Konusunu Oylayın.: Ebu Hüreyrenin söylediği iki hadis hakkında bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ebu Hüreyrenin söylediği iki hadis hakkında bilgi
  1. 23.Nisan.2015, 13:55
    1
    Misafir

    Ebu Hüreyrenin söylediği iki hadis hakkında bilgi






    Ebu Hüreyrenin söylediği iki hadis hakkında bilgi Mumsema selam.Ebu Hureyre r.a mdan bir hadis nakledilmis ki ,buharidede gecmekteymis.Musa a.s in kavmi onu ciplak gormek istemis,soyle ki onlar cayda ciplak halda yikanarak,bur birlerine kendi bedenlerini gosteriyormus.Musa a s da onlara ciplak gozukmeyerek yalniz yikanirmis.bir gun yine yikanarken elbiselerini koydugu tas haraket ederek kacmis,Musa peygamber de arkasiyca kosmus.tas elbiseleri peygamberin kavminin yanina getirmis,ve boylece Musanin s.a kavmi onu ciplak gorerek vucudnda noksan bulmamislar.sonra peygamber elindeki asayla tasi vurmus nereye kaciyorsun diye tenbihlemis
    sonra bi hadis de var ki , Musa peygabere olum melegi Azrail a s gelmis canini almak istiyorum demis,Musa a s da onun gozunun birini.cikarmis.sonra Azrail a.s Allaha gitmis senin peygamberin soyle yapti demis,Allah ta Azrail a s in gozunu vermis,demis ki kit o kuluma soyle ne kadar yasamak istiyor? melek peygambere gelerek katirdan bir avuc tuy yolmus bu tuy kadar yasayacaksin demis .
    boyle soylediler bana hakketen olmus bi seymi? eger oyleyse garip gelmiyormu bu? her iki hadis de buharide vardir.arkadaslar yardimci olun, peygamber her iki halde de yaparmi sunu?


  2. 23.Nisan.2015, 13:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    selam.Ebu Hureyre r.a mdan bir hadis nakledilmis ki ,buharidede gecmekteymis.Musa a.s in kavmi onu ciplak gormek istemis,soyle ki onlar cayda ciplak halda yikanarak,bur birlerine kendi bedenlerini gosteriyormus.Musa a s da onlara ciplak gozukmeyerek yalniz yikanirmis.bir gun yine yikanarken elbiselerini koydugu tas haraket ederek kacmis,Musa peygamber de arkasiyca kosmus.tas elbiseleri peygamberin kavminin yanina getirmis,ve boylece Musanin s.a kavmi onu ciplak gorerek vucudnda noksan bulmamislar.sonra peygamber elindeki asayla tasi vurmus nereye kaciyorsun diye tenbihlemis
    sonra bi hadis de var ki , Musa peygabere olum melegi Azrail a s gelmis canini almak istiyorum demis,Musa a s da onun gozunun birini.cikarmis.sonra Azrail a.s Allaha gitmis senin peygamberin soyle yapti demis,Allah ta Azrail a s in gozunu vermis,demis ki kit o kuluma soyle ne kadar yasamak istiyor? melek peygambere gelerek katirdan bir avuc tuy yolmus bu tuy kadar yasayacaksin demis .
    boyle soylediler bana hakketen olmus bi seymi? eger oyleyse garip gelmiyormu bu? her iki hadis de buharide vardir.arkadaslar yardimci olun, peygamber her iki halde de yaparmi sunu?


    Benzer Konular

    - Rüyada Peygamberimizi Gördüğümüzde Bize söylediği söz hadis hükmünde olur mu?

    - Hadis Hadis Nedir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    - Peygamber Efendimizin Hz Aliye Söylediği Uunutmamak Için Söylediği Perşembeyi Cumaya Bağlayan Gece

    - Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

    - Ashab-ı Kehf hakkında Hadis-i Şerif varmıdır?Sayıları hakkında bilgi verirmisiniz?

  3. 30.Nisan.2015, 01:59
    2
    halilcan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2014
    Üye No: 104101
    Mesaj Sayısı: 390
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: Ebu Hureyre r.anh soyledigi iki hadis hakkinda yardimci olurmusunuz?




