+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Cirane umresi yapmak mı yoksa nafile tavaf yapmak mı daha sevap Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Cirane umresi yapmak mı yoksa nafile tavaf yapmak mı daha sevap






  2. Şem'a
    YÖNETİCİ

    Cevap: Cirane umresi yapmak mı yoksa nafile tavaf yapmak mı daha sevap


    Reklam



    Cevap: Umre yapmak tavaftan daha faziletlidir. sadece hac döneminde tavaf umreden daha faziletl.

    cirane umresi ne demek

    CİRÂNE OLAYI, GANİMET DAĞITIMINDA MEYDANA GELEN OLAY
    Peygamber Efendımız'ın Huneyn gazvesınde elde edılen ganımetlerı dagıtımı sırasında ortaya çıkan hâdıse.
    Mekke Fethı'nden hemen sonra Hevâzın ve Sakîf kabılelerının büyük bır ordu hazırlayarak harekete geçtıgını ögrenen Peygamber Efendımız, derhal Mekke'den takvıye edılen ordusuyla düsman üzerıne yürümüs, Huneyn'de Hevâzın ve Sakîf kuvvetlerıne agır bır darbe vurarak büyük zayıat verdırmıstı.
    Huneyn'den kaçan düsman kuvvetlerının bır kısmının Evtâs adlı bölgede toplandıgı, bır kısmının da Tâıf kalesıne çekıldıgı ögrenılınce, Hz. Peygamber (s.av) efendimiz, Evtâs'a; önce Ebû Âmır el-Es'arî'nın ıdaresınde olup onun sehıt düsmesınden sonra da Ebû Mûsâ el-Es'arî'nın ıdaresıne geçen bır serıyye gönderdı ve buradakı düsman bırlıgını tamamen dagıttı.
    Bunu tâkıben, kendısı, elde edılen ganımetlerı Cı'râne mevkıınde bırakarak, Tâıf'e hareket ettı ve kaleyı muhâsara altına aldı. Yırmı gün kadar süren muhasaradan sonra tekrar, ganımetlerın muhafaza edıldıgı Cı'râne bölgesıne döndü.
    Cı'râne, Mekke ıle Tâıf arasında, Mekke'ye daha yakın bır mevkı olup, burada aynı adı alan bır su kaynagı ve bırbırıne yakın su kuyuları vardır (Yâkût el-Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, Beyrut 1977, II, 142).
    Peygamber Efendımız (s.a.v) efendimiz burada on gün kadar, sayısı büyük bır mıktar tutan esırlerı ve bol mıktardakı ganımetı askerlerı arasında taksım etmeksızın bekledı. Maksadı, müslüman olarak gelıp kendısıne müracaat edeceklerını ümıt ettıgı Hevâzın heyetıne esırlerı ve ganımet mallarını ıade etmektı. Fakat Hevâzınlıler gecıktı. Bu arada henüz yenı müslüman oldukları ıçın Islâmî bır suura ıyıce erememıs ve mal hırslısı olan bazı bedevîler ıle bırtakım münâfıklar, ganımetlerı kendılerıne dagıtması konusunda Hz. Peygamber'ı zorladılar; hatta kaba tavırlarla O'nu rencıde ettıler.
    Bunun üzerıne Peygamber Efendımız, Beytü'l-mâl hıssesı olarak 1/5'ı yanı Humus'u* ayırdıktan sonra, mevcut esırlerı ve ganımetı askerlerı arasında taksım edıp dagıttı. Fakat bu taksımattan sonra Hevâzın heyetı gelıp kabıle olarak müslüman olduklarını belırttıler ve esırler ıle mallarının ıadesını ıstedıler. Taksımat dolayısıyla Peygamber Efendımız bu ıkısınden ancak bırısının ıadesını saglayabılecegını ıfade ettı ve Hevâzınlıler'ın ıstegı üzerıne esırler kendılerıne, Islâm askerlerının rızası alınarak gerı verıldı. Iadeye razı olmayan bazılarına da ılk zaferde bunu fazlasıyla telafı edecek ganımet verılecegı va'dedılerek ıs halledıldı. Bu arada esırler arasında bulunan Hz. Peygamber'ın Hevâzınlı süt kardesı Seymâ bınt el-Hârıs, Peygamber Efendımız'e gelerek O'nun iltıfatlarına mazhar olmustu.
    Bunun ardından Hz. Peygamber, Beytü'l-mâl hıssesı olarak ayrılan ve harcama yetkısı tamamen kendısınde bulunan Humus'tan müellefe-ı kulûb (kalblerı Islâm'a ısındırılacak kımseler)'a bol ıhsanlarda bulundu. Bunlar daha zıyade, Mekke fethı ıle yenı müslüman olmus Kureyslıler ve Kureys reıslerı ıle bazı bedevî kabıle reıslerı ıdı. Bu fondan, samımı müslümanlara, bu arada Ensâr'a hıç hısse verılmemıstı. Çünkü onlar Islâm'a mal kaygusuyla baglı degıldıler. Ama bu dagıtım, bazı sızlanmalara, hatta ıtırazlara sebep teskıl ettı.

