yapmasını sağlamaktadır.

    Oyalanma ve bilgisizlik içerisinde zamanın akıp gitme­sinden ve ömrünün boşa geçmesinden habersiz olan insana çağrıda bulunarak ona bir günün geçtiğini ve yeni bir günün başladığını hatırlatmakta, “faaliyete geçmelisin” demektedir. Çünkü öm­rün bir kısmı geçmiş, iyi amel yapma fırsatı elden çıkmıştır. Bu yüzden daha fazla çalışmak, ilerlemek gerek. İnsanın fırsatları kaçırmadan bu büyük hedefe ulaşması gerekir. Hedef büyüktür, fırsatı el­den çıkarmadan ona ulaşması gerekir.

    BİR BAŞKA AÇIDANNAMAZ

    Maddi işlerin zorlukları altında sıkışma yüzünden he­defi unutmak doğaldır. Öte yandan hedefe ulaşmak için insanın üstlenmiş olduğu sorumluluğu her gün tekrar göz­den geçirmesi, aşağı yukarı imkansız bir iştir. Bu işin ehli olan birinden duyacak ise daha bir zor, tekrarlamak ise mümkün de­ğil­dir. Bunun yanı sıra insan, mutluluk ve­ren bu İslam mektebinin bütün istek ve ideallerinin tamamını araştırmak için yeterli zamana sahip değildir. Böyle bir fırsat hiç bir zaman ele geçmez. Ama bu mektebin temel ilkeleri kısa ve öz olarak “namaz” da vardır. Onda var olan dü­zenli, hesaplı sözler ve hareketler İslam’ın çizelgesidir.

    Namazı, yön veriş ve içerik yönünden farklı olmalarına rağmen, bazı yönlerden ülkelerin milli marşlarına benzetebiliriz.

    Her ülke; hedeflerinin, ideolojilerinin ve kabul et­tik­leri hayat tarzının bir özeti olan milli marşını; kendi ilke ve ideolojisini halkının beynine yerleştirmek ve on­ları benimsediği düşünce tarzı üzerinde sağlamlaştırmak için tekrar tek­rar söylenmesini zorunlu sayar. Bu tekrarların sebebi; bu fi­kir tarzının onlarda devam etmesi, bu ülkenin ve he­deflerinin izleyicisi olduklarını bilmeleri içindir. Ülkele­rinin ilke ve hedeflerinin unutulması; o ülke halkının yol­larını değiştirdiği ve ülkelerinin hedeflerinin izleyicisi olmadık­ları anlamına gelir. Tekrarlamalar ise bu cephedeki iş ve hizmetler için hazırlıklı olmalarını sağlar. Aynı zamanda mesu­liyet ve görevle­rini hatırlatır, temel ilkeleri zihinlerinde canlı tutar, onlara cesa­ret ve yapabilirlik gücünü verir ve onları çaba ve girişime ha­zır hale getirir.

    Namaz, İslam mektebinin temel ilkelerinin özü, İslam’ı hayata geçirme yo­lu­nun aydınlatıcısı, mesuliyet, yol ve sonuçların gös­tergesidir. Günün başlangıcında, günün yarısında ve ak­şam vaktinde Müslümanları çağırıp ona kolay bir dille kul­luk bilinci ve hedefini anlatarak, manevi bir güçle onu amel etmeye teşvik etmektir. İşte namaz budur ve bu yüzden mümini adım adım, basamak basamak imanın zirvesine ve salih amele yaklaştırır. Onu çok kıymetli bir şahsiyet, iyi bir Müslüman haline getirir. Evet “Namaz mümi­nin yükseliş için merdivenidir” (miracıdır)[1]

    İnsanın karşısında ger­çek saadet ve kurtuluşa er­mek için uzun ve zor bir yol vardır. Bu yolu kat ederek ebedi saadete ermeye çalışmak in­sanın var oluş hedefidir. Fakat insanın ayağı­nın altına serilmiş önün­deki tek yol bu değildir. Onun asli yolu üzerinde çok sayıda çıkmazlar, saptırıcı ve tehlikeli yollar bu­lunmaktadır. Öyle­sine aldatıcı ve çe­kicidir ki bu saptırıcı yollar, yolcuların şüp­heye düşüp hata yapmalarını sağlar.

    Bu şüphelerden kurtulmak ve doğru yoldan şaş­ma­mak için gerekli olan; devamlı nihai hedef ve gaye olan Allah’a doğru yönelmek ve kat edeceği yolun bir haritasını kendi yanında taşımaktır. Namaz dik­katleri devamlı Allah’a çeken bir etken ve dosdoğru yolun (sı­rat-ı müstakimin) haritasından başka bir şey değildir. Al­lah ile mümin arasında devamlı bir irtibatın temin edil­diği namazda İslam düşüncesinin özü, özet bir şekilde zik­redilir. Bu açıklamadan namazı beş vakte taksim etmenin ne denli önemli olduğu da ortaya çıkmaktadır. Tıpkı be­denin ihtiyacı olan gıdanın belirli zamanlarda bedene verilmesi gibi…

    İslam’ın yüce hedeflerini, özellikle içinde barındıran namazda Kuran okumak da farz bir ameldir. Bu durum, namaz kılan kimseyi Kuran’ın bazı kısımlarının içeriği ile tanıştırır. Onu bu içerik üze­rinde tefekkür etmeye ve Kuran’la fikri irtibat kur­maya alıştırır.[2] Aslında namazda mevcut olan bü­tün hareketler, İslam’ın küçük etaptaki bir harita ve görüntüsü­dür.

