Konusunu Oylayın.: İnsanın İçine Cin Girermi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsanın İçine Cin Girermi
  1. 22.Ekim.2009, 14:07
    1
    Misafir

    İnsanın İçine Cin Girermi






    İnsanın İçine Cin Girermi Mumsema Ben Geceleri Korkudan Uyuyamaz Hale Geldim Gündüzleri Bile Beni Rahatsız Ediyorlar Acaba Içime Giren Cinliden Nasıl Kurtulabilirim


  2. 22.Ekim.2009, 14:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ben Geceleri Korkudan Uyuyamaz Hale Geldim Gündüzleri Bile Beni Rahatsız Ediyorlar Acaba Içime Giren Cinliden Nasıl Kurtulabilirim


    Benzer Konular

    - İçine sindirmek deyiminin anlamı

    - İçine işlemek deyiminin anlamı

    - İçine doğmak deyiminin anlamı

    - İnsanın Değeri, İnsanın Onuru

    - İnsanın bir başkası hakkında düşünmesi kul hakkına girermi

  3. 22.Ekim.2009, 15:24
    2
    Hüsran
    Hüsran`a Uğramak

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2009
    Üye No: 49180
    Mesaj Sayısı: 112
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Insanın Içine Cin Girermi




    arkadaşım içinizde cin olduğunu nerden biliyorsun.Korkmak ayrı cin girmesi ayrı Allah izin vermedikce sana kimse bişe yapamaz zarar veremez felak nas süreleri devamlı okuyalım.ekledim konular sana yardımcı olacaktır

    İnsanın içine cin girip zarar verebilir mi?

    Değerli Kardeşimiz;

    Cin çarpması, toplumda oldukça yaygın olan bir anlayıştır. Hemen herkesin, cin çarpmasıyla ilgili anlatacağı birden fazla olay vardır. Ancak, bu sadece bizde değil, hemen bütün toplumlarda böyledir.

    Şibli, cinlerin insan bedenine girip zarar verebileceğine, aralarında Ebu’l-Hasan el-Eş’ari’nin de bulunduğu Ehl-i Sünnet alimlerinin inandıklarını, makalelerinde bunu açıkladıklarını ve Bakara suresinde bulunan ve faiz yiyenlerin durumunu bildiren ayette; “Riba (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer deliden başka bir halde (kabirlerinden) kalkamazlar.”(1) buyurulmasını buna delil gösterdiklerini kaydetmektedir. Ahmet b. Hanbel’in oğlu Abdullah kendisine “bazı kimseler, cinin insan bedenine giremeyeceğini söylüyorlar. Sizin bu konuda ne dersiniz?” diye sorduğunda, Ahmet b. Hanbel, “onlar yalan söylemişlerdir” diye cevap vermiştir. (2)

    Cinlerin insanlara “hangi şartlarda zarar verebileceği” konusunda ise, Gülen şunları söylüyor:

    “Cinler, ehl-i imana, daha çok cünüplük ve hayız-nifas hallerinde; abdestsiz, namazsız hayat sürenlere de yine bu hallerde musallat olup, onları değişik şekilde ve değişik seviyede baştan çıkarabilirler. İşlenen her bir günah, şeytan ve habis cinlere açılan bir kapı ve pencere durumundadır. Bilhassa hassas tipler, bozuk ruhlular, duadan ve dualıların atmosferinden uzak lâubali hayat yaşayanlar, çabuk cinlerin tesirine girerler. Tabii ki, cinlerin hayat sınırlarını ve hukuklarını ihlal ve besmele çekmeden evlerini ve yurtlarını işgal de, cinlerden zarar görmede mühim faktörlerdir. Bu yüzden Efendimiz (s.a.v), bize pis yerlere girerken dua etmemizi öğretiyor ve onların bulundukları mezbelelik, çöplük, hamam, otluk, hela ve hatta kabirlerde namaz kılmamızı yasaklıyor. Evet Efendimiz, helaya girerken, “Allahümme innî eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habais” dememizi öğretiyor, hayatımızın her safhasında dualı olmamızı, bu kabil zararlı oklara hedef olmaktan korunmamızı temin edecek bir kale ve kalkan sayılabilecek temiz muhitlerde bulunmamızı, temiz insanlarla düşüp kalkmamızı, dualarla bir atmosfer oluşturmamızı ve ibadetle korunmamızı emrediyor.

