Konusunu Oylayın.: Hafızlık programı hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 6 kişi
Hafızlık programı hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi
  1. 03.Kasım.2009, 18:17
    1
    Misafir

    Hafızlık programı hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi






    Hafızlık programı hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi Mumsema hafızlık programı hazırlamak için gerekli bilgileri arıyoruz. hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi


  2. 03.Kasım.2009, 18:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Haziran.2013, 23:40
    2
    Hattap
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mayıs.2013
    Üye No: 101510
    Mesaj Sayısı: 168
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: hafızlık programı hafızlığın önemi ile ilgili bir yazı olabilir yada şiir, ilahi




    Daha önce yayınlanan 'Kur'an Kursunda Hafızlık Eğitimi' başlıklı yazıda (Bk. Diyanet Aylık Dergi, Şubat 2008 s. 206) hafızlık eğitimi çok farklı yönleriyle ele alınmıştı. Bu yazıda ise, meselenin bir yönü ele alınacak. Bu da, Kur'an'ı öğrenme çerçevesinde hafızlığın yeri meselesidir.
    Meşhur bir hadis-i şerif: 'Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir.' (Buharî, Fedâilu'l-Kur'an, 21) Kur'an'ı öğrenmeden, onun içindeki mesajı kavramadan dini öğrenmek, dinin ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Onun için 'Kur'an'ı öğrenmek ve öğretmek', en hayırlı iş konumundadır.
    Dikkat edilirse, hadis-i şerifte 'Kur'an okumayı öğrenen ve öğreten' değil de, 'Kur'an'ı öğrenen ve öğreten' denilmektedir. 'Kur'an'ı öğrenme', Kur'an'a ilişkin her tür öğrenme işlemini kapsamaktadır. 'Kur'an öğrenme' kavramı, kapsamının bu genişliği nedeniyle 'Kur'an okumayı öğrenme' işini de içermektedir. Ancak, 'Kur'an okumayı öğrenme', 'Kur'an'ı öğrenme'nin ilk basamağı; belki bir atlama taşıdır. Bir başka deyişle, 'Kur'an okumayı öğrenme', 'Kur'an'ı öğrenmenin girizgâhıdır. Asıl iş bundan sonra başlamaktadır, denilebilir.
    Müslüman, anlamını hiç anlamadan da Kur'an'ı bir ibadet aşkıyla okur ve bu okumadan müthiş bir manevi haz duyar. Buna kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak ondaki mümin bilinci, bununla yetinmesine asla müsaade etmez; onun ne dediğini de anlamak için çalışmaya sevkeder.
    Bu yüzden, yeni Kur'an Kursu Programında 'Öğrenme-Öğretme Süreçlerinde Uyulması Gereken İlkeler' arasında şu hususa da yer verilmiştir: '19. Kur'an öğretiminde Türkçe mealinden okuma alışkanlığının kazandırılması üzerinde önemle durularak, Kur'an'ı Arapça metinden okumanın diğer yanında Türkçe mealinden okumanın da önemi vurgulanacaktır.' (DİB, Kur'an Kursları Öğretim Programı, Ankara, 2004, s. 5)