    Değerli kardeşimiz;
    "Ey iman edenler! Sakın Musa'ya eziyet verenler gibi ol*mayın. Nihayet Allah onu, onların söylediklerinden beri tutmuş*tur. O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi." (Ahzab, 69)

    Hz. Musa'ya Verilen Eziyet:

    «Ey iman edenler! Musa'ya eziyet verenler gibi olmayın» aye*ti bir görüşe göre Zeyneb binti Cahş hadisesinde konuşanlar hakkında nazil olmuştur. Onların konuşmaları Allah Rasûlü'ne ezi*yet veriyordu. Cenab-ı Hak, Musa'yı onların sözünden veya onla*rın dediklerinden tebrie etti. Onları, Hz. Musa'ya isnad ettiklerinde yalancı çıkardı. Hz. Zeyneb hususunda Rasûlullah'a nisbet edilen durumlarda o nisbeti yapanları yalancı çıkardı.

    Kurtubi şöyle der: «Cenab-ı Hak münafıklar ve Rasûlullah ile müminlere eziyet veren kâfirlerden bahsettikten sonra Rasûlul*lah'a eziyet vermekten bizleri sakındırdı. Peygamberleri Hz. Mu*sa'ya eziyet verdikleri hususlarda Beni İsrail'e benzememelerini emretti.»

    Allah Rasûlü'ne ve Musa'ya yapılan eziyetler hususunda ihti*laf vardır. Nakkaş, «Hz. Muhammed'e yapılan eziyet, Zeyd Muhammed'in oğludur demeleriydi» der.

    Ebu Vail «Rasûlullah'a yaptıkları eziyetten maksat Peygamber'in bir ganimet malım taksim esnasında ensardan birisinin, bu taksimatta Allah'ın rızası kaste*dilmedi demesidir. Bu durum Hz. Peygamberce söylenildi. Hz. Pey*gamber «Allah Musa'ya merhamet etsin. O'na bundan daha fazla eziyet edildiği halde o sabretti» demiştir.

    Hz. Musa'ya yapılan eziyete gelince, bu Ebu Hureyre'nin Rasûlullah'tan rivayet ettiği şu hadiste belirtilmiştir:

    «İsrailoğulları çıplak olarak yıkanıyorlardı. Hz. Musa da çok utangaç olduğundan dolayı bedenini örter, gizlerdi. Bir grup «Hz. Musa'nın yumurtalık*larında şiş vardır» dedi.

    Bir grup «Bedeninde alacalık vardır», bir grup «Başka bir hastalık var ki kendisini bu kadar koruyor» dediler.

    Bir gün Hz. Musa, Şam arazisinde bulunan bir çeşmede yıkanmak üzere gitti. Elbisesini bir taş üzerine koydu. Taş onun elbisesini kaçırdı. Musa çıplak olarak taşın arkasına düşerek «Ey taş, benim elbisemi var, ey taş, benim elbisemi ver!» diye bağır*dı.

    Taş, İsrailoğulları'ndan bir cemaatin huzuruna kadar gelip durdu. Onlar Hz. Musa'nın bedenine baktılar ki o, yaradılış bakımından insanların en güzellerinden ve suret bakımından da insan*ların en mutedilidir. Onda söylenen hastalıklardan hiçbiri yoktur. İşte Cenab-ı Hak «Allah onu dediklerinden tebrie etti» buyuru*yor».»

    Hadisi Buhari ve Müslim bilmânâ rivayet etmişlerdir.

    Ayet metnindeki «Vecih» kelimesi büyük demektir. Araplar bu lâfzı büyük ve derecesi yüksek olan kimseler için kullanırlar. Rivayete göre Hz. Musa, Cenab-ı Hak'tan bir şey istediğinde Allah onu verirdi.