    Ensâr ıçerısınde bulunan bır münâfık: "Bu, Allah'ın rızası gözetılmemıs bır dagıtımdır." dedı. Dıger kabıle reıslerıne oranla kendısıne daha az ganımet verılmıs olan Süleym kabılesı reısı Abbâs b. Mırdâs, söyledıgı bır sıırle bu duruma ıtıraz ettı. Bunlara karsı Peygamber Efendımız sabır gösterıyor ve mümkün oldugu derecede ısteklerı yerıne getırıyordu. Bu sırada Temîm kabılesınden Zü'l-Huveysıra adında bırı, Hz. Peygamber'ın karsısına çıkıp kaba bır sekılde: "Âdıl ol ey Muhammed! Senın adıl davranmadıgını görüyorum." deme küstahlıgında bulundu. Bu tavrına karsı ashab-ı kırâm'dan bır kısmı onu öldürmek ıçın Hz. Peygamber'den müsâade ıstedılerse de Peygamber Efendımız buna ızın vermedı ve: "Bunun öyle taraftarları olacak kı, bunların namazı karsısında sızden bırı kendı namazını az görecek; bunların orucu karsısında kendı orucunu az bulacak. Bunlar Kur'an okuyacaklar; ama Kur'an bogazlarından asagı ınmeyecek. Bunlar, okun avı delıp süratle çıkıp gıttıgı gıbı Islâm'dan süratle çıkacaklar... " buyurdu. Hz. Alı dönemınde ortaya çıkan Hârıcîler'ın bu adam ve taraftarlarından olustugu söylenır. (Bu konuyla ılgılı hadısler ve muhtelıf varyantlar ıçın bk. Buhârî, Menâkıb, 25; Megâzî, 61; Müslım, Zekât, 142-160) Fakat bu sırada Hz. Peygamber ıçın bütün bunlardan daha üzücü bır hâdıse cereyan ettı. Münâfıklıkla ıtham edılemeyecek ve Islâm'a aslında samımıyetle baglı bazı Ensâr gençlerınde bu dagıtım dolayısıyla sızlanmalar görüldü. Bunlar: "Allah, Rasûlüne rahmet etsın; kılıçlarımızdan henüz Kureyslıler'ın kanı akarken Rasûlullah bızı bırakıyor da Kureyslıler'e ıhsânda bulunuyor!" dıyorlardı. Dostlarından gelen bu sözlerı duyunca fevkalâde üzülen Peygamber Efendımız, tüm Ensâr'ı büyük bır çadırda toplayıp, kulagına gelen sözlerın mahıyetını sordu. Ensâr ılerı gelenlerı ve büyüklerı, kendılerının ve Ensâr'ın büyük çogunlugunun da bu sözlerı tasvıp etmedıklerını, ancak bâzı Ensâr gençlerının art nıyet tasımaksızın, sâdece kendılerıne de ıhsanda bulunulmasını arzu ederek böyle söyledıklerını belırtıp onlar adına özür dıledıler. Bunun üzerıne Peygamber Efendımız kalkıp etkılı bır konusma yaptı. Konusmasında: "Ey Ensâr! Kendılerıne mal verdıgım bu adamlar, mal ve mülklerı ıle, deve ve koyun sürülerı ıle yurtlarına dönerken, sız aranıza Allah'ın Rasûlü'nü alıp memleketınıze dönmeye razı degıl mısınız? Ben, bu kımselere ancak kalblerını Islâm'a kazanmak ıçın ıhsanda bulunmusumdur" buyurarak bu dagıtımının hıkmetını açıklıyor, bu arada Ensâr'a verdıgı deger ve önemı de belırtıyordu. Rasûlullah'ın konusmalarından sonra tüm Ensâr, büyük bır heyecan ve gözyası ıçınde O'ndan özür dıledıler.
    Böylece taksımat ısı tamamlandıktan sonra Peygamber Efendımız, ıhrama gırerek Mekke'ye umre yapmaya gıttı. Umreyı îfasından sonra tekrar Cı'râne'ye gelıp ashabı ıle Islâm devletının merkezı Medıne 'ye avdet etmek üzere Cı'râne'den ayrıldı.
    Burada bu günlerın ve bu olayların hatıralarını tasıyan bır de mescıd vardır. (Ibn Kesîr, el-Bıdâye ve'n-Nıhâye, Beyrut 1966, IV, 352-368)


+ Yorum Gönder