Konusunu Oylayın.: Hastalığımızı ve başımıza gelen musibetleri başkalarına anlatmak

5 üzerinden 3.00 | Toplam : 2 kişi
Hastalığımızı ve başımıza gelen musibetleri başkalarına anlatmak
  1. 11.Mayıs.2014, 22:42
    1
    Misafir

    Hastalığımızı ve başımıza gelen musibetleri başkalarına anlatmak






    Hastalığımızı ve başımıza gelen musibetleri başkalarına anlatmak Mumsema Arkadaşla dertleşmek, Allah'ı kula şikayet etmek midir ?

    Hastalığını başkalarına anlatan, hastalığın mükafatından mahrum mu kalır?
    Hastalıklarımızı nasıl karşılamalıyız; başkalarına anlatmamız günahlarımızın dökülmesine, yani sabıra engel olur mu?

    Şikayet niyeti olmadan hastalığınızı başkalarına anlatmanız hastalık musibetinden gelecek olan sevap ve günahların bağışlanmasına engel değildir.


    “İbadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî. Müsbet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.” (Lem’alar)

    Allah Resûlünün (asm.) en mükemmel mânâda gerçekleştirdiği kulluk vazifelerinden biri de sabırdır. O (asm.) sabır imtihanını da hicretlerle, harplerle, nice musibet ve sıkıntılarla en ileri mânâda kazanmıştır.

    Namaz müminin miracıdır. Musibet ve hastalıklar ise bir başka yükseliş merdivenidir. Bir Müslüman, Allah’ın her emrini dinledikçe ve her yasağından sakındıkça manen yükselir. Bu yükselmenin bir başkası da musibet ve hastalıklara sabır yoluyla gerçekleşir. Maruz kaldığı musibetler insana aciz bir kul olduğunu, ve trafik kazalarından sellere, fırtınalara kadar hiçbir hadiseyi önleyecek güce sahip olamadığını tam ders verir. hastalıklar da aynı dersi insanın iç aleminde tekrarlar. Harici tesirler gibi kendi bedenindeki olaylara da söz geçiremediğini çok iyi anlayan insan, tedavi için gerekli tedbirleri aldıktan sonra, kendine malik olamadığının şuuru ile Rabbine tevekkül eder ve şifayı Ondan bekler. Bu hal mümin için büyük bir terakkidir.

    Bir ömür boyu böyle değişik tecellilerle farklı imtihanlar geçiren insanlar, bu kısa dünya hayatının ardından ebediyet yurduna göç edeceklerdir. Bu gölgelerin asıllarına kavuşacak, marifet ve muhabbet nimetini de kemaliyle orada bulacak ve tadacaklardır.

    (Prof.Dr. Alaaddin Başar)

    Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:


    "Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ Hazretler ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der."

    "Eğer o kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler Allah Teâla Hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı olmuştur." [Muvatta, ayrı 5, (2; 940).]

    Bu hadis, mü'min kul hastalandığı zaman sabredip Allah'a şikâyetçi olmaz ve hamdederse kazanacağı sevabın büyüklüğünü haber vermektedir. Hadisin üslûbu, bu mükâfatı âdeta kesin bir vaad olarak ifade etmektedir.

    Bu hadis, hastalığından şikayet etmeyen, şükür ve hamdine devam eden bir hasataya verilecek büyük ve özel mükafattan hahber veriyor.

    Böyle birisi eğer bu hastalıktan ölürse ruhunun arınacağı ve doğrudan cennete gireceği, eğer ölmezse bedeninin hastalıklardan temizleneceği bildiriliyor.


    Yazar : Sorularla İslamiyet


  2. 11.Mayıs.2014, 22:42
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Arkadaşla dertleşmek, Allah'ı kula şikayet etmek midir ?

    Hastalığını başkalarına anlatan, hastalığın mükafatından mahrum mu kalır?
    Hastalıklarımızı nasıl karşılamalıyız; başkalarına anlatmamız günahlarımızın dökülmesine, yani sabıra engel olur mu?

    Şikayet niyeti olmadan hastalığınızı başkalarına anlatmanız hastalık musibetinden gelecek olan sevap ve günahların bağışlanmasına engel değildir.


    “İbadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî. Müsbet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.” (Lem’alar)

    Allah Resûlünün (asm.) en mükemmel mânâda gerçekleştirdiği kulluk vazifelerinden biri de sabırdır. O (asm.) sabır imtihanını da hicretlerle, harplerle, nice musibet ve sıkıntılarla en ileri mânâda kazanmıştır.

    Namaz müminin miracıdır. Musibet ve hastalıklar ise bir başka yükseliş merdivenidir. Bir Müslüman, Allah’ın her emrini dinledikçe ve her yasağından sakındıkça manen yükselir. Bu yükselmenin bir başkası da musibet ve hastalıklara sabır yoluyla gerçekleşir. Maruz kaldığı musibetler insana aciz bir kul olduğunu, ve trafik kazalarından sellere, fırtınalara kadar hiçbir hadiseyi önleyecek güce sahip olamadığını tam ders verir. hastalıklar da aynı dersi insanın iç aleminde tekrarlar. Harici tesirler gibi kendi bedenindeki olaylara da söz geçiremediğini çok iyi anlayan insan, tedavi için gerekli tedbirleri aldıktan sonra, kendine malik olamadığının şuuru ile Rabbine tevekkül eder ve şifayı Ondan bekler. Bu hal mümin için büyük bir terakkidir.

    Bir ömür boyu böyle değişik tecellilerle farklı imtihanlar geçiren insanlar, bu kısa dünya hayatının ardından ebediyet yurduna göç edeceklerdir. Bu gölgelerin asıllarına kavuşacak, marifet ve muhabbet nimetini de kemaliyle orada bulacak ve tadacaklardır.