    İslam insanların beden, ruh ve beyinlerini toplum içe­risinde harekete geçirerek -bu üç öğeyi- insanın sa­adeti için çalıştırır. Namaz da insanın amelinde aynı rolü oynar. Namaz halinde bu üç öğe harekete geçe­rek faaliyet halinde olur.

    Beden: el, ayak, dil ve eğilme oturma, toprağa ka­panma hareketleriyle…

    Beyin: Genel hedef ve vesilelere işaret olan nama­zın söz ve manasını düşünerek İslam’ın dünya görü­şünü baştan başa gözden geçirerek…

    Ruh: Allah’ı anmak suretiyle manevi bir gönül ra­hatlı­ğına kavuşarak, kalbi başıboşluk ve hedefsizlikten koruyarak, gönülde Allah korkusu ile huşu tohumunu bes­leyip yetiştirerek…

    Her dinde ibadet, o dinin özetidir denilmiştir. İs­lam’da da tamamen bu şekildedir. Söz, içerik ve dav­ranışlarda; ruh ile cismi, madde ile manayı, dünya ile ahireti birleştirmek namazın hususiyetlerindendir. Böy­lece kamil bir namaz kılan Müslüman, bütün ener­jisini kendisini yüceltme yolunda harekete geçirir ve aynı onda tüm beden, fikir ve ruh yeteneklerini bu yolda seferber eder.

    Namazı dosdoğru kılan bir kişi bütün kuvveti ile Al­lah’ın yolunda yürüdüğü için tüm şer, fesat ve çö­küş sebeplerini kendinde ve etrafında tesirsiz hale ge­tirir. Kur’an-ı Kerim bir kaç ayetinde ikame-i namazı yani namazı koruyarak, canlı tutarak kılmayı mütedeyyin (dindar) olmanın belirtilerinden saymakta ve birçok ayette namaz kılmanın üzerinde önemle durmak­tadır.

    Namazın ikamesi, namaz kılmaktan çok daha önemli bir konudur. Yani namaz kılmak sadece insa­nın kendi üzerine farz olan bir ibadeti yerine getirmesiyle sınırlı bir şey değildir. Bilakis bununla birlikte namazın çağırdığı yöne doğru yola ko­yulması ve başkalarının da bu yola koyulmasını sağ­lamasıdır. Gerçek manada namazın yerine getirilmesi kişi­nin gereken çabayı yaparak hem kendisinin, hem de başkalarının yaşadığı ortamı namazla uyumlu ma­nevi bir ortama dönüştürmesine denir. Bu atmosfer insanı, Allah’ı arama ve Allah’a tapınma eylemine sevk eder. Herkesi namaz hattı ve yönünde harekete geçirir. Mümin bir kişi ve mümin bir toplum namazı ikame ederek ahlaki bozukluk günah ve fesadın kökünü bünyesinde yakar, yok eder. Günah işleme yapısını ve günahın iç ve dış sebeplerini yani nefsani ve toplumsal et­kenlerini tesirsiz hale getirir. Namaz kesinlikle fert ve toplumu çirkin ve beğenilmeyen şeylerden korur.[3] Hayatın karmakarı­şık ve fırtınalı sahnesinde şeytani güçler her fırsatta -tam teçhizatlı olarak- iyi işleri ve iyilik sebeplerini kimde ve nerede olursa olsun yok etmek istemekte­dirler. Bu bağlamda ilk hücum edilecek ve viran oluna­cak kale insanların irade ve azim gücüdür. Çünkü bu dayanıklı koruyucuyu ortadan kaldırmakla; insanın şahsiyet kalesini (topladığı çok kıymetli bilgi ve asalet hazinesini) zapt etmek ve yağmalamak mümkündür.

    Allah’ı anmayı telkin ve tekrar ede­rek sınırlı meziyetlere sahip aciz insanın, sınırsız kud­rete sahip Allah ile ilişki kurmasını, O’na dayanmasını sağlayan ve bu yolla onun sonsuz ve sınırsız bir manevi güç elde etmesini sağlayan namaz, insan zaafının en iyi dermanı, irade ve azmin en etkili ilacı olarak değerlendirilmelidir.
    Yüce İslam Peygamberi (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) İslam’ın zuhurunun eşiğinde, her tarafı kuşatmış olan cehalet karşısında, omuzunda dağlar kadar ağır sorumluluk hissettiği bir dönemde gece yarısı namaz ve zikir ile emrolunuyordu "Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Bi­razı hariç geceleri kalk namazı kıl. Gecenin yarısında, yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an’ı tane tane oku. Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahiy edeceğiz.”[4]


    [1]- Nebevi hadis

    [2]- “Şüphesiz insanlara namazda Kur’an okumalarının emrolunması, Kur’an’ın unutulmaması, kaybolmaması ve yıpranmaması içindir. Böylece Kur’an ortadan kalkmaz ve meçhul olmaz.” (Fazl b. Şazan’ın İmam Rıza’dan naklettiği hadis.)


    [3]- "(Re­sulüm) Sana vahiy edilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alı-koyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin)en büyü­ğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” Ankebut/45


    [4]- Müzemmil/1-5






+ Yorum Gönder