    Öyleyse, cinlerin her türlü kötülüğünden emin olmak isteyen, her şeyden önce günahlardan şiddetle kaçınarak, onların girecekleri delikleri kapamalıdır.(3)

    Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Asr-ı saadette cinler maddi olarak da saldırı yapabiliyordu. Hz. Ali (r.a.) Celcelutiye'de kendine hüddam olan ifritler vasıtasıyla, namaz kılarken kafir cinlerin veya düşmanlarının taarruzundan korunuyordu. Veya hz. Peygamber, beyt-ül mal'dan hırsızlık yapan bir cini direğe bağlıyordu. Günümüzde böyle maddi görüntü ile karşımıza çıkmıyorlar.

    Asr-ı saadette meydana gelen hadiseleri ve rivayetleri iyi anlamalı, iyi tabir etmeliyiz. Yoksa bir çok konuda yanılabilir, hatalı bilgilere sahip oluruz. Olayın meydana gelişi ile şahıslar arasında iyi bir irtibat kurmalıyız. Hadiselerin hikmetini ve mahiyetini iyi kavramalıyız. Hangi söz, nerede, hangi olay neticesinde söylenmiş, bunu idrak etmeliyiz.

    Cinler, insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, aciz ve çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. Halef, selef meselesi bu konuda tesirli bir sebeptir. Yani, insan yaratılmadan evvel yeryüzünde cinlerin hakimiyeti vardı. Mantık, muhakeme, iz'andan uzak cin toplulukları yeryüzünü fesat ve savaşa boğdular. Sonra üzerlerine halife olarak insan geldi. Kafir cinler insanlara rahatsızlık verirken bu zarar insanın bünyesine, yapısına göre değişir. Yoksa cinler, her insana gidip zarar veremez.

    Cin, insana tasallut edince, onu korku, ürperti hisleriyle sefahat ve kötü alışkanlıklara sevk eder. Yani, sıkıntı ve korku, endişe ve ürperti ile insan ibadeti terk eder; içkiye, kötü alışkanlıklara, intihar etme duygusuna müptela olur.

    Böyle bir cin tasallutuna maruz kalan kişiler, eğer iyi niyetli, ihlaslı ve metafizik aleme kabiliyeti olan kişilere rast gelirse, Allah'ın (c.c.) İzniyle şifa bulabilir. Sadece dindar olmak yeterli değildir; bazı medyumluk kabiliyetlerinin de olması gerekir. Bu olayların hepsi ilmidir. Ayrıca tılsımat-ı kur'aniye, ehil kimseler vasıtasıyla cinlerin tasallutuna uğramış insanlara yardımcı olabilir.

    Cinin zararsız hale getirilmesi mümkün müdür?

    Evet mümkündür. Zira cinin başka yere kaçmaması, medyumluk kabiliyeti olan kişinin gözlerinin hüneriyle sağlanır. Ancak buradaki maddi gözümüz değildir.

    Çünkü biz cinleri, beş duyu organımızdan biri olan göz ile göremeyiz. Manyetik akım, el, göz ve nefesten farklı farklı frekansta çıkar. Gözden çıkan bir şua, cini olduğu yerde sabitler, kımıldayamaz hale getirir; cini bulunduğu yere adeta mıhlar. Belki cin çeşitli kılıklara girebilir, korku ve ürperti veren görüntü gösterebilir, ama insanın bu konudaki üstünlüğü tartışılmaz. İnsanlar arasında meşhur “göz hapsi” deyimi tam bu hadise için geçerlidir.

    Nazar devam ederken cin bir yere kaçamaz. Bu arada okunacak olan tılsımat-ı kur'aniye dediğimiz ayet ve dualarla cinin üzerine gönderilen manyetik nefes onu nötr hale getirir, yani öldürür. Ama gönderilen akıma göre bu yaralanma ve çeşitli zarar verme şeklinde de olabilir. Özellikle Ayet -el Kürsi, Felak ve Nas sürelerinin okunmasını tavsiye edebiliriz.

