Konusunu Oylayın.: İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?
  1. 30.Ekim.2009, 10:25
    1
    Misafir

    İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?






    İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir? Mumsema organ bağışı caizmidir


  2. 29.Mayıs.2013, 18:07
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?




    İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?


    Ön Bilgiler:
    Günümüzün problemlerinden olan “organ nakli” nin dinî hükmünü anlayabilmemiz için, konunun üzerine oturduğu bazı öncülleri bilmemizde yarar vardır. Çünkü hemen her mesele artık tek başına düşünülemeyecek kadar kompleks ve diğerleriyle ilişkili hale gelmiş bulunmaktadır. İlk bakışta ölmek üzere olan, ya da bir organının iş görmemesi sebebiyle ızdırap çeken bir insana insani yardım yapmaktan başka anlama gelemeyeceği sanılan organ nakli, işin pratiğine inildiğinde karşımıza bir sürü karmaşık problemlerle çıkabilmektedir. Ahlaki, hukuki ve psikolojik pek çok komplikasyonu olabilmektedir.
    Böyle bir konunun İslamdaki yerini belirleyebilmek için belki de ilk anlamamız gereken şey, İslam’ın insana bakışıdır. Öyle ya, insanın değeri ne kadardır ki, onu biraz daha yaşatabilmek için bunca sıkıntı ve masraflara katlanmaya değsin?İslamda insan için “eşref-i mahluk” dendiği bilinmektedir. Yani o, Allah’ın yarattıkları içinde en şerefli/en üstün olandır. İnsanın dışındaki her şey onun için, onun yararına olarak yaratılmıştır. Bunu bizzat Kuran-ı Kerim söyler. (bak. Bakara 2/29). “Ademoğlu çok mükerrem”, kabiliyet ve kerametlerle dopdolu olarak yaratılmıştır. (İsra 17/70) Bu kerametler/kabiliyetler kendisine salt insan olduğu için verilmiştir. Mümin olduktan sonra kazandığı kerametler/değerler ise buna ilave değerlerdir. Ya da kendisinde var olan değerlerin kadrini bilme ve onları istenildiği doğrultuda kullanmadır. İnsan yer yüzünde bir “halife” olarak yaratılmıştır. Ancak burada “Allah’ın halifesi”denmemiş olması önemlidir. Belki de insan kendisinden önce dünyayı dolduran başka varlıkların yerine, onlara bir “halef” olarak geldiği için onların “halife” sidir. “Ona isimler öğretilmiştir”(Bakara 2/31). Bu, anlaşılması zor ama çok önemli değerler taşıdığı açık olan bir özelliktir. Belki de bu onun, Allah’ın (cc) isimlerini ve bu isimlerin varlığa ve oluşa yansımalarını/tecellilerini öğrenmiş/öğretilmiş olmasıdır. Çünkü insanda ilahî bir “nefha” (nefes, ruh) vardır. Allah onun yaratılışını ona kendi ruhundan üflemekle tamamlamıştır. Yani insan bir bakıma “Teosentrik” bir varlıktır. “Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibi büyük bir günahtır. Bir insanı diriltmek/ölümünü engellemek de bütün insanları diriltmiş olmak kadar büyük bir sevaptır” (Mâide 5/32). Sadece bu anlamdaki ayet dahi insana verilen değeri anlatmak açısından çok çarpıcıdır. Demek ki onun diriltilmesini/hayatını sürdürmesini sağlamak çok önemlidir ve bu konuda kafa çatlatmaya, bilgilenmeye ve yatırım ve harcama yapmaya değer.Bununla beraber insan kendi bedeninin mutlak sahibi değildir. Bunca değerlere rağmen onun kendi kendisine her bakımdan malik olmaması da ilginçtir. Bunun anlamı belki de şudur: İnsanoğlu Allah’ın (cc) onu değerli kılması ve ona kendi ruhundan üflemesi ile yücedir. Ama onun kendi kendisine mutlak olarak sahip olması, Allah’ın onun üzerindeki mülkiyetine zıttır ve bu, insanın en azından kendisine karşı ilahlaşmasını sonuç verir. İnsanoğlu kendi hayatına kıyamaz. İntiharyasaktır ve intihar eden insan da bir bakıma haksız yere bir insanı öldürmüş olma durumundadır. Ve intihar öyle bir sondur ki, onunla insan sadece bir canı almamış, aksine kendisinin böyle büyük bir hatadan tövbe etme şansını da yok etmiştir. Büyüklüğü de buradan gelmektedir. Ötenaziyasaktır. İnsan, hangi şartlarda olursa olsun, kendi hayatının sonlanması anlamına gelecek bir karar ve emir verme yetkisine sahip değildir. Kısaca o Allah’a dayandığı ve değerini O’ndan aldığının bilincinde olduğu nispette büyüktür. Bir savaşta aldığı yaraların ızdırabına dayanamadığından, mızrağını yere dikerek üzerine düşüp intihar eden bir sahabî için Hz. Peygamber, “Kıyamette o mızrakla sürekli azap görecektir” haberini vermiştir. Ama insan tek başına ve diğer varlıklardan bağımsız olarak bir değer değil, yaratılanlara bağlı ve onların merkezi olarak, yani bütünle beraber bir değerdir.Tedaviye verilen Değer:Organ naklinin caiz olup olmayacağının anlaşılması hususunda bilinmesi gerekenlerden biri de İslamın tedaviye verdiği önemdir. İnsanın bir kul olarak fonksiyonlarını ancak sağlıklı olması halinde tastamam yerine getirebileceği için, İslamda sağlığa adeta bir ibadet telakkisi ile önem verilmiş olduğu bir gerçektir. Hz. Peygamber: “Tedavi olun ey insanlar. Çünkü Allah hiçbir hastalık indirmemiştir ki onun çaresini de indirmiş olmasın” buyurmuştur. Bu kabil teşvikler sebebiyle olacak ki, müslümanlar tarih boyunca diğer fen bilimleri yanında tıbba da çok değer vermişler ve yüzyıllar boyunca bu konuda hep en önde bulunmuşlardır. Hatta bizim görebildiğimiz kadarıyla şöyle söylememiz mümkündür: “Sağlık söz konusu olduğu durumlardan hiç biri yoktur ki, emir ve yasaklara riayet edilememesi pahasına olsa dahi, sağlık için daha elverişli olana İslam müsaade etmiş olmasın”Olayın Kökleri ve Temelleri:Başlangıçtaki girişimizle biz aslında şunu da demek istemiş olduk: Günümüzün çok yönlü meseleleri için tarihimizden bazı yalın olaylar bulup, bu berikileri onlarla temellendirmek çok isabetli olmayabilir. Çünkü olaylar ve olgular kendi bütünlüğü içinde düşünülmelidirler. Hükümler de bu bütünlüğe göre verilir. Ama buna rağmen “Organ Nakli” ve türevleri söz konusu olduğunda modern zamanlardaki alimlerimiz tarihe referanslarda bulunurlar ve bazı olaylar zikrederler. Mesela:Bir savaşta burnu kesilen Arfece isimli bir sahabî gümüşten bir burun edinmiş, bilahare koku yapması üzerine durumu Rasulüllah’a arzetmiş, o da altından bir burun edinmesine müsaade etmiştir. Görüldüğü gibi bu olayın organ nakli denebilecek tarafı yoktur. Olsa olsa protez kullanmakla bir ilişkisi kurulabilir. Ama Hz. Peygamber’in estetik açıdan bir insanın görünümünün korunmasına verdiği değer de bu olayda açıktır. Üstelik bunu aslında erkeklerin kullanması haram olan bir madde ile, altınla yaptırmıştır. Bu da sağlık ve insani görünüm sözkonusu olduğunda İslamın haramları mubah sayacağının bir örneğidir.