Konusunu Oylayın.: Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi
  1. 07.Mart.2015, 18:15
    1
    Misafir

    Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi






    Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi Mumsema ailede ve hatta akrabalarda böyle bir inanç var bunun batıl inanç olduğunu söyleyince de sinirlenip günaha giriyorsun diyorlar dinimizde temizlik için herhangi bir gün sınırlaması yok diye biliyorum yanlış mı acaba ?


  2. 07.Mart.2015, 18:15
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    ailede ve hatta akrabalarda böyle bir inanç var bunun batıl inanç olduğunu söyleyince de sinirlenip günaha giriyorsun diyorlar dinimizde temizlik için herhangi bir gün sınırlaması yok diye biliyorum yanlış mı acaba ?


    Benzer Konular

    - Cuma günü ölen şehit midir ? Perşembe günü veya Cumartesi günü ölenin suçu nedir ?

    - Cumartesi günü gusül aldım pazar günü de sadece banyo yaptım nolur gusül sayılır mı?

    - Çalışanlara Cumartesi günü mesai olmalı mı?

    - Cumartesi Günü Oruç Tutmak

    - Etek Traşı Olmak

  3. 08.Mart.2015, 02:38
    2
    halilcan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2014
    Üye No: 104101
    Mesaj Sayısı: 390
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi




    İslamda uğur yada uğursuzluk,totem diye bir şey yoktur. Alimler uğursuzluğa inanmak şirk diyorlar, bu konuda hadisler var , gizli şirk olabilir, tövbe etmek lazım.

    Cumartesi saç tıraşı olmak sorun değil. Yalnız hacc gibi özel durumlar olabilir.

    Kuran’da Saç Tıraşı :

    [[.

    Kuran’da önce, Hac ziyaretine başlamadan “baş tıraşı”nın yapılması hükmü yer almaktadır.



    “Allah dilerse, Mescid-i Haram’a güven içinde, başlarınız tıraşlı yahut saçlarınız kısa kesilmiş olarak (*) ve hiçbir korkuya kapılmadan mutlaka girersiniz...”



    H.Esed buna şu açıklamayı ekliyor:



    “(*) - Erkek hacılar, hac kıyafetlerini (ihrâm) giymeden önce genellikle başlarını tam tıraş ederler yahut (ve bağlacının buradaki karşılığıdır) saçlarını kısaltırlar, çünkü haccın ifası sırasında bunları yapmak yasaktır.”



    Bir başka yerde de şu açıklamayı yapıyor:



    “Müminler ister hacc yapsınlar ister umre, ihrâma girdikleri andan haccın veya umrenin bittiği ana kadar saçlarını kesmekten ve hatta düzeltmekten kaçınmakla da yükümlüdürler.”



    Buradan anlaşılıyor ki, ihrama, ancak ‘saç tıraş’ının ardından girilebilir.



    “Saç tıraşı”ndan önce ise, mutlaka kurban kesmek gerekli idi.

    Kuran bu noktada da “saç kesebilmek” için önce kurbanı kesmek kuralı getirmektedir:



    “ kurban kesilinceye kadar (*) başlarınızı tıraş etmeyin.”



    Bunlardan anlaşılıyor ki, ihrama girebilmek için saç tıraşı olmuş olmak, saç tıraşı için ise kurban kesmek gerekliydi.



    Burada ‘kurban’ın kesiminin de yetmediği ‘ kurban yerine varıncaya kadar’ ifadesinden anlaşılıyor. Bu kurbanın etinin dağıtılmış olması, belki tüketiminin bitmiş olması gerektiğine işaret etmektedir.



    Demek ki, aslında söz konusu olan, İncil’de de gördüğümüz kuraldı: Kurbanı keserek ( Hıristiyanlarda yakarak) sunmuş olan şahıs, bu kurban etrafındaki yeme-içme ritüelinin sonunda, “saç kestirme” aşamasına geçebiliyordu.





    Bu sıralama, ritüelin yaklaşımını saptamak bakımından önemlidir. Çünkü aslında kurban sunucu, sunulan kurbanın kendisidir. Bu anlamda, kurban sunucu, kendisinin olmuş (öldürülmüş) olma aşamasının sonucunu beklemeliydi ki, ‘saçını tıraş ederek’ eski kimliğine son verme hakkını kazanabilmiş olsun!



