Konusunu Oylayın.: Müslümanın gündeminde ne olmalıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Müslümanın gündeminde ne olmalıdır
  1. 07.Kasım.2009, 21:03
    1
    Misafir

    Müslümanın gündeminde ne olmalıdır

  2. 07.Kasım.2009, 21:19
    2
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Müslümanın gündeminde ne olmalıdır




    Mustafa Çelik - Vakit

    Müslüman’ın gündem hassasiyeti


    Müslüman, gönül insanıdır. Müslüman’ın gönlünde olan, gününe yansır. Daha doğrusu Müslüman, gönlünde olanı güne ve gündeme taşıyandır. Dolayısıyla Müslüman insan, gündem sahibi olan insandır ve Müslüman kendi gündemine kendi gönlüne sahip çıktığı kadar sahip çıkar. Müslüman dininden kaynaklanan emirlerin gereğini yerine getiren aksiyoner kimsedir. O dinine düşman olanlardan emir ve direktif almaz ve beklemez. Kişi Müslüman’sa dinî olanla, dinden kaynaklananla ilgilenmelidir. Rabbimiz tarafından bize bahşedilmiş olan hayat, dinî olanla ilgilenilecek kadardır. Hayatın yedeği yoktur. Hayatlarına yedek bulanlar, kendilerini dinlerinden çalanlardır. Allahû Teâla buyuruyor:
    “Ey Mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam’ demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden harcayın.” (Münâfikun Sûresi / 9-10)
    Müslüman’ı Allah’ı anmaktan; hükümlerini hatırlamaktan, anlamaktan, uygulamaktan alıkoyan her şey, Müslüman’ın gündemine indirilmiş şeytani bir darbedir. Gündemini başkasına çaldıran, çalınmıştır. “Zaman bozuldu..”, “çağın gerisinde kalamayız..” iddiaları mazeret olamaz. Genelde insanlar “Zaman bozuldu..” derler. Bir anlamda suçu zamana yükleyip avunmak isterler. Oysa zaman bozulmaz. Bozulan insanlardır. Tıpkı “mevki ve makamların saygınlığı, oralarda oturan insanların saygınlığı ve şerefine bağlı” olduğu gibi. (Şerefü’l-mekan bi’l-mekîn) zamanı değerlendirenler de o zamanı kullananlar, o kesitte yaşayanlardır. Asr-ı saadetteki günler-geceler ile zamanımızdaki günler-geceler arasında gün ve gece olmak bakımından hiçbir fark yoktur. Ama söz konusu zamanlarda yaşayanlar açısından ise eyne’s-serâ ve’s-süreyya, demekten öte ne söylenebilir? Ahmed Haşim “Müslüman Saati” yazısındaki nefis tespitlerini, “çölde yolunu şaşıranlar gibi biz zaman içinde kaybolmuş kimseleriz..” diye büyük bir acı içinde bitirir. 24 saat çerçevesinde değişen ve yitirilen Müslüman’a özgü zaman değerlerini yaban vakitlerle değiştirmenin dayanılmaz acısını ve pişmanlığını dile getiren edibimize, “Zaman mı bizi, biz mi zamanı kaybettik, tartışılır..” desek, acaba Müslümanlardaki gündem duyarsızlığını damardan anlamlandırmış olmaz mıyız?