İkinci bir olay, Katâde isimli bir sahabînin Bedir Harbinde gözünün çıkması olayıdır. Rivayete göre Hz. Peygamber (sa) mübarek elleriyle çıkan gözü yerine iade etmiş ve göz de tekrar fonksiyonunu kazanmıştır. Eğer sahih ise bu olay mucize yönü ağır basan bir olaydır ve kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Bunu bizim tanıdığımız fiziki ve biyolojik şartlarla değerlendirmemeliyiz. Her ne olursa olsun burada da günümüzdeki anlamıyla bir organ nakli söz konusu değildir. Bu olay da olsa olsa insanın kendi vücudundan kopan bir organın derhal yerine dikilmesi kabilinden olabilir.Organ nakli açısından bu iki olaya zıt gibi görünen bir de hadis-i şerif vardır: “Bir ölünün kemiğini kırmak onu diri iken kırmak gibidir”. (Ebu Davud, cenâiz 15; İbn Mace, cenaiz 1605; Müsned 23172...) Eğer bunu böyle mutlak olarak anlayacaksak, ölü bir insandan organ almamız problemli olabilir. Ama dirisinden almanın bir yolu/cevazı varsa ölüden alma da bu anlama geleceğinden, bu hadisten tam aksine bir hüküm de çıkabilir ve bunun caiz olduğunu dahi gösterir. Çünkü, diriden naklin caiz olduğu ortaya konabilirse o zaman sonuç şöyle olur: Ölünün bir organını kesmek dirininkini kesmek gibidir. Belli şartlarla dirinin bir organını alabiliriz. Öyleyse ölününkini de alabiliriz.Diğer yönden İslam’ın “îsar” ı övdüğü bilinen bir gerçektir. (bak Haşr 59/9). Îsar, bir müminin, muhtaç olması durumunda bile kardeşini kendisine tercih etmesidir. Keza Uhud Günü Hz. Peygamberi korumak için onun etrafında can havli ile dönen sahabilerden en az altı tane kadarı kendilerini ona yönelen oklara hedef yapmış ve adeta bile bile şehadeti tercih etmişlerdir. Hatta bu gün Filistinlilerin yapmakta oldukları “intihar saldırıları” nı pek çok alim bu doğrultuda görmekte ve bunlara islami açıdan “intihar saldırısı” değil “istişhad/şehitlik isteme saldırıları”demektedirler. Ama bunu böyle değerlendirebilmek için en azından insanın “vatanına, canına, malına ya da ırzına” bir saldırı sözkonusu olmalıdır. Bunun dışındaki sebeplerle böyle bir hükme ulaşmak mümkün değildir.Şunu da bilmemiz gerekir: İnsanın kendi hakkı olan her şeyi, ölünce varislerine intikal eder. Eğer hayatta iken bir organını bağışlaması caiz görülebiliyorsa, bunu ölünce de verilmek üzere bağışlayabileceği gibi, aynı şeyi varisleri de yapabilir. Bir hadisi şerifte şöyle söylenir: “Birisinin bir organına bir cinayet işlenir de o da bunu bağışlarsa Allah da onu bir derece yükseltir veya onun bir hatasını bağışlar” (İbn Mace, diyyat 2683; Tirmizî, diyyat 1313). Anlatılan şey, birisinin bir organının başkası tarafından, mesela kesilmek suretiyle zayi edilmesi, onun da bunun kısasını ya da diyetini almayıp, o organını tasadduk ederek suçluyu bağışlamasıdır. Burada konumuz açısından iki önemli işaret vardır: Birincisi, insanın kendi organını bağışlama anlamına gelen bir affı yapabilmesi, ikincisi bunu, zayi olmuş yani ölmüş bir organı için yapabilmiş olması.Organ Naklinin AnlamıOgan nakli deyince anlaşılan şey: İnsanın her hangi bir organının/parçasının, bir dokusunun, hücresinin, kanının, göz retinasının bir zaruretten ötürü bir başka insana takılması olayıdır. Arapçası “naklü’l-a’dâ”, ya da “ziraatü’l-a’d┠(organ nakli ya da organ ziraatı), İngilizcesi ise “Transplantation” dır Arapça ‘organ ziraatı’ bunun tercümesidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, “organ nakli” ile hayati bir zorunluluk olmaksızın da yapılabilecek, msela estetik bir nakilden sözedilmemektedir. Bugün kan, doku, göz, karaciğer, böbrek, kalp vb. nakillerde bir hayli başarı elde edilebilmiştir.ÇeşitleriOrgan nakli diriden diriye yapılabileceği gibi, ölüden diriye de yapılabilir. Bu noktada uzmanlar ölümü “Hukuken ölüm”, “Tıbben ölüm” diye ikiye ayırmaktadırlar. Kişinin beyin fonksiyonlarının hayata tekrar dönüşü olmayacak şekilde sona ermesi hukuken ölümü anlatır. Yani o noktada ölmüş olmanın hukuku başlamıştır. Mesela miras ve boşanma o andan itibaren sözkonusu olur. “Tıbben ölüm” bunun biraz daha ileri derecesidir. Beyin ve kalp fonksiyonlarının her ikisi de tamamen sona ermiştir. “Hukuken ölüm” de hücreler hala canlıdır ve bu fonksiyonların bulunduğu başka bir bedende hayatiyet kazanabilirler. İşte ölüden diriye nakil henüz tıbbi ölümün tamamlanmadığı bu safhada olabilen bir iştir. “Tıbben ölüm” de gerçekleştikten sonra artık organlar işe yaramamaktadırlar.Ayrıca nakil kişinin kendi bedeninden kendi bedenine olabileceği gibi bir başka bedenden de olabilir.Kolayca anlaşılabileceği üzere yine böyle bir nakil hayati organlarda olabileceği gibi, böyle olmayanlarda da olabilir. Kalp ve karaciğer birinciye, böbrek de ikinciye örnektir. Bazı nakil durumlarında vücut verileni yenileyebilmekte/telafi edebilmekte bazılarında ise edememektedir. Kan birinciye, yine mesela böbrek ikinciye örnektir.Organ naklinin düşen ya da her ne sebeple olursa olsun alınan ceninden de yapıldığı bilinmektedir.HükmüKonuyu bu güne kadar araştıran İslam hukukçuları ya da “İslam Fıkıh konseyi” gibi kuruluşların vardıkları sonuçlar şunlardır:Bir insanın kendi organları arasındaki tedavi amaçlı nakil caizdir.Diriden diriye yapılan ve vücudun verileni telafi edip tamamladığı nakil yine tedavi amaçlı olmak üzere caizdir. Mesela kan verme ve deri nakli böyledir.Bir parçası verildiği takdirde kalanı görevi kısmen de olsa yapabilen bir organın, bunu almadığı takdirde bu fonksiyonu bütünüyle yitirecek olan birisine verilmesi caizdir. Böbrek ve göz nakli böyledir. Çünkü mesela, iki böbreği de çürümüş olan birisinin yaşaması mümkün değildir, ama bir böbreğini veren birisi tek böbrekle yaşayabilir.Verildiği takdirde verenin ölümüne sebep olacak bir organın verilmesi, ister kendi rızası ile, ister başka bir yolla olsun, caiz değildir. Çünkü bu durum, kendi isteğiyle olması halinde intihar, başka bir yolla olması halinde ise bir cana kıymadır ki, her ikisi de haramdır.