    Saç kesimi, burada da ‘eski kimliğe’ son vermek olarak kavranılmaktadır.



    Bu vargıya, imanlı, ihramlı iken “saçlarını düzeltmekten bile kaçınmak zorundadır” kuralı üzerinden de ulaşıyoruz zaten.

    .....]]


  4. 08.Mart.2015, 02:38
    2
    halilcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    İslamda uğur yada uğursuzluk,totem diye bir şey yoktur. Alimler uğursuzluğa inanmak şirk diyorlar, bu konuda hadisler var , gizli şirk olabilir, tövbe etmek lazım.

    Cumartesi saç tıraşı olmak sorun değil. Yalnız hacc gibi özel durumlar olabilir.

    Kuran’da Saç Tıraşı :

    [[.

    Kuran’da önce, Hac ziyaretine başlamadan “baş tıraşı”nın yapılması hükmü yer almaktadır.



    “Allah dilerse, Mescid-i Haram’a güven içinde, başlarınız tıraşlı yahut saçlarınız kısa kesilmiş olarak (*) ve hiçbir korkuya kapılmadan mutlaka girersiniz...”



    H.Esed buna şu açıklamayı ekliyor:



    “(*) - Erkek hacılar, hac kıyafetlerini (ihrâm) giymeden önce genellikle başlarını tam tıraş ederler yahut (ve bağlacının buradaki karşılığıdır) saçlarını kısaltırlar, çünkü haccın ifası sırasında bunları yapmak yasaktır.”



    Bir başka yerde de şu açıklamayı yapıyor:



    “Müminler ister hacc yapsınlar ister umre, ihrâma girdikleri andan haccın veya umrenin bittiği ana kadar saçlarını kesmekten ve hatta düzeltmekten kaçınmakla da yükümlüdürler.”



    Buradan anlaşılıyor ki, ihrama, ancak ‘saç tıraş’ının ardından girilebilir.



    “Saç tıraşı”ndan önce ise, mutlaka kurban kesmek gerekli idi.

    Kuran bu noktada da “saç kesebilmek” için önce kurbanı kesmek kuralı getirmektedir:



    “ kurban kesilinceye kadar (*) başlarınızı tıraş etmeyin.”



    Bunlardan anlaşılıyor ki, ihrama girebilmek için saç tıraşı olmuş olmak, saç tıraşı için ise kurban kesmek gerekliydi.



    Burada ‘kurban’ın kesiminin de yetmediği ‘ kurban yerine varıncaya kadar’ ifadesinden anlaşılıyor. Bu kurbanın etinin dağıtılmış olması, belki tüketiminin bitmiş olması gerektiğine işaret etmektedir.



    Demek ki, aslında söz konusu olan, İncil’de de gördüğümüz kuraldı: Kurbanı keserek ( Hıristiyanlarda yakarak) sunmuş olan şahıs, bu kurban etrafındaki yeme-içme ritüelinin sonunda, “saç kestirme” aşamasına geçebiliyordu.





    Bu sıralama, ritüelin yaklaşımını saptamak bakımından önemlidir. Çünkü aslında kurban sunucu, sunulan kurbanın kendisidir. Bu anlamda, kurban sunucu, kendisinin olmuş (öldürülmüş) olma aşamasının sonucunu beklemeliydi ki, ‘saçını tıraş ederek’ eski kimliğine son verme hakkını kazanabilmiş olsun!



    Saç kesimi, burada da ‘eski kimliğe’ son vermek olarak kavranılmaktadır.



    Bu vargıya, imanlı, ihramlı iken “saçlarını düzeltmekten bile kaçınmak zorundadır” kuralı üzerinden de ulaşıyoruz zaten.

    .....]]


  5. 08.Mart.2015, 03:01
    3
    halilcan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2014
    Üye No: 104101
    Mesaj Sayısı: 390
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: Cumartesi günü saç traşı olmak uğursuzluk getirmesi

    İslamda uğur yoktur dedim ama bizim bildiğimiz manada uğur yani bir cismi uğurlu kabul etmek yoktur ama bazı şeyleri hayra yormak, olumlu iyi düşünmek vardır.
    "Uğurlu olsun" demek
    Sual: Bir şey alınınca, (Hayırlı uğurlu olsun) deniyor. Ben, (Uğurlu olsun) ifadesini beğenmiyorum. Dinde uğur diye bir şey var mıdır?
    CEVAP
    Evet, dinimizde uğur var, uğursuzluk yoktur. Uğur, iyilik getiren şey veya belirti, hayır, bereket demektir. Uğurlu olsun demek, (Hayırlı olsun, bereketli olsun, iyi netice versin, faydasını gör) demektir. Böyle duanın mahzuru olmaz, aksine iyi olur.