    Müslüman kavimlerin coğrafyaları, renkleri, dilleri farklı farklı da olsa, gündemleri hep aynıdır. Müslümanlar çocuğuyla, genciyle, ihtiyarıyla, kadınıyla, kızıyla gündemde müştereklerdir. Onların acıları ve sevinçleri hep aynıdır. Ama Müslümanlar bugün gündemde müşterekliği yakalayamamışlardır. Mesela Filistin’de yeni doğan çocuklar ilkin annelerinin göğsüne, sonra da yerdeki taşlara uzanırlar. Bu onların gündemidir. Ama İslâm coğrafyasının diğer kesimlerindeki çocukların kahır ekseriyeti ilkin annelerinin, belki de Amerikan süt mamalarına, sonra da çin oyuncaklarına uzanıyorlar. Yaşadıkları ülkelerde kendi gündemlerini belirleme ve o belirlemiş oldukları gündem üzerinde yoğunlaşma hassasiyetini gösteremeyen Müslümanlar, dünyadaki diğer Müslüman kardeşlerinin gündemlerine de ortak olma becerisini maalesef ortaya koymuyorlar. Altını çizerek diyoruz ki; müstekbirlerin ittifak ve koalisyon yapmaya mecbur oldukları bir dünyada, müstaz’af Mü’minlerin tek gündem oluşturmamaları, bir zilletin ifadesidir.
    Müslüman!
    Ya birleşeceksin, ya bir leşe döneceksin!
    Müslümanları bırakıp Müslüman olmayanlarla beraber olma hassasiyeti, gündem sapmasının bir versiyonudur. Müslüman’ın gündeminin talan edilmesine karşı şuur seddi oluşturma misyonunu üstlenen kimseler, münkir ve müşriklerin tespit ve tayin ettikleri gündemlere katılamazlar. Biliniz ki; Müslüman’ın gündemi anın vacibidir. Anın vacibi, o zaman dilimi içerisinde dinen yapılması gereken en önemli şeydir. Müslüman’a düşen de onu yapmaktır. Bütün dünyayı kontrol altına alan enternasyonal küfür mafyasının planlayıp kotardığı aktüel hâdiselere ehemmiyet vermemek, ehl-i sünnet ve’l cemaat inancının Edille-i Erbaa yani kitap, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukaha ölçüsünden ayrılmamak, dostluğa ve vefâya zaman ayırmak, kaçınılmaz gerçeğimiz olan ölümü sık hatırlatmak, dünya Müslümanlarıyla dayanışmayı canlı tutmak, Mü'minlere ârız olan ümitsizlik zehirinin tesirini kırabilmek yolunda çaba sarfetmek, gündemimizin asli çerçevesi olmalıdır. Bakınız Şirk’in egemen olduğu Mekke müşrik toplumunda Rasûlullah (s.a.v) ve sahâbesi reaksiyonerlik yapmadılar. Onlar etki idi, tepki gösterenler müşriklerdi. çünkü gündemi belirleyen Rasûlullah (s.a.v) idi. Her tarafta tevhid gündeme gelmişti.
    “Bir insanın ne olduğu veya ne olmadığı, sorduğu sorudan bellidir” denilir. İnsanların ne yapacakları veya ne yapmak istedikleri de, herhalde konuştukları meselelerden, daha açık bir ifadeyle oluşturdukları gündemlerden belli olsa gerek. Mesela bugünümüz dünün bize armağanıdır. Yarınımız da bugünümüzün armağanı olacaktır. Dolayısıyla gündemler, toplumların kalitelerini belirler ve istikballerini salık verirler.