    'Kur'an'ı öğrenme ve öğretme' bağlamında hafızlık da böyledir. Mümin, ibadet aşkıyla Kur'an'ı ezberler, hafızasına yerleştirir. Bundan büyük bir haz duyar. Ancak, bu da, 'Kur'an'ı öğrenme' işine giriştir. Kur'an'ı ezberlemek, bireyin Kur'an'ı öğrenme, anlama, kavrama, yorumlama ve ona göre hayatını düzenleme işinde kullanacağı bir araçtır. Ama, önemli bir araçtır. Hafızlık, Kur'an'ın mesajını öğrenme çabası içindeki müminin, onu bir bütün olarak görmesine önemli katkı sağlayabilir. Tabiî ki, sürekli kullanılarak, tekrar edilerek kuvvetli halde bulundurulan hafızlık, böyle bir rol oynayabilir.
    Kur'an'ın mesajını öğrenmenin yolu ise, onun üzerinde düşünmekten, onu anlamaktan geçer. Kur'an'ı, onun ayetlerini derin tefekküre konu edinerek anlamaya çalışmak, onu öğrenecekler için kaçınılmaz bir durumdur. Onun için bizzat Kur'an'ın kendisi, ayetleri üzerinde insanların düşünmesi gerektiğini belirtir, onları buna davet eder. Kendisini, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir kitap olarak takdim eder. Bunu yapmak, müminler için öngörülmüş önemli bir görevdir. (Bk. Nisâ, 82; Muhammed, 24; Muminun, 68; Sad, 29)
    Kur'an okumayı konu edinen hadis-i şerifler incelendiğinde de, genelde Kur'an'ın manasını düşünmeyi içeren bir okumadan söz edildiği görülmektedir. Mesela onlardan birisi şudur: 'Sizden kim Vettîni vezzeytuni suresini okuyup, 'Allah hakimlerin hakimi değil midir'' (ayet, 8) ayetine gelince, 'Evet ben buna tanıklık edenlerdenim' desin. Kim de, Lâ uksimu bi yevmi'l-kıyame suresini okuyup, 'Bu Allah, ölüleri diriltmeye kadir değil midir'' ayetine (40) gelince, 'Rabbimin izzetine and olsun ki evet' desin. Kim de Mürselat suresini okuyup, 'Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar'' ayetine (50) varınca, 'Yüce Allah'a inandık' desin.' (Ebu Davud, Salat, 154/887) Bu ve benzeri hadis-i şerifler, Kur'an okurken müminin, ilahî kelama muhatap olarak onunla diyalog içinde olmasını öngörmektedir. Elbette söylenenler anlaşılmadan onlara karşılık verilemez. Onun için, manası anlaşılmadan da Kur'an okumak söz konusu olmakla birlikte, asıl önemli olan, Kur'an'ı anlayarak okumaktır.
    Nitekim ashabın tutumu da, bu anlayışı açıkça ortaya koymaktadır. Onlar en fazla on ayet Hz. Peygamberden alır; onu iyice anlayıp kavradıktan sonra yenilerini öğrenirlerdi. Onlar için de aslolan, Kur'anın anlamını kavramaktı. Çünkü onlar, Kur'an'ın öngördüğü değerleri özümseyip tutum ve davranışlarını onlara göre belirlemenin önemini kavramış, bunu özümsemişlerdi.