    İslamda Uğur ve Uğursuzluk Var mı? Halk arasında çok rastlanan uğur/uğursuzluk meselesinin hakikati Arapça’da “tefe’ül” veya “fe’lul-hasen” tabiri, dilimizdeki “hayra yorma” tabirinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bunun karşıtı ise “tıyere” veya “teşe’üm” tabirleridir ki, “uğursuz sayma” anlamındadır. Bir cahiliye adeti Gerek tefe’ül gerekse teşe’üm, bir olayın veya gelişmenin, ileride ortaya çıkacak bazı durumlar hakkında işaretler taşıdığı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Cahiliye döneminde kuşların adları, sesleri ve uçuşlarından uğursuz anlamlar çıkarmanın da, çakıl taşı, nohut, bakla gibi nesnelerli uğurlu saymanın da Efendimiz s.a.v. tarafından yasaklandığını görüyoruz. (Ebu Davud) Yine Efendimiz s.a.v.’in, baykuşta ve yıldız batmasında uğursuzluk bulunmadığını, esasen “uğursuzluk” diye bir şeyin olmadığını vurguladığını ilgili rivayetlerden öğreniyoruz. (Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî) Halk arasında arabanın önünden tavşan geçmesi, evin bacasına baykuş konması, haftanın belli günlerinde yolculuğa çıkmak, merdiven altından geçmek, göz seğirmesi… gibi şeylerin uğursuzluk alameti sayılması ya da kapının üstüne at nalı çakmak, tavşan tırnağı taşımak gibi şeylerin uğur getireceğine inanılması bâtıl inanç ve hurafe olup, yukarıdaki rivayette örnek olarak zikredilen hususlar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hayra yormak başka Bununla birlikte Efendimiz s.a.v.’in, bazı gelişmeleri hayra yorduğu, bazı durumlardan hayırlı neticeler çıkmasını umduğunu da yine sahih rivayetler kanalıyla biliyoruz. Söz gelimi bir keresinde bir devenin sütünün sağılması gerekiyordu. Efendimiz s.a.v., bu işi kimin yapmak istediğini sordu. Orada bulunanlardan birisi ayağa kalktı; Efendimiz s.a.v. ona adını sordu. Adam “Mürre” dedi. Efendimiz s.a.v. ona yerine oturmasını söyledi ve sorusunu tekrarladı. Bir başkası kalktı. Efendimiz s.a.v. ona da ismini sordu, o da “Harb” diye cevap verince ona da oturmasını buyurdu. Üçüncüde isminin “Ya’îş” olduğunu söyleyen birisi kalkınca Efendimiz s.a.v. deveyi onun sağmasını istedi. (Muvatta) Burada dikkat çeken husus, deveyi sağmak için ilk önce ayağa kalkan kişinin adının “acı” kelimesinden türemiş olması, ikincisinin adının ise “savaş” olmasıdır. Deveyi sağmasına müsaade edilen sahabînin adı ise “yaşamak” kelimesinden türemiştir. Efendimiz s.a.v. bir keresinde tefe’ülü sevdiğini ifade buyurunca, yanında bulunanlar “tefe’ül”ün ne olduğunu sordular; “Güzel kelimedir.” buyurdu. (Buharî, Müslim, Ahmed b. Hanbel vd.) İsim güzel olsun, iş güzel olsun Az yukarıda zikrettiğimiz rivayet üzerinde dururken, İbn Abdilberr şu inceliğe dikkatimizi çekiyor: Burada Efendimiz s.a.v., ilk iki sahabînin adında uğursuzluk bulunduğuna inandığı için değil, fakat üçüncü sahabînin adında bir güzellik bulduğu (tefe’ül) için böyle davranmıştır. Gerçekten de Efendimiz s.a.v., güzel isimleri sever ve bunların hayra vesile olacağını söylerdi. Bu sebeple şöyle buyurmuştur: “İsimlerin en hayırlısı Abdullah, Abdurrahman, Hâris ve