  3. 07.Kasım.2009, 21:19
    2
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥



    Mustafa Çelik - Vakit

    Müslüman’ın gündem hassasiyeti


    Müslüman, gönül insanıdır. Müslüman’ın gönlünde olan, gününe yansır. Daha doğrusu Müslüman, gönlünde olanı güne ve gündeme taşıyandır. Dolayısıyla Müslüman insan, gündem sahibi olan insandır ve Müslüman kendi gündemine kendi gönlüne sahip çıktığı kadar sahip çıkar. Müslüman dininden kaynaklanan emirlerin gereğini yerine getiren aksiyoner kimsedir. O dinine düşman olanlardan emir ve direktif almaz ve beklemez. Kişi Müslüman’sa dinî olanla, dinden kaynaklananla ilgilenmelidir. Rabbimiz tarafından bize bahşedilmiş olan hayat, dinî olanla ilgilenilecek kadardır. Hayatın yedeği yoktur. Hayatlarına yedek bulanlar, kendilerini dinlerinden çalanlardır. Allahû Teâla buyuruyor:
    “Ey Mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam’ demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden harcayın.” (Münâfikun Sûresi / 9-10)
    Müslüman’ı Allah’ı anmaktan; hükümlerini hatırlamaktan, anlamaktan, uygulamaktan alıkoyan her şey, Müslüman’ın gündemine indirilmiş şeytani bir darbedir. Gündemini başkasına çaldıran, çalınmıştır. “Zaman bozuldu..”, “çağın gerisinde kalamayız..” iddiaları mazeret olamaz. Genelde insanlar “Zaman bozuldu..” derler. Bir anlamda suçu zamana yükleyip avunmak isterler. Oysa zaman bozulmaz. Bozulan insanlardır. Tıpkı “mevki ve makamların saygınlığı, oralarda oturan insanların saygınlığı ve şerefine bağlı” olduğu gibi. (Şerefü’l-mekan bi’l-mekîn) zamanı değerlendirenler de o zamanı kullananlar, o kesitte yaşayanlardır. Asr-ı saadetteki günler-geceler ile zamanımızdaki günler-geceler arasında gün ve gece olmak bakımından hiçbir fark yoktur. Ama söz konusu zamanlarda yaşayanlar açısından ise eyne’s-serâ ve’s-süreyya, demekten öte ne söylenebilir? Ahmed Haşim “Müslüman Saati” yazısındaki nefis tespitlerini, “çölde yolunu şaşıranlar gibi biz zaman içinde kaybolmuş kimseleriz..” diye büyük bir acı içinde bitirir. 24 saat çerçevesinde değişen ve yitirilen Müslüman’a özgü zaman değerlerini yaban vakitlerle değiştirmenin dayanılmaz acısını ve pişmanlığını dile getiren edibimize, “Zaman mı bizi, biz mi zamanı kaybettik, tartışılır..” desek, acaba Müslümanlardaki gündem duyarsızlığını damardan anlamlandırmış olmaz mıyız?