    Bütün bunları birlikte düşünerek hafızlık meselesine bakış açımızın ne kadar isabetli, ne ölçüde sahih olduğunu gözden geçirmemiz gerekmektedir. Ecdadımız, hafızlığa büyük önem vermiş ve hafızlara son derece saygılı davranmayı şiar edinmiştir. Hafızı, 'Yürüyen Kur'an' olarak görmüştür. Kimileri saygı anlayışını alabildiğine ileri noktalara taşıyarak, hafıza abdestsiz dokunmayı/ onunla tokalaşmayı bile kendine yakıştıramamıştır. Birtakım rivayetlere dayanılarak, hafızlığın önemi alabildiğine abartılmıştır. Bu abartılı hafızlık algısı, hafız olanın, olduğunun çok ötesinde bir donanıma sahip biri olarak değerlendirilmesine, dini bilen kişi/hoca olarak görülmesine yol açmıştır.
    Hafızlığın, Kur'an'ı öğrenme bağlamında en hafif ifadeyle çok şey olduğu kanaati, hafızlar için başka imkanlar hazırlayıp onların Kur'an'ı öğrenme çabalarını ilerletmelerini sağlamaya ihtiyaç duyulmamasına neden olmuştur, denebilir. Çevredeki bu hafızlık algısı, bizzat kimi hafızların da böyle bir kanaate kendilerini mahkum ederek Kur'an'ı öğrenme çabalarını sürdürmelerini önleyebilmiştir.
    Oysa, Kur'an'ı öğrenme, onun mesajını anlayıp özümseme bağlamında hafızlığın çok önemli bir işleve sahip olduğu düşünülerek, hafızların dinî ilimler alanında kendilerini geliştirmelerinin önü açılmalı, onlara özel imkanlar hazırlanmalıydı. Zira, 'Yürüyen Kur'an'ı, 'yaşayan Kur'an'a, 'hayatını Kur'an kılan'/ 'ahlakı Kur'an olan' bireye dönüştürmek için bunun mutlaka yapılması gerekmektedir. Kaldı ki, hafızlığı unutmamak, onu giderek daha kuvvetli hâle getirmek için de buna ihtiyaç vardır.
    Hafızların çoğu, hafızlığını kullanmasına imkan vermeyen mesleklere yönelerek, emekleri boşa çıkarabilmektedirler. Araştırmalara göre, hafızların %85'i din hizmetleri alanının dışında bir meslek edinmektedirler. (Bk. Cebeci ve Ünsal, 2006: 36) Bunların hepsinin isteyerek başka meslek seçtiğini, sanırım söyleyemeyiz. Hafızların bir çoğu, çaresizlikten böyle bir tercihte bulunmuş olabilir. Çünkü yakında yapılan bir araştırmaya göre, hafızlıktan sonra örgün eğitim kurumlarında eğitimini sürdürmek isteyenlerden meslekî din eğitimi kurumlarını tercih etmeyi düşünen öğrencilerin oranı, % 56'dır. (Bk. Cebeci ve Ünsal, 2006: 35) Buna karşılık, Diyanet İşleri Başkanlığında her tür unvanla görev yapan hafızların sayısı, 2009 yılı itibariyle 14 443'tür. (Bk. TABLO: 2) Ülkemizde yüzbine yakın hafız olduğu düşünülürse, bu sayı yaklaşık % 15'lere tekabül etmektedir. Bu rakamlar, birçok hafızın istemesine rağmen, meslekî din eğitimi veren kurumlarda okuyamadığını göstermektedir, denebilir.
    TABLO:1. HAFIZ PERSONELİN ÖĞRENİM DURUMLARINA GÖRE SAYISI (2003)

    Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev yapan hafızların toplam sayısı, 2003 yılında 10176 iken (Bk. TABLO: 1), 2009 yılında 14 443'e yükselmiştir. (Bk. TABLO: 2) Son altı yılda, personel alımlarında hafızlığın tercih sebebi sayılması nedeniyle, hafız personel sayısında % 50 oranında bir artış olduğu görülmektedir.
    Ne var ki, Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki bu hafız görevlilerden İlahiyat Fakültesi gibi dört yıllık bir yüksek dinî öğretim mezunu olanların sayısı, toplam içinde oldukça azdır. Sözgelimi, 2003 yılında Başkanlık'ta görev yapan hafızların % 10'u dört yıllık dinî yüksek öğretim mezunu iken, 2009 yılında bunların oranı % 12'dir. Bu oransal artış, son altı yılda personel alımlarında hafızlıkla birlikte dinî yüksek öğretim mezunu olmanın da tercih sebebi sayılmasından kaynaklanmaktadır.
    TABLO:2. HAFIZ PERSONELİN ÖĞRENİM DURUMLARINA GÖRE SAYISI (2009)

    Üstelik, TABLO: 1 ve 2'de görüldüğü gibi, Başkanlık'ta görev yapan hafızların tamamı, din hizmetleri alanında görev yapmamaktadır. 2003 yılı itibariyle hafız olup din hizmetleri sınıfında görevli olanlardan dört yıllık dinî yüksek öğretim mezunu olanların oranı ancak % 7.6 iken, bu oran 2009 yılında % 9.6'ya yükselmiştir. Son altı yılda, Din hizmetlerinde çalışanlardan Açık Öğretim İlahiyat Önlisans mezunlarının sayısında önemli artış gözlenmektedir: 2003'te yaklaşık % 5 iken, 2009'da %23'e yükselmiştir. Son altı yılda din hizmetlerinde çalışanlardan İmam-Hatip Lisesi mezunlarının oranında yaklaşık % 5'lik bir düşüş gözlenmektedir.
    Bu rakamlar, hafızlık yapanlardan, dört yıllık dinî yüksek öğrenim mezunu olanların sayısının oldukça az olduğunu göstermektedir. Bu fotoğraf şöyle anlamlandırılabilir:
    a- Hafızlığa önem vermeye devam ediyoruz; ancak hafızlığın, Kur'an öğrenme çerçevesinde her şey olmasa da çok şey olduğu kanaatimizi sürdürüyoruz.
    b- Bu eksik hafızlık algımızın da etkisiyle, hafızlarımızın aynı zamanda Kur'an'ın mesajını kavramış, İslam dinini çok iyi bilen insanlar olmalarını sağlayacak önlemleri al(a)mamışız.
    c- Din görevlisinin yeterlikleri konusunda da hatalı bir anlayışa sahibiz: Hafız olmayı, din görevlisi olmak için adeta yeter sebep olarak görüyoruz. Bu yüzden yeterli dinî bilgiye sahip olmasa da her hafızın din görevlisi olmasını uygun buluyoruz.
    Elbette böyle bir hafızlık ve din görevliliği algısı, bugün pek hoş karşılanamaz/karşılanmamalıdır. Artık hafız olacak bireylerin, hafızlık kararlarıyla birlikte mutlaka en az İlahiyat Fakültesi mezunu olma kararını da almaları gerekir. Bunun için gerekli önlemleri almak, bütün imkanları hazırlamak için çalışmalıyız. Bu yapıldığı takdirde,
    a- Hafızlık için harcanan emekler boşa gitmeyecek (hafızlık unutulmayacak, hafızlık kullanılacak/işlevsel hâle gelecek),
    b- Herkes değil de ilgililer hafızlık yapacağından hafızlık eğitiminin kalitesi yükselecek,
    c- Hafızlar, dinî bilgi bakımından yeterlikleriyle toplumda daha itibarlı konuma gelecekler,
    d- Hafızlar sayesinde ilahiyat eğitiminin de kalitesi; dolayısıyla 'Kur'an'ı öğrenme ve öğretme' işinin niteliği yükselecek,
    e- Bilgi ve beceri donanımı bakımından daha yeterli din görevlilerine sahip olacağız. Böylece toplumda din görevlisinin saygınlık düzeyi ve buna bağlı olarak da hizmette verimliliği daha da yükselecektir.
    *
    Kaynaklar
    Cebeci Suat ve Ünsal Bilal, 'Hafızlık Eğitimi ve Sorunları', Değerler Eğitimi Dergisi, 4(11), 27-52., İstanbul, 2006.
    *Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi*Haziran 2009 sayısında yayınlanmıştır.*

    *
    Prof. Dr. M. Şevki Aydın
    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı



  4. 07.Haziran.2013, 23:40
    2
    Devamlı Üye



    Daha önce yayınlanan 'Kur'an Kursunda Hafızlık Eğitimi' başlıklı yazıda (Bk. Diyanet Aylık Dergi, Şubat 2008 s. 206) hafızlık eğitimi çok farklı yönleriyle ele alınmıştı. Bu yazıda ise, meselenin bir yönü ele alınacak. Bu da, Kur'an'ı öğrenme çerçevesinde hafızlığın yeri meselesidir.
    Meşhur bir hadis-i şerif: 'Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir.' (Buharî, Fedâilu'l-Kur'an, 21) Kur'an'ı öğrenmeden, onun içindeki mesajı kavramadan dini öğrenmek, dinin ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Onun için 'Kur'an'ı öğrenmek ve öğretmek', en hayırlı iş konumundadır.
    Dikkat edilirse, hadis-i şerifte 'Kur'an okumayı öğrenen ve öğreten' değil de, 'Kur'an'ı öğrenen ve öğreten' denilmektedir. 'Kur'an'ı öğrenme', Kur'an'a ilişkin her tür öğrenme işlemini kapsamaktadır. 'Kur'an öğrenme' kavramı, kapsamının bu genişliği nedeniyle 'Kur'an okumayı öğrenme' işini de içermektedir. Ancak, 'Kur'an okumayı öğrenme', 'Kur'an'ı öğrenme'nin ilk basamağı; belki bir atlama taşıdır. Bir başka deyişle, 'Kur'an okumayı öğrenme', 'Kur'an'ı öğrenmenin girizgâhıdır. Asıl iş bundan sonra başlamaktadır, denilebilir.
    Müslüman, anlamını hiç anlamadan da Kur'an'ı bir ibadet aşkıyla okur ve bu okumadan müthiş bir manevi haz duyar. Buna kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak ondaki mümin bilinci, bununla yetinmesine asla müsaade etmez; onun ne dediğini de anlamak için çalışmaya sevkeder.
    Bu yüzden, yeni Kur'an Kursu Programında 'Öğrenme-Öğretme Süreçlerinde Uyulması Gereken İlkeler' arasında şu hususa da yer verilmiştir: '19. Kur'an öğretiminde Türkçe mealinden okuma alışkanlığının kazandırılması üzerinde önemle durularak, Kur'an'ı Arapça metinden okumanın diğer yanında Türkçe mealinden okumanın da önemi vurgulanacaktır.' (DİB, Kur'an Kursları Öğretim Programı, Ankara, 2004, s. 5)
    'Kur'an'ı öğrenme ve öğretme' bağlamında hafızlık da böyledir. Mümin, ibadet aşkıyla Kur'an'ı ezberler, hafızasına yerleştirir. Bundan büyük bir haz duyar. Ancak, bu da, 'Kur'an'ı öğrenme' işine giriştir. Kur'an'ı ezberlemek, bireyin Kur'an'ı öğrenme, anlama, kavrama, yorumlama ve ona göre hayatını düzenleme işinde kullanacağı bir araçtır. Ama, önemli bir araçtır. Hafızlık, Kur'an'ın mesajını öğrenme çabası içindeki müminin, onu bir bütün olarak görmesine önemli katkı sağlayabilir. Tabiî ki, sürekli kullanılarak, tekrar edilerek kuvvetli halde bulundurulan hafızlık, böyle bir rol oynayabilir.
    Kur'an'ın mesajını öğrenmenin yolu ise, onun üzerinde düşünmekten, onu anlamaktan geçer. Kur'an'ı, onun ayetlerini derin tefekküre konu edinerek anlamaya çalışmak, onu öğrenecekler için kaçınılmaz bir durumdur. Onun için bizzat Kur'an'ın kendisi, ayetleri üzerinde insanların düşünmesi gerektiğini belirtir, onları buna davet eder. Kendisini, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir kitap olarak takdim eder. Bunu yapmak, müminler için öngörülmüş önemli bir görevdir. (Bk. Nisâ, 82; Muhammed, 24; Muminun, 68; Sad, 29)
