Konusunu Oylayın.: Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?
  1. 03.Temmuz.2014, 10:29
    1
    Misafir

    Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?






    Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi? Mumsema kuran süreleri bütünlüğü kıyasla bir roman bütünlüğüne iştirak etmemektedir? . acaba süreler nasıl bir bağ ve bütünlük içerisindedir.? bir birilerini nasıl tasdik ediyorlar? yoksa kuran sureleri dağınıkmıdır yada şöyle sorayım ayet isimlerini peygamber belirtmişmdir yoksa alimlermi isimlendirmiş


  2. 03.Temmuz.2014, 10:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    kuran süreleri bütünlüğü kıyasla bir roman bütünlüğüne iştirak etmemektedir? . acaba süreler nasıl bir bağ ve bütünlük içerisindedir.? bir birilerini nasıl tasdik ediyorlar? yoksa kuran sureleri dağınıkmıdır yada şöyle sorayım ayet isimlerini peygamber belirtmişmdir yoksa alimlermi isimlendirmiş


    Benzer Konular

    - Amellerde munafık olduğuna kurandaki ayet ve sünnete göre inandığımız kişiden uzaklaşmamız doğru mu

    - Bütün Namaz zammı süreler nelerdir

    - Temizlikle ilgili kurandaki bütün ayetLer

    - Makrome sizcede düşünce ile el beceri işi deyilmi

    - Şia'lara göre Sahabenin Kur'an'dan çıkarmış oldukları süreler hangileridir ?

  3. 04.Temmuz.2014, 21:32
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?




    Kuranı kerim nasıl kitap haline getirildi



    Mehmet Paksu, 'Hz. Muhammed (s.a.v), yaşadığı dönemde Kur'an-ı Kerim'i neden bir kitap haline getirmedi?' diye soran bir okuyucusuna şu gerçekleri açıkladı.

    Mehmet Paksu'nun yazısı

    Kur'an'ı neden Peygamberimiz kitap haline getirmedi?

    Merhaba hocam, ben size Rusya'dan yazıyorum. Eşim kısa bir zaman önce İslam dinini kabul ederek Müslüman oldu.
    Benim herhangi bir zorlamam olmadan, ama daha tam olarak her şeye bizim gibi bir kültür içinden gelmiş insanların yaptığı gibi tam bir teslimiyet içinde değil, sürekli sorulara cevap aramaya çalışıyor. Benim için normal olan ve daha bugüne kadar aklıma dahi getirmediğim, nedenini sorgulamadığım olayları sorgulamaya çalışıyor, tabi ki ben bunu doğal karşılıyorum. Bana geçenlerde bir soru sordu.

    Mesela Hz. Muhammed (s.a.v), yaşadığı dönemde Kur'an-ı Kerim'i neden bir kitap haline getirmedi? Nasıl oluyor da kendinden sonraki insanlar bunları sure sure bir dizin haline getiriyorlar?

    "Bu kadar çok ince düşünen bir insan bunu neden yapmadı?" diyor. Ben buna bir cevap veremedim. Sizin cevabınızı bekliyorum. (Ahmet Apa) Kur'an-ı Kerim'in inişi Peygamberimiz'in (a.s.m.) zamanında tamamlandığı gibi, kayda geçmesi ve ezberlenmesi de Peygamberimiz hayatta iken gerçekleşti.

    Kur'an-ı Kerim ayet ayet veya sûreler halinde vahiy oldukça Peygamberimiz vahiy katiplerinden birisini çağırır ve hemen yazdırırdı. Yeni nâzil olan ayeti, daha önce gelen sûre ve ayetlerin neresine konacağını bildirirdi. Ancak gelen bu vahiyler kronolojik bir sıraya göre değil de, Kur'an'ın kendisine özgü üslûbuna göre sıralanırdı. İnen bütün ayet ve sûreler bizzat Peygamberimiz'in (a.s.m.) huzurunda yazılırdı.

    Bu arada vahiy kâtipleri bir nüsha da kendileri için yazardı. Bu şekilde ayetlerin kaydı ve zabtı sağlanmış olurdu. Yazılan ayetler daha sonra Peygamberimiz'e okunur, gözden geçirilir; yazım hatası varsa düzeltilirdi. Bundan sonra ilk yazılan nüsha Peygamberimiz'in evinde bulundurulurdu. Yazılan nüshalar Peygamberimiz'in (a.s.m.) evinde muhafaza edilirdi.