    Müslüman kavimlerin coğrafyaları, renkleri, dilleri farklı farklı da olsa, gündemleri hep aynıdır. Müslümanlar çocuğuyla, genciyle, ihtiyarıyla, kadınıyla, kızıyla gündemde müştereklerdir. Onların acıları ve sevinçleri hep aynıdır. Ama Müslümanlar bugün gündemde müşterekliği yakalayamamışlardır. Mesela Filistin’de yeni doğan çocuklar ilkin annelerinin göğsüne, sonra da yerdeki taşlara uzanırlar. Bu onların gündemidir. Ama İslâm coğrafyasının diğer kesimlerindeki çocukların kahır ekseriyeti ilkin annelerinin, belki de Amerikan süt mamalarına, sonra da çin oyuncaklarına uzanıyorlar. Yaşadıkları ülkelerde kendi gündemlerini belirleme ve o belirlemiş oldukları gündem üzerinde yoğunlaşma hassasiyetini gösteremeyen Müslümanlar, dünyadaki diğer Müslüman kardeşlerinin gündemlerine de ortak olma becerisini maalesef ortaya koymuyorlar. Altını çizerek diyoruz ki; müstekbirlerin ittifak ve koalisyon yapmaya mecbur oldukları bir dünyada, müstaz’af Mü’minlerin tek gündem oluşturmamaları, bir zilletin ifadesidir.
    Müslüman!
    Ya birleşeceksin, ya bir leşe döneceksin!
    Müslümanları bırakıp Müslüman olmayanlarla beraber olma hassasiyeti, gündem sapmasının bir versiyonudur. Müslüman’ın gündeminin talan edilmesine karşı şuur seddi oluşturma misyonunu üstlenen kimseler, münkir ve müşriklerin tespit ve tayin ettikleri gündemlere katılamazlar. Biliniz ki; Müslüman’ın gündemi anın vacibidir. Anın vacibi, o zaman dilimi içerisinde dinen yapılması gereken en önemli şeydir. Müslüman’a düşen de onu yapmaktır. Bütün dünyayı kontrol altına alan enternasyonal küfür mafyasının planlayıp kotardığı aktüel hâdiselere ehemmiyet vermemek, ehl-i sünnet ve’l cemaat inancının Edille-i Erbaa yani kitap, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı fukaha ölçüsünden ayrılmamak, dostluğa ve vefâya zaman ayırmak, kaçınılmaz gerçeğimiz olan ölümü sık hatırlatmak, dünya Müslümanlarıyla dayanışmayı canlı tutmak, Mü'minlere ârız olan ümitsizlik zehirinin tesirini kırabilmek yolunda çaba sarfetmek, gündemimizin asli çerçevesi olmalıdır. Bakınız Şirk’in egemen olduğu Mekke müşrik toplumunda Rasûlullah (s.a.v) ve sahâbesi reaksiyonerlik yapmadılar. Onlar etki idi, tepki gösterenler müşriklerdi. çünkü gündemi belirleyen Rasûlullah (s.a.v) idi. Her tarafta tevhid gündeme gelmişti.
    “Bir insanın ne olduğu veya ne olmadığı, sorduğu sorudan bellidir” denilir. İnsanların ne yapacakları veya ne yapmak istedikleri de, herhalde konuştukları meselelerden, daha açık bir ifadeyle oluşturdukları gündemlerden belli olsa gerek. Mesela bugünümüz dünün bize armağanıdır. Yarınımız da bugünümüzün armağanı olacaktır. Dolayısıyla gündemler, toplumların kalitelerini belirler ve istikballerini salık verirler.