    (Bk. Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/272-273.)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Hz. Musa'ya gelen ölüm meleğine Hz. Musa'nın tokat atmasının hikmetini anlatır mısınız?
    Cevap
    Ebu Hureyre (ra) dan rivayet, Resul-i Ekrem (asm) ferman etmiş ki:

    "Melekül Mevt (yani Azrail) Musa Aleyhisselama ruhunu kabzetmek için gönderilmiş. Hz. Musa'ya geldiği zaman, Ona tokat vurmuş, bir gözü çıkmış. Azrail Aleyhisselam Rabbine dönmüş, demiş ki: "Beni öyle bir kula gönderdin ki, ölümü istemiyor." Cenabı Hak tekrar ona gözünü iade etmiş." (Sahihi Buhari, 2/113 ve 4/191; Sahihi Müslim 4/1843)

    Allah Teâlâ ölüm meleğini Musa'ya ruhunu kabzetmek için göndermemiş; ancak ve ancak imtihan ve ibtilâ için göndermiştir. Ni*tekim Allah Teâlâ Halili İbrahim (Aleyhisselâm)'a oğlunu kesme*sini emretmiş, fakat bunun hakikatim kasdetmemiştir. Eğer Musa (Aleyhisselâm) tokat vurduğu vakit onun ruhunu kabzetmek isteseydi, murad ettiği olurdu. Musa (Aleyhisseiâm) şeriatında tokat vurmak mubah*tı. Kendisi yanına giren bir adam görmüş. Onun ölüm meleği olduğunu tanımamıştı.

    Bizim Peygamberimiz (asm) de izinsiz bir Müslümamn evine ba*kan kimsenin gözünü çıkarmayı mubah kılmıştır. Hz. Musa (as)'ın ölüm meleğini tanıdığı halde gözünü çıkarması imkânsızdır. Melekler İbrâhim (Aleyhisselâm)'a da gelmiş, o dahi ilk görüşde onları tanıyamamış*tı. Tanımış olsa kendilerine dana eti takdim etmesi muhal olurdu. Çünkü melekler yemek yemezler.

    Melek Meryem'e dahi gelmiş, o da melek olduğunu tanıyama*mıştı. Tanısa ondan Allah'a sığınmazdı. Keza iki melek insan kılığında Dâvud (Aleyhisselâm)'in yanına girmiş, onun huzurunda dâvaya dur*muşlardı. O da melek olduklarını tanıyamamıştı. Cebrail (Aleyhisselâm) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek ona imanı, islamı, ihsanı ve kıyameti sormuştu. O da kendisini tanıyamamış, gözden kaybolduktan sonra Cebrâîl olduğunu anlamıştı. (Bk. İbn Balabân, el-İhsân fî Takrîbi Sahîhi İbn Hibbân, hzr. Şuayb el-Arnavut, Beyrut-1991, XIV/115, rakam: 6223)

    Şu halde Hz. Musa (as)'ın ölüm meleğini tanıyamaması na*sıl yadırganabilir.

    Cehmi'nin Allah melek için -kısas yapmamıştır, sözü ise cehline delildir. İnsanlarla melekler arasında kısas cereyan ettiğini yahut mele*ğin kısas istediğini, fakat kısas yapılmadığını kim haber vermiştir. Bu*nun kasden yapıldığına delil nedir?..»

    Gerek İbni Huzeyme, gerekse Hattâbî bu babda bir hayli söz daha etmişlerdir.

    Hulâsa; alimler üç şekilde cevap vermişlerdir:

    1. Allah Teâlâ'nın Hz. Mûsa (as)'ya bu tokadı vurması için izin ver*miş olması imkânsız değildir. Allah dilediğini yapar ve dilediği şekilde imtihan eder.

    2. Bu göz çıkarma meselesi mecazdır. Maksat Hz. Musa (as)'nın me*lekle münazara yaparak hüccetle ona galebe çalmasıdır. Fakat bu kavil zayıf görülmüştür.

    3. Musa (Aleyhisselâm) gelenin Allah tarafından gönderilen melek olduğunu bilememiş, kendisine hücum edecek bir insan zannetmiş ve nef*sini müdafaya kalkışmıştır. Bu da kasdı olmaksızın meleğin gözünün çık*masına müncer olmuştur. Ebû Bekr, İbni Huzeyme ile diğer mutekaddiminin cevapları budur. Mâziri ile Kaadî Iyâz da bunu ihtiyar etmişlerdir. Çünkü hadîsde kasıt bulunduğuna bir sara*hat yoktur.

    Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

    1. Mûsa (Aleyhisselâm) 'in Allah indinde büyük mertebesi vardır. Meleğin gözünü çıkardığı halde kendisini muaheze buyurmaması buna de*lildir.