Ölüme sebep olmasa dahi, verilen organ verende, alanın almaması durumundan daha büyük bir zarar meydana getiriyorsa, ya da verenin bir insan olarak fonksiyonlarını yitirmesine sebep oluyorsa bu da caiz değildir. Mesela iki elini birden vermesi bu sonuncunun örneği olabilir.Ölenin önceden bağışlaması, ya da varislerinin, veya bunların hiç biri yoksa velayeti sebebiyle yönetimin müsaade etmesi halinde bir ölüden de organ alınabilir. Ancak burada da hayati bir zaruretin bulunmuş olması gerekir. Yani hayatta olan bunu almadığı takdirde yaşayamayacak durumda olmalıdır.Ahlaken daha hassas olunan durumlarda, mesela yapılabilmesinin mümkün olması halinde cinsel organın, rahim ve benzeri organların nakli caiz değildir.Nakli yapılacak organ mesela bir protezle, ya da bir başka hayvandan alınan bir organla karşılanabilecekse insandan organ nakli yapılması caiz değildir. Bundan sadece her halükarda pis sayılan domuz gibi hayvanlar istisna edilmiştir.Bir müslümanın gayri müslimden organ alması da caizdir. Çünkü iman etmeyen, insanın organları değil kendisidir. Organların bunda bir kusuru yoktur. Hatta onlar da her şey gibi Allah’ı tesbih etmektedirler. Nitekim Kıyamet günü insanın aleyhine şahitlik edecekler ve onun kendileriyle yaptıklarını anlatacaklardır. Aynı şekilde bir müslümanın bir gayri müslime organ vermesi de caizdir. Bunu küfrün devamına yardım gibi düşünmenin bir anlamı yoktur. Aksine o insanın iman etme imkanını artırma olarak değerlendirilebilir. Çünkü Müslüman, bir kafire organ vermemesi durumunda o, olduğu hal üzere ölecektir. Ama vermesi durumunda hayatta kalacak ve hem bu iyiliğin sebebiyle hem de düşünme imkanı bulduğu için iman etme ihtimali olacaktır. Ayrıca hatırlamak gerekir ki, Allah bir canı ölümden kurtarmak suretiyle onu yaşatanın bütün insanları diriltmiş olacağını söylerken, Müslüman kafir ayırımı yapmamıştır. Keza bütün insanları diriltmiş gibi olmanın içerisinde kafirler de vardır. Bu büyük bir sevap olarak anlatıldığına göre bu konuda ayırım yapılmamıştır. Ayrıca Allah (cc) şöyle buyurur: “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.” (Mümtahine 60/8). “Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. (Esir o zamanlar sadece gayri müslimlerden olurdu) "Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz." Derler” (İnsan 76/8-9)İnsanın bunca değerli sayılmasına karşılık organlarının nasıl alınabileceği düşüncesi için denebilir ki, elbette hayatta olan insan ölenden daha değerlidir. Bir diriden ya da bir ölüden organ alınması, alınana bakıldığında değer vermeme gibi görülse de, daha değerli bir şekilde devamını sağlama açısından aslında bu bir değer vermenin ifadesidir.Diğer yönden, insan organlarının sahibi değildir ki, onları bağışlayabilsin gibi düşünmek de çok doğru görülmemektedir. Nitekim aslında her şey Allah’ındır. Hatta elimizdeki mallar da onundur ama biz onları satabiliyor ya da hibe edebiliyoruz.İnsanın hiçbir organının parayla satılması caiz değildir. Dolayısıyla bütün bu söylenenler verilenin ancak bağışlama yoluyla verilmiş olmalarına bağlıdır. İnsana verilen değer açısından bu çok önemli bir husus olduğu için, böyle bir bağıştan sonra tek taraflı hediye ve ödülün dahi caiz olup olmayacağı tartışmalıdır. Çünkü yaygınlaşması durumunda bunun zikredilmeyen bir ücret halini alması mümkündür. İnsanın ya da onun bir parçasının parayla satılamayacağı konusunda İslam alimleri arasında hemen hemen bir ittifak vardır. Bu konuda tutundukları delillerden biri de şu hadisi kutsîdir: “Üç insan vardır ki Kıyamet günü onların hasmı ben olacağım ve ben kimin hasmı olursam kazanan da ben olurum. Bir adam ki benim adıma söz verir ve aldatır. Bir adam ki hür bir insanı satar ve parasını yer. Bir adam ki, bir işçi çalıştırır, ona yapacağını tam yaptırır ama ücretini tastamam vermez.” (Buhari, buyû’ 2075; İbn Mace, ahkâm 14). Ancak buna itiraz edenler de yok değildir. Onlar da şöyle derler: İnsan oğlunun değerli olması, organını veren birisinin bunun karşılığında para almasına engel değildir. Yeter ki falancanın bir böbreği şu kadar eder, filancanınki bu kadar tarzında bir pazarlık olmasın. Ya da insan kendi organının bedelinin şu kadar olduğunu söylemesin. Bu son zikredilen hadis de bu görüş sahiplerince sözü edilen meselenin delili sayılmaz. Çünkü bunda zikredilen husus hür bir insanın köle kılınmasıdır ve bu başka bir şeydir. Kaldı ki biz süt annelerin sütleri karşılığında icare akdi yaptıklarını ve bedel alabildiklerini biliyoruz. Süt, annenin bedeninin sürekli ürettiği bir şey olmakla kandan farklı değildir. Evet, böyle düşünenler de vardır ve bu görüşü destekleyen önemli bir husus da insanın bir organını ya da kanını satması karşılığında ücret alamayacağını açıkça/nassen zikreden bir delilin bulunmamasıdır. Ayrıca organlara yönelik cinayetlerde diyetin alınması da bu görüşü destekleyebilir. Orada da alınan şey, mesela bir kolun bedeli değildir ama