Konusunu Oylayın.: Elif,lam,mim sırrı varmıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Elif,lam,mim sırrı varmıdır
  1. 09.Ağustos.2014, 18:48
    1
    Misafir

    Elif,lam,mim sırrı varmıdır

  2. 11.Ağustos.2014, 00:18
    2
    Efdal
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2007
    Üye No: 441
    Mesaj Sayısı: 1,211
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Elif,lam,mim sırrı varmıdır




    Mukattaa hafleri nedir?
    Mukattaa harfleri ne anlama gelir
    Mukatta hafleri hakkında bilgi

    Huruf-ı mukatta kesik kesik oku­nan harfler demektir. Bu harfler Kur’an-ı Kerîmde altı sûre­nin ba­şında gelen ve o sûrelere ait birer âyettirler.
    Kur’an-ı Kerîmde muhkem ve müteşabih âyetler vardır. Muh­kem âyetler en genel tarifiyle, okuyucu tarafından ilk okunuşta mânâsı anlaşılabilen ve bizden imanla birlikte amel isteyen âyet­lerdir.

    Meselâ; namazı kılın, zekâtı verin âyetleri muhkem âyetler­dir ve bizden hem iman, hem de amel isteyen âyetlerdir. Yâni biz hem namazın farz olduğuna inanacağız, hem de namazı bizzat kılacağız.

    Müteşabih âyetler ise ilk okuyuşta mânâsı anlaşılamayan, du­yularımızla kavrama imkânımızın olmadığı ve muhkemlerle çerçeve-sini çizebileceğimiz âyetlerdir ki, bunlar bizden amel istemez, sadece iman ister. Sırat, haşr, neşr, cennet, cehennem, ruh, melek, cin şey­tan vahiy, arş, kürsî, semavat, yedullah gibi konu­ları anlatan âyetler, elif lam mim, Yâsîn, Tâhâ gibi âyetler müteşabih âyetlerdir. Bunların ne olduklarını tam olarak bilemeyiz, sadece bunların Allah’tan gelme birer âyet olduklarına öylece ina­nırız, bu âyetler bizden amel istemez.

    Peki, madem ki bu âyetlerin mânâları bilinmeyecekti de niye gelmiş Kur’an’da? Demenin de anlamı yoktur. Çünkü biz, kimi âyetle­rin künhünü, aslını biliriz, kimilerinin de sadece rolünü ve fonksiyo­nunu biliriz.

    Meselâ, arabada akü diye bir aygıt vardır. Bunun ne oldu­ğunu, neden yapıldığını, aslını, künhünü herkesin bilmesi gerek­mez. Biz nesini biliriz bunun? Rolünü biliriz sadece. Biliriz ki, akü arabada elektrik donanımını sağlayan bir aygıttır. İşte aynen bu­nun gibi biz, bu tür âyetlerin aslını, künhünü bilemesek de bunların rolünü ve fonksi­yonlarını biliriz.

    Meselâ; cennetin ne olduğunu, nasıl olduğunu, enini, bo­yunu, genişliğini, şeklini, tipini bilemeyiz. Peki neye yarar bu? Yâni rolü ne­dir bu âyetlerin? Tanıtıldığı kadarıyla iman eder, anlatıldığı şekliyle iman eder ve bizim hedefimiz olduğunu biliriz. Bizi kötü­lüklerden ko­ruyup iyiliklere teşvik ettiğini biliriz. Yâni cenneti an­latan âyetlerin rolü, bize hedef göstermektir. Bakın, eğer benim is­tediğim şekilde yaşar­sanız size bunu vereceğim, diye Rabbimiz bize hedef gösteriyor. Me­selâ cennette ırmaklardan bahseder âyetler. Süt ırmakları, bal ırmak­ları, şarap ırmakları, su ırmakları. Bunların nice­liğini bilmeyiz.

    Peki, ne anlatır bunlar bize? Gelin ey Mü'minler, dünyanın bo­zuk sütlerine, bozulacak ziynetlerine meyletmeyin de bunlara meyle­din, diye bize hedef gösteriyor. Veya cennetteki hûriler. Bil­mem ki ben bunların ne olduğunu, nasıl olduğunu. Ama bakın dünyanın pespa­yelerine meyletmeyin, harama meyletmeyin ki, bunları elde edesiniz, diye hedeftir bu âyetler.

    İşte, Kur’an-ı Kerîmde sûre başlarında gördüğümüz bu âyet­ler de müteşabih âyetlerdir. Aynen bunların da Allah’tan gel­diğine inanı­rız ve biliriz ki, bunlar âyettir. Peki bu tür âyetlerin rolü nedir acaba? Yâni acaba bu âyetler bize nasıl bir hedef gösteri­yor? Rasulullah Efendimizden bize intikal etmiş, bu konuda her­hangi bir açıklama gö­remiyoruz. Kur’an’ın başka herhangi bir ye­rinde de bu konuda açıkla­yıcı bir bilgi bilmiyoruz. Bu konuda şun­ları söyleyelim inşallah : Selef bu konuda şunları söylemiştir:

    1- Sûrelerin başında gelen bu âyetler, Kur’an’a dikkat çekme-dir, demişler. Rabbimiz, o güne kadar insanların, Kur’an’ın mu­hatap-larının alışık olmadıkları bir ifadeyle söze başlayarak, onların dikkatle­rini kitap üzerine çekmek istemiştir, deniyor. Allah buyuru­yor ki, sanki bu âyetleriyle: “Kullarım! Dinleyin, şu anda Allah konu­şuyor! Şu anda ben konuşuyorum! Bunu kendi sözlerinize benzetmeyin! Şu anda içi­nizden bi­risi konuşmuyor! Şu anda Peygamber de konuşmuyor! Bu benim sözümdür! Şu anda Rabbiniz konuşuyor! Gelin bunu benim sö­züm olarak dinleyin!” diyor sanki Rabbimiz.

    Gelin şu anda Allah konu­şuyor! İnsan sözüne benzemez bu! Âlim sözü, fazıl sözü, fi­lozof sözü, psikolog sözü, sosyolog sözü, amir sözü, müdür sözü, baba ana sözü gibi dinlemeyin bunu! Sakın ha benim sözümü içi­nizden bi­rinin sözüne benzetmeyin! İçinizden birinin sözünü dinle­yip de çöpe attığınız gibi, ya da kulak ardı yaptığınız gibi benim sözümü de öyle­sine dinlemeye kalkışmayın! Şu anda ben konu­şuyorum! Bu söz Allah sözüdür! Ben konuşuyor olarak dinleyin ve gereğini yerine getirin! di­yor sanki, daha sözlerinin başında Rabbimiz. İşte insanlar bu söze daha bir ciddi kulak versinler, daha bir ciddi dinlesinler diye, böyle bir dikkat çekmedir, denmiş.

    2- İkinci olarak şunu diyelim. Bakıyoruz sûre başlarında gelen bu tür âyetlerden sonra Kur’an-ı Kerîmde genellikle Kur’an’a dikkat çekilmektedir. Meselâ bakın A’râf sûresinin başında:

    “Elif, Lâm, Mîm, Sâd. Ey Muhammed: Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.”
    (A’râf 1-2)

    “Elif Lâm Mîm Sâd” mukatta âyetinden hemen sonra “Kitabun ünzile ileyke” buyrularak kitaba dikkat çekilmektedir. Yine Tâhâ sûresinin başında:
    “Tâ Hâ. Ey Muhammed! Kur’an'ı sana, sıkıntıya düşesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.”
    (Tâhâ 1-4) Yine meselâ Yâsîn sûresinin başında:

    “Ya, Sin. Ey Muhammed! Kur’an'ı Hakîm’e andol­sun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberler-densin.”
    (Yâsîn 1-4)

    Yâsîn huruf-ı mukatta âyetinden sonra yine Kur’-an’a dikkat çe­kilmektedir. Yunus sûresinde de:
    “Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitabın âyet-leridir.”
    (Yunus 1)

    Burada da mukatta âyetinden sonra Kur’an’a dikkat çekilmek-tedir.

    Bu ve benzeri bölümlerde olduğu gibi bakıyoruz bu âyetlerden sonra Rabbimiz, Kuran’a dik­kat çekiyor. Öyleyse sûre başlarındaki bu âyetler Kur’an’la alâkalı tüm insanlığa meydan okuyor demektir. Bu­yurur ki Rabbimiz: “Elif Lâm Mîm, Elif Lâm Râ, Yâ Sîn, Hâ Mîm. Ey insanlar! İşte elinizdeki Kur’an bu harflerden meydana gelmiştir. Sizler bu harfleri tanıyor­sunuz. Okuyorsunuz, yazıyorsunuz. Bu harfler elle­rinde olan sizler, bu harfleri okuyan, yazan sizler, bu harfleri tanıyan sizler haydi gü­cünüz yetiyorsa bu kitabın bir benzerini meydana geti­rin! Kur’an gibi bir kitap ortaya koyun bakalım!” diye, tüm insanlığa bununla Rabbimiz meydan okuyor denilmiş.

    3- Bir üçüncüsü de bu harflerle Kur’an’ın Allah’tan geldiği be­yan ediliyor, denmiş. Yâni bu kitap herhangi bir insan sözü de­ğil, in­san kaynaklı bir kitap değil, Allah kaynaklı bir kitaptır, mesa­jını ulaş­tırma adına Rabbimiz, sûrelerin başında böyle bir hitabı uy­gun bul­muştur deniyor Allahu âlem. Ama en güzeli mânâsını bil­mesek de bunlar, aynen öteki âyetler gibi Allah’tan gelmiş birer âyettir, diyoruz ve öylece iman ediyoruz.

    Mânâlarını Peygamber Efendimizin bile bilmediği, bu ko­nuda bize herhangi bir bilgi ulaştırmadığı bu âyetlerle ilgili olarak iki bâtıl id­dia var. Bunları da şöyle kısaca söyleyeyim ki, ilerde bun­larla karşıla­şınca bocalamayasınız inşallah. Bu huruf-ı mukatta âyetleriyle alâkalı iki sapık yorum var. Bunlardan birisi münâfıkça bir yorum, ötekisi de kâfirce bir düşüncedir.

    Önce münâfıkların yorumunu söyleyelim: Diyorlar ki efen­dim bu âyetler Peygamberin Aleyhisselâm dahi bilmediği ancak her yüz yılda bir gelen Müceddid-i A’zam denen büyük zatların bilebildiği âyetlerdir. Bunların mânâlarını ancak bu büyük zatlar bilebilir de­mişler ve kendilerince bu âyetlere anlamlar vermeye çalışmışlar. Efendim işte elif bizim Rabbimizi, lâm bizim peygamberimizi, mim de bizim efendimizi veya bizim kitabımızı anlatır veya bizim cema­atimizi anlatır de-meye çalışmışlardır.

    Yâni Peygamberin bile bilmediği, bilemediği bilgiyi bilebile­cek, Peygamberi bu konuda sollayacak kimselerin varlığını iddia ederek, kendi heva ve heveslerine göre Allah’ın âyetlerine mânâlar yükle­me-ye çalışan bu insanları da, bunların bu saçma sapan yorumlarını da red­dediyoruz.

    İkincisi kâfirlerin yorumudur. Müsteşrikler de bu konuda şu yo­rumda bulunmuşlardır. Efendim sûre başlarındaki bu harflerin varlık sebebi şudur: Kur’an-ı Kerîm Sahabe döneminde toplanıp kitap haline getirilirken Zeyd bin Sabit başkanlığında bir hafızlar heyeti teşekkül ettirilmiş ve tüm sahabeye ilan edilmişti. Herkes yanında Rasulullah zamanında yazdığı, ezberlediği Kur’an nüshâ­lârını, sûre nüshâlârını getirsin diye. Sahâbe-i Kirâm yanlarındaki sûre nüshâlârını getiri­yor-du. Heyet bu sûreyi kim getirmişse o sû­renin başına onu getiren sahabenin ismini yazalım da bunu kimin getirdiği belli olsun diye sûre başlarına sahabenin ismini yazmış­lar. Meselâ Tâhâ sûresini ilk önce Talha bin Ubeydullah getirmiş ve onun isminin baş harfini yazmışlar. "Ta" diye. Daha sonra aynı sûreyi Ebu Hureyre getirmiş ve onun da isminin baş harfini yaz­mışlar. "Ha" diye, sonra da bunu silmeyi unut­muşlar ve o sûrenin başında "Taha" kalıvermiş diyorlar.

    Yâni Kur’an’da insan sözü de vardır, demeye getiriyor alçaklar. Kur’an sa­dece Allah sözünü değil, insan sözlerini de ihtiva etmektedir. Ona sa­habenin sözleri de karışmıştır diyerek müslümanların zihinlerini idlâl etmeye, insanların Kur’an’dan şüpheye düşmelerini sağlamaya çalı­şan kâfirlerin bu kâfirce ve haince yaklaşımlarını da reddediyoruz.

    Öyleyse Elif Lâm Mîm. Dinleyin! Şu anda Allah konuşuyor! Bu söz Allah sözüdür! Rabbiniz konuşuyor olarak dinleyin ve ge­reğini ye­rine getirin! diyoruz.


    Ali Küçük Hoca


  3. 11.Ağustos.2014, 00:18
    2
    Kıdemli Üye



    Mukattaa hafleri nedir?
    Mukattaa harfleri ne anlama gelir
    Mukatta hafleri hakkında bilgi

    Huruf-ı mukatta kesik kesik oku­nan harfler demektir. Bu harfler Kur’an-ı Kerîmde altı sûre­nin ba­şında gelen ve o sûrelere ait birer âyettirler.
    Kur’an-ı Kerîmde muhkem ve müteşabih âyetler vardır. Muh­kem âyetler en genel tarifiyle, okuyucu tarafından ilk okunuşta mânâsı anlaşılabilen ve bizden imanla birlikte amel isteyen âyet­lerdir.

    Meselâ; namazı kılın, zekâtı verin âyetleri muhkem âyetler­dir ve bizden hem iman, hem de amel isteyen âyetlerdir. Yâni biz hem namazın farz olduğuna inanacağız, hem de namazı bizzat kılacağız.

    Müteşabih âyetler ise ilk okuyuşta mânâsı anlaşılamayan, du­yularımızla kavrama imkânımızın olmadığı ve muhkemlerle çerçeve-sini çizebileceğimiz âyetlerdir ki, bunlar bizden amel istemez, sadece iman ister. Sırat, haşr, neşr, cennet, cehennem, ruh, melek, cin şey­tan vahiy, arş, kürsî, semavat, yedullah gibi konu­ları anlatan âyetler, elif lam mim, Yâsîn, Tâhâ gibi âyetler müteşabih âyetlerdir. Bunların ne olduklarını tam olarak bilemeyiz, sadece bunların Allah’tan gelme birer âyet olduklarına öylece ina­nırız, bu âyetler bizden amel istemez.

    Peki, madem ki bu âyetlerin mânâları bilinmeyecekti de niye gelmiş Kur’an’da? Demenin de anlamı yoktur. Çünkü biz, kimi âyetle­rin künhünü, aslını biliriz, kimilerinin de sadece rolünü ve fonksiyo­nunu biliriz.

    Meselâ, arabada akü diye bir aygıt vardır. Bunun ne oldu­ğunu, neden yapıldığını, aslını, künhünü herkesin bilmesi gerek­mez. Biz nesini biliriz bunun? Rolünü biliriz sadece. Biliriz ki, akü arabada elektrik donanımını sağlayan bir aygıttır. İşte aynen bu­nun gibi biz, bu tür âyetlerin aslını, künhünü bilemesek de bunların rolünü ve fonksi­yonlarını biliriz.

    Meselâ; cennetin ne olduğunu, nasıl olduğunu, enini, bo­yunu, genişliğini, şeklini, tipini bilemeyiz. Peki neye yarar bu? Yâni rolü ne­dir bu âyetlerin? Tanıtıldığı kadarıyla iman eder, anlatıldığı şekliyle iman eder ve bizim hedefimiz olduğunu biliriz. Bizi kötü­lüklerden ko­ruyup iyiliklere teşvik ettiğini biliriz. Yâni cenneti an­latan âyetlerin rolü, bize hedef göstermektir. Bakın, eğer benim is­tediğim şekilde yaşar­sanız size bunu vereceğim, diye Rabbimiz bize hedef gösteriyor. Me­selâ cennette ırmaklardan bahseder âyetler. Süt ırmakları, bal ırmak­ları, şarap ırmakları, su ırmakları. Bunların nice­liğini bilmeyiz.

    Peki, ne anlatır bunlar bize? Gelin ey Mü'minler, dünyanın bo­zuk sütlerine, bozulacak ziynetlerine meyletmeyin de bunlara meyle­din, diye bize hedef gösteriyor. Veya cennetteki hûriler. Bil­mem ki ben bunların ne olduğunu, nasıl olduğunu. Ama bakın dünyanın pespa­yelerine meyletmeyin, harama meyletmeyin ki, bunları elde edesiniz, diye hedeftir bu âyetler.

    İşte, Kur’an-ı Kerîmde sûre başlarında gördüğümüz bu âyet­ler de müteşabih âyetlerdir. Aynen bunların da Allah’tan gel­diğine inanı­rız ve biliriz ki, bunlar âyettir. Peki bu tür âyetlerin rolü nedir acaba? Yâni acaba bu âyetler bize nasıl bir hedef gösteri­yor? Rasulullah Efendimizden bize intikal etmiş, bu konuda her­hangi bir açıklama gö­remiyoruz. Kur’an’ın başka herhangi bir ye­rinde de bu konuda açıkla­yıcı bir bilgi bilmiyoruz. Bu konuda şun­ları söyleyelim inşallah : Selef bu konuda şunları söylemiştir:

    1- Sûrelerin başında gelen bu âyetler, Kur’an’a dikkat çekme-dir, demişler. Rabbimiz, o güne kadar insanların, Kur’an’ın mu­hatap-larının alışık olmadıkları bir ifadeyle söze başlayarak, onların dikkatle­rini kitap üzerine çekmek istemiştir, deniyor. Allah buyuru­yor ki, sanki bu âyetleriyle: “Kullarım! Dinleyin, şu anda Allah konu­şuyor! Şu anda ben konuşuyorum! Bunu kendi sözlerinize benzetmeyin! Şu anda içi­nizden bi­risi konuşmuyor! Şu anda Peygamber de konuşmuyor! Bu benim sözümdür! Şu anda Rabbiniz konuşuyor! Gelin bunu benim sö­züm olarak dinleyin!” diyor sanki Rabbimiz.

    Gelin şu anda Allah konu­şuyor! İnsan sözüne benzemez bu! Âlim sözü, fazıl sözü, fi­lozof sözü, psikolog sözü, sosyolog sözü, amir sözü, müdür sözü, baba ana sözü gibi dinlemeyin bunu! Sakın ha benim sözümü içi­nizden bi­rinin sözüne benzetmeyin! İçinizden birinin sözünü dinle­yip de çöpe attığınız gibi, ya da kulak ardı yaptığınız gibi benim sözümü de öyle­sine dinlemeye kalkışmayın! Şu anda ben konu­şuyorum! Bu söz Allah sözüdür! Ben konuşuyor olarak dinleyin ve gereğini yerine getirin! di­yor sanki, daha sözlerinin başında Rabbimiz. İşte insanlar bu söze daha bir ciddi kulak versinler, daha bir ciddi dinlesinler diye, böyle bir dikkat çekmedir, denmiş.

    2- İkinci olarak şunu diyelim. Bakıyoruz sûre başlarında gelen bu tür âyetlerden sonra Kur’an-ı Kerîmde genellikle Kur’an’a dikkat çekilmektedir. Meselâ bakın A’râf sûresinin başında:

    “Elif, Lâm, Mîm, Sâd. Ey Muhammed: Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.”
    (A’râf 1-2)

    “Elif Lâm Mîm Sâd” mukatta âyetinden hemen sonra “Kitabun ünzile ileyke” buyrularak kitaba dikkat çekilmektedir. Yine Tâhâ sûresinin başında:
    “Tâ Hâ. Ey Muhammed! Kur’an'ı sana, sıkıntıya düşesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.”
    (Tâhâ 1-4) Yine meselâ Yâsîn sûresinin başında:

    “Ya, Sin. Ey Muhammed! Kur’an'ı Hakîm’e andol­sun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberler-densin.”
    (Yâsîn 1-4)

    Yâsîn huruf-ı mukatta âyetinden sonra yine Kur’-an’a dikkat çe­kilmektedir. Yunus sûresinde de:
    “Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitabın âyet-leridir.”
    (Yunus 1)

    Burada da mukatta âyetinden sonra Kur’an’a dikkat çekilmek-tedir.

    Bu ve benzeri bölümlerde olduğu gibi bakıyoruz bu âyetlerden sonra Rabbimiz, Kuran’a dik­kat çekiyor. Öyleyse sûre başlarındaki bu âyetler Kur’an’la alâkalı tüm insanlığa meydan okuyor demektir. Bu­yurur ki Rabbimiz: “Elif Lâm Mîm, Elif Lâm Râ, Yâ Sîn, Hâ Mîm. Ey insanlar! İşte elinizdeki Kur’an bu harflerden meydana gelmiştir. Sizler bu harfleri tanıyor­sunuz. Okuyorsunuz, yazıyorsunuz. Bu harfler elle­rinde olan sizler, bu harfleri okuyan, yazan sizler, bu harfleri tanıyan sizler haydi gü­cünüz yetiyorsa bu kitabın bir benzerini meydana geti­rin! Kur’an gibi bir kitap ortaya koyun bakalım!” diye, tüm insanlığa bununla Rabbimiz meydan okuyor denilmiş.

    3- Bir üçüncüsü de bu harflerle Kur’an’ın Allah’tan geldiği be­yan ediliyor, denmiş. Yâni bu kitap herhangi bir insan sözü de­ğil, in­san kaynaklı bir kitap değil, Allah kaynaklı bir kitaptır, mesa­jını ulaş­tırma adına Rabbimiz, sûrelerin başında böyle bir hitabı uy­gun bul­muştur deniyor Allahu âlem. Ama en güzeli mânâsını bil­mesek de bunlar, aynen öteki âyetler gibi Allah’tan gelmiş birer âyettir, diyoruz ve öylece iman ediyoruz.

    Mânâlarını Peygamber Efendimizin bile bilmediği, bu ko­nuda bize herhangi bir bilgi ulaştırmadığı bu âyetlerle ilgili olarak iki bâtıl id­dia var. Bunları da şöyle kısaca söyleyeyim ki, ilerde bun­larla karşıla­şınca bocalamayasınız inşallah. Bu huruf-ı mukatta âyetleriyle alâkalı iki sapık yorum var. Bunlardan birisi münâfıkça bir yorum, ötekisi de kâfirce bir düşüncedir.

    Önce münâfıkların yorumunu söyleyelim: Diyorlar ki efen­dim bu âyetler Peygamberin Aleyhisselâm dahi bilmediği ancak her yüz yılda bir gelen Müceddid-i A’zam denen büyük zatların bilebildiği âyetlerdir. Bunların mânâlarını ancak bu büyük zatlar bilebilir de­mişler ve kendilerince bu âyetlere anlamlar vermeye çalışmışlar. Efendim işte elif bizim Rabbimizi, lâm bizim peygamberimizi, mim de bizim efendimizi veya bizim kitabımızı anlatır veya bizim cema­atimizi anlatır de-meye çalışmışlardır.

    Yâni Peygamberin bile bilmediği, bilemediği bilgiyi bilebile­cek, Peygamberi bu konuda sollayacak kimselerin varlığını iddia ederek, kendi heva ve heveslerine göre Allah’ın âyetlerine mânâlar yükle­me-ye çalışan bu insanları da, bunların bu saçma sapan yorumlarını da red­dediyoruz.

    İkincisi kâfirlerin yorumudur. Müsteşrikler de bu konuda şu yo­rumda bulunmuşlardır. Efendim sûre başlarındaki bu harflerin varlık sebebi şudur: Kur’an-ı Kerîm Sahabe döneminde toplanıp kitap haline getirilirken Zeyd bin Sabit başkanlığında bir hafızlar heyeti teşekkül ettirilmiş ve tüm sahabeye ilan edilmişti. Herkes yanında Rasulullah zamanında yazdığı, ezberlediği Kur’an nüshâ­lârını, sûre nüshâlârını getirsin diye. Sahâbe-i Kirâm yanlarındaki sûre nüshâlârını getiri­yor-du. Heyet bu sûreyi kim getirmişse o sû­renin başına onu getiren sahabenin ismini yazalım da bunu kimin getirdiği belli olsun diye sûre başlarına sahabenin ismini yazmış­lar. Meselâ Tâhâ sûresini ilk önce Talha bin Ubeydullah getirmiş ve onun isminin baş harfini yazmışlar. "Ta" diye. Daha sonra aynı sûreyi Ebu Hureyre getirmiş ve onun da isminin baş harfini yaz­mışlar. "Ha" diye, sonra da bunu silmeyi unut­muşlar ve o sûrenin başında "Taha" kalıvermiş diyorlar.

    Yâni Kur’an’da insan sözü de vardır, demeye getiriyor alçaklar. Kur’an sa­dece Allah sözünü değil, insan sözlerini de ihtiva etmektedir. Ona sa­habenin sözleri de karışmıştır diyerek müslümanların zihinlerini idlâl etmeye, insanların Kur’an’dan şüpheye düşmelerini sağlamaya çalı­şan kâfirlerin bu kâfirce ve haince yaklaşımlarını da reddediyoruz.

    Öyleyse Elif Lâm Mîm. Dinleyin! Şu anda Allah konuşuyor! Bu söz Allah sözüdür! Rabbiniz konuşuyor olarak dinleyin ve ge­reğini ye­rine getirin! diyoruz.


    Ali Küçük Hoca





+ Yorum Gönder