Konusunu Oylayın.: Hatiplere imamlara hutbeler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Hatiplere imamlara hutbeler
  1. 07.Aralık.2009, 08:15
    1
    Misafir

    Hatiplere imamlara hutbeler






    Hatiplere imamlara hutbeler Mumsema Hatiplere imamlara hutbeler


  2. 10.Kasım.2013, 15:47
    2
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: Hatiplere imamlara hutbeler




    İMAM HATİPLERE HUTBE


    RAHMET’İN HİCRETİ
    Değerli Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimiz (s.a.s.), vahye ilk muhatap olduğunda, Varaka b. Nevfel, kavminin O’nu Mekke’den çıkaracağını söylüyor ve bütün peygamberlerin Hakk’a davet yolunda evlerinden ve yurtlarından vazgeçmeye mecbur bırakıldıklarını haber veriyordu.[1]
    O kutlu peygamberler, dünya hayatında Yüce Allah’a kavuşmayı amaçlayan bir muhacir konumundaydılar. Onlar, terk etmeden kavuşma olmayacağı bilinciyle doğdukları topraklardan vazgeçebiliyorlardı. Sevgili Peygamberimiz ve O’na inananlar da, önceki peygamberler ve ümmetler gibi uzak diyarlara göçe mecbur bırakılmıştı.
    Muhterem Kardeşlerim!
    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’i,[2] insanî erdemlerden ve kulluk bilincinden uzaklaşmış cahiliye toplumu hazmedemedi. Mekkeli müşrikler, kendilerine bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Merhamet Peygamberi’ne akla hayale gelmedik baskı ve zulmü reva gördüler. O’na kucak açmak, O’nunla yeniden kendilerine gelmek yerine O’nu dışladılar, O’nun hayatına kastettiler. Bu baskı ve şiddet ortamında İslam’ı yayma ve yaşama imkanı kalmadığını gören Efendimiz önce sahabeden bazılarını gönderdi, daha sonra da kendisi gitti fedakar insanların şehri Medine’ye. İşte bu göçün adı hicrettir.
    Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimizin bu hicreti sıradan bir göç değildir. Hicret, Müslümanlar için birçok dersler içermektedir. Her şeyden önce bu hicret, bir kaçış değil, ilâhi mesajlara gönül verenlerle Kutlu Elçi’nin kavuşmasıdır. Hicret, yüce değerlerin yeryüzünde neşv-ü nemâ bulması için girişilen kutlu bir yolculuktur.
    Hicret, İslam davası uğruna anadan, babadan, evlattan hatta candan vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli kıssasıdır. Hicret, yârını, diyârını, malını-mülkünü Allah için, göz kırpmadan terk eden Muhacir ve onları bağırlarına basan[3] Ensârın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, sevgi, saygı, paylaşma ve kucaklaşma vardır.
    Ölümü göze alarak Kutlu Peygamber’in emanetlerini üstlenen Hz. Ali; can yoldaşı, sadık dost Hz. Ebu Bekir; müşriklere meydan okuyarak Mekke’ye veda eden Hz. Ömer ve İslam uğruna tüm varlığını ortaya koyan Hz. Osman bu hicretin sembol isimleridir.
    Kardeşlerim!
    Hicret, Allah’a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü açanların azmi ve kararlılığı, bu değerlere kapılarını kapatanların ise hüsranıdır. Peygamberimizin hicreti, nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür. Bu fedakârlık ve meşakkat dolu yolculuğun Allah katında elbette bir mükâfatı vardır. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hususa şöyle işaret etmektedir; “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin tâ kendileridir.”[4]
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Ayrıca hicret, Gönüller Sultanı’nın ifadesiyle, haram ve günahları terk ederek Yüce Allah’a teslimiyettir. Hicret, insanlık onurunu zedeleyen her türlü süflî duygu ve emellere sırt çevirip ulvî değerler uğruna mücadele etmektir. “İyi Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Asıl hicret eden de Allah'ın yasakladıklarını terk edendir.”[5] buyuran Efendiler Efendisi bu hususa ne de güzel dikkat çekmiştir.
    O halde kardeşlerim geliniz; 4 Kasım Pazartesi günü yeniden idrak edeceğimiz hicri yılbaşı münasebetiyle hicretin anlamını ve mesajlarını daha iyi kavramaya çalışalım. Efendimizin öğrettiği şekilde, Allah’ın emrettiklerini yapıp yasaklarından uzak kalalım ve böylece bizler de hicret sevabına nâil olalım.


    [1]Müslim, İman, 252.

    [2] Enbiya, 21/107.

    [3]Haşr, 59/9.

    [4]Tevbe, 9/20.

    [5]Buhârî, Îmân 4.