bunun alınması da şeran caiz görülmüştür. Naslarda bulunduğu için buna itiraz eden kimse de düşünülemez. Nasıl böyle bir bedelin alınması insanın kerametini/değerini düşürmüyorsa, organ verme konusunda da paha biçmeksizin karşılık alınması da bunu düşürmemelidir. Görüldüğü gibi, böyle düşünmenin de İslama bütün bütün aykırı olmadığı açıktır. Ama yine de, sebep olacağı ahlaki kötülükler de hesaba katıldığında böyle bir hükme varmanın isabetli olma ihtimalinin çok az olduğu açıktır. Bu sebeple de bu şaz bir görüş olarak değerlendirilmiştir.DeğerlendirmelerBütün bu verdiğimiz bilgilerin yanında Şunları da göz önünde bulundurmamız konunun anlaşılmasına yardımcı olabilir:1. Serdedilen delillerden de anlaşılacağı gibi, organ nakli meselesi yeni bir meseledir ve bu günkü haliyle hakkında Kurandan veya sünnetten açık nasların bulunması mümkün değildir. Bunun anlamı şudur: Organ bağışının ya da naklinin haram olduğunu söylemek helal olduğunu söylemekten daha zordur. Helal ya da haram olduğuna dair ortada kitap, sünnet ve icma gibi kesin bir delil bulunmadığına göre bunun hükmünü anlamak için kullanılacak metot, kıyasa ya da maslahata baş vurmaktır.2. Kıyas yapılabilmesi için de açık bir dayanak/asıl yoktur. Dolayısı ile, konunun hükmüne kıyasla da varmak mümkün değildir.3. Kişisel içtihatlara ya da zanni delillere ve önceki kıyaslara kıyasla bir meselenin hükmünü ortaya koymak ise usulcülerin kabul etmedikleri bir yoldur. Bunun anlamı da şudur: Organ naklinin caiz olduğu ya da olmadığı konusunda zikredilen deliller meselenin temellendirilmesi için sağlam bilgi ifade edecek güçte değillerdir. Sadece bir kanaat için zikredilmiş olabilirler.4. konunun hükmüne ulaşmak için kalan en güçlü metot, maslahat prensibidir. Açıkça haram olmayan konularda ferdin ya da kamunun maslahatına bakılır. Ve hangi uygulama maslahata daha elverişli bulunursa onun olması gerektiğine hükmedilir. Bu açıdan bakıldığında organ naklinin caiz olmadığını söylemek mümkün değildir ve dediğimiz gibi, caiz olduğuna hükmetmek, olmadığına hükmetmekten daha kolaydır ve isabet imkanı daha çoktur.5. Organ karşılığında ücret alma meselesi de çok açık ve kesin olan bir mesele değildir. Ancak burada maslahat bize göre ücret almanın caiz olmamasından yana gözükmektedir.6. Konuya salt insani bir mesele ve bir sağlık sorunu olarak baktığımız zaman söylenecek şeyler bunlardır ve organ naklinin ya da bağışının caiz olamayacağını söylemek adeta bir acımasızlık olarak görülecektir. Ancak meselenin ahlaki boyutları ve komplikasyonları da yok değildir. Onları görmezlikten gelmek ise sığ görüşlülüktür. İşte bu konuda da şunları söyleyebiliriz:Her şeyden önce organ nakli insanoğlu için çok büyük bir çözüm olamamış ve faydası sınırlı kalmıştır. Çok pahalı bir yöntem olduğu için de herkesim için bir kurtuluş yolu olmadığı gibi, fukara kesim aleyhine ahlaki problemler de doğurmuştur. Bunlardan da sözedeceğiz, ama burada şunu da söylemeliyiz ki, şimdi artık biyo-teknoloji ve hücre kopyalama organ nakline alternatif, daha ucuz ve daha insani tedavi yöntemleri çıkarabilecektir. O zaman zaten organ naklinden söz edilmeyebilecektir. Öyleyse insanoğlu, mahzuru hiç blunmayan bu yöntemleri geliştirmek için uğraşmalıdır.İslamdaki maslahat ve mefsedet dengesi açısından bakıldığında zararı faydasından çok olan uygulamalar mekruhtan harama kadar derecelerde mahzurludur ve günümüzde organ nakli uygulamalarının komplikasyonu olan durumların, onunla sağlanan yararlardan fazla olduğu kanaati vardır. Mesela:İslam yasak etmese dahi insanların geçim derdi sebebiyle organlarını satmaları insanlık adına küçültücü bir durumdur ve bunun önüne geçmek mümkün gözükmemektedir. Bu tür transplantasyonların genellikle Hindistan gibi halkının çoğu fakir ülkelerde yapıldığı bilinmektedir. Batılı zengin ülke insanları Doğuluları birer yedek parça deposu gibi görebilmektedirler. Nitekim pek çok ilacı Hindistan ve Pakistan halkları üzerinde denedikten sonra kendi ülkelerinde kullandıkları herkes tarafından bilinmektedir. Mesela Amerika’da bir karaciğer transplantasyonu 300.000 Dolara mal olurken, böbreği karşılığında bir Hintliye sadece 6-10 bin Dolar verilmektedir. İsrail gibi ülkelerin ülkemizden gayri kanuni yollarla böbrek ticareti yaptıkları tespit edilmiş bulunmaktadır. Batılı hemcinsleri doğulu kardeşini fakir bırakmakla kalmamış, onun fakirliğini dahi sömürmenin ve adeta sinekten yağ çıkarmanın yollarını da bulmuşlardır. Şu anda bu uygulamalar böyle gayri ahlaki bir seyir izlemektedirler. Meselenin ahlaki boyutunun bir yönü budur. Diğer yönden, bu skandalin sebep olabileceği başka gayri ahlakiliklerin olması da kuvvetle muhtemeldir. Mesela:Başkasına verilmek üzere organları alınacak olan bir hasta ya da kazazedenin hukuken ölmüş olduğuna kim karar verecektir. Bunu her zaman pek çok kişiden oluşan komisyonlar yapabilecek midir? Organ bekleyen bir zengin, hayatı karşılığında doktoruna yüz milyarlar vermekten çekinmeyeceğine göre, böyle bir karar verme durumunda olan doktorlar her zaman insaflı ve insani davranabilecekler midir? Ben öldükten sonra kullanılmak üzer organlarımı bağışlamam halinde, bir kör kurşuna değilse de bir kör karara kurban gitmeyeceğimden nasıl emin olabileceğim.Sonuç:Bütün bu anlatılanlardan sonra diyebiliriz ki, organ nakli zikredilen durumlar dışında caizdir ve bu konuda İslam alimlerinin ve “Fıkıh Akademisi” gibi kuruluşların verdiği hükümlerle elbette amel edilebilir. Çünkü edilmeyeceğinin açık delilleri yoktur. Ancak organ nakli her bakımdan sakıncasız ve insanoğlunun kurtuluşu için yegane yol değildir. Pek çok ahlaki komplikasyonları vardır ve alternatif çareler arama bundan daha kolay, daha ucuz ve daha insani, dolayısı ile de daha İslami olabilir.