Hemmâm’dır. (İlk ikisi bellidir) Hâris dünyası (evi, evlad-u ıyali) için çalışır, kazanır. Hemmâm ise hayır düşünür, hayır umar. İsimlerin şerlileri ise Harb ve Mürre’dir.” (et-Temhîd, 24/72) Efendimiz s.a.v. herhangi bir şeyde uğursuzluk bulunduğunu düşünmezdi. Bir kimseye adını sorup da, karşılığında güzel bir anlam ifade eden bir isim söylendiğinde mübarek yüzü aydınlanırdı. Olumsuz bir anlam ifade eden bir kelime söylendiğinde ise, bundan hoşlanmadığı belli olurdu. Aynı şey, yer, mevki isimleri konusunda da vaki idi. Hayra vesile saymak da hayırdır Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç şudur: Uğur veya uğursuzluk diye bir şey yoktur. Dolayısıyla bazı eşyaların, zaman dilimlerinin, sayıların vs. uğur veya uğursuzluk getirdiğine inanmak doğru değildir. Buna mukabil, bir şeyi hayra yormak, güzel bir söz, isim vb. duyduğunda bunun hayra vesile olacağını düşünmek meşrudur, güzeldir. Efendimiz s.a.v.’in, bazı ipucu ve işaretlere dayanarak gelecek hakkında iyimser tahmin ve yorumlarda bulunması bunu açıkça göstermektedir. Nevevî ve İbn Hacer’in de isabetle belirttiği gibi, tefe’ülün şartı, hayra vesile olacağı umulan şeyin maksatlı olarak ve bir anlamda zorla yapılması değil, tevafuk eseri vuku bulmasıdır. (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 5/229, 231) Yukarıda zikrettiğimiz rivayetlerin ve aynı muhtevadaki diğerlerinin ortak noktası, Efendimiz s.a.v.’in, özellikle güzel anlamlı isimlerle tefe’ül’de bulunduğunu anlatmalarıdır. Bu demektir ki Efendimiz s.a.v., anlamında hayır, kolaylık, bereket… bulunan isimlerle tefe’ülde bulunmuş, bunları iyimserlik ve işin hayırla neticelenmesi için tevafuk olarak değerlendirmiştir. Uğurlu gün, uğurlu sayı hurafesi Bunun bir şeyi “uğurlu veya uğursuz saymak” ile bir ilgisi yoktur. Zira mesela halk arasında dolaşan “Benim uğurlu sayım 3’tür, 11’dir…” veya “Benim uğurlu günüm Çarşamba, uğurlu rengim mordur.” gibi inanç ve kanaatler yanlıştır, çünkü uğurlu olduğu söylenen bu sayı, gün veya renklerde herhangi bir özellik bulunmaz. “Neden bunlar uğurludur?” diye bir soru sorsak, karşılığında hiçbir makul cevap alamayacağımız açıktır. Buna mukabil Efendimiz s.a.v.’in tefe’ülünün, güzel, hayırlı anlamları olan kelimeler üzerine bina edildiğini yukarıda görmüştük. Nitekim “Tıyere’nin (uğursuzluk) aslı yoktur. Onun en iyisi faldır.” buyurmuş, “Fal nedir?” sorusuna da “Sizden birinin işittiği güzel sözdür.” (Buharî) buyurmuştur ki, bu durum, yukarıdan beri yaptığımız açıklamayı son derece veciz bir şekilde özetlemektedir. Sahabe’den Hz. Talha ve Hz. Zübeyr’in (Allah ikisinden de razı olsun) onar oğlu vardı. Hz. Talha r.a. oğullarının her birine bir peygamberin, Hz. Zübeyr r.a. ise kendi oğullarının her birine bir şehidin ismini koymuştu. Hz. Talha r.a., peygamberlerin şehitlerden üstün olduğu gerekçesiyle Hz. Zübeyr r.a.’e takıldı. Hz. Zübeyr r.a. ona şöyle karşılık verdi: “Ben çocuklarımın her birinin şehit olmasını umabilirim; ama sen çocuklarından hiçbirisinin peygamber olmasını umamazsın!” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2/246)