    (1) Şiblî, Cinlerin Esrarı, s. 258.
    (2) Şibli, A.g.e., s. 256-257.
    (3) Şahin, İnancın Gölgesinde, s. 153-154.

    Sorularla İslamiyet Editör


  4. 22.Ekim.2009, 15:24
    2
    Hüsran`a Uğramak



    arkadaşım içinizde cin olduğunu nerden biliyorsun.Korkmak ayrı cin girmesi ayrı Allah izin vermedikce sana kimse bişe yapamaz zarar veremez felak nas süreleri devamlı okuyalım.ekledim konular sana yardımcı olacaktır

    İnsanın içine cin girip zarar verebilir mi?

    Değerli Kardeşimiz;

    Cin çarpması, toplumda oldukça yaygın olan bir anlayıştır. Hemen herkesin, cin çarpmasıyla ilgili anlatacağı birden fazla olay vardır. Ancak, bu sadece bizde değil, hemen bütün toplumlarda böyledir.

    Şibli, cinlerin insan bedenine girip zarar verebileceğine, aralarında Ebu’l-Hasan el-Eş’ari’nin de bulunduğu Ehl-i Sünnet alimlerinin inandıklarını, makalelerinde bunu açıkladıklarını ve Bakara suresinde bulunan ve faiz yiyenlerin durumunu bildiren ayette; “Riba (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer deliden başka bir halde (kabirlerinden) kalkamazlar.”(1) buyurulmasını buna delil gösterdiklerini kaydetmektedir. Ahmet b. Hanbel’in oğlu Abdullah kendisine “bazı kimseler, cinin insan bedenine giremeyeceğini söylüyorlar. Sizin bu konuda ne dersiniz?” diye sorduğunda, Ahmet b. Hanbel, “onlar yalan söylemişlerdir” diye cevap vermiştir. (2)

    Cinlerin insanlara “hangi şartlarda zarar verebileceği” konusunda ise, Gülen şunları söylüyor:

    “Cinler, ehl-i imana, daha çok cünüplük ve hayız-nifas hallerinde; abdestsiz, namazsız hayat sürenlere de yine bu hallerde musallat olup, onları değişik şekilde ve değişik seviyede baştan çıkarabilirler. İşlenen her bir günah, şeytan ve habis cinlere açılan bir kapı ve pencere durumundadır. Bilhassa hassas tipler, bozuk ruhlular, duadan ve dualıların atmosferinden uzak lâubali hayat yaşayanlar, çabuk cinlerin tesirine girerler. Tabii ki, cinlerin hayat sınırlarını ve hukuklarını ihlal ve besmele çekmeden evlerini ve yurtlarını işgal de, cinlerden zarar görmede mühim faktörlerdir. Bu yüzden Efendimiz (s.a.v), bize pis yerlere girerken dua etmemizi öğretiyor ve onların bulundukları mezbelelik, çöplük, hamam, otluk, hela ve hatta kabirlerde namaz kılmamızı yasaklıyor. Evet Efendimiz, helaya girerken, “Allahümme innî eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habais” dememizi öğretiyor, hayatımızın her safhasında dualı olmamızı, bu kabil zararlı oklara hedef olmaktan korunmamızı temin edecek bir kale ve kalkan sayılabilecek temiz muhitlerde bulunmamızı, temiz insanlarla düşüp kalkmamızı, dualarla bir atmosfer oluşturmamızı ve ibadetle korunmamızı emrediyor.

    Öyleyse, cinlerin her türlü kötülüğünden emin olmak isteyen, her şeyden önce günahlardan şiddetle kaçınarak, onların girecekleri delikleri kapamalıdır.(3)

    Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Asr-ı saadette cinler maddi olarak da saldırı yapabiliyordu. Hz. Ali (r.a.) Celcelutiye'de kendine hüddam olan ifritler vasıtasıyla, namaz kılarken kafir cinlerin veya düşmanlarının taarruzundan korunuyordu. Veya hz. Peygamber, beyt-ül mal'dan hırsızlık yapan bir cini direğe bağlıyordu. Günümüzde böyle maddi görüntü ile karşımıza çıkmıyorlar.