  3. 29.Mayıs.2013, 18:07
    2
    Devamlı Üye



    İslam dininde organ bağışının yeri ve deliilleri nedir?


    Ön Bilgiler:
    Günümüzün problemlerinden olan “organ nakli” nin dinî hükmünü anlayabilmemiz için, konunun üzerine oturduğu bazı öncülleri bilmemizde yarar vardır. Çünkü hemen her mesele artık tek başına düşünülemeyecek kadar kompleks ve diğerleriyle ilişkili hale gelmiş bulunmaktadır. İlk bakışta ölmek üzere olan, ya da bir organının iş görmemesi sebebiyle ızdırap çeken bir insana insani yardım yapmaktan başka anlama gelemeyeceği sanılan organ nakli, işin pratiğine inildiğinde karşımıza bir sürü karmaşık problemlerle çıkabilmektedir. Ahlaki, hukuki ve psikolojik pek çok komplikasyonu olabilmektedir.
    Böyle bir konunun İslamdaki yerini belirleyebilmek için belki de ilk anlamamız gereken şey, İslam’ın insana bakışıdır. Öyle ya, insanın değeri ne kadardır ki, onu biraz daha yaşatabilmek için bunca sıkıntı ve masraflara katlanmaya değsin?İslamda insan için “eşref-i mahluk” dendiği bilinmektedir. Yani o, Allah’ın yarattıkları içinde en şerefli/en üstün olandır. İnsanın dışındaki her şey onun için, onun yararına olarak yaratılmıştır. Bunu bizzat Kuran-ı Kerim söyler. (bak. Bakara 2/29). “Ademoğlu çok mükerrem”, kabiliyet ve kerametlerle dopdolu olarak yaratılmıştır. (İsra 17/70) Bu kerametler/kabiliyetler kendisine salt insan olduğu için verilmiştir. Mümin olduktan sonra kazandığı kerametler/değerler ise buna ilave değerlerdir. Ya da kendisinde var olan değerlerin kadrini bilme ve onları istenildiği doğrultuda kullanmadır. İnsan yer yüzünde bir “halife” olarak yaratılmıştır. Ancak burada “Allah’ın halifesi”denmemiş olması önemlidir. Belki de insan kendisinden önce dünyayı dolduran başka varlıkların yerine, onlara bir “halef” olarak geldiği için onların “halife” sidir. “Ona isimler öğretilmiştir”(Bakara 2/31). Bu, anlaşılması zor ama çok önemli değerler taşıdığı açık olan bir özelliktir. Belki de bu onun, Allah’ın (cc) isimlerini ve bu isimlerin varlığa ve oluşa yansımalarını/tecellilerini öğrenmiş/öğretilmiş olmasıdır. Çünkü insanda ilahî bir “nefha” (nefes, ruh) vardır. Allah onun yaratılışını ona kendi ruhundan üflemekle tamamlamıştır. Yani insan bir bakıma “Teosentrik” bir varlıktır. “Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibi büyük bir günahtır. Bir insanı diriltmek/ölümünü engellemek de bütün insanları diriltmiş olmak kadar büyük bir sevaptır” (Mâide 5/32). Sadece bu anlamdaki ayet dahi insana verilen değeri anlatmak açısından çok çarpıcıdır. Demek ki onun diriltilmesini/hayatını sürdürmesini sağlamak çok önemlidir ve bu konuda kafa çatlatmaya, bilgilenmeye ve yatırım ve harcama yapmaya değer.Bununla beraber insan kendi bedeninin mutlak sahibi değildir. Bunca değerlere rağmen onun kendi kendisine her bakımdan malik olmaması da ilginçtir. Bunun anlamı belki de şudur: İnsanoğlu Allah’ın (cc) onu değerli kılması ve ona kendi ruhundan üflemesi ile yücedir. Ama onun kendi kendisine mutlak olarak sahip olması, Allah’ın onun üzerindeki mülkiyetine zıttır ve bu, insanın en azından kendisine karşı ilahlaşmasını sonuç verir. İnsanoğlu kendi hayatına kıyamaz. İntiharyasaktır ve intihar eden insan da bir bakıma haksız yere bir insanı öldürmüş olma durumundadır. Ve intihar öyle bir sondur ki, onunla insan sadece bir canı almamış, aksine kendisinin böyle büyük bir hatadan tövbe etme şansını da yok etmiştir. Büyüklüğü de buradan gelmektedir. Ötenaziyasaktır. İnsan, hangi şartlarda olursa olsun, kendi hayatının sonlanması anlamına gelecek bir karar ve emir verme yetkisine sahip değildir. Kısaca o Allah’a dayandığı ve değerini O’ndan aldığının bilincinde olduğu nispette büyüktür. Bir savaşta aldığı yaraların ızdırabına dayanamadığından, mızrağını yere dikerek üzerine düşüp intihar eden bir sahabî için Hz. Peygamber, “Kıyamette o mızrakla sürekli azap görecektir” haberini vermiştir. Ama insan tek başına ve diğer varlıklardan bağımsız olarak bir değer değil, yaratılanlara bağlı ve onların merkezi olarak, yani bütünle beraber bir değerdir.Tedaviye verilen Değer:Organ naklinin caiz olup olmayacağının anlaşılması hususunda bilinmesi gerekenlerden biri de İslamın tedaviye verdiği önemdir. İnsanın bir kul olarak fonksiyonlarını ancak sağlıklı olması halinde tastamam yerine getirebileceği için, İslamda sağlığa adeta bir ibadet telakkisi ile önem verilmiş olduğu bir gerçektir. Hz. Peygamber: “Tedavi olun ey insanlar. Çünkü Allah hiçbir hastalık indirmemiştir ki onun çaresini de indirmiş olmasın” buyurmuştur. Bu kabil teşvikler sebebiyle olacak ki, müslümanlar tarih boyunca diğer fen bilimleri yanında tıbba da çok değer vermişler ve yüzyıllar boyunca bu konuda hep en önde bulunmuşlardır. Hatta bizim görebildiğimiz kadarıyla şöyle söylememiz mümkündür: “Sağlık söz konusu olduğu durumlardan hiç biri yoktur ki, emir ve yasaklara riayet edilememesi pahasına olsa dahi, sağlık için daha elverişli olana İslam müsaade etmiş olmasın”Olayın Kökleri ve Temelleri:Başlangıçtaki girişimizle biz aslında şunu da demek istemiş olduk: Günümüzün çok yönlü meseleleri için tarihimizden bazı yalın olaylar bulup, bu berikileri onlarla temellendirmek çok isabetli olmayabilir. Çünkü olaylar ve olgular kendi bütünlüğü içinde düşünülmelidirler. Hükümler de bu bütünlüğe göre verilir. Ama buna rağmen “Organ Nakli” ve türevleri söz konusu olduğunda modern zamanlardaki alimlerimiz tarihe referanslarda bulunurlar ve bazı olaylar zikrederler. Mesela:Bir savaşta burnu kesilen Arfece isimli bir sahabî gümüşten bir burun edinmiş, bilahare koku yapması üzerine durumu Rasulüllah’a arzetmiş, o da altından bir burun edinmesine müsaade etmiştir. Görüldüğü gibi bu olayın organ nakli denebilecek tarafı yoktur. Olsa olsa protez kullanmakla bir ilişkisi kurulabilir. Ama Hz. Peygamber’in estetik açıdan bir insanın görünümünün korunmasına verdiği değer de bu olayda açıktır. Üstelik bunu aslında erkeklerin kullanması haram olan bir madde ile, altınla yaptırmıştır. Bu da sağlık ve insani görünüm sözkonusu olduğunda İslamın haramları mubah sayacağının bir örneğidir.