  6. 08.Mart.2015, 03:01
    3
    halilcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    İslamda uğur yoktur dedim ama bizim bildiğimiz manada uğur yani bir cismi uğurlu kabul etmek yoktur ama bazı şeyleri hayra yormak, olumlu iyi düşünmek vardır.
    "Uğurlu olsun" demek
    Sual: Bir şey alınınca, (Hayırlı uğurlu olsun) deniyor. Ben, (Uğurlu olsun) ifadesini beğenmiyorum. Dinde uğur diye bir şey var mıdır?
    CEVAP
    Evet, dinimizde uğur var, uğursuzluk yoktur. Uğur, iyilik getiren şey veya belirti, hayır, bereket demektir. Uğurlu olsun demek, (Hayırlı olsun, bereketli olsun, iyi netice versin, faydasını gör) demektir. Böyle duanın mahzuru olmaz, aksine iyi olur.


    İslamda Uğur ve Uğursuzluk Var mı? Halk arasında çok rastlanan uğur/uğursuzluk meselesinin hakikati Arapça’da “tefe’ül” veya “fe’lul-hasen” tabiri, dilimizdeki “hayra yorma” tabirinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bunun karşıtı ise “tıyere” veya “teşe’üm” tabirleridir ki, “uğursuz sayma” anlamındadır. Bir cahiliye adeti Gerek tefe’ül gerekse teşe’üm, bir olayın veya gelişmenin, ileride ortaya çıkacak bazı durumlar hakkında işaretler taşıdığı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Cahiliye döneminde kuşların adları, sesleri ve uçuşlarından uğursuz anlamlar çıkarmanın da, çakıl taşı, nohut, bakla gibi nesnelerli uğurlu saymanın da Efendimiz s.a.v. tarafından yasaklandığını görüyoruz. (Ebu Davud) Yine Efendimiz s.a.v.’in, baykuşta ve yıldız batmasında uğursuzluk bulunmadığını, esasen “uğursuzluk” diye bir şeyin olmadığını vurguladığını ilgili rivayetlerden öğreniyoruz. (Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî) Halk arasında arabanın önünden tavşan geçmesi, evin bacasına baykuş konması, haftanın belli günlerinde yolculuğa çıkmak, merdiven altından geçmek, göz seğirmesi… gibi şeylerin uğursuzluk alameti sayılması ya da kapının üstüne at nalı çakmak, tavşan tırnağı taşımak gibi şeylerin uğur getireceğine inanılması bâtıl inanç ve hurafe olup, yukarıdaki rivayette örnek olarak zikredilen hususlar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hayra yormak başka Bununla birlikte Efendimiz s.a.v.’in, bazı gelişmeleri hayra yorduğu, bazı durumlardan hayırlı neticeler çıkmasını umduğunu da yine sahih rivayetler kanalıyla biliyoruz. Söz gelimi bir keresinde bir devenin sütünün sağılması gerekiyordu. Efendimiz s.a.v., bu işi kimin yapmak istediğini sordu. Orada bulunanlardan birisi ayağa kalktı; Efendimiz s.a.v. ona adını sordu. Adam “Mürre” dedi. Efendimiz s.a.v. ona yerine oturmasını söyledi ve sorusunu tekrarladı. Bir başkası kalktı. Efendimiz s.a.v. ona da ismini sordu, o da “Harb” diye cevap verince ona da oturmasını buyurdu. Üçüncüde isminin “Ya’îş” olduğunu söyleyen birisi kalkınca Efendimiz s.a.v. deveyi onun sağmasını istedi. (Muvatta) Burada dikkat çeken husus, deveyi sağmak için ilk önce ayağa kalkan kişinin adının “acı” kelimesinden türemiş olması, ikincisinin adının ise “savaş” olmasıdır. Deveyi sağmasına müsaade edilen sahabînin adı ise “yaşamak” kelimesinden türemiştir. Efendimiz s.a.v. bir keresinde tefe’ülü sevdiğini ifade buyurunca, yanında bulunanlar “tefe’ül”ün ne olduğunu sordular; “Güzel kelimedir.” buyurdu. (Buharî, Müslim, Ahmed b. Hanbel vd.) İsim güzel olsun, iş güzel olsun Az yukarıda zikrettiğimiz rivayet üzerinde dururken, İbn Abdilberr şu inceliğe dikkatimizi çekiyor: Burada Efendimiz s.a.v., ilk iki