Konusunu Oylayın.: Evlatlık (mecelle kanunlarında evlatlık konusu)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Evlatlık (mecelle kanunlarında evlatlık konusu)
  1. 18.Ekim.2009, 19:19
    1
    Misafir

    Evlatlık (mecelle kanunlarında evlatlık konusu)






    Evlatlık (mecelle kanunlarında evlatlık konusu) Mumsema mecelle kanunlarında evlatlık konusu


  2. 18.Ekim.2009, 19:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 25.Mayıs.2013, 22:50
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: evlatlık (mecelle kanunlarında evlatlık konusu)




    Evlatlık hukuku hakkında bilgiler

    Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin
    her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâmdan önceki Cahiliye
    Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz
    çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen
    benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin” diyordu. Böylece, o
    çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile
    fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortakoluyor, ailenin ismini
    alıyordu. Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlât edinenin
    hanımı da, çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini
    kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün
    olmuyordu.

    Peygamberimiz de (a.s.m.) Zeyd bin Haris'i kendisine
    evlâtlık olarak almıştı. Hz. Zeyd küçük yaşta köle olarak satılmış, Hz. Hatice
    deonu satın almıştı. Daha sonra onu Peygamberimize hediye etti. Hz. Zeyd,
    Peygamberimizin hizmetinde bulunuyordu. Babası ve amcası, kurtarma akçesi
    karşılığında onu Peygamberimizden istemeye geldiler. Peygamberimiz Hz. Zeyd’i
    serbest bıraktı. Fakat Zeyd, Peygamberimizi baba ve amcasına tercih ederek onun
    yanında kalmayı kabul etti. Bundan sonra Peygamberimiz onu kölelikten azad etti.
    Hazır bulunan cemaata hitap ederek, “Şâhit olunuz, Zeyd benim oğlumdur, ben onun
    vârisiyim, o da benim vârisimdir” buyurdu. Bunun üzerine babası ve amcası memnun
    olarak ayrıldılar. Bundan sonra Hz. Zeyd Peygamberimizin evlâtlığı olmuştu.
    Artık “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye çağrılıyordu. (Üsdü’l-Gâbe, 2: 225)

    Hak din gelince,
    Cahiliye devrinde yapılan ve uygulanan âdet ve alışkanlıklar birer birer
    değişiyor, insanlara meşru olan yol gösteriliyor bâtıl ve haksızlıkların yerini
    hak ve adalet esasları alıyordu. Cahiliye âdetlerinden birisi de o zamanki
    uygulanış şekliyle evlâtlık müessesesiydi.

    İnsan tabiatına aykırı düşen bu uygulamayı Cenab-ı Hak
    hem açıkemirle, hem de Peygamberi üzerinde fiilen tatbik etmekle kaldırdı.

    Bu konudaki âyetin meali
    şöyledir:

    “Allah,
    evlâtlıklarınızı oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmadı. Bunlar, sizin
    dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O
    eriştirir. Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın.
    Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu
    takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul
    edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur.” (Ahzab Sûresi, 4-5)

    İşte bu âyet-i kerime
    ile evlâtklık âdeti kaldırılmış oldu. Meşru olmayan bu âdet haram kılındı.
    Çünkü, evlâtlıkla ne hakiki bir evlat olunur, ne de evlâtlık edinen kişi gerçek
    bir baba olur.

    Bu
    yasaklama ve “Sen benim oğlumsun” demekle hiçbirçocuğun gerçek bir evlât
    olmadığı hususunda Peygamberimize Allah’ın emirleri bildirildi. Evlâtlığın
    boşadığı hanımın “babalık” tarafından nikâhlanmasının meşru sayıldığı açıklandı.
    (Ahzab Sûresi, 37)

    Evlâtlık müessesesinde şu mahzurlar bulunduğu
    içindinimizde yasaklanmıştır. Önce meşru olmayan bir yolla başkasının çocuğjnu
    kendi evlâdı yerine getirerek haksız ve sahte bir muamele yapılmaktadır. Yabancı
    bir çocuğu evlât kabul etmek fıtratı değiştirmektir. Mukaddes olan nesil
    meselesini tahrif etmek, çocuğun asıl ana babasının unutulmasına sebep
    olmaktır.