İkinci bir olay, Katâde isimli bir sahabînin Bedir Harbinde gözünün çıkması olayıdır. Rivayete göre Hz. Peygamber (sa) mübarek elleriyle çıkan gözü yerine iade etmiş ve göz de tekrar fonksiyonunu kazanmıştır. Eğer sahih ise bu olay mucize yönü ağır basan bir olaydır ve kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Bunu bizim tanıdığımız fiziki ve biyolojik şartlarla değerlendirmemeliyiz. Her ne olursa olsun burada da günümüzdeki anlamıyla bir organ nakli söz konusu değildir. Bu olay da olsa olsa insanın kendi vücudundan kopan bir organın derhal yerine dikilmesi kabilinden olabilir.Organ nakli açısından bu iki olaya zıt gibi görünen bir de hadis-i şerif vardır: “Bir ölünün kemiğini kırmak onu diri iken kırmak gibidir”. (Ebu Davud, cenâiz 15; İbn Mace, cenaiz 1605; Müsned 23172...) Eğer bunu böyle mutlak olarak anlayacaksak, ölü bir insandan organ almamız problemli olabilir. Ama dirisinden almanın bir yolu/cevazı varsa ölüden alma da bu anlama geleceğinden, bu hadisten tam aksine bir hüküm de çıkabilir ve bunun caiz olduğunu dahi gösterir. Çünkü, diriden naklin caiz olduğu ortaya konabilirse o zaman sonuç şöyle olur: Ölünün bir organını kesmek dirininkini kesmek gibidir. Belli şartlarla dirinin bir organını alabiliriz. Öyleyse ölününkini de alabiliriz.Diğer yönden İslam’ın “îsar” ı övdüğü bilinen bir gerçektir. (bak Haşr 59/9). Îsar, bir müminin, muhtaç olması durumunda bile kardeşini kendisine tercih etmesidir. Keza Uhud Günü Hz. Peygamberi korumak için onun etrafında can havli ile dönen sahabilerden en az altı tane kadarı kendilerini ona yönelen oklara hedef yapmış ve adeta bile bile şehadeti tercih etmişlerdir. Hatta bu gün Filistinlilerin yapmakta oldukları “intihar saldırıları” nı pek çok alim bu doğrultuda görmekte ve bunlara islami açıdan “intihar saldırısı” değil “istişhad/şehitlik isteme saldırıları”demektedirler. Ama bunu böyle değerlendirebilmek için en azından insanın “vatanına, canına, malına ya da ırzına” bir saldırı sözkonusu olmalıdır. Bunun dışındaki sebeplerle böyle bir hükme ulaşmak mümkün değildir.Şunu da bilmemiz gerekir: İnsanın kendi hakkı olan her şeyi, ölünce varislerine intikal eder. Eğer hayatta iken bir organını bağışlaması caiz görülebiliyorsa, bunu ölünce de verilmek üzere bağışlayabileceği gibi, aynı şeyi varisleri de yapabilir. Bir hadisi şerifte şöyle söylenir: “Birisinin bir organına bir cinayet işlenir de o da bunu bağışlarsa Allah da onu bir derece yükseltir veya onun bir hatasını bağışlar” (İbn Mace, diyyat 2683; Tirmizî, diyyat 1313). Anlatılan şey, birisinin bir organının başkası tarafından, mesela kesilmek suretiyle zayi edilmesi, onun da bunun kısasını ya da diyetini almayıp, o organını tasadduk ederek suçluyu bağışlamasıdır. Burada konumuz açısından iki önemli işaret vardır: Birincisi, insanın kendi organını bağışlama anlamına gelen bir affı yapabilmesi, ikincisi bunu, zayi olmuş yani ölmüş bir organı için yapabilmiş olması.Organ Naklinin AnlamıOgan nakli deyince anlaşılan şey: İnsanın her hangi bir organının/parçasının, bir dokusunun, hücresinin, kanının, göz retinasının bir zaruretten ötürü bir başka insana takılması olayıdır. Arapçası “naklü’l-a’dâ”, ya da “ziraatü’l-a’d┠(organ nakli ya da organ ziraatı), İngilizcesi ise “Transplantation” dır Arapça ‘organ ziraatı’ bunun tercümesidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, “organ nakli” ile hayati bir zorunluluk olmaksızın da yapılabilecek, msela estetik bir nakilden sözedilmemektedir. Bugün kan, doku, göz, karaciğer, böbrek, kalp vb. nakillerde bir hayli başarı elde edilebilmiştir.ÇeşitleriOrgan nakli diriden diriye yapılabileceği gibi, ölüden diriye de yapılabilir. Bu noktada uzmanlar ölümü “Hukuken ölüm”, “Tıbben ölüm” diye ikiye ayırmaktadırlar. Kişinin beyin fonksiyonlarının hayata tekrar dönüşü olmayacak şekilde sona ermesi hukuken ölümü anlatır. Yani o noktada ölmüş olmanın hukuku başlamıştır. Mesela miras ve boşanma o andan itibaren sözkonusu olur. “Tıbben ölüm” bunun biraz daha ileri derecesidir. Beyin ve kalp fonksiyonlarının her ikisi de tamamen sona ermiştir. “Hukuken ölüm” de hücreler hala canlıdır ve bu fonksiyonların bulunduğu başka bir bedende hayatiyet kazanabilirler. İşte ölüden diriye nakil henüz tıbbi ölümün tamamlanmadığı bu safhada olabilen bir iştir. “Tıbben ölüm” de gerçekleştikten sonra artık organlar işe yaramamaktadırlar.Ayrıca nakil kişinin kendi bedeninden kendi bedenine olabileceği gibi bir başka bedenden de olabilir.Kolayca anlaşılabileceği üzere yine böyle bir nakil hayati organlarda olabileceği gibi, böyle olmayanlarda da olabilir. Kalp ve karaciğer birinciye, böbrek de ikinciye örnektir. Bazı nakil durumlarında vücut verileni yenileyebilmekte/telafi edebilmekte bazılarında ise edememektedir. Kan birinciye, yine mesela böbrek ikinciye örnektir.Organ naklinin düşen ya da her ne sebeple olursa olsun alınan ceninden de yapıldığı bilinmektedir.HükmüKonuyu bu güne kadar araştıran İslam hukukçuları ya da “İslam Fıkıh konseyi” gibi kuruluşların vardıkları sonuçlar şunlardır:Bir insanın kendi organları arasındaki tedavi amaçlı nakil caizdir.Diriden diriye yapılan ve vücudun verileni telafi edip tamamladığı nakil yine tedavi amaçlı olmak üzere caizdir. Mesela kan verme ve deri nakli böyledir.Bir parçası verildiği takdirde kalanı görevi kısmen de olsa yapabilen bir organın, bunu almadığı takdirde bu fonksiyonu bütünüyle yitirecek olan birisine verilmesi caizdir. Böbrek ve göz nakli böyledir. Çünkü mesela, iki böbreği de çürümüş olan birisinin yaşaması mümkün değildir, ama bir böbreğini veren birisi tek böbrekle yaşayabilir.Verildiği takdirde verenin ölümüne sebep olacak bir organın verilmesi, ister kendi rızası ile, ister başka bir yolla olsun, caiz değildir. Çünkü bu durum, kendi isteğiyle olması halinde intihar, başka bir yolla olması halinde ise bir cana kıymadır ki, her ikisi de haramdır.