Konusunu Oylayın.: Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon
  1. 04.Kasım.2009, 19:01
    1
    Misafir

    Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon






    Toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon Mumsema toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon


  2. 04.Kasım.2009, 19:01
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon


    Benzer Konular

    - Merhamet Et - Erdem BAYAZIT

    - İslamiyette erdem ne demek

    - Yaratmak sözünü günlük hayatta kullanabilir miyiz?

    - Erdem Nerede?

    - Erdem nedir?

  3. 07.Temmuz.2013, 20:43
    2
    islamdostu
    hizmetkar

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Temmuz.2008
    Üye No: 26997
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: toplumsal hayatta en yararlı erdem hoşgörüdür sözünü açıklayan kompozisyon




    Hoşgörü üzerine
    Biraz da şefkate yakın gibi görünen ve çoğu kez onunla karıştırılan “hoşgörü” üzerinde duralım. Hoşgörü çoğu zaman “sabır, afv, hilm ve şefkat” karışımı, değişik bir mânâda kullanılıyor.

    Hoşgörü denilince, “mânen hasta insanların nazını çekme, onlara iyi davranıp kurtuluşları için sabırla çalışma” anlaşılmalıdır. Bu mânâsıyla hoşgörü, şefkatin bir şubesidir ve ulvî bir sıfattır.

    Günümüzde hoşgörüyü bu yönüyle ele alanlar maalesef çok az. Hoşgörü denilince, kimsenin hatasına karışmamak, insanların günahlarına isyanlarına ilişmemek, onlarla uğraşıp da canımızı sıkmamak, huzurumuzu bozmamak gibi görünüşte insancıl, gerçekte ise tam bir egoizm ifade eden tuhaf bir mânâ anlaşılıyor. Tuhaf diyorum, çünkü bunun görünüşü nezaket, centilmenlik, hakikati ise muhatabının ebedî cehenneme gitmesini gülerek karşılamaktır.

    Bir hususun da önemle belirtilmesi gerekiyor: Her şey gibi, hoşgörünün de hudutları vardır. Bunun ötesinde hoşgörülü olma hakkına sahip değiliz. Günlük hayatta karşılaştığımız hâdiseler ya “hukukullah” ile (namaz, oruç gibi) yahut “hukuk-u ibad” yâni “kul hakkı” ile ilgilidir. Allah’a karşı işlenen suçlarda, günahlarda, haramlarda insanoğlunun hoşgörü yetkisi olamaz. Bilâkis, bu gibi hallerde insanları ikaz etme görevi pek mukaddes addedilmiş ve Kur’an’da Ümmet-i Muhammed’in (asm.) diğer ümmetlerden daha hayırlı olmasının en büyük bir sebebi olarak haber verilmiştir: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i imran Sûresi, 110)

    Buna göre, Allah’ın razı olmadığı, yasakladığı bir davranışı biz de hoş görmeyecek ve onun ortadan kaldırılmasına imkânımız ölçüsünde gayret göstereceğiz.

    Kul hakkına gelince, bir başkasının hukukuna yapılan maddî veya mânevî bir tecavüz karşısında da hoşgörülü olamayız.

    Geriye, insanın kendisine karşı işlenen suçlar kalıyor. İşte hoşgörünün sahası burasıdır. Malımıza zarar veren, yahut gıybetimizi yapan bir kimseyi affetme yetkisine sahibiz. Bu hakkımızı kullanmamız, intikam almamızdan daha iyidir.

    Biz Allah’ın kullarına karşı şefkatli olalım ki, Rabbimizden de rahmet bekleyebilelim.

    Biz, raiyetimizin hatalarına karşı affedici, hoşgörülü olalım ki, Cenâb-ı Hakk’ın af ve gufranını ummaya yüzümüz olsun.
    Yazar: Alaaddin Başar (Prof.Dr.)


  4. 07.Temmuz.2013, 20:43
    2
    hizmetkar



    Hoşgörü üzerine
    Biraz da şefkate yakın gibi görünen ve çoğu kez onunla karıştırılan “hoşgörü” üzerinde duralım. Hoşgörü çoğu zaman “sabır, afv, hilm ve şefkat” karışımı, değişik bir mânâda kullanılıyor.

    Hoşgörü denilince, “mânen hasta insanların nazını çekme, onlara iyi davranıp kurtuluşları için sabırla çalışma” anlaşılmalıdır. Bu mânâsıyla hoşgörü, şefkatin bir şubesidir ve ulvî bir sıfattır.

    Günümüzde hoşgörüyü bu yönüyle ele alanlar maalesef çok az. Hoşgörü denilince, kimsenin hatasına karışmamak, insanların günahlarına isyanlarına ilişmemek, onlarla uğraşıp da canımızı sıkmamak, huzurumuzu bozmamak gibi görünüşte insancıl, gerçekte ise tam bir egoizm ifade eden tuhaf bir mânâ anlaşılıyor. Tuhaf diyorum, çünkü bunun görünüşü nezaket, centilmenlik, hakikati ise muhatabının ebedî cehenneme gitmesini gülerek karşılamaktır.

    Bir hususun da önemle belirtilmesi gerekiyor: Her şey gibi, hoşgörünün de hudutları vardır. Bunun ötesinde hoşgörülü olma hakkına sahip değiliz. Günlük hayatta karşılaştığımız hâdiseler ya “hukukullah” ile (namaz, oruç gibi) yahut “hukuk-u ibad” yâni “kul hakkı” ile ilgilidir. Allah’a karşı işlenen suçlarda, günahlarda, haramlarda insanoğlunun hoşgörü yetkisi olamaz. Bilâkis, bu gibi hallerde insanları ikaz etme görevi pek mukaddes addedilmiş ve Kur’an’da Ümmet-i Muhammed’in (asm.) diğer ümmetlerden daha hayırlı olmasının en büyük bir sebebi olarak haber verilmiştir: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i imran Sûresi, 110)

    Buna göre, Allah’ın razı olmadığı, yasakladığı bir davranışı biz de hoş görmeyecek ve onun ortadan kaldırılmasına imkânımız ölçüsünde gayret göstereceğiz.

    Kul hakkına gelince, bir başkasının hukukuna yapılan maddî veya mânevî bir tecavüz karşısında da hoşgörülü olamayız.

    Geriye, insanın kendisine karşı işlenen suçlar kalıyor. İşte hoşgörünün sahası burasıdır. Malımıza zarar veren, yahut gıybetimizi yapan bir kimseyi affetme yetkisine sahibiz. Bu hakkımızı kullanmamız, intikam almamızdan daha iyidir.

    Biz Allah’ın kullarına karşı şefkatli olalım ki, Rabbimizden de rahmet bekleyebilelim.

    Biz, raiyetimizin hatalarına karşı affedici, hoşgörülü olalım ki, Cenâb-ı Hakk’ın af ve gufranını ummaya yüzümüz olsun.
    Yazar: Alaaddin Başar (Prof.Dr.)





+ Yorum Gönder