    İkinci
    olarak, bu çocuk büyüyünce aile içerisinde mahremiyet hususlarına riayet
    edilmeyecektir. Tesettür, bakma ve temas gibi durumlara uyulmayacaktır. Oğlansa
    ailenin bütün kadınlarıyla bir arada bulunacak, kızsa ailenin bütün erkekleriyle
    birlikte yaşayacaktır. Halbuki, ister kız olsun ister oğlan; evin hanımı annesi
    olmadığı gibi, o ailenin akrabası da evlâtlığın ailesi sayılmaz, bir yabancıdan
    farksızdır. Bunlar büyüyünce aile içinde bulundukları müddetçe devamlı haramla
    yüz yüze bulunacaklardır.

    Başka bir mahzur da, evlâtlık olarak alınan çocuk
    mirasa ortak olacaktır. Böylece daha yakın akrabalar kısmen veya tamamen
    mirastan mahrum kalacaklardır. Hakları çiğnenen mirasçılar bu çocuğa bir düşman
    gözüyle bakacaklardır. Çünkü, evlâtlık hakikatta miras hakkına sahip
    değildir.

    İşte bütün
    bu mahzurlardan dolayı dinimiz evlâtlık almayı tavsiye etmemiştir. ancak, bahsi
    edilen bu evlâtlık meselesinden ayrı olarak, insanın bir yakınının, bir dostunun
    çocuğunu himayesine alması, kimsesiz ve yetim bir çocuğu alıp evlâdı gibi onu
    sevmesi, ona yedirmesi, içirmesi, onu terbiye edip okutması bir fazilettir.
    Fakat, bu durumda da onu kendisine tescil etmemesi, evlât haklarını ona
    devretmemesi, mahremiyet meselesine dikkat etmesi icap etmektedir. Ancak, kişi
    isterse, hayatta iken malının bir kısmını o çocuğa bağışlayabilir. Veya ölmeden
    önce malından bir miktar verilmesini vasiyet edebilir. Nitekim, Peygamberimiz
    bir çok hadislerinde kimsesiz çocuklara ve yetimlere bakanlara Cenneti
    müjdelemiştir. (Müslim, Zühd: 42)

    Sonuç:

    Bu konunun üç önemli özelliği vardır:

    1- Evlat edindiğimiz
    çocuk kız olursa babalığa, erkek olursa analığa mahrem olacağı için beraber
    yalnız kalma ihtimaline göre caiz değildir. Bu konu süt emzirmekle çözülebilir.
    Bir bayan iğne yaptırarak göğsünden süt getirtirse bu sütü bebeğe içirerek süt
    anne olabilir. Ancak kocası süt baba olamaz. Bu sebeple bir bebeği evlatlık
    olarak almayı düşünenler, başka da çocuğu yoksa evlat edineceği bu çocuğun erkek
    olması isabetli bir karar olacaktır. Kız olursa mahremiyetten doğan sıkıntılar
    oluşur.

    2- Evlatlık
    alanlar, çocuğun esas anne ve babasının vereceği şefkat ve göstereceği merhameti
    gösteremeyebilirler. Bu açıdan çocuğun gerçek anne ve babasından mahrum bırakma
    sorumluluğu vardır. Bu da çocuk açısından önemli bir durumdur. Ancak kimsesiz
    çocuklar için bu sakınca olmayabilir.

    3- Evlat edinen ailelerin kalacak mirasları bu çocuğun
    olacaktır. Halbuki, o miraslar akrabalara kalması gerekirdi. Bu da başkasının
    hakkının evlatlığa verilmesi demektir ki caiz değildir. Bu konuda bir çözüm
    olarak gerçek mirasçılarla helalleşilir ya da evlatlık mirastan kanunen mahrum
    bırakılarak çözüm aranabilir.