Ölüme sebep olmasa dahi, verilen organ verende, alanın almaması durumundan daha büyük bir zarar meydana getiriyorsa, ya da verenin bir insan olarak fonksiyonlarını yitirmesine sebep oluyorsa bu da caiz değildir. Mesela iki elini birden vermesi bu sonuncunun örneği olabilir.Ölenin önceden bağışlaması, ya da varislerinin, veya bunların hiç biri yoksa velayeti sebebiyle yönetimin müsaade etmesi halinde bir ölüden de organ alınabilir. Ancak burada da hayati bir zaruretin bulunmuş olması gerekir. Yani hayatta olan bunu almadığı takdirde yaşayamayacak durumda olmalıdır.Ahlaken daha hassas olunan durumlarda, mesela yapılabilmesinin mümkün olması halinde cinsel organın, rahim ve benzeri organların nakli caiz değildir.Nakli yapılacak organ mesela bir protezle, ya da bir başka hayvandan alınan bir organla karşılanabilecekse insandan organ nakli yapılması caiz değildir. Bundan sadece her halükarda pis sayılan domuz gibi hayvanlar istisna edilmiştir.Bir müslümanın gayri müslimden organ alması da caizdir. Çünkü iman etmeyen, insanın organları değil kendisidir. Organların bunda bir kusuru yoktur. Hatta onlar da her şey gibi Allah’ı tesbih etmektedirler. Nitekim Kıyamet günü insanın aleyhine şahitlik edecekler ve onun kendileriyle yaptıklarını anlatacaklardır. Aynı şekilde bir müslümanın bir gayri müslime organ vermesi de caizdir. Bunu küfrün devamına yardım gibi düşünmenin bir anlamı yoktur. Aksine o insanın iman etme imkanını artırma olarak değerlendirilebilir. Çünkü Müslüman, bir kafire organ vermemesi durumunda o, olduğu hal üzere ölecektir. Ama vermesi durumunda hayatta kalacak ve hem bu iyiliğin sebebiyle hem de düşünme imkanı bulduğu için iman etme ihtimali olacaktır. Ayrıca hatırlamak gerekir ki, Allah bir canı ölümden kurtarmak suretiyle onu yaşatanın bütün insanları diriltmiş olacağını söylerken, Müslüman kafir ayırımı yapmamıştır. Keza bütün insanları diriltmiş gibi olmanın içerisinde kafirler de vardır. Bu büyük bir sevap olarak anlatıldığına göre bu konuda ayırım yapılmamıştır. Ayrıca Allah (cc) şöyle buyurur: “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever.” (Mümtahine 60/8). “Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. (Esir o zamanlar sadece gayri müslimlerden olurdu) "Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz." Derler” (İnsan 76/8-9)İnsanın bunca değerli sayılmasına karşılık organlarının nasıl alınabileceği düşüncesi için denebilir ki, elbette hayatta olan insan ölenden daha değerlidir. Bir diriden ya da bir ölüden organ alınması, alınana bakıldığında değer vermeme gibi görülse de, daha değerli bir şekilde devamını sağlama açısından aslında bu bir değer vermenin ifadesidir.Diğer yönden, insan organlarının sahibi değildir ki, onları bağışlayabilsin gibi düşünmek de çok doğru görülmemektedir. Nitekim aslında her şey Allah’ındır. Hatta elimizdeki mallar da onundur ama biz onları satabiliyor ya da hibe edebiliyoruz.İnsanın hiçbir organının parayla satılması caiz değildir. Dolayısıyla bütün bu söylenenler verilenin ancak bağışlama yoluyla verilmiş olmalarına bağlıdır. İnsana verilen değer açısından bu çok önemli bir husus olduğu için, böyle bir bağıştan sonra tek taraflı hediye ve ödülün dahi caiz olup olmayacağı tartışmalıdır. Çünkü yaygınlaşması durumunda bunun zikredilmeyen bir ücret halini alması mümkündür. İnsanın ya da onun bir parçasının parayla satılamayacağı konusunda İslam alimleri arasında hemen hemen bir ittifak vardır. Bu konuda tutundukları delillerden biri de şu hadisi kutsîdir: “Üç insan vardır ki Kıyamet günü onların hasmı ben olacağım ve ben kimin hasmı olursam kazanan da ben olurum. Bir adam ki benim adıma söz verir ve aldatır. Bir adam ki hür bir insanı satar ve parasını yer. Bir adam ki, bir işçi çalıştırır, ona yapacağını tam yaptırır ama ücretini tastamam vermez.” (Buhari, buyû’ 2075; İbn Mace, ahkâm 14). Ancak buna itiraz edenler de yok değildir. Onlar da şöyle derler: İnsan oğlunun değerli olması, organını veren birisinin bunun karşılığında para almasına engel değildir. Yeter ki falancanın bir böbreği şu kadar eder, filancanınki bu kadar tarzında bir pazarlık olmasın. Ya da insan kendi organının bedelinin şu kadar olduğunu söylemesin. Bu son zikredilen hadis de bu görüş sahiplerince sözü edilen meselenin delili sayılmaz. Çünkü bunda zikredilen husus hür bir insanın köle kılınmasıdır ve bu başka bir şeydir. Kaldı ki biz süt annelerin sütleri karşılığında icare akdi yaptıklarını ve bedel alabildiklerini biliyoruz. Süt, annenin bedeninin sürekli ürettiği bir şey olmakla kandan farklı değildir. Evet, böyle düşünenler de vardır ve bu görüşü destekleyen önemli bir husus da insanın bir organını ya da kanını satması karşılığında ücret alamayacağını açıkça/nassen zikreden bir delilin bulunmamasıdır. Ayrıca organlara yönelik cinayetlerde diyetin alınması da bu görüşü destekleyebilir. Orada da alınan şey, mesela bir kolun bedeli değildir ama bunun alınması da şeran caiz görülmüştür. Naslarda bulunduğu için buna itiraz eden kimse de