    2. Faziletli yerlere ve sülehanın yakınlarına defnolunmak müstehabdır.

    3. Melek,kendi suretinden başka şekillere girebilir.

    Not: Konuyla ilgili şu bilgileri de okumanızı tavsiye ederiz.

    Hadîsin, Kur'ân gibi bazı müteşabihâtı var; ancak havass onların mânâlarını bulabilir. Şu hadîsin zâhiri dahi, müşkülât-ı hadîsin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var.

    Melâike, insan gibi bir surete inhisar etmez; müşahhas iken, bir küllî hükmündedir. Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm, kabz-ı ervâha müekkel olan melâikelerin nâzırıdır.

    Her ölünün ruhunu Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm mı bizzat kabzediyor? Yoksa aveneleri mi kabzediyorlar?

    Bu hususta üç meslek var:

    Birinci meslek: Azrâil Aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe mâni olmaz. Çünkü nuranîdir. Nuranî birşey, hadsiz âyineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. Nuranînin temessülâtı, o nuranî zâtın hassasına mâliktir; onun aynı sayılır, gayrı değildir. Güneşin âyinelerdeki misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi, melâike gibi ruhanîlerin dahi, âlem-i misalin ayrı ayrı âyinelerinde misalleri, onların aynılarıdır, hassalarını gösterirler. Fakat âyinelerin kàbiliyetine göre temessül ediyorlar. Nasıl ki Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, bir vakitte Dıhye suretinde sahabeler içinde göründüğü dakikada, binler yerde başka suretlerde ve Arş-ı Âzam önünde, şarktan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. Her yerde, o yerin kàbiliyetine göre temessülü varmış; bir anda binler yerde bulunuyormuş.

    İşte, şu mesleğe göre, kabz-ı ruh vaktinde insanın âyinesine temessül eden melekü'l-mevtin insanî ve cüz'î bir misali, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm gibi bir ulü'l-azm ve celâlli ve hiddetli bir zâtın tokadına maruz olmak ve o misalî melekü'l-mevtin libası hükmündeki suret-i misaliyesindeki gözünü çıkarmak ne muhaldir, ne fevkalâdedir, ne de gayr-ı makuldür.

    İkinci meslek odur ki, Hazret-i Cebrâil, Mikâil, Azrâil gibi melâike-i izâm, birer nâzır-ı umumî hükmünde, kendi nevilerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda avâneleri vardır. Ve o muavinler, envâ-ı mahlûkata göre ayrı ayrıdırlar. Sulehânın ervâhını kabzeden başkadır, ehl-i şekavetin ervâhını kabzeden yine başkadır.

    Nasıl ki, وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا - وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا âyeti işaret ediyor ki, kabz-ı ervâh eden, taife taifedir.

    Bu mesleğe göre, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma değil, belki Azrâil'in bir avânesinin misalî cesedine, fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve Cenâb-ı Hakk'ın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşk etmek gayet makuldür.

    Üçüncü meslek: "Bazı melâikeler var ki, kırk bin başı var. Her başında kırk bin dili var (demek seksen bin gözü dahi var). Herbir dilde kırk bin tesbihat var."

    Evet, madem melâikeler âlem-i şehadetin envâına göre müekkeldirler, âlem-i ervahta o envâın tesbihatlarını temsil ediyorlar; elbette öyle olmak lâzım gelir. Çünkü, meselâ küre-i arz bir mahlûktur, Cenâb-ı Hakkı tesbih ediyor. Değil kırk bin, belki yüz binler baş hükmünde envâları var. Her nev'in, yüz binler dil hükmünde efradları var, ve hâkezâ... Demek, küre-i arza müekkel meleğin kırk bin, belki yüz binler başı olmalı ve her başında da yüz binler dil olmalı, ve hâkezâ...