    O zamanlar yeterli miktarda kâğıt bulunmadığından, gelen vahiyler tabaklanmış derilere, tahta levhalara, develerin kürek kemiklerine, beyaz yassı taşlara, hurma dallarına, kâğıt parçalarına ve porselenlere yazılırdı. Ayetlerin düzenlenmesi, kesin bir emir ve hükümle yapılıyordu. Hz. Cebrail, Peygamberimiz'e, "Falan ayeti falan yere koyun" diye tarif eder, Peygamberimiz de ona göre sırasını ve düzenlemesini yaptırırdı.

    Pek çok İslam alimine göre, "sûrelerdeki ayetlerin düzenlenmesi Hz. Cebrail'in tarifiyle Resulullah tarafından yapılmıştır." Sûrelerin düzenlenmesi ayetlerde olduğu gibi vahye dayalı olarak yapılmıştır. Zaten her yönüyle vahiy eseri olan Kur'an-ı Kerim'in düzenlenmesinin de vahiy sonucu olarak yapılması gerekirdi.

    Çünkü Peygamberimiz'in (a.s.m.) zamanında pek çok Sahabi tarafından Kur'an'ın tamamı ezberlenmişti.

    O zamanlar çok sayıda Kur'an hafızı mevcuttu. Sahabilerin bu okuyuşu da belli bir sıraya göreydi. Kur'an'ın Peygamberimiz tarafından düzenlendiği ayrıca Kur'an'da da yer alıyor: "Onu toplamak ve okutmak bize aittir. O halde biz onu sana okuduğumuz zaman okunuşunu takip et." 11 Peygamberimiz'in zamanında Kur'an-ı Kerim bizim bildiğimiz şekliyle bir cilt halinde değildi. O zaman böyle bir şeye ihtiyaç duyulmamıştı. Çünkü henüz vahiy kesilmişti ve Peygamberimiz hayattaydı.

    Peygamberimiz'in vefatından sonra Yemame Savaşı gibi yetmiş kadar hafızın şehit olması ve benzeri olaylar Kur'an'ın müstakil bir cilt halinde derlenmesi zaruretini ortaya çıkardı.

    Hz. Ebû Bekir'in halifeliği günlerinde bu görev vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit'e verildi. Hz. Zeyd de çeşitli maddeler üzerine yazılan Kur'an ayetlerini topladı, hepsini bir araya getirdi. İşte ilk defa meydana getirilen bu Kur'an'a "Mushaf" ismi verildi. (Bu konuda daha geniş bilgiyi "Hayatımızdaki Kur'an" isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)

    1. Kıyâme Sûresi, 17-18.


  4. 04.Temmuz.2014, 21:32
    2
    Devamlı Üye



    Kuranı kerim nasıl kitap haline getirildi



    Mehmet Paksu, 'Hz. Muhammed (s.a.v), yaşadığı dönemde Kur'an-ı Kerim'i neden bir kitap haline getirmedi?' diye soran bir okuyucusuna şu gerçekleri açıkladı.

    Mehmet Paksu'nun yazısı

    Kur'an'ı neden Peygamberimiz kitap haline getirmedi?

    Merhaba hocam, ben size Rusya'dan yazıyorum. Eşim kısa bir zaman önce İslam dinini kabul ederek Müslüman oldu.
    Benim herhangi bir zorlamam olmadan, ama daha tam olarak her şeye bizim gibi bir kültür içinden gelmiş insanların yaptığı gibi tam bir teslimiyet içinde değil, sürekli sorulara cevap aramaya çalışıyor. Benim için normal olan ve daha bugüne kadar aklıma dahi getirmediğim, nedenini sorgulamadığım olayları sorgulamaya çalışıyor, tabi ki ben bunu doğal karşılıyorum. Bana geçenlerde bir soru sordu.

    Mesela Hz. Muhammed (s.a.v), yaşadığı dönemde Kur'an-ı Kerim'i neden bir kitap haline getirmedi? Nasıl oluyor da kendinden sonraki insanlar bunları sure sure bir dizin haline getiriyorlar?

    "Bu kadar çok ince düşünen bir insan bunu neden yapmadı?" diyor. Ben buna bir cevap veremedim. Sizin cevabınızı bekliyorum. (Ahmet Apa) Kur'an-ı Kerim'in inişi Peygamberimiz'in (a.s.m.) zamanında tamamlandığı gibi, kayda geçmesi ve ezberlenmesi de Peygamberimiz hayatta iken gerçekleşti.