düşünülemez. Nasıl böyle bir bedelin alınması insanın kerametini/değerini düşürmüyorsa, organ verme konusunda da paha biçmeksizin karşılık alınması da bunu düşürmemelidir. Görüldüğü gibi, böyle düşünmenin de İslama bütün bütün aykırı olmadığı açıktır. Ama yine de, sebep olacağı ahlaki kötülükler de hesaba katıldığında böyle bir hükme varmanın isabetli olma ihtimalinin çok az olduğu açıktır. Bu sebeple de bu şaz bir görüş olarak değerlendirilmiştir.DeğerlendirmelerBütün bu verdiğimiz bilgilerin yanında Şunları da göz önünde bulundurmamız konunun anlaşılmasına yardımcı olabilir:1. Serdedilen delillerden de anlaşılacağı gibi, organ nakli meselesi yeni bir meseledir ve bu günkü haliyle hakkında Kurandan veya sünnetten açık nasların bulunması mümkün değildir. Bunun anlamı şudur: Organ bağışının ya da naklinin haram olduğunu söylemek helal olduğunu söylemekten daha zordur. Helal ya da haram olduğuna dair ortada kitap, sünnet ve icma gibi kesin bir delil bulunmadığına göre bunun hükmünü anlamak için kullanılacak metot, kıyasa ya da maslahata baş vurmaktır.2. Kıyas yapılabilmesi için de açık bir dayanak/asıl yoktur. Dolayısı ile, konunun hükmüne kıyasla da varmak mümkün değildir.3. Kişisel içtihatlara ya da zanni delillere ve önceki kıyaslara kıyasla bir meselenin hükmünü ortaya koymak ise usulcülerin kabul etmedikleri bir yoldur. Bunun anlamı da şudur: Organ naklinin caiz olduğu ya da olmadığı konusunda zikredilen deliller meselenin temellendirilmesi için sağlam bilgi ifade edecek güçte değillerdir. Sadece bir kanaat için zikredilmiş olabilirler.4. konunun hükmüne ulaşmak için kalan en güçlü metot, maslahat prensibidir. Açıkça haram olmayan konularda ferdin ya da kamunun maslahatına bakılır. Ve hangi uygulama maslahata daha elverişli bulunursa onun olması gerektiğine hükmedilir. Bu açıdan bakıldığında organ naklinin caiz olmadığını söylemek mümkün değildir ve dediğimiz gibi, caiz olduğuna hükmetmek, olmadığına hükmetmekten daha kolaydır ve isabet imkanı daha çoktur.5. Organ karşılığında ücret alma meselesi de çok açık ve kesin olan bir mesele değildir. Ancak burada maslahat bize göre ücret almanın caiz olmamasından yana gözükmektedir.6. Konuya salt insani bir mesele ve bir sağlık sorunu olarak baktığımız zaman söylenecek şeyler bunlardır ve organ naklinin ya da bağışının caiz olamayacağını söylemek adeta bir acımasızlık olarak görülecektir. Ancak meselenin ahlaki boyutları ve komplikasyonları da yok değildir. Onları görmezlikten gelmek ise sığ görüşlülüktür. İşte bu konuda da şunları söyleyebiliriz:Her şeyden önce organ nakli insanoğlu için çok büyük bir çözüm olamamış ve faydası sınırlı kalmıştır. Çok pahalı bir yöntem olduğu için de herkesim için bir kurtuluş yolu olmadığı gibi, fukara kesim aleyhine ahlaki problemler de doğurmuştur. Bunlardan da sözedeceğiz, ama burada şunu da söylemeliyiz ki, şimdi artık biyo-teknoloji ve hücre kopyalama organ nakline alternatif, daha ucuz ve daha insani tedavi yöntemleri çıkarabilecektir. O zaman zaten organ naklinden söz edilmeyebilecektir. Öyleyse insanoğlu, mahzuru hiç blunmayan bu yöntemleri geliştirmek için uğraşmalıdır.İslamdaki maslahat ve mefsedet dengesi açısından bakıldığında zararı faydasından çok olan uygulamalar mekruhtan harama kadar derecelerde mahzurludur ve günümüzde organ nakli uygulamalarının komplikasyonu olan durumların, onunla sağlanan yararlardan fazla olduğu kanaati vardır. Mesela:İslam yasak etmese dahi insanların geçim derdi sebebiyle organlarını satmaları insanlık adına küçültücü bir durumdur ve bunun önüne geçmek mümkün gözükmemektedir. Bu tür transplantasyonların genellikle Hindistan gibi halkının çoğu fakir ülkelerde yapıldığı bilinmektedir. Batılı zengin ülke insanları Doğuluları birer yedek parça deposu gibi görebilmektedirler. Nitekim pek çok ilacı Hindistan ve Pakistan halkları üzerinde denedikten sonra kendi ülkelerinde kullandıkları herkes tarafından bilinmektedir. Mesela Amerika’da bir karaciğer transplantasyonu 300.000 Dolara mal olurken, böbreği karşılığında bir Hintliye sadece 6-10 bin Dolar verilmektedir. İsrail gibi ülkelerin ülkemizden gayri kanuni yollarla böbrek ticareti yaptıkları tespit edilmiş bulunmaktadır. Batılı hemcinsleri doğulu kardeşini fakir bırakmakla kalmamış, onun fakirliğini dahi sömürmenin ve adeta sinekten yağ çıkarmanın yollarını da bulmuşlardır. Şu anda bu uygulamalar böyle gayri ahlaki bir seyir izlemektedirler. Meselenin ahlaki boyutunun bir yönü budur. Diğer yönden, bu skandalin sebep olabileceği başka gayri ahlakiliklerin olması da kuvvetle muhtemeldir. Mesela:Başkasına verilmek üzere organları alınacak olan bir hasta ya da kazazedenin hukuken ölmüş olduğuna kim karar verecektir. Bunu her zaman pek çok kişiden oluşan komisyonlar yapabilecek midir? Organ bekleyen bir zengin, hayatı karşılığında doktoruna yüz milyarlar vermekten çekinmeyeceğine göre, böyle bir karar verme durumunda olan doktorlar her zaman insaflı ve insani davranabilecekler midir? Ben öldükten sonra kullanılmak üzer organlarımı bağışlamam halinde, bir kör kurşuna değilse de bir kör karara kurban gitmeyeceğimden nasıl emin olabileceğim.Sonuç:Bütün bu anlatılanlardan sonra diyebiliriz ki, organ nakli zikredilen durumlar dışında caizdir ve bu konuda İslam alimlerinin ve “Fıkıh Akademisi” gibi kuruluşların verdiği hükümlerle elbette amel edilebilir. Çünkü edilmeyeceğinin açık delilleri yoktur. Ancak organ nakli her bakımdan sakıncasız ve insanoğlunun kurtuluşu için yegane yol değildir. Pek çok ahlaki komplikasyonları vardır ve alternatif çareler arama bundan daha kolay, daha ucuz ve daha insani, dolayısı ile de daha İslami olabilir.






+ Yorum Gönder