    İşte bu mesleğe binaen, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâmın her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma tokat vurması, -hâşâ- Azrâil Aleyhisselâmın mahiyet-i asliyesine ve şekl-i hakikîsine değil ve bir tahkir değil ve adem-i kabul değil; belki vazife-i risaletin daha devamını ve bekàsını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur. (Bediüzzaman, Mektubat, s.350)

    Yazar : Sorularla İslamiyet


  4. 30.Nisan.2015, 01:59
    2
    halilcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Değerli kardeşimiz;
    "Ey iman edenler! Sakın Musa'ya eziyet verenler gibi ol*mayın. Nihayet Allah onu, onların söylediklerinden beri tutmuş*tur. O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi." (Ahzab, 69)

    Hz. Musa'ya Verilen Eziyet:

    «Ey iman edenler! Musa'ya eziyet verenler gibi olmayın» aye*ti bir görüşe göre Zeyneb binti Cahş hadisesinde konuşanlar hakkında nazil olmuştur. Onların konuşmaları Allah Rasûlü'ne ezi*yet veriyordu. Cenab-ı Hak, Musa'yı onların sözünden veya onla*rın dediklerinden tebrie etti. Onları, Hz. Musa'ya isnad ettiklerinde yalancı çıkardı. Hz. Zeyneb hususunda Rasûlullah'a nisbet edilen durumlarda o nisbeti yapanları yalancı çıkardı.

    Kurtubi şöyle der: «Cenab-ı Hak münafıklar ve Rasûlullah ile müminlere eziyet veren kâfirlerden bahsettikten sonra Rasûlul*lah'a eziyet vermekten bizleri sakındırdı. Peygamberleri Hz. Mu*sa'ya eziyet verdikleri hususlarda Beni İsrail'e benzememelerini emretti.»

    Allah Rasûlü'ne ve Musa'ya yapılan eziyetler hususunda ihti*laf vardır. Nakkaş, «Hz. Muhammed'e yapılan eziyet, Zeyd Muhammed'in oğludur demeleriydi» der.

    Ebu Vail «Rasûlullah'a yaptıkları eziyetten maksat Peygamber'in bir ganimet malım taksim esnasında ensardan birisinin, bu taksimatta Allah'ın rızası kaste*dilmedi demesidir. Bu durum Hz. Peygamberce söylenildi. Hz. Pey*gamber «Allah Musa'ya merhamet etsin. O'na bundan daha fazla eziyet edildiği halde o sabretti» demiştir.

    Hz. Musa'ya yapılan eziyete gelince, bu Ebu Hureyre'nin Rasûlullah'tan rivayet ettiği şu hadiste belirtilmiştir:

    «İsrailoğulları çıplak olarak yıkanıyorlardı. Hz. Musa da çok utangaç olduğundan dolayı bedenini örter, gizlerdi. Bir grup «Hz. Musa'nın yumurtalık*larında şiş vardır» dedi.

    Bir grup «Bedeninde alacalık vardır», bir grup «Başka bir hastalık var ki kendisini bu kadar koruyor» dediler.

    Bir gün Hz. Musa, Şam arazisinde bulunan bir çeşmede yıkanmak üzere gitti. Elbisesini bir taş üzerine koydu. Taş onun elbisesini kaçırdı. Musa çıplak olarak taşın arkasına düşerek «Ey taş, benim elbisemi var, ey taş, benim elbisemi ver!» diye bağır*dı.

    Taş, İsrailoğulları'ndan bir cemaatin huzuruna kadar gelip durdu. Onlar Hz. Musa'nın bedenine baktılar ki o, yaradılış bakımından insanların en güzellerinden ve suret bakımından da insan*ların en mutedilidir. Onda söylenen hastalıklardan hiçbiri yoktur. İşte Cenab-ı Hak «Allah onu dediklerinden tebrie etti» buyuru*yor».»

    Hadisi Buhari ve Müslim bilmânâ rivayet etmişlerdir.

    Ayet metnindeki «Vecih» kelimesi büyük demektir. Araplar bu lâfzı büyük ve derecesi yüksek olan kimseler için kullanırlar. Rivayete göre Hz. Musa, Cenab-ı Hak'tan bir şey istediğinde Allah onu verirdi.