    Kur'an-ı Kerim ayet ayet veya sûreler halinde vahiy oldukça Peygamberimiz vahiy katiplerinden birisini çağırır ve hemen yazdırırdı. Yeni nâzil olan ayeti, daha önce gelen sûre ve ayetlerin neresine konacağını bildirirdi. Ancak gelen bu vahiyler kronolojik bir sıraya göre değil de, Kur'an'ın kendisine özgü üslûbuna göre sıralanırdı. İnen bütün ayet ve sûreler bizzat Peygamberimiz'in (a.s.m.) huzurunda yazılırdı.

    Bu arada vahiy kâtipleri bir nüsha da kendileri için yazardı. Bu şekilde ayetlerin kaydı ve zabtı sağlanmış olurdu. Yazılan ayetler daha sonra Peygamberimiz'e okunur, gözden geçirilir; yazım hatası varsa düzeltilirdi. Bundan sonra ilk yazılan nüsha Peygamberimiz'in evinde bulundurulurdu. Yazılan nüshalar Peygamberimiz'in (a.s.m.) evinde muhafaza edilirdi.

    O zamanlar yeterli miktarda kâğıt bulunmadığından, gelen vahiyler tabaklanmış derilere, tahta levhalara, develerin kürek kemiklerine, beyaz yassı taşlara, hurma dallarına, kâğıt parçalarına ve porselenlere yazılırdı. Ayetlerin düzenlenmesi, kesin bir emir ve hükümle yapılıyordu. Hz. Cebrail, Peygamberimiz'e, "Falan ayeti falan yere koyun" diye tarif eder, Peygamberimiz de ona göre sırasını ve düzenlemesini yaptırırdı.

    Pek çok İslam alimine göre, "sûrelerdeki ayetlerin düzenlenmesi Hz. Cebrail'in tarifiyle Resulullah tarafından yapılmıştır." Sûrelerin düzenlenmesi ayetlerde olduğu gibi vahye dayalı olarak yapılmıştır. Zaten her yönüyle vahiy eseri olan Kur'an-ı Kerim'in düzenlenmesinin de vahiy sonucu olarak yapılması gerekirdi.

    Çünkü Peygamberimiz'in (a.s.m.) zamanında pek çok Sahabi tarafından Kur'an'ın tamamı ezberlenmişti.

    O zamanlar çok sayıda Kur'an hafızı mevcuttu. Sahabilerin bu okuyuşu da belli bir sıraya göreydi. Kur'an'ın Peygamberimiz tarafından düzenlendiği ayrıca Kur'an'da da yer alıyor: "Onu toplamak ve okutmak bize aittir. O halde biz onu sana okuduğumuz zaman okunuşunu takip et." 11 Peygamberimiz'in zamanında Kur'an-ı Kerim bizim bildiğimiz şekliyle bir cilt halinde değildi. O zaman böyle bir şeye ihtiyaç duyulmamıştı. Çünkü henüz vahiy kesilmişti ve Peygamberimiz hayattaydı.

    Peygamberimiz'in vefatından sonra Yemame Savaşı gibi yetmiş kadar hafızın şehit olması ve benzeri olaylar Kur'an'ın müstakil bir cilt halinde derlenmesi zaruretini ortaya çıkardı.

    Hz. Ebû Bekir'in halifeliği günlerinde bu görev vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit'e verildi. Hz. Zeyd de çeşitli maddeler üzerine yazılan Kur'an ayetlerini topladı, hepsini bir araya getirdi. İşte ilk defa meydana getirilen bu Kur'an'a "Mushaf" ismi verildi. (Bu konuda daha geniş bilgiyi "Hayatımızdaki Kur'an" isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)

    1. Kıyâme Sûresi, 17-18.


  5. 04.Temmuz.2014, 21:33
    3
    Misafir

    Cevap: Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?

    Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (asm) vefatından biraz önce tamam olmuştu. Peygamber (asm), nazil olan ayetlerin nerelere konacağını dahi söylemişti. Ancak vefatından sonra, dağınık halde bulunan vahiy malzemesinin toplanması gerekiyordu. Bu lüzumu Kurân’ın bizzat kendisi beyan ediyor, Peygamber (asm) de bazı işarlarda bulunuyordu.
    Bu işarlardan istifade eden bazı sahabeler, Kurân’ı cem etmişlerse de, bu cem edişleri şahsi olduğundan usül ve terkipleri başka başka olmuştur. Bu bakımdan bu mushaflar, onları cem eden şahıslara isnad edilmiştir. İbn-i Mesud (ra), Ubeyy Bin Kab (ra) gibi…
    Oysa Kur’ân metninin, ümmetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şüphe edilmeyecek, kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir tarzda toplanması gerekiyordu.
    Kur’ân-ı Kerim’in mushaf haline getirilişi, Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında Hz. Zeyd (ra) tarafından gerçekleştirilmiştir
    Hz. Zeyd (ra) anlatıyor:
    Hz. Ebubekir (ra) Yemame muharebesinden sonra beni çağırttı. Ömer (ra) de onun yanında bulunuyordu.
    Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) bana gelerek;
    “Yemame gününde Kurân’ı hıfz edenlerin çok sayıda şehit düştüğünü, hafızların diğer yerlerde de şehit düşmeleriyle, Kurân’ın zayi olmasından endişe ediyorum.” diyerek, Kurân’ı cem’ etmekliğimi tavsiye etti.
    “Sen ise genç, akıllı bir kişisin. Seni itham edecek bir söz de yoktur. Resul’e (asm) vahiy de yazıyordun. Kurân’ı tetebbu ederek topla.” dedi. (Müsned-i Ahmed)
    Bunun üzerine Hz. Zeyd (ra) şöyle devam eder:
    “Bana bir dağ taşımayı teklif etselerdi, Kurân’ı cem etmekten daha ağır olmazdı. Ebu Bekir (ra) ve Ömer’e (ra) Resul-ü Ekrem’in (asm) yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz?” dedim. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra):
    “Vallahi bu bir hayırdır!” diye cevap verdi. Allah (cc) Ebu Bekir (ra) ve Ömer’in (ra) kalbini nasıl ferahlattı ise benimkini de açtı ve onların görüşüne uydum. Ben Kurân’ı, onun yazılı bulunduğu hurma dallarından, beyaz ince taşlardan, bez parçalarından ve hafızların hıfzından araştırdım...” (Sahih-i Buhari)
    Bu haberden anlaşıldığı üzere Kur’ân metinlerinin, sayfa halinde bir araya getirilmesi Hz. Ebubekir (ra) zamanında gerçekleşmiştir. Bu vazife Hz. Ebubekir (ra) tarafından Zeyd Bin Sabit’e (ra) verilmiştir. Hz. Zeyd’in (ra) burada iki vazifesi vardı:
    Biri; Hz. Peygamber (asm) huzurunda yazılan Kur’ân ayetlerini tahkik edip bulmak, diğeri ise; bu ayetleri bir kitap halinde toplamaktı. Bu vazife Hz. Zeyd’e (ra), onun hem vahiy kâtibi hem hafız, hem de Peygamberin son kıraatinde hazır bulunmuş olmasından dolayı tevdi edilmişti. Zeyd’in (ra) bir dağı yerinden oynatmasından daha kolay olduğunu söylediği, bu mühim ve ciddi işte, asla hafızasına güvenmemesi, her ayetin Hz. Peygamber (asm) tarafından imla ettirdiği tarzda tespit olunması ve bunun için de iki şahidin şahadetleriyle tevsik edilmesi şart koşulmuştu. Hz. Zeyd (ra) de, Hz. Ömer’in (ra) yardımını şart koşmuş, O (ra) da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir.
    Her ayet için iki yazılı şahit bulunarak, ciddi bir çalışma yapılmıştır
    Zeyd Bin Sabit (ra) bizzat kendisi iyi bir hafız olduğu halde, kendisi gibi başka hafızlarla da yetinmeyip, her ayet hakkında mukabele görmüş 2 yazılı şahit aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usul takip etmiştir. Yalnız Tevbe Suresinin sonundaki 2 ayet hakkında, araştırmasına rağmen 2 yazılı şahidi bulamamış, Ebu Huzeyme’deki (ra) yazılı nüshaya istinad etmek durumunda kalmıştır. Bu şekilde Hz. Ebu Bekir (ra) devrinde bir araya getirilen sahifelere “İmam Mushaf” denilmiştir.
    Birinci halife devrinde yapılan bu faaliyet; Hz. Peygamber (asm) zamanında dağınık vaziyette olan Kurân-ı Kerim’i toplu bir hale getirmek olmuştur. Bundan dolayı da tek bir nüsha hazırlanmıştır.
    Hazırlanan mushafın güvenilirliği konusunda ittifak sağlanmıştır
    Abdullah Bin Mesut'un (ra) teklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır. Böylece Kur'ân-ı Kerim her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.
    Amaç; ilerde Kurân’dan bir parçanın zayi olmamasıdır
    Hz. Ömer’in (ra) Kurân’ın zayi olmasından korkması Kurân’dan bazı bölümlerin kaybolması sebebiyle değil, istikbalde de harp meydanlarında hafızlar şehit düşecek olurlarsa, Kurân’dan bir şeyler kaybolması korkusudur. Zaten Kurân’ın bu cem işi Peygamber’in (asm) vefatından altı ay sonraya denk etmektedir. Bu kadar kısa bir müddet içerisinde Kurân’dan bir şey zayi olması mevzu bahis olamaz.
    Hazırlanan ilk mushaf Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir
    Büyük bir titizlikle istinsah edilip bir araya getirilen ve Kur’ân-ı Kerim’in metnini ihtiva eden bu kitabı Hz. Zeyd (ra) Ebu Bekir’e (ra) teslim etmiştir. Bu nüsha daha sonra Hz. Ömer’e (ra) ve kendisinden sonra halifenin kim olacağı belli olmadığından kızı ve Peygamber’in (asm) zevcesi olan Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir. Bu nüsha bir tek olduğundan her ne kadar resmiyet iktisap etmemişse de, Hz. Osman (ra) devrinde yapılacak olan Kurân’ın istinsahı ve teksiri işinde esaslı bir rol oynadığından, yarı resmi bir durum kazanmış olabilir.
    Kaynakçalar:
    Sahih-i Buhari, Müsned, Tefsir Usulü-İsmail Cerrahoğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi


  6. 04.Temmuz.2014, 21:33
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (asm) vefatından biraz önce tamam olmuştu. Peygamber (asm), nazil olan ayetlerin nerelere konacağını dahi söylemişti. Ancak vefatından sonra, dağınık halde bulunan vahiy malzemesinin toplanması gerekiyordu. Bu lüzumu Kurân’ın bizzat kendisi beyan ediyor, Peygamber (asm) de bazı işarlarda bulunuyordu.
    Bu işarlardan istifade eden bazı sahabeler, Kurân’ı cem etmişlerse de, bu cem edişleri şahsi olduğundan usül ve terkipleri başka başka olmuştur. Bu bakımdan bu mushaflar, onları cem eden şahıslara isnad edilmiştir. İbn-i Mesud (ra), Ubeyy Bin Kab (ra) gibi…
    Oysa Kur’ân metninin, ümmetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şüphe edilmeyecek, kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir tarzda toplanması gerekiyordu.
    Kur’ân-ı Kerim’in mushaf haline getirilişi, Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında Hz. Zeyd (ra) tarafından gerçekleştirilmiştir
    Hz. Zeyd (ra) anlatıyor:
    Hz. Ebubekir (ra) Yemame muharebesinden sonra beni çağırttı. Ömer (ra) de onun yanında bulunuyordu.
    Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) bana gelerek;
    “Yemame gününde Kurân’ı hıfz edenlerin çok sayıda şehit düştüğünü, hafızların diğer yerlerde de şehit düşmeleriyle, Kurân’ın zayi olmasından endişe ediyorum.” diyerek, Kurân’ı cem’ etmekliğimi tavsiye etti.
    “Sen ise genç, akıllı bir kişisin. Seni itham edecek bir söz de yoktur. Resul’e (asm) vahiy de yazıyordun. Kurân’ı tetebbu ederek topla.” dedi. (Müsned-i Ahmed)
    Bunun üzerine Hz. Zeyd (ra) şöyle devam eder:
    “Bana bir dağ taşımayı teklif etselerdi, Kurân’ı cem etmekten daha ağır olmazdı. Ebu Bekir (ra) ve Ömer’e (ra) Resul-ü Ekrem’in (asm) yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz?” dedim. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra):
    “Vallahi bu bir hayırdır!” diye cevap verdi. Allah (cc) Ebu Bekir (ra) ve Ömer’in (ra) kalbini nasıl ferahlattı ise benimkini de açtı ve onların görüşüne uydum. Ben Kurân’ı, onun yazılı bulunduğu hurma dallarından, beyaz ince taşlardan, bez parçalarından ve hafızların hıfzından araştırdım...” (Sahih-i Buhari)
    Bu haberden anlaşıldığı üzere Kur’ân metinlerinin, sayfa halinde bir araya getirilmesi Hz. Ebubekir (ra) zamanında gerçekleşmiştir. Bu vazife Hz. Ebubekir (ra) tarafından Zeyd Bin Sabit’e (ra) verilmiştir. Hz. Zeyd’in (ra) burada iki vazifesi vardı:
    Biri; Hz. Peygamber (asm) huzurunda yazılan Kur’ân ayetlerini tahkik edip bulmak, diğeri ise; bu ayetleri bir kitap halinde toplamaktı. Bu vazife Hz. Zeyd’e (ra), onun hem vahiy kâtibi hem hafız, hem de Peygamberin son kıraatinde hazır bulunmuş olmasından dolayı tevdi edilmişti. Zeyd’in (ra) bir dağı yerinden oynatmasından daha kolay olduğunu söylediği, bu mühim ve ciddi işte, asla hafızasına güvenmemesi, her ayetin Hz. Peygamber (asm) tarafından imla ettirdiği tarzda tespit olunması ve bunun için de iki şahidin şahadetleriyle tevsik edilmesi şart koşulmuştu. Hz. Zeyd (ra) de, Hz. Ömer’in (ra) yardımını şart koşmuş, O (ra) da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir.
    Her ayet için iki yazılı şahit bulunarak, ciddi bir çalışma yapılmıştır
    Zeyd Bin Sabit (ra) bizzat kendisi iyi bir hafız olduğu halde, kendisi gibi başka hafızlarla da yetinmeyip, her ayet hakkında mukabele görmüş 2 yazılı şahit aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usul takip etmiştir. Yalnız Tevbe Suresinin sonundaki 2 ayet hakkında, araştırmasına rağmen 2 yazılı şahidi bulamamış, Ebu Huzeyme’deki (ra) yazılı nüshaya istinad etmek durumunda kalmıştır. Bu şekilde Hz. Ebu Bekir (ra) devrinde bir araya getirilen sahifelere “İmam Mushaf” denilmiştir.
    Birinci halife devrinde yapılan bu faaliyet; Hz. Peygamber (asm) zamanında dağınık vaziyette olan Kurân-ı Kerim’i toplu bir hale getirmek olmuştur. Bundan dolayı da tek bir nüsha hazırlanmıştır.
    Hazırlanan mushafın güvenilirliği konusunda ittifak sağlanmıştır
    Abdullah Bin Mesut'un (ra) teklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır. Böylece Kur'ân-ı Kerim her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.
    Amaç; ilerde Kurân’dan bir parçanın zayi olmamasıdır
    Hz. Ömer’in (ra) Kurân’ın zayi olmasından korkması Kurân’dan bazı bölümlerin kaybolması sebebiyle değil, istikbalde de harp meydanlarında hafızlar şehit düşecek olurlarsa, Kurân’dan bir şeyler kaybolması korkusudur. Zaten Kurân’ın bu cem işi Peygamber’in (asm) vefatından altı ay sonraya denk etmektedir. Bu kadar kısa bir müddet içerisinde Kurân’dan bir şey zayi olması mevzu bahis olamaz.
    Hazırlanan ilk mushaf Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir
    Büyük bir titizlikle istinsah edilip bir araya getirilen ve Kur’ân-ı Kerim’in metnini ihtiva eden bu kitabı Hz. Zeyd (ra) Ebu Bekir’e (ra) teslim etmiştir. Bu nüsha daha sonra Hz. Ömer’e (ra) ve kendisinden sonra halifenin kim olacağı belli olmadığından kızı ve Peygamber’in (asm) zevcesi olan Hz. Hafsa’ya (ra) teslim edilmiştir. Bu nüsha bir tek olduğundan her ne kadar resmiyet iktisap etmemişse de, Hz. Osman (ra) devrinde yapılacak olan Kurân’ın istinsahı ve teksiri işinde esaslı bir rol oynadığından, yarı resmi bir durum kazanmış olabilir.
    Kaynakçalar:
    Sahih-i Buhari, Müsned, Tefsir Usulü-İsmail Cerrahoğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi


  7. 04.Temmuz.2014, 22:40
    4
    ebediyyetyolcusu
    Emekli

    Üyelik Tarihi: 27.Mayıs.2012
    Üye No: 96330
    Mesaj Sayısı: 661
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    Cevap: Kurandaki Süreler bir roman orgüsüne göre bütün deyilmi?

    Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, herşeyden çok tartışmacıdır. (Kehf Suresi, 54)

    İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz. (Ali İmran Suresi, 66)


  8. 04.Temmuz.2014, 22:40
    4
    Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, herşeyden çok tartışmacıdır. (Kehf Suresi, 54)

    İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz. (Ali İmran Suresi, 66)





+ Yorum Gönder