  4. 07.Kasım.2009, 21:22
    3
    esin-ti
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ocak.2009
    Üye No: 46167
    Mesaj Sayısı: 2,863
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33

    --->: Müslümanın gündeminde ne olmalıdır

    Müslümanların Gündemini Vahiy Belirlemiştir
    Kur�an eğitim öğretimi, Kur�an�ı anlama ve anlatma alanında yeterince gündem oluşturabilmiş ve toplumun geneline yayabilmiş değildirler. Dinsel misyon ve amaçla yayın yapması beklenen medyaları bile toplumda İslamı gündem yapmak ve insanları onunla buluşturmak yerine, kendilerinin gün be gün batıcı medyaya benzediği ve bu değirmene su taşır hale geldiği görülmektedir. Kur�anı toplumun gündemine sokmak ve özgün bir İslam anlayışı oluşturmak yerine, programları, reklamları, anlatımları ve konuşturduklarıyla ya halkın din anlayışını hurafelere boğmak, ya modernleştirip sekülerleştirmek veya statüko ile entegre olmasını sağlamaktan öteye geçmediği görülmektedir. Onun için Müslümanların dini öğrenme, öğretme, anlama ve anlatma konusunda vahyin tabiatı ve yöntemi ile çatışmayan özgün, modern ve kuşatıcı bir yöntem belirlemeleri gerekir.
    Müslümanların toplumda olup bitenlerle ilgilenmesinin veya olaylara müdahale etmesinin doğal olduğunu söylerken, maçın kurallarını rakiplerin belirlemesi, hakemleri onların seçmesi, maçın deplasmanda oynanması ve sonucun başkalarının hanesine yazılması oyununa gelmemeğe dikkat etmek gerekir. Çünkü kurallarını rakiplerin belirlediği, hakemlerini onların seçtiği, yerini onların tespit ettiği ve sonucu kendi hanelerine yazacakları bir maçı kazanmanın mümkün olmadığı, bütün peygamberlerin davette izledikleri yol ve yöntemden anlaşılmaktadır. Nitekim birilerinin şerefine oynanan yahut jübilesi yapılan bir maç kazanılmış görünse bile getirisi sözkonusu kurumun kasasına gitmektedir. Onun için Müslümanların kendi gündemlerini kendilerinin belirlemesi, kimlik ve kişiliklerini korumanın gereğidir. Aksi halde yaptıkları iş, temizliğine dikkat edilmeyen yerde namaz kılmaya benzer. Böyle bir yerde namaz kılınmış olur ama temizlik şartı yerine gelmediğinden namaz yerini bulmamış olur. Kaldı ki zarar bununla da sınırlı olmayıp namaz kılanın üstü başı da necis olup kir pas içinde kalabilir.
    Onun için maçın oynanacağı saha yahut namazın kılınabileceği temiz yere ihtiyaç vardır. Müslümanlar bunu oluşturması gerekir. Bu da vahyin aydınlığında yürümek ve onu insanlara götürmenin yollarını ve imkanlarını hazırlamakla olur. Yani Müslümanların bu doğrultuda özgün bir gündemlerinin olması gerekir. Bunun için Müslümanların vahyi öğrenmeyi, öğretmeyi, yaşamayı, yaşatmayı ve başkalarına götürmeyi günlük gündem maddelerinin başına almaları gerekir. Bu da günlük yaşamdan bir zaman, maddi gücünden ayırabildiği bir miktar ayırmakla olur. Her müslümanın günlük vahiyden okuyabileceği kadar okumayı, öğrenebileceği kadar öğrenmeyi, okutup öğretebileceği kadar kişiye götürmeyi ve toplumun vahyin aydınlığıyla aydınlanmasını sağlamayı bir farzı ayn olarak görmesi, bunun için insan, kuruluş ve ortam oluşturması, gerekli imkanları sağlaması ile mümkün olur. Bu da dini önemsemenin veya ciddiye almanın gereğidir. Çünkü İslamoğlu hocanın dediği gibi, donlarının kumaşına, rengine, dikişine değer verdikleri kadar dinlerine değer vermeyenlerin Müslümanlığı laftan öteye geçmez. Dindarlığı laftan öteye geçmeyen toplumun özgün bir din eğitim ve öğretim programı, özgün bir İslam gündemi de olmaz. Olmadığı için de Şekil-A�da görüldüğü gibi başka bir hayatın içinde asimile olmaktan kurtulamaz.
    Müslümanlar başkalarının önlerine koyduğu ve onları bu görevden alıkoyan gümdemlerle oyalanmamalı, onların bundan alıkoymasına meydan verilmemelidir. Bunun kolay olmadığını biliyoruz. Çünkü bunun doğru bir vahiy kültürü, büyük bir direnç, büyük bir fedakarlık, büyük bir azim ve kararlılık, büyük bir amaç ve ideal gerektirdiği bir gerçektir. Rahmetli Mehmet Akif�in dediği gibi bunun Allaha güvenmeyi, çok çalışmayı ve bilgi ile donanmayı gerektirdiğini bildiğimiz kadar, bundan başka çıkar yol olmadığını da biliyoruz. Bu vahyin ışığında Müslümanlar Kur�an eğitim ve öğretimi başta olmak üzere izleyecekleri politikayı görüşerek, anlaşarak, uzlaşarak, yardımlaşarak yoluna koyabilir, gündemlerini belirleyip kimliklerini oluşturabilir ve varlıklarını geliştirebilirler. Değilse, �Biz, kendilerine haksızlık yapan nice kentleri kırıp geçirdik de arkalarından yerlerine başka topluluklar getirdik�(21 Enbiya/11) ayetinin belirttiği gibi sünnetullah bozulmadan ve sapmadan işlemektedir.