    (Bk. Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 13/272-273.)
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Hz. Musa'ya gelen ölüm meleğine Hz. Musa'nın tokat atmasının hikmetini anlatır mısınız?
    Cevap
    Ebu Hureyre (ra) dan rivayet, Resul-i Ekrem (asm) ferman etmiş ki:

    "Melekül Mevt (yani Azrail) Musa Aleyhisselama ruhunu kabzetmek için gönderilmiş. Hz. Musa'ya geldiği zaman, Ona tokat vurmuş, bir gözü çıkmış. Azrail Aleyhisselam Rabbine dönmüş, demiş ki: "Beni öyle bir kula gönderdin ki, ölümü istemiyor." Cenabı Hak tekrar ona gözünü iade etmiş." (Sahihi Buhari, 2/113 ve 4/191; Sahihi Müslim 4/1843)

    Allah Teâlâ ölüm meleğini Musa'ya ruhunu kabzetmek için göndermemiş; ancak ve ancak imtihan ve ibtilâ için göndermiştir. Ni*tekim Allah Teâlâ Halili İbrahim (Aleyhisselâm)'a oğlunu kesme*sini emretmiş, fakat bunun hakikatim kasdetmemiştir. Eğer Musa (Aleyhisselâm) tokat vurduğu vakit onun ruhunu kabzetmek isteseydi, murad ettiği olurdu. Musa (Aleyhisseiâm) şeriatında tokat vurmak mubah*tı. Kendisi yanına giren bir adam görmüş. Onun ölüm meleği olduğunu tanımamıştı.

    Bizim Peygamberimiz (asm) de izinsiz bir Müslümamn evine ba*kan kimsenin gözünü çıkarmayı mubah kılmıştır. Hz. Musa (as)'ın ölüm meleğini tanıdığı halde gözünü çıkarması imkânsızdır. Melekler İbrâhim (Aleyhisselâm)'a da gelmiş, o dahi ilk görüşde onları tanıyamamış*tı. Tanımış olsa kendilerine dana eti takdim etmesi muhal olurdu. Çünkü melekler yemek yemezler.

    Melek Meryem'e dahi gelmiş, o da melek olduğunu tanıyama*mıştı. Tanısa ondan Allah'a sığınmazdı. Keza iki melek insan kılığında Dâvud (Aleyhisselâm)'in yanına girmiş, onun huzurunda dâvaya dur*muşlardı. O da melek olduklarını tanıyamamıştı. Cebrail (Aleyhisselâm) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek ona imanı, islamı, ihsanı ve kıyameti sormuştu. O da kendisini tanıyamamış, gözden kaybolduktan sonra Cebrâîl olduğunu anlamıştı. (Bk. İbn Balabân, el-İhsân fî Takrîbi Sahîhi İbn Hibbân, hzr. Şuayb el-Arnavut, Beyrut-1991, XIV/115, rakam: 6223)

    Şu halde Hz. Musa (as)'ın ölüm meleğini tanıyamaması na*sıl yadırganabilir.

    Cehmi'nin Allah melek için -kısas yapmamıştır, sözü ise cehline delildir. İnsanlarla melekler arasında kısas cereyan ettiğini yahut mele*ğin kısas istediğini, fakat kısas yapılmadığını kim haber vermiştir. Bu*nun kasden yapıldığına delil nedir?..»

    Gerek İbni Huzeyme, gerekse Hattâbî bu babda bir hayli söz daha etmişlerdir.

    Hulâsa; alimler üç şekilde cevap vermişlerdir:

    1. Allah Teâlâ'nın Hz. Mûsa (as)'ya bu tokadı vurması için izin ver*miş olması imkânsız değildir. Allah dilediğini yapar ve dilediği şekilde imtihan eder.

    2. Bu göz çıkarma meselesi mecazdır. Maksat Hz. Musa (as)'nın me*lekle münazara yaparak hüccetle ona galebe çalmasıdır. Fakat bu kavil zayıf görülmüştür.

    3. Musa (Aleyhisselâm) gelenin Allah tarafından gönderilen melek olduğunu bilememiş, kendisine hücum edecek bir insan zannetmiş ve nef*sini müdafaya kalkışmıştır. Bu da kasdı olmaksızın meleğin gözünün çık*masına müncer olmuştur. Ebû Bekr, İbni Huzeyme ile diğer mutekaddiminin cevapları budur. Mâziri ile Kaadî Iyâz da bunu ihtiyar etmişlerdir. Çünkü hadîsde kasıt bulunduğuna bir sara*hat yoktur.

    Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:

    1. Mûsa (Aleyhisselâm) 'in Allah indinde büyük mertebesi vardır. Meleğin gözünü çıkardığı halde kendisini muaheze buyurmaması buna de*lildir.