    Bu üç sebepten dolayı evlat edinmenin doğru olmadığını
    söyleyebiliriz. Bu üç engeli de dini açıdan çözebilirsek evlat edinmek inşallah
    haram olmaz.


  4. 25.Mayıs.2013, 22:50
    2
    Moderatör



    Evlatlık hukuku hakkında bilgiler

    Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin
    her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâmdan önceki Cahiliye
    Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz
    çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen
    benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin” diyordu. Böylece, o
    çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile
    fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortakoluyor, ailenin ismini
    alıyordu. Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlât edinenin
    hanımı da, çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini
    kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün
    olmuyordu.

    Peygamberimiz de (a.s.m.) Zeyd bin Haris'i kendisine
    evlâtlık olarak almıştı. Hz. Zeyd küçük yaşta köle olarak satılmış, Hz. Hatice
    deonu satın almıştı. Daha sonra onu Peygamberimize hediye etti. Hz. Zeyd,
    Peygamberimizin hizmetinde bulunuyordu. Babası ve amcası, kurtarma akçesi
    karşılığında onu Peygamberimizden istemeye geldiler. Peygamberimiz Hz. Zeyd’i
    serbest bıraktı. Fakat Zeyd, Peygamberimizi baba ve amcasına tercih ederek onun
    yanında kalmayı kabul etti. Bundan sonra Peygamberimiz onu kölelikten azad etti.
    Hazır bulunan cemaata hitap ederek, “Şâhit olunuz, Zeyd benim oğlumdur, ben onun
    vârisiyim, o da benim vârisimdir” buyurdu. Bunun üzerine babası ve amcası memnun
    olarak ayrıldılar. Bundan sonra Hz. Zeyd Peygamberimizin evlâtlığı olmuştu.
    Artık “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye çağrılıyordu. (Üsdü’l-Gâbe, 2: 225)

    Hak din gelince,
    Cahiliye devrinde yapılan ve uygulanan âdet ve alışkanlıklar birer birer
    değişiyor, insanlara meşru olan yol gösteriliyor bâtıl ve haksızlıkların yerini
    hak ve adalet esasları alıyordu. Cahiliye âdetlerinden birisi de o zamanki
    uygulanış şekliyle evlâtlık müessesesiydi.

    İnsan tabiatına aykırı düşen bu uygulamayı Cenab-ı Hak
    hem açıkemirle, hem de Peygamberi üzerinde fiilen tatbik etmekle kaldırdı.

    Bu konudaki âyetin meali
    şöyledir:

    “Allah,
    evlâtlıklarınızı oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmadı. Bunlar, sizin
    dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O
    eriştirir. Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın.
    Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu
    takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul
    edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur.” (Ahzab Sûresi, 4-5)

    İşte bu âyet-i kerime
    ile evlâtklık âdeti kaldırılmış oldu. Meşru olmayan bu âdet haram kılındı.
    Çünkü, evlâtlıkla ne hakiki bir evlat olunur, ne de evlâtlık edinen kişi gerçek
    bir baba olur.

    Bu
    yasaklama ve “Sen benim oğlumsun” demekle hiçbirçocuğun gerçek bir evlât
    olmadığı hususunda Peygamberimize Allah’ın emirleri bildirildi. Evlâtlığın
    boşadığı hanımın “babalık” tarafından nikâhlanmasının meşru sayıldığı açıklandı.
    (Ahzab Sûresi, 37)

    Evlâtlık müessesesinde şu mahzurlar bulunduğu
    içindinimizde yasaklanmıştır. Önce meşru olmayan bir yolla başkasının çocuğjnu
    kendi evlâdı yerine getirerek haksız ve sahte bir muamele yapılmaktadır. Yabancı
    bir çocuğu evlât kabul etmek fıtratı değiştirmektir. Mukaddes olan nesil
    meselesini tahrif etmek, çocuğun asıl ana babasının unutulmasına sebep
    olmaktır.

    İkinci
    olarak, bu çocuk büyüyünce aile içerisinde mahremiyet hususlarına riayet
    edilmeyecektir. Tesettür, bakma ve temas gibi durumlara uyulmayacaktır. Oğlansa
    ailenin bütün kadınlarıyla bir arada bulunacak, kızsa ailenin bütün erkekleriyle
    birlikte yaşayacaktır. Halbuki, ister kız olsun ister oğlan; evin hanımı annesi
    olmadığı gibi, o ailenin akrabası da evlâtlığın ailesi sayılmaz, bir yabancıdan
    farksızdır. Bunlar büyüyünce aile içinde bulundukları müddetçe devamlı haramla
    yüz yüze bulunacaklardır.

    Başka bir mahzur da, evlâtlık olarak alınan çocuk
    mirasa ortak olacaktır. Böylece daha yakın akrabalar kısmen veya tamamen
    mirastan mahrum kalacaklardır. Hakları çiğnenen mirasçılar bu çocuğa bir düşman
    gözüyle bakacaklardır. Çünkü, evlâtlık hakikatta miras hakkına sahip
    değildir.

    İşte bütün
    bu mahzurlardan dolayı dinimiz evlâtlık almayı tavsiye etmemiştir. ancak, bahsi
    edilen bu evlâtlık meselesinden ayrı olarak, insanın bir yakınının, bir dostunun
    çocuğunu himayesine alması, kimsesiz ve yetim bir çocuğu alıp evlâdı gibi onu
    sevmesi, ona yedirmesi, içirmesi, onu terbiye edip okutması bir fazilettir.
    Fakat, bu durumda da onu kendisine tescil etmemesi, evlât haklarını ona
    devretmemesi, mahremiyet meselesine dikkat etmesi icap etmektedir. Ancak, kişi
    isterse, hayatta iken malının bir kısmını o çocuğa bağışlayabilir. Veya ölmeden
    önce malından bir miktar verilmesini vasiyet edebilir. Nitekim, Peygamberimiz
    bir çok hadislerinde kimsesiz çocuklara ve yetimlere bakanlara Cenneti
    müjdelemiştir. (Müslim, Zühd: 42)

    Sonuç:

    Bu konunun üç önemli özelliği vardır:

    1- Evlat edindiğimiz
    çocuk kız olursa babalığa, erkek olursa analığa mahrem olacağı için beraber
    yalnız kalma ihtimaline göre caiz değildir. Bu konu süt emzirmekle çözülebilir.
    Bir bayan iğne yaptırarak göğsünden süt getirtirse bu sütü bebeğe içirerek süt
    anne olabilir. Ancak kocası süt baba olamaz. Bu sebeple bir bebeği evlatlık
    olarak almayı düşünenler, başka da çocuğu yoksa evlat edineceği bu çocuğun erkek
    olması isabetli bir karar olacaktır. Kız olursa mahremiyetten doğan sıkıntılar
    oluşur.

    2- Evlatlık
    alanlar, çocuğun esas anne ve babasının vereceği şefkat ve göstereceği merhameti
    gösteremeyebilirler. Bu açıdan çocuğun gerçek anne ve babasından mahrum bırakma
    sorumluluğu vardır. Bu da çocuk açısından önemli bir durumdur. Ancak kimsesiz
    çocuklar için bu sakınca olmayabilir.

    3- Evlat edinen ailelerin kalacak mirasları bu çocuğun
    olacaktır. Halbuki, o miraslar akrabalara kalması gerekirdi. Bu da başkasının
    hakkının evlatlığa verilmesi demektir ki caiz değildir. Bu konuda bir çözüm
    olarak gerçek mirasçılarla helalleşilir ya da evlatlık mirastan kanunen mahrum
    bırakılarak çözüm aranabilir.

    Bu üç sebepten dolayı evlat edinmenin doğru olmadığını
    söyleyebiliriz. Bu üç engeli de dini açıdan çözebilirsek evlat edinmek inşallah
    haram olmaz.





+ Yorum Gönder