    Prof.Dr.İbrahim Sarmış - Nida dergisi


  5. 07.Kasım.2009, 21:22
    3
    ♥• ραyLαşмακ güzéLdiя •♥
    Müslümanların Gündemini Vahiy Belirlemiştir
    Kur�an eğitim öğretimi, Kur�an�ı anlama ve anlatma alanında yeterince gündem oluşturabilmiş ve toplumun geneline yayabilmiş değildirler. Dinsel misyon ve amaçla yayın yapması beklenen medyaları bile toplumda İslamı gündem yapmak ve insanları onunla buluşturmak yerine, kendilerinin gün be gün batıcı medyaya benzediği ve bu değirmene su taşır hale geldiği görülmektedir. Kur�anı toplumun gündemine sokmak ve özgün bir İslam anlayışı oluşturmak yerine, programları, reklamları, anlatımları ve konuşturduklarıyla ya halkın din anlayışını hurafelere boğmak, ya modernleştirip sekülerleştirmek veya statüko ile entegre olmasını sağlamaktan öteye geçmediği görülmektedir. Onun için Müslümanların dini öğrenme, öğretme, anlama ve anlatma konusunda vahyin tabiatı ve yöntemi ile çatışmayan özgün, modern ve kuşatıcı bir yöntem belirlemeleri gerekir.
    Müslümanların toplumda olup bitenlerle ilgilenmesinin veya olaylara müdahale etmesinin doğal olduğunu söylerken, maçın kurallarını rakiplerin belirlemesi, hakemleri onların seçmesi, maçın deplasmanda oynanması ve sonucun başkalarının hanesine yazılması oyununa gelmemeğe dikkat etmek gerekir. Çünkü kurallarını rakiplerin belirlediği, hakemlerini onların seçtiği, yerini onların tespit ettiği ve sonucu kendi hanelerine yazacakları bir maçı kazanmanın mümkün olmadığı, bütün peygamberlerin davette izledikleri yol ve yöntemden anlaşılmaktadır. Nitekim birilerinin şerefine oynanan yahut jübilesi yapılan bir maç kazanılmış görünse bile getirisi sözkonusu kurumun kasasına gitmektedir. Onun için Müslümanların kendi gündemlerini kendilerinin belirlemesi, kimlik ve kişiliklerini korumanın gereğidir. Aksi halde yaptıkları iş, temizliğine dikkat edilmeyen yerde namaz kılmaya benzer. Böyle bir yerde namaz kılınmış olur ama temizlik şartı yerine gelmediğinden namaz yerini bulmamış olur. Kaldı ki zarar bununla da sınırlı olmayıp namaz kılanın üstü başı da necis olup kir pas içinde kalabilir.
    Onun için maçın oynanacağı saha yahut namazın kılınabileceği temiz yere ihtiyaç vardır. Müslümanlar bunu oluşturması gerekir. Bu da vahyin aydınlığında yürümek ve onu insanlara götürmenin yollarını ve imkanlarını hazırlamakla olur. Yani Müslümanların bu doğrultuda özgün bir gündemlerinin olması gerekir. Bunun için Müslümanların vahyi öğrenmeyi, öğretmeyi, yaşamayı, yaşatmayı ve başkalarına götürmeyi günlük gündem maddelerinin başına almaları gerekir. Bu da günlük yaşamdan bir zaman, maddi gücünden ayırabildiği bir miktar ayırmakla olur. Her müslümanın günlük vahiyden okuyabileceği kadar okumayı, öğrenebileceği kadar öğrenmeyi, okutup öğretebileceği kadar kişiye götürmeyi ve toplumun vahyin aydınlığıyla aydınlanmasını sağlamayı bir farzı ayn olarak görmesi, bunun için insan, kuruluş ve ortam oluşturması, gerekli imkanları sağlaması ile mümkün olur. Bu da dini önemsemenin veya ciddiye almanın gereğidir. Çünkü İslamoğlu hocanın dediği gibi, donlarının kumaşına, rengine, dikişine değer verdikleri kadar dinlerine değer vermeyenlerin Müslümanlığı laftan öteye geçmez. Dindarlığı laftan öteye geçmeyen toplumun özgün bir din eğitim ve öğretim programı, özgün bir İslam gündemi de olmaz. Olmadığı için de Şekil-A�da görüldüğü gibi başka bir hayatın içinde asimile olmaktan kurtulamaz.
    Müslümanlar başkalarının önlerine koyduğu ve onları bu görevden alıkoyan gümdemlerle oyalanmamalı, onların bundan alıkoymasına meydan verilmemelidir. Bunun kolay olmadığını biliyoruz. Çünkü bunun doğru bir vahiy kültürü, büyük bir direnç, büyük bir fedakarlık, büyük bir azim ve kararlılık, büyük bir amaç ve ideal gerektirdiği bir gerçektir. Rahmetli Mehmet Akif�in dediği gibi bunun Allaha güvenmeyi, çok çalışmayı ve bilgi ile donanmayı gerektirdiğini bildiğimiz kadar, bundan başka çıkar yol olmadığını da biliyoruz. Bu vahyin ışığında Müslümanlar Kur�an eğitim ve öğretimi başta olmak üzere izleyecekleri politikayı görüşerek, anlaşarak, uzlaşarak, yardımlaşarak yoluna koyabilir, gündemlerini belirleyip kimliklerini oluşturabilir ve varlıklarını geliştirebilirler. Değilse, �Biz, kendilerine haksızlık yapan nice kentleri kırıp geçirdik de arkalarından yerlerine başka topluluklar getirdik�(21 Enbiya/11) ayetinin belirttiği gibi sünnetullah bozulmadan ve sapmadan işlemektedir.

    Prof.Dr.İbrahim Sarmış - Nida dergisi


  6. 07.Kasım.2009, 21:26
    4
    katmer
    katmerli üye:))

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2009
    Üye No: 47338
    Mesaj Sayısı: 53
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Kalu beladan

    --->: Müslümanın gündeminde ne olmalıdır



    ALLAH CCrazı olsun


  7. 07.Kasım.2009, 21:26
    4
    katmer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    katmerli üye:))


    ALLAH CCrazı olsun





+ Yorum Gönder