    Kur'an okumayı konu edinen hadis-i şerifler incelendiğinde de, genelde Kur'an'ın manasını düşünmeyi içeren bir okumadan söz edildiği görülmektedir. Mesela onlardan birisi şudur: 'Sizden kim Vettîni vezzeytuni suresini okuyup, 'Allah hakimlerin hakimi değil midir'' (ayet, 8) ayetine gelince, 'Evet ben buna tanıklık edenlerdenim' desin. Kim de, Lâ uksimu bi yevmi'l-kıyame suresini okuyup, 'Bu Allah, ölüleri diriltmeye kadir değil midir'' ayetine (40) gelince, 'Rabbimin izzetine and olsun ki evet' desin. Kim de Mürselat suresini okuyup, 'Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar'' ayetine (50) varınca, 'Yüce Allah'a inandık' desin.' (Ebu Davud, Salat, 154/887) Bu ve benzeri hadis-i şerifler, Kur'an okurken müminin, ilahî kelama muhatap olarak onunla diyalog içinde olmasını öngörmektedir. Elbette söylenenler anlaşılmadan onlara karşılık verilemez. Onun için, manası anlaşılmadan da Kur'an okumak söz konusu olmakla birlikte, asıl önemli olan, Kur'an'ı anlayarak okumaktır.
    Nitekim ashabın tutumu da, bu anlayışı açıkça ortaya koymaktadır. Onlar en fazla on ayet Hz. Peygamberden alır; onu iyice anlayıp kavradıktan sonra yenilerini öğrenirlerdi. Onlar için de aslolan, Kur'anın anlamını kavramaktı. Çünkü onlar, Kur'an'ın öngördüğü değerleri özümseyip tutum ve davranışlarını onlara göre belirlemenin önemini kavramış, bunu özümsemişlerdi.
    Bütün bunları birlikte düşünerek hafızlık meselesine bakış açımızın ne kadar isabetli, ne ölçüde sahih olduğunu gözden geçirmemiz gerekmektedir. Ecdadımız, hafızlığa büyük önem vermiş ve hafızlara son derece saygılı davranmayı şiar edinmiştir. Hafızı, 'Yürüyen Kur'an' olarak görmüştür. Kimileri saygı anlayışını alabildiğine ileri noktalara taşıyarak, hafıza abdestsiz dokunmayı/ onunla tokalaşmayı bile kendine yakıştıramamıştır. Birtakım rivayetlere dayanılarak, hafızlığın önemi alabildiğine abartılmıştır. Bu abartılı hafızlık algısı, hafız olanın, olduğunun çok ötesinde bir donanıma sahip biri olarak değerlendirilmesine, dini bilen kişi/hoca olarak görülmesine yol açmıştır.
    Hafızlığın, Kur'an'ı öğrenme bağlamında en hafif ifadeyle çok şey olduğu kanaati, hafızlar için başka imkanlar hazırlayıp onların Kur'an'ı öğrenme çabalarını ilerletmelerini sağlamaya ihtiyaç duyulmamasına neden olmuştur, denebilir. Çevredeki bu hafızlık algısı, bizzat kimi hafızların da böyle bir kanaate kendilerini mahkum ederek Kur'an'ı öğrenme çabalarını sürdürmelerini önleyebilmiştir.
    Oysa, Kur'an'ı öğrenme, onun mesajını anlayıp özümseme bağlamında hafızlığın çok önemli bir işleve sahip olduğu düşünülerek, hafızların dinî ilimler alanında kendilerini geliştirmelerinin önü açılmalı, onlara özel imkanlar hazırlanmalıydı. Zira, 'Yürüyen Kur'an'ı, 'yaşayan Kur'an'a, 'hayatını Kur'an kılan'/ 'ahlakı Kur'an olan' bireye dönüştürmek için bunun mutlaka yapılması gerekmektedir. Kaldı ki, hafızlığı unutmamak, onu giderek daha kuvvetli hâle getirmek için de buna ihtiyaç vardır.
    Hafızların çoğu, hafızlığını kullanmasına imkan vermeyen mesleklere yönelerek, emekleri boşa çıkarabilmektedirler. Araştırmalara göre, hafızların %85'i din hizmetleri alanının dışında bir meslek edinmektedirler. (Bk. Cebeci ve Ünsal, 2006: 36) Bunların hepsinin isteyerek başka meslek seçtiğini, sanırım söyleyemeyiz. Hafızların bir çoğu, çaresizlikten böyle bir tercihte bulunmuş olabilir. Çünkü yakında yapılan bir araştırmaya göre, hafızlıktan sonra örgün eğitim kurumlarında eğitimini sürdürmek isteyenlerden meslekî din eğitimi kurumlarını tercih etmeyi düşünen öğrencilerin oranı, % 56'dır. (Bk. Cebeci ve Ünsal, 2006: 35) Buna karşılık, Diyanet İşleri Başkanlığında her tür unvanla görev yapan hafızların sayısı, 2009 yılı itibariyle 14 443'tür. (Bk. TABLO: 2) Ülkemizde yüzbine yakın hafız olduğu düşünülürse, bu sayı yaklaşık % 15'lere tekabül etmektedir. Bu rakamlar, birçok hafızın istemesine rağmen, meslekî din eğitimi veren kurumlarda okuyamadığını göstermektedir, denebilir.
    TABLO:1. HAFIZ PERSONELİN ÖĞRENİM DURUMLARINA GÖRE SAYISI (2003)

    Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev yapan hafızların toplam sayısı, 2003 yılında 10176 iken (Bk. TABLO: 1), 2009 yılında 14 443'e yükselmiştir. (Bk. TABLO: 2) Son altı yılda, personel alımlarında hafızlığın tercih sebebi sayılması nedeniyle, hafız personel sayısında % 50 oranında bir artış olduğu görülmektedir.
    Ne var ki, Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki bu hafız görevlilerden İlahiyat Fakültesi gibi dört yıllık bir yüksek dinî öğretim mezunu olanların sayısı, toplam içinde oldukça azdır. Sözgelimi, 2003 yılında Başkanlık'ta görev yapan hafızların % 10'u dört yıllık dinî yüksek öğretim mezunu iken, 2009 yılında bunların oranı % 12'dir. Bu oransal artış, son altı yılda personel alımlarında hafızlıkla birlikte dinî yüksek öğretim mezunu olmanın da tercih sebebi sayılmasından kaynaklanmaktadır.
    TABLO:2. HAFIZ PERSONELİN ÖĞRENİM DURUMLARINA GÖRE SAYISI (2009)

    Üstelik, TABLO: 1 ve 2'de görüldüğü gibi, Başkanlık'ta görev yapan hafızların tamamı, din hizmetleri alanında görev yapmamaktadır. 2003 yılı itibariyle hafız olup din hizmetleri sınıfında görevli olanlardan dört yıllık dinî yüksek öğretim mezunu olanların oranı ancak % 7.6 iken, bu oran 2009 yılında % 9.6'ya yükselmiştir. Son altı yılda, Din hizmetlerinde çalışanlardan Açık Öğretim İlahiyat Önlisans mezunlarının sayısında önemli artış gözlenmektedir: 2003'te yaklaşık % 5 iken, 2009'da %23'e yükselmiştir. Son altı yılda din hizmetlerinde çalışanlardan İmam-Hatip Lisesi mezunlarının oranında yaklaşık % 5'lik bir düşüş gözlenmektedir.
    Bu rakamlar, hafızlık yapanlardan, dört yıllık dinî yüksek öğrenim mezunu olanların sayısının oldukça az olduğunu göstermektedir. Bu fotoğraf şöyle anlamlandırılabilir:
    a- Hafızlığa önem vermeye devam ediyoruz; ancak hafızlığın, Kur'an öğrenme çerçevesinde her şey olmasa da çok şey olduğu kanaatimizi sürdürüyoruz.
    b- Bu eksik hafızlık algımızın da etkisiyle, hafızlarımızın aynı zamanda Kur'an'ın mesajını kavramış, İslam dinini çok iyi bilen insanlar olmalarını sağlayacak önlemleri al(a)mamışız.
    c- Din görevlisinin yeterlikleri konusunda da hatalı bir anlayışa sahibiz: Hafız olmayı, din görevlisi olmak için adeta yeter sebep olarak görüyoruz. Bu yüzden yeterli dinî bilgiye sahip olmasa da her hafızın din görevlisi olmasını uygun buluyoruz.
    Elbette böyle bir hafızlık ve din görevliliği algısı, bugün pek hoş karşılanamaz/karşılanmamalıdır. Artık hafız olacak bireylerin, hafızlık kararlarıyla birlikte mutlaka en az İlahiyat Fakültesi mezunu olma kararını da almaları gerekir. Bunun için gerekli önlemleri almak, bütün imkanları hazırlamak için çalışmalıyız. Bu yapıldığı takdirde,
    a- Hafızlık için harcanan emekler boşa gitmeyecek (hafızlık unutulmayacak, hafızlık kullanılacak/işlevsel hâle gelecek),
    b- Herkes değil de ilgililer hafızlık yapacağından hafızlık eğitiminin kalitesi yükselecek,
    c- Hafızlar, dinî bilgi bakımından yeterlikleriyle toplumda daha itibarlı konuma gelecekler,
    d- Hafızlar sayesinde ilahiyat eğitiminin de kalitesi; dolayısıyla 'Kur'an'ı öğrenme ve öğretme' işinin niteliği yükselecek,
    e- Bilgi ve beceri donanımı bakımından daha yeterli din görevlilerine sahip olacağız. Böylece toplumda din görevlisinin saygınlık düzeyi ve buna bağlı olarak da hizmette verimliliği daha da yükselecektir.
    *
    Kaynaklar
    Cebeci Suat ve Ünsal Bilal, 'Hafızlık Eğitimi ve Sorunları', Değerler Eğitimi Dergisi, 4(11), 27-52., İstanbul, 2006.
    *Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi*Haziran 2009 sayısında yayınlanmıştır.*

    *
    Prof. Dr. M. Şevki Aydın
    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı






+ Yorum Gönder