sahabînin adında uğursuzluk bulunduğuna inandığı için değil, fakat üçüncü sahabînin adında bir güzellik bulduğu (tefe’ül) için böyle davranmıştır. Gerçekten de Efendimiz s.a.v., güzel isimleri sever ve bunların hayra vesile olacağını söylerdi. Bu sebeple şöyle buyurmuştur: “İsimlerin en hayırlısı Abdullah, Abdurrahman, Hâris ve Hemmâm’dır. (İlk ikisi bellidir) Hâris dünyası (evi, evlad-u ıyali) için çalışır, kazanır. Hemmâm ise hayır düşünür, hayır umar. İsimlerin şerlileri ise Harb ve Mürre’dir.” (et-Temhîd, 24/72) Efendimiz s.a.v. herhangi bir şeyde uğursuzluk bulunduğunu düşünmezdi. Bir kimseye adını sorup da, karşılığında güzel bir anlam ifade eden bir isim söylendiğinde mübarek yüzü aydınlanırdı. Olumsuz bir anlam ifade eden bir kelime söylendiğinde ise, bundan hoşlanmadığı belli olurdu. Aynı şey, yer, mevki isimleri konusunda da vaki idi. Hayra vesile saymak da hayırdır Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç şudur: Uğur veya uğursuzluk diye bir şey yoktur. Dolayısıyla bazı eşyaların, zaman dilimlerinin, sayıların vs. uğur veya uğursuzluk getirdiğine inanmak doğru değildir. Buna mukabil, bir şeyi hayra yormak, güzel bir söz, isim vb. duyduğunda bunun hayra vesile olacağını düşünmek meşrudur, güzeldir. Efendimiz s.a.v.’in, bazı ipucu ve işaretlere dayanarak gelecek hakkında iyimser tahmin ve yorumlarda bulunması bunu açıkça göstermektedir. Nevevî ve İbn Hacer’in de isabetle belirttiği gibi, tefe’ülün şartı, hayra vesile olacağı umulan şeyin maksatlı olarak ve bir anlamda zorla yapılması değil, tevafuk eseri vuku bulmasıdır. (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 5/229, 231) Yukarıda zikrettiğimiz rivayetlerin ve aynı muhtevadaki diğerlerinin ortak noktası, Efendimiz s.a.v.’in, özellikle güzel anlamlı isimlerle tefe’ül’de bulunduğunu anlatmalarıdır. Bu demektir ki Efendimiz s.a.v., anlamında hayır, kolaylık, bereket… bulunan isimlerle tefe’ülde bulunmuş, bunları iyimserlik ve işin hayırla neticelenmesi için tevafuk olarak değerlendirmiştir. Uğurlu gün, uğurlu sayı hurafesi Bunun bir şeyi “uğurlu veya uğursuz saymak” ile bir ilgisi yoktur. Zira mesela halk arasında dolaşan “Benim uğurlu sayım 3’tür, 11’dir…” veya “Benim uğurlu günüm Çarşamba, uğurlu rengim mordur.” gibi inanç ve kanaatler yanlıştır, çünkü uğurlu olduğu söylenen bu sayı, gün veya renklerde herhangi bir özellik bulunmaz. “Neden bunlar uğurludur?” diye bir soru sorsak, karşılığında hiçbir makul cevap alamayacağımız açıktır. Buna mukabil Efendimiz s.a.v.’in tefe’ülünün, güzel, hayırlı anlamları olan kelimeler üzerine bina edildiğini yukarıda görmüştük. Nitekim “Tıyere’nin (uğursuzluk) aslı yoktur. Onun en iyisi faldır.” buyurmuş, “Fal nedir?” sorusuna da “Sizden birinin işittiği güzel sözdür.” (Buharî) buyurmuştur ki, bu durum, yukarıdan beri yaptığımız açıklamayı son derece veciz bir şekilde özetlemektedir. Sahabe’den Hz. Talha ve Hz. Zübeyr’in (Allah ikisinden de razı olsun) onar oğlu vardı. Hz. Talha r.a. oğullarının her birine bir peygamberin, Hz. Zübeyr r.a. ise kendi oğullarının her birine bir şehidin ismini koymuştu. Hz. Talha r.a., peygamberlerin şehitlerden üstün olduğu gerekçesiyle Hz. Zübeyr r.a.’e takıldı. Hz. Zübeyr r.a. ona şöyle karşılık verdi: “Ben çocuklarımın her birinin şehit olmasını umabilirim; ama sen çocuklarından hiçbirisinin peygamber olmasını umamazsın!” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2/246)





+ Yorum Gönder