    Asr-ı saadette meydana gelen hadiseleri ve rivayetleri iyi anlamalı, iyi tabir etmeliyiz. Yoksa bir çok konuda yanılabilir, hatalı bilgilere sahip oluruz. Olayın meydana gelişi ile şahıslar arasında iyi bir irtibat kurmalıyız. Hadiselerin hikmetini ve mahiyetini iyi kavramalıyız. Hangi söz, nerede, hangi olay neticesinde söylenmiş, bunu idrak etmeliyiz.

    Cinler, insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, aciz ve çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. Halef, selef meselesi bu konuda tesirli bir sebeptir. Yani, insan yaratılmadan evvel yeryüzünde cinlerin hakimiyeti vardı. Mantık, muhakeme, iz'andan uzak cin toplulukları yeryüzünü fesat ve savaşa boğdular. Sonra üzerlerine halife olarak insan geldi. Kafir cinler insanlara rahatsızlık verirken bu zarar insanın bünyesine, yapısına göre değişir. Yoksa cinler, her insana gidip zarar veremez.

    Cin, insana tasallut edince, onu korku, ürperti hisleriyle sefahat ve kötü alışkanlıklara sevk eder. Yani, sıkıntı ve korku, endişe ve ürperti ile insan ibadeti terk eder; içkiye, kötü alışkanlıklara, intihar etme duygusuna müptela olur.

    Böyle bir cin tasallutuna maruz kalan kişiler, eğer iyi niyetli, ihlaslı ve metafizik aleme kabiliyeti olan kişilere rast gelirse, Allah'ın (c.c.) İzniyle şifa bulabilir. Sadece dindar olmak yeterli değildir; bazı medyumluk kabiliyetlerinin de olması gerekir. Bu olayların hepsi ilmidir. Ayrıca tılsımat-ı kur'aniye, ehil kimseler vasıtasıyla cinlerin tasallutuna uğramış insanlara yardımcı olabilir.

    Cinin zararsız hale getirilmesi mümkün müdür?

    Evet mümkündür. Zira cinin başka yere kaçmaması, medyumluk kabiliyeti olan kişinin gözlerinin hüneriyle sağlanır. Ancak buradaki maddi gözümüz değildir.

    Çünkü biz cinleri, beş duyu organımızdan biri olan göz ile göremeyiz. Manyetik akım, el, göz ve nefesten farklı farklı frekansta çıkar. Gözden çıkan bir şua, cini olduğu yerde sabitler, kımıldayamaz hale getirir; cini bulunduğu yere adeta mıhlar. Belki cin çeşitli kılıklara girebilir, korku ve ürperti veren görüntü gösterebilir, ama insanın bu konudaki üstünlüğü tartışılmaz. İnsanlar arasında meşhur “göz hapsi” deyimi tam bu hadise için geçerlidir.

    Nazar devam ederken cin bir yere kaçamaz. Bu arada okunacak olan tılsımat-ı kur'aniye dediğimiz ayet ve dualarla cinin üzerine gönderilen manyetik nefes onu nötr hale getirir, yani öldürür. Ama gönderilen akıma göre bu yaralanma ve çeşitli zarar verme şeklinde de olabilir. Özellikle Ayet -el Kürsi, Felak ve Nas sürelerinin okunmasını tavsiye edebiliriz.

    (1) Şiblî, Cinlerin Esrarı, s. 258.
    (2) Şibli, A.g.e., s. 256-257.
    (3) Şahin, İnancın Gölgesinde, s. 153-154.

    Sorularla İslamiyet Editör


  5. 22.Ekim.2009, 15:26
    3
    Hüsran
    Hüsran`a Uğramak

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2009
    Üye No: 49180
    Mesaj Sayısı: 112
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Insanın Içine Cin Girermi

    Cinler yalnız kalanlara zarar verebilir mi? akşamları evde yalnız kalıyorum ve çok korkuyorum. Ben bu korkudan kurtulmak için ne yapmalıyım?