    2. Faziletli yerlere ve sülehanın yakınlarına defnolunmak müstehabdır.

    3. Melek,kendi suretinden başka şekillere girebilir.

    Not: Konuyla ilgili şu bilgileri de okumanızı tavsiye ederiz.

    Hadîsin, Kur'ân gibi bazı müteşabihâtı var; ancak havass onların mânâlarını bulabilir. Şu hadîsin zâhiri dahi, müşkülât-ı hadîsin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var.

    Melâike, insan gibi bir surete inhisar etmez; müşahhas iken, bir küllî hükmündedir. Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm, kabz-ı ervâha müekkel olan melâikelerin nâzırıdır.

    Her ölünün ruhunu Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm mı bizzat kabzediyor? Yoksa aveneleri mi kabzediyorlar?

    Bu hususta üç meslek var:

    Birinci meslek: Azrâil Aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe mâni olmaz. Çünkü nuranîdir. Nuranî birşey, hadsiz âyineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. Nuranînin temessülâtı, o nuranî zâtın hassasına mâliktir; onun aynı sayılır, gayrı değildir. Güneşin âyinelerdeki misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi, melâike gibi ruhanîlerin dahi, âlem-i misalin ayrı ayrı âyinelerinde misalleri, onların aynılarıdır, hassalarını gösterirler. Fakat âyinelerin kàbiliyetine göre temessül ediyorlar. Nasıl ki Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, bir vakitte Dıhye suretinde sahabeler içinde göründüğü dakikada, binler yerde başka suretlerde ve Arş-ı Âzam önünde, şarktan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. Her yerde, o yerin kàbiliyetine göre temessülü varmış; bir anda binler yerde bulunuyormuş.

    İşte, şu mesleğe göre, kabz-ı ruh vaktinde insanın âyinesine temessül eden melekü'l-mevtin insanî ve cüz'î bir misali, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm gibi bir ulü'l-azm ve celâlli ve hiddetli bir zâtın tokadına maruz olmak ve o misalî melekü'l-mevtin libası hükmündeki suret-i misaliyesindeki gözünü çıkarmak ne muhaldir, ne fevkalâdedir, ne de gayr-ı makuldür.

    İkinci meslek odur ki, Hazret-i Cebrâil, Mikâil, Azrâil gibi melâike-i izâm, birer nâzır-ı umumî hükmünde, kendi nevilerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda avâneleri vardır. Ve o muavinler, envâ-ı mahlûkata göre ayrı ayrıdırlar. Sulehânın ervâhını kabzeden başkadır, ehl-i şekavetin ervâhını kabzeden yine başkadır.

    Nasıl ki, وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا - وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا âyeti işaret ediyor ki, kabz-ı ervâh eden, taife taifedir.

    Bu mesleğe göre, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma değil, belki Azrâil'in bir avânesinin misalî cesedine, fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve Cenâb-ı Hakk'ın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşk etmek gayet makuldür.

    Üçüncü meslek: "Bazı melâikeler var ki, kırk bin başı var. Her başında kırk bin dili var (demek seksen bin gözü dahi var). Herbir dilde kırk bin tesbihat var."

    Evet, madem melâikeler âlem-i şehadetin envâına göre müekkeldirler, âlem-i ervahta o envâın tesbihatlarını temsil ediyorlar; elbette öyle olmak lâzım gelir. Çünkü, meselâ küre-i arz bir mahlûktur, Cenâb-ı Hakkı tesbih ediyor. Değil kırk bin, belki yüz binler baş hükmünde envâları var. Her nev'in, yüz binler dil hükmünde efradları var, ve hâkezâ... Demek, küre-i arza müekkel meleğin kırk bin, belki yüz binler başı olmalı ve her başında da yüz binler dil olmalı, ve hâkezâ...

    İşte bu mesleğe binaen, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâmın her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma tokat vurması, -hâşâ- Azrâil Aleyhisselâmın mahiyet-i asliyesine ve şekl-i hakikîsine değil ve bir tahkir değil ve adem-i kabul değil; belki vazife-i risaletin daha devamını ve bekàsını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur. (Bediüzzaman, Mektubat, s.350)

    Yazar : Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder