Konusunu Oylayın.: Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa
  1. 12.Ekim.2009, 19:49
    1
    Misafir

    Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa






    Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa Mumsema doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa


  2. 12.Ekim.2009, 19:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Mayıs.2013, 15:34
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa




    Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa
    Peygamberimiz Hz.Muhammedin Doğruluğu İle İlgili Bilgiler


    Peygamberimizin Doğruluğu
    Peygamberimiz, doğruluk ve dürüstlüğün en güzel örneği idi. O, çocukluğundan itibaren doğruluktan ayrılmamış, hiç yalan söylememiştir. Peygamberliğinden önceki gençlik döneminde doğruluğu ve güvenilir kişiliğinden dolayı kendisine, “Muhammedü’l-Emin” yani, “Güvenilir Muhammed” denilirdi. Düşmanları bile onun doğruluğunu kabul etmiş, kendisine yalancı diyememişlerdi.
    Peygamberimizin en büyük düşmanı Ebü Cehil: “Muhammed! Biz seni yalanlamıyoruz, san bizim kanaatimize göre doğrusun. Biz ancak senin getirdiğini yalanlıyoruz.” Demiş, bu söz Peygamberimizi üzmüştü. Bunun üzerine “Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler, açıktan açığı Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.” Ayeti inmiştir.
    Kureyş’in ileri gelenlerinden Haris b. Amir de şöyle demiştir.
    “Ey Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacağız, bundan dolayı iman etmiyoruz.”
    Ebü Süfyan Müslüman olmadan önce ticaret amacıyla Şam’a gittiği zaman Bizans İmparatoru Onu kabul etmiş ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan birisi de şöyle idi:
    - Peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın, daha önce hiç
    yalan söylediğini duydunuz mu? Ebü Süfyan:
    - Asla, yalan söylediğini hiç duymadık, diye cevap vermiştir.
    Bunun üzerine İmparator:
    - Size peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın evvelce hiç yalan söyleyip söylemediğini sordum. Onun hiç yalan söylemediğin ifade ettiniz. Şayet bu zat Allah hakkında yalan söylemiş olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, demiş ve Peygamberimizin doğruluğu sebebiyle gerçekten peygamber olduğunu ifade etmiştir.
    Peygamber olduğu zaman Mekke’de halkını İslam’a davet için toplamıştı. Safa tepesine çıkarak orada toplananları: “Ey Kureyş halkı! Size bu dağın arkasında bir düşman ordusunu geldiğini söylesem bana inanır mısınız”? dedi, orada bulunanlar:
    - “Hepimiz inanırız, çünkü sen ömründe yalan söylemedin” diye cevap verdiler. Bu topluluğun içinde Peygamberimizin en azılı düşmanları da vardı. Onlar da Peygamberimizin doğruluğunu itiraf etmişlerdi.
    Peygamberimiz, kendisi doğru sözlü olduğu gibi bizim de doğru olmamızı ve yalancılıktan sakınmamızı istemiş ve şöyle buyurmuştur. “Doğruluktan ayrılmayın. Zira doğruluk iyilikle beraberdir. Doğru ve iyi olanlar cennettedirler. Yalandan kaçının, çünkü yalan kötülükle beraberdir. Yalan söyleyen ve kötülük edenler de cehennemdedirler.”
    O, yalandan hiç hoşlanmaz, yalancıları sevmezdi. Peygamberimiz çocukları kandırmak için yalan söylenmesini de iyi karşılamamıştır.
    Abdullah b. Amr diyor ki:
    Peygamberimiz bir Gün evimizde bulunduğu bir sırada annem bana:
    - “Gel sana bir şey vereceğim” diye çağırdı.
    Peygamberimiz anneme:
    - Çocuğa ne vermek istedin? Diye sorunca annem:
    - Hurma vereceğim, diye cevap verdi. Bunun üzerin
    Peygamberimiz:
    - “Eğen onu aldatıp bir şey vermeseydin, sana bir yalan
    günahı yazılırdı.” Buyurdu.
    Peygamberimiz bir şey hakkında söz verdimi, verdiği sözde mutlaka durur, gereğini yerine getirirdi.
    Hudeybiye barış antlaşmasının hükümlerinden birisi de, Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa geri verilmeyecekti.
    Müslümanlar için çok ağır olan bu Antlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Mekkeliler adına antlaşmayı imza edecek olan Süheyl’in Müslüman olan oğlu Ebü Cendel bir yolunu bulup kaçmış ve ayağındaki zinciri sürüyerek çıka gelmişti. Bu antlaşmaya göre Ebü Cendeli iade etmek gerekiyordu. Müslümanlar bundan büyük üzüntü duymuşlar ve Ebü Cendel’i iade etmen istememişlerdi.
    Peygamberimiz Ebü Candel’e dönerek:
    - Ey Ebü Cendel, sabret, bir verdiğimiz sözden dönmeyiz. Yakında Cenab-ı Hak sana kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti. Ve henüz imza edilmemiş olmasına rağmen sözlü olarak kararlaştırılmış bulunan antlaşmaya uyacağının işaretini vermişti.
    O, kurtuluşun doğrulukta olduğunu bildirmiş, doğruların kıyamet gününde Peygamberlerle beraber olacağını haber vermiştir.
    Peygamberimize insanların hayırlısı kindir diye soruldu. Peygamberimiz:
    - “Her temiz kalpli ve doğru sözlü olanlardır.” Buyurdu.



  4. 27.Mayıs.2013, 15:34
    2
    Devamlı Üye



    Peygamber kıssaları doğruluk dürüslükle ve güvenirlilik hakkında kıssa
    Peygamberimiz Hz.Muhammedin Doğruluğu İle İlgili Bilgiler


    Peygamberimizin Doğruluğu
    Peygamberimiz, doğruluk ve dürüstlüğün en güzel örneği idi. O, çocukluğundan itibaren doğruluktan ayrılmamış, hiç yalan söylememiştir. Peygamberliğinden önceki gençlik döneminde doğruluğu ve güvenilir kişiliğinden dolayı kendisine, “Muhammedü’l-Emin” yani, “Güvenilir Muhammed” denilirdi. Düşmanları bile onun doğruluğunu kabul etmiş, kendisine yalancı diyememişlerdi.
    Peygamberimizin en büyük düşmanı Ebü Cehil: “Muhammed! Biz seni yalanlamıyoruz, san bizim kanaatimize göre doğrusun. Biz ancak senin getirdiğini yalanlıyoruz.” Demiş, bu söz Peygamberimizi üzmüştü. Bunun üzerine “Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler, açıktan açığı Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.” Ayeti inmiştir.
    Kureyş’in ileri gelenlerinden Haris b. Amir de şöyle demiştir.
    “Ey Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacağız, bundan dolayı iman etmiyoruz.”
    Ebü Süfyan Müslüman olmadan önce ticaret amacıyla Şam’a gittiği zaman Bizans İmparatoru Onu kabul etmiş ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan birisi de şöyle idi:
    - Peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın, daha önce hiç
    yalan söylediğini duydunuz mu? Ebü Süfyan:
    - Asla, yalan söylediğini hiç duymadık, diye cevap vermiştir.
    Bunun üzerine İmparator:
    - Size peygamberlik iddiasında bulunan bu zatın evvelce hiç yalan söyleyip söylemediğini sordum. Onun hiç yalan söylemediğin ifade ettiniz. Şayet bu zat Allah hakkında yalan söylemiş olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, demiş ve Peygamberimizin doğruluğu sebebiyle gerçekten peygamber olduğunu ifade etmiştir.
    Peygamber olduğu zaman Mekke’de halkını İslam’a davet için toplamıştı. Safa tepesine çıkarak orada toplananları: “Ey Kureyş halkı! Size bu dağın arkasında bir düşman ordusunu geldiğini söylesem bana inanır mısınız”? dedi, orada bulunanlar:
    - “Hepimiz inanırız, çünkü sen ömründe yalan söylemedin” diye cevap verdiler. Bu topluluğun içinde Peygamberimizin en azılı düşmanları da vardı. Onlar da Peygamberimizin doğruluğunu itiraf etmişlerdi.
    Peygamberimiz, kendisi doğru sözlü olduğu gibi bizim de doğru olmamızı ve yalancılıktan sakınmamızı istemiş ve şöyle buyurmuştur. “Doğruluktan ayrılmayın. Zira doğruluk iyilikle beraberdir. Doğru ve iyi olanlar cennettedirler. Yalandan kaçının, çünkü yalan kötülükle beraberdir. Yalan söyleyen ve kötülük edenler de cehennemdedirler.”
    O, yalandan hiç hoşlanmaz, yalancıları sevmezdi. Peygamberimiz çocukları kandırmak için yalan söylenmesini de iyi karşılamamıştır.
    Abdullah b. Amr diyor ki:
    Peygamberimiz bir Gün evimizde bulunduğu bir sırada annem bana:
    - “Gel sana bir şey vereceğim” diye çağırdı.
    Peygamberimiz anneme:
    - Çocuğa ne vermek istedin? Diye sorunca annem:
    - Hurma vereceğim, diye cevap verdi. Bunun üzerin
    Peygamberimiz:
    - “Eğen onu aldatıp bir şey vermeseydin, sana bir yalan
    günahı yazılırdı.” Buyurdu.
    Peygamberimiz bir şey hakkında söz verdimi, verdiği sözde mutlaka durur, gereğini yerine getirirdi.
    Hudeybiye barış antlaşmasının hükümlerinden birisi de, Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa geri verilmeyecekti.
    Müslümanlar için çok ağır olan bu Antlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Mekkeliler adına antlaşmayı imza edecek olan Süheyl’in Müslüman olan oğlu Ebü Cendel bir yolunu bulup kaçmış ve ayağındaki zinciri sürüyerek çıka gelmişti. Bu antlaşmaya göre Ebü Cendeli iade etmek gerekiyordu. Müslümanlar bundan büyük üzüntü duymuşlar ve Ebü Cendel’i iade etmen istememişlerdi.
    Peygamberimiz Ebü Candel’e dönerek:
    - Ey Ebü Cendel, sabret, bir verdiğimiz sözden dönmeyiz. Yakında Cenab-ı Hak sana kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti. Ve henüz imza edilmemiş olmasına rağmen sözlü olarak kararlaştırılmış bulunan antlaşmaya uyacağının işaretini vermişti.
    O, kurtuluşun doğrulukta olduğunu bildirmiş, doğruların kıyamet gününde Peygamberlerle beraber olacağını haber vermiştir.
    Peygamberimize insanların hayırlısı kindir diye soruldu. Peygamberimiz:
    - “Her temiz kalpli ve doğru sözlü olanlardır.” Buyurdu.






+ Yorum Gönder