    Değerli Kardeşimiz;


    Yalnız kalanlar bünye olarak zayıf ve vesveseli insanlar ise cinlerin zarar verme ihtimali vardır. Fakat bu durum mutlaka zarar verecekleri anlamına gelmez. Bu nedenle gerekli tedbirler alınırsa cinler zarar veremez. Yalnız kalanların bu konuda korkmasına gerek yoktur. Allah izin vermedikçe hiç bir şey, hiç bir kimseye zarar veremez. Tedbirleri aldıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak ve Ona iltica etmek gerekir.

    Yalnızlık, yanında başkası olmayan, tek başına olmak halidir. İnsan yalnız mıdır. Yalnızlık, modern hayatın çıkmazıdır. Bakmaz mısınız hayatımıza, kalabalıklar içinde yalnız değil belki de yapayalnızız. Milyonlarlayken yalnızlık çeken bir hayat sürmekteyiz. Bazen yalnızlığımızın dahi farkında değiliz. Sanal bir gülüş, yapay bir sohbet, kurgular üzerine bina edilmiş hayatın mahkumlarıyız.

    Seyredilenler, göz gezdirilenler, dinlenilen şeyler yalnızlığımızı belki de kat ve kat artırmaktadır. Ne tapular, ne paralar, ne de tatmin edilemeyen arzular, yalnızlığımızı bitiremediği gibi artırmaktadırlar. Sahte umutlar, kuru temenniler, tükenmez ihtiraslar yalnızlığın hücresine bizi mahkum etmektedirler.

    Bedenler kalabalıklarda da gezse de, ruhlarımız yalnızsa ne çıkar alkış ve kınamalardan. Varlık ne para, ne makam, ne de dünyadır. Yalnızlık arttıkça, kalabalıklara ve maddeye esarette artmıştır. Gar dolaplar elbise dolu fakat ruhlarımız yalnız ve çıplaktır. Eşyalar, arabalar, aletler ve bitmez tükenmez bir yarış yalnızlığı getirmiştir. Neden ve niçini olmayan bir koşu hayatımızı tüketmektedir.

    Yalnızlık geceye mahsus değil, gün ışığında da yalnızdır günümüz insanı. Reçetesini bulamayan hasta gibi çaresiz bekleyiştedir. Büyük ümitler, anlamsız hedefler, faydasız rekabet, çürümeye mahkum güzelliklerle avunarak yalnızlığını gidermek istemektedir.

    Hasedi gıptayla, ümidi aldanışla, cehaleti tefekkürle, şehveti iffetle karıştıranlar yalnızlığın girdabına yuvarlanmaktadır. Kimileri aklı gideren içkiyle, kimileri gösteri olan ibadetle, kimileri de şeytani zanlarla yalnızlığı satın almışlardır.

    Yalnızlığını psikologa giderek atlatmaya, psikiyatristten tedaviyle şifa bulmaya koşmak günümüzün revaçta modası oldu. Sözüm ona terapilerle ve uzmanlarla geçen bir hayatta yalnızlık çaresiz toplumsal bir dert olmuştur. Selamlar , tokalaşmalar, hal hatır sormalar ruhunu yitirmiş, hedefsiz atılan ok gibi gayesini yitirmiştir.

    Sadece madde ve menfaat dost sanılmış, onlar için çok şey kurban edilmiştir. İnsandan ümidini kesenler kuşla, köpekle hayata tutunmak için çırpınır olmuşlardır. Moda adına kendini ucuzlatanlar, gelecek adına gününü ziyanda harcayanlar, kar adına zarara batanlar hepsi, belki hepimiz sahte “güvenlerle” aldanıştayız.

    Kötüleşen hayat hem yalnızlığı, hem de kalabalığı korku anına getirmiştir. Korkuların cirit attığı topluluklar yalnızlık kelepçelerinin anahtarını bulamamışlardır. Günü kurtarmak adına ellerini birbirine vurarak ses çıkarmayı korkularının gizlenmesi için yapmıştır.

    O’nsuz olan daima yalnızdır. O’nu unutan yapayalnızdır. O’nun dinlediğini, gördüğünü , bilmeyen veya bilmezce hayat sürenler yalnızdır. O’nu bilsek, bulsak ve tanısak yalnızlıklar sona erer. Kalabalıklarda dahi O yoksa kalbimizde yine yalnızız. O huvedir. O gaibin ve şahadetin bilenidir.

    O’nunla olduğunu unutmak kötülüklerin içine batmaktır. O’ndan gaflet etmek her şeyi menfaat saikıyla sevmektir. O’na sen diyecek kadar yakın olmak, ben zamirinden O’nu bulabilmek ve zamirler üstü Allah diyerek yalnızlığımıza son vermek mümkündür.

    Allah bizimle beraberken biz kiminleyiz acaba. Allah bize ikramlar sunarken biz kime teşekkür etmekteyiz. Allah bizi sevgisine davet ederken biz kimi sevmekteyiz. Allah yalnız olduğumuz zamanda kendini ananı ve ağlayabileni, büyük arşında gölgelendirecektir. Ne mutlu O’nunla yalnızlığını giderenlere.

    SİE


  6. 22.Ekim.2009, 15:26
    3
    Hüsran`a Uğramak
    Cinler yalnız kalanlara zarar verebilir mi? akşamları evde yalnız kalıyorum ve çok korkuyorum. Ben bu korkudan kurtulmak için ne yapmalıyım?

    Değerli Kardeşimiz;


    Yalnız kalanlar bünye olarak zayıf ve vesveseli insanlar ise cinlerin zarar verme ihtimali vardır. Fakat bu durum mutlaka zarar verecekleri anlamına gelmez. Bu nedenle gerekli tedbirler alınırsa cinler zarar veremez. Yalnız kalanların bu konuda korkmasına gerek yoktur. Allah izin vermedikçe hiç bir şey, hiç bir kimseye zarar veremez. Tedbirleri aldıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak ve Ona iltica etmek gerekir.

    Yalnızlık, yanında başkası olmayan, tek başına olmak halidir. İnsan yalnız mıdır. Yalnızlık, modern hayatın çıkmazıdır. Bakmaz mısınız hayatımıza, kalabalıklar içinde yalnız değil belki de yapayalnızız. Milyonlarlayken yalnızlık çeken bir hayat sürmekteyiz. Bazen yalnızlığımızın dahi farkında değiliz. Sanal bir gülüş, yapay bir sohbet, kurgular üzerine bina edilmiş hayatın mahkumlarıyız.

    Seyredilenler, göz gezdirilenler, dinlenilen şeyler yalnızlığımızı belki de kat ve kat artırmaktadır. Ne tapular, ne paralar, ne de tatmin edilemeyen arzular, yalnızlığımızı bitiremediği gibi artırmaktadırlar. Sahte umutlar, kuru temenniler, tükenmez ihtiraslar yalnızlığın hücresine bizi mahkum etmektedirler.

    Bedenler kalabalıklarda da gezse de, ruhlarımız yalnızsa ne çıkar alkış ve kınamalardan. Varlık ne para, ne makam, ne de dünyadır. Yalnızlık arttıkça, kalabalıklara ve maddeye esarette artmıştır. Gar dolaplar elbise dolu fakat ruhlarımız yalnız ve çıplaktır. Eşyalar, arabalar, aletler ve bitmez tükenmez bir yarış yalnızlığı getirmiştir. Neden ve niçini olmayan bir koşu hayatımızı tüketmektedir.

    Yalnızlık geceye mahsus değil, gün ışığında da yalnızdır günümüz insanı. Reçetesini bulamayan hasta gibi çaresiz bekleyiştedir. Büyük ümitler, anlamsız hedefler, faydasız rekabet, çürümeye mahkum güzelliklerle avunarak yalnızlığını gidermek istemektedir.

    Hasedi gıptayla, ümidi aldanışla, cehaleti tefekkürle, şehveti iffetle karıştıranlar yalnızlığın girdabına yuvarlanmaktadır. Kimileri aklı gideren içkiyle, kimileri gösteri olan ibadetle, kimileri de şeytani zanlarla yalnızlığı satın almışlardır.