    Hazırlayan: Dr. Yaşar YİĞİT
    Din Hizmetleri Genel Müdürü


  3. 10.Kasım.2013, 15:47
    2
    Devamlı Üye



    İMAM HATİPLERE HUTBE


    RAHMET’İN HİCRETİ
    Değerli Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimiz (s.a.s.), vahye ilk muhatap olduğunda, Varaka b. Nevfel, kavminin O’nu Mekke’den çıkaracağını söylüyor ve bütün peygamberlerin Hakk’a davet yolunda evlerinden ve yurtlarından vazgeçmeye mecbur bırakıldıklarını haber veriyordu.[1]
    O kutlu peygamberler, dünya hayatında Yüce Allah’a kavuşmayı amaçlayan bir muhacir konumundaydılar. Onlar, terk etmeden kavuşma olmayacağı bilinciyle doğdukları topraklardan vazgeçebiliyorlardı. Sevgili Peygamberimiz ve O’na inananlar da, önceki peygamberler ve ümmetler gibi uzak diyarlara göçe mecbur bırakılmıştı.
    Muhterem Kardeşlerim!
    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’i,[2] insanî erdemlerden ve kulluk bilincinden uzaklaşmış cahiliye toplumu hazmedemedi. Mekkeli müşrikler, kendilerine bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Merhamet Peygamberi’ne akla hayale gelmedik baskı ve zulmü reva gördüler. O’na kucak açmak, O’nunla yeniden kendilerine gelmek yerine O’nu dışladılar, O’nun hayatına kastettiler. Bu baskı ve şiddet ortamında İslam’ı yayma ve yaşama imkanı kalmadığını gören Efendimiz önce sahabeden bazılarını gönderdi, daha sonra da kendisi gitti fedakar insanların şehri Medine’ye. İşte bu göçün adı hicrettir.
    Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimizin bu hicreti sıradan bir göç değildir. Hicret, Müslümanlar için birçok dersler içermektedir. Her şeyden önce bu hicret, bir kaçış değil, ilâhi mesajlara gönül verenlerle Kutlu Elçi’nin kavuşmasıdır. Hicret, yüce değerlerin yeryüzünde neşv-ü nemâ bulması için girişilen kutlu bir yolculuktur.
    Hicret, İslam davası uğruna anadan, babadan, evlattan hatta candan vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli kıssasıdır. Hicret, yârını, diyârını, malını-mülkünü Allah için, göz kırpmadan terk eden Muhacir ve onları bağırlarına basan[3] Ensârın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, sevgi, saygı, paylaşma ve kucaklaşma vardır.
    Ölümü göze alarak Kutlu Peygamber’in emanetlerini üstlenen Hz. Ali; can yoldaşı, sadık dost Hz. Ebu Bekir; müşriklere meydan okuyarak Mekke’ye veda eden Hz. Ömer ve İslam uğruna tüm varlığını ortaya koyan Hz. Osman bu hicretin sembol isimleridir.
    Kardeşlerim!
    Hicret, Allah’a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü açanların azmi ve kararlılığı, bu değerlere kapılarını kapatanların ise hüsranıdır. Peygamberimizin hicreti, nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür. Bu fedakârlık ve meşakkat dolu yolculuğun Allah katında elbette bir mükâfatı vardır. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hususa şöyle işaret etmektedir; “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin tâ kendileridir.”[4]
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Ayrıca hicret, Gönüller Sultanı’nın ifadesiyle, haram ve günahları terk ederek Yüce Allah’a teslimiyettir. Hicret, insanlık onurunu zedeleyen her türlü süflî duygu ve emellere sırt çevirip ulvî değerler uğruna mücadele etmektir. “İyi Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Asıl hicret eden de Allah'ın yasakladıklarını terk edendir.”[5] buyuran Efendiler Efendisi bu hususa ne de güzel dikkat çekmiştir.
    O halde kardeşlerim geliniz; 4 Kasım Pazartesi günü yeniden idrak edeceğimiz hicri yılbaşı münasebetiyle hicretin anlamını ve mesajlarını daha iyi kavramaya çalışalım. Efendimizin öğrettiği şekilde, Allah’ın emrettiklerini yapıp yasaklarından uzak kalalım ve böylece bizler de hicret sevabına nâil olalım.


    [1]Müslim, İman, 252.

    [2] Enbiya, 21/107.

    [3]Haşr, 59/9.

    [4]Tevbe, 9/20.

    [5]Buhârî, Îmân 4.

    Hazırlayan: Dr. Yaşar YİĞİT
    Din Hizmetleri Genel Müdürü


  4. 10.Kasım.2013, 15:53
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hatiplere imamlara hutbeler