    Yalnızlığını psikologa giderek atlatmaya, psikiyatristten tedaviyle şifa bulmaya koşmak günümüzün revaçta modası oldu. Sözüm ona terapilerle ve uzmanlarla geçen bir hayatta yalnızlık çaresiz toplumsal bir dert olmuştur. Selamlar , tokalaşmalar, hal hatır sormalar ruhunu yitirmiş, hedefsiz atılan ok gibi gayesini yitirmiştir.

    Sadece madde ve menfaat dost sanılmış, onlar için çok şey kurban edilmiştir. İnsandan ümidini kesenler kuşla, köpekle hayata tutunmak için çırpınır olmuşlardır. Moda adına kendini ucuzlatanlar, gelecek adına gününü ziyanda harcayanlar, kar adına zarara batanlar hepsi, belki hepimiz sahte “güvenlerle” aldanıştayız.

    Kötüleşen hayat hem yalnızlığı, hem de kalabalığı korku anına getirmiştir. Korkuların cirit attığı topluluklar yalnızlık kelepçelerinin anahtarını bulamamışlardır. Günü kurtarmak adına ellerini birbirine vurarak ses çıkarmayı korkularının gizlenmesi için yapmıştır.

    O’nsuz olan daima yalnızdır. O’nu unutan yapayalnızdır. O’nun dinlediğini, gördüğünü , bilmeyen veya bilmezce hayat sürenler yalnızdır. O’nu bilsek, bulsak ve tanısak yalnızlıklar sona erer. Kalabalıklarda dahi O yoksa kalbimizde yine yalnızız. O huvedir. O gaibin ve şahadetin bilenidir.

    O’nunla olduğunu unutmak kötülüklerin içine batmaktır. O’ndan gaflet etmek her şeyi menfaat saikıyla sevmektir. O’na sen diyecek kadar yakın olmak, ben zamirinden O’nu bulabilmek ve zamirler üstü Allah diyerek yalnızlığımıza son vermek mümkündür.

    Allah bizimle beraberken biz kiminleyiz acaba. Allah bize ikramlar sunarken biz kime teşekkür etmekteyiz. Allah bizi sevgisine davet ederken biz kimi sevmekteyiz. Allah yalnız olduğumuz zamanda kendini ananı ve ağlayabileni, büyük arşında gölgelendirecektir. Ne mutlu O’nunla yalnızlığını giderenlere.

    SİE


  7. 15.Aralık.2013, 22:33
    4
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Insanın Içine Cin Girermi

    Cinlerden korunmak için ne yapmalıyız.
    Cinlerden Nasıl korunuruz
    Cinler insanların içine girermi? kısaca

    İmam Ahmet b. Hanbel'in oğlu Abdullah kendisine "Bazı kimseler, cinin insan bedenine giremeyeceğini söylüyorlar. Sizin bu konuda ne dersiniz?" diye sorduğunda, Ahmet b. Hanbel, "Onlar yalan söylemişlerdir." diye cevap vermiştir. Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Cinler insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, aciz ve çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. cinlerden kurunmanın yolu Özellikle Ayet -el Kürsi, Kafirun İhlas Felak ve Nas sürelerinin okunmasını tavsiye edebiliriz.



  8. 15.Aralık.2013, 22:33
    4
    Moderatör
    Cinlerden korunmak için ne yapmalıyız.
    Cinlerden Nasıl korunuruz
    Cinler insanların içine girermi? kısaca

    İmam Ahmet b. Hanbel'in oğlu Abdullah kendisine "Bazı kimseler, cinin insan bedenine giremeyeceğini söylüyorlar. Sizin bu konuda ne dersiniz?" diye sorduğunda, Ahmet b. Hanbel, "Onlar yalan söylemişlerdir." diye cevap vermiştir. Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Cinler insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, aciz ve çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. cinlerden kurunmanın yolu Özellikle Ayet -el Kürsi, Kafirun İhlas Felak ve Nas sürelerinin okunmasını tavsiye edebiliriz.






+ Yorum Gönder