    imam ve hatiplere hutbeler

    AKLI, MALI, NESLİ, DİNİ VE CANI MUHAFAZA KONULU HUTBE

    مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً
    Muhterem Müslümanlar!
    Yüce Allah, varlık alemine gönderdiği insanoğlunu en başından itibaren yalnız bırakmamış, onu sürekli vahiy ile desteklemiştir. İlk insan ve ilk peygamber; Hz. Adem’den başlayarak insanlığa gönderdiği tüm dinler, insanların hem ahret hem de dünya saadeti için hükümler ile donatılmıştır. Bu dinler silsilesinin son halkası İslam da sahip olduğu esaslar ile kendisine inananları en mükemmel şekilde koruma altına almaktadır.
    Aziz Cemaat!
    İslam; ahret ve ölüm sonrasını ilgilendiren hüküm ve uyarılarının yanında, ortaya koyduğu dünya hayatıyla ilgili hükümlerini beş temel esas üzerine bina etmiştir. Bu hükümler; mal emniyeti, can emniyeti, nesil emniyeti, akıl emniyeti ve din emniyeti ekseninde şekillenir.
    İslam; mal ve servet edinmeyi helal sayıp; hırsızlığı ve her türlü haksız kazancı yasaklamıştır. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin” buyurarak insanların mal ve servetlerini güvence altına almıştır.
    Hayat hakkını en kutsal haklardan biri kabul etmiş, “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de bir canı kurtarır ise, sanki bütün insanları kurtarmış gibi olur” buyurmuştur.


    İnsan neslini koruma altına almak için, “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur” emriyle fuhuş ve zinayı tamamen haram kılmış, aile düzeninin muhafazası için bütün koruyucu tedbirleri almıştır.
    Diğer taraftan Allah’ın insan için en büyük lütfu olan aklın muhafazasını son derece önemsemiş; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları, şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” ayetiyle içki, alkol ve her türlü uyuşturucuyu haram kıldığını ilan etmiştir.
    Son olarak dinimiz İslam, insanların din ve vicdan alanında da özgürlük prensibini benimsemiş, ilgili ayette “De ki: Hak olan, Rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin di¬leyen inkâr etsin” ifadesiyle din özgürlüğünü sonuna kadar teminat altına almıştır.
    Kıymetli Kardeşlerim!
    İslam’da “Mekâsıd-ı Hamse” olarak isimlendirilen bu beş temel esas; toplumun huzuru, insanların saadeti için vazgeçilmez esaslardır. Konulmuş olan yasaklar insanların hayatını sınırlamak için olmadığı gibi, yerine getirilmesi istenilen emirler de insana zorluk çıkarma amaçlı değildir. Amaç, insanı günahlardan arındırıp, salih ameller ile süslemek; ona daha dünyada iken cennet hayatı yaşatmaktır.
    KOMİSYON


  5. 10.Kasım.2013, 15:53
    3
    Moderatör
    imam ve hatiplere hutbeler

    AKLI, MALI, NESLİ, DİNİ VE CANI MUHAFAZA KONULU HUTBE

    مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً
    Muhterem Müslümanlar!
    Yüce Allah, varlık alemine gönderdiği insanoğlunu en başından itibaren yalnız bırakmamış, onu sürekli vahiy ile desteklemiştir. İlk insan ve ilk peygamber; Hz. Adem’den başlayarak insanlığa gönderdiği tüm dinler, insanların hem ahret hem de dünya saadeti için hükümler ile donatılmıştır. Bu dinler silsilesinin son halkası İslam da sahip olduğu esaslar ile kendisine inananları en mükemmel şekilde koruma altına almaktadır.
    Aziz Cemaat!
    İslam; ahret ve ölüm sonrasını ilgilendiren hüküm ve uyarılarının yanında, ortaya koyduğu dünya hayatıyla ilgili hükümlerini beş temel esas üzerine bina etmiştir. Bu hükümler; mal emniyeti, can emniyeti, nesil emniyeti, akıl emniyeti ve din emniyeti ekseninde şekillenir.
    İslam; mal ve servet edinmeyi helal sayıp; hırsızlığı ve her türlü haksız kazancı yasaklamıştır. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin” buyurarak insanların mal ve servetlerini güvence altına almıştır.
    Hayat hakkını en kutsal haklardan biri kabul etmiş, “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de bir canı kurtarır ise, sanki bütün insanları kurtarmış gibi olur” buyurmuştur.


    İnsan neslini koruma altına almak için, “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur” emriyle fuhuş ve zinayı tamamen haram kılmış, aile düzeninin muhafazası için bütün koruyucu tedbirleri almıştır.
    Diğer taraftan Allah’ın insan için en büyük lütfu olan aklın muhafazasını son derece önemsemiş; “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları, şeytan işi iğrenç şeylerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” ayetiyle içki, alkol ve her türlü uyuşturucuyu haram kıldığını ilan etmiştir.
    Son olarak dinimiz İslam, insanların din ve vicdan alanında da özgürlük prensibini benimsemiş, ilgili ayette “De ki: Hak olan, Rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin di¬leyen inkâr etsin” ifadesiyle din özgürlüğünü sonuna kadar teminat altına almıştır.
    Kıymetli Kardeşlerim!
    İslam’da “Mekâsıd-ı Hamse” olarak isimlendirilen bu beş temel esas; toplumun huzuru, insanların saadeti için vazgeçilmez esaslardır. Konulmuş olan yasaklar insanların hayatını sınırlamak için olmadığı gibi, yerine getirilmesi istenilen emirler de insana zorluk çıkarma amaçlı değildir. Amaç, insanı günahlardan arındırıp, salih ameller ile süslemek; ona daha dünyada iken cennet hayatı yaşatmaktır.
    KOMİSYON





+ Yorum Gönder