    (Prof.Dr. Alaaddin Başar)

    Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:


    "Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ Hazretler ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der."

    "Eğer o kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler Allah Teâla Hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı olmuştur." [Muvatta, ayrı 5, (2; 940).]

    Bu hadis, mü'min kul hastalandığı zaman sabredip Allah'a şikâyetçi olmaz ve hamdederse kazanacağı sevabın büyüklüğünü haber vermektedir. Hadisin üslûbu, bu mükâfatı âdeta kesin bir vaad olarak ifade etmektedir.

    Bu hadis, hastalığından şikayet etmeyen, şükür ve hamdine devam eden bir hasataya verilecek büyük ve özel mükafattan hahber veriyor.

    Böyle birisi eğer bu hastalıktan ölürse ruhunun arınacağı ve doğrudan cennete gireceği, eğer ölmezse bedeninin hastalıklardan temizleneceği bildiriliyor.


    Yazar : Sorularla İslamiyet


    Benzer Konular

    - Vesveseleri başkalarına anlatmak hakkında hadis

    - İnandığın Şeyi Başkalarına anlatmak

    - Başımıza gelmiş kötü olayları anlatmak gıybet olur mu?

    - Başıma gelen musibetleri nasıl değerlendirmem gerekir?

    - Başımıza gelen belalar

  3. 12.Mayıs.2014, 18:23
    2
    mum
    Administrator

    Profili:
    mum
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2007
    Üye No: 2
    Mesaj Sayısı: 6,094
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Arkadaşla dertleşmek, Allah'ı kula şikayet etmek midir ?




    Hastalığı Açıklamak ve Gizlemek Hususunda Tevekkül Sahiplerinin Halleri

    Hastalığı, fakirliği ve başına gelen belâları gizlemek iyilik hazinelerinden ve makamların en yücesindendir. Çünkü Allah'ın hükmüne razı olmak ve O'nun belasına karşı sabretmek kul ile Allah arasında bir şeydir. Bu bakımdan hastalığı gizlemek daha güzel olur. Buna rağmen belirtmekte de niyet ve maksat hâlis olursa sakınca yoktur. Belirtmenin maksatları üçtür:

    Bir
    Birincisi, kişinin gayesi tedavi olmaktır. Bu bakımdan doktora hastalığını belirtmek mecburiyetindedir. Allah'tan şikayet etmek niyetiyle değil, kendisinde bulunan ilâhî kudreti hikâye etmek kabilinden hastalığını söylemelidir. Bişr el-Hafî, hastalıklarını tedavi eden Dr. Abdurrahman'a hastalıklarını anlattı. Ahmed b. Hanbel kendisinde bulunan hastalıklardan haber verirken derdi: 'Ben ancak Allah'ın kudretini vasıflandırıyorum!'

    İki
    İkincisi, başkasına kendisine uyulsun diye hastalığını vasıflan dırmasıdır. Oysa kendisi, marifet babında sebatkâr olarak bilinir. Bu bakımdan hastalığını zikretmekteki gayesi; karşısındaki insanın hastalık hakkında kendisinden 'güzel sabır' öğrenmesi ve 'güzel şükür' etmeye alışması içindir. Hastalığın Allah'tan gelen bir nimet olduğunu açıklayıp ona karşılık şükrettiğini ve nimetten konuştuğu gibi ondan konuştuğunu ihsas ettirmek için vasıflandırmasıdır.

    Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Hasta, önce Allah'a hamd ve şükredip sonra hastalıklarını belirtirse bu durum şikayet değildir'.

    Üç
    Üçüncüsü, hastalığı vasıflandırmakla acizliğini, Allah'a muhtaç olduğunu belirtmesidir. Bu durum, kendisine kuvvet ve şecâatuygun görülen, acizlikten uzak sayılan bir kimse için güzeldir.

    Nitekim rivayet edildi ki Hz. Ali'ye (r.a) hastalığında 'Sen nasılsın?' diye soruldu. Cevap olarak 'Çok fenayım!' dedi. Bunun üzerine soranlar birbirlerine baktılar. Sanki Hz. Ali'nin böyle söylemesini kerih görüyor ve bunu 'Allah'ı şikayet etmek' şeklinde telâkki ediyorlardı! Bunun üzerine Hz. Ali 'Ben Allah'a karşı pehlivanlık mı göstereyim?' dedi.
    Bu bakımdan Hz. Ali, kuvvet ve şecaatine rağmen, acizlik ve fakirliğini göstermek istedi. Bu hususta Allah Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu edeple edeplendi; zira o bir ara hasta iken şöyle dua ettiği Hz. Peygamber'in kulağına gitmişti: 'Ey Allahım! Belaya karşı bana sabır ve tahammül ver!'

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:
    Sen Allah'tan bela istemiş oldun. Oysa Allah'tan âfiyetiste!60

    Bu niyetlerle hastalığı söylemek caiz görülmüştür. Bu niyetlerin şart koşulması şu sebepten kaynaklanır: Hastalığı söylemek şikayettir. Allah'tan şikayet etmek haramdır.

    Nitekim fakirlerin dilenmesi bahsinde bu durumu anlatmıştık! Ancak zaruret hâli müstesnadır. Hastalığı izhar etmek, öfke ve Allah'ın fiilini beğenmemek karinesiyle şikayet olur. Eğer öfke karinesinden ve belirttiğimiz niyetlerden uzak ise, hastalığı belirtmek haramlıkla vasıflandırılmaz. Ancak 'Hastalığı belirtmektense belirtmemek daha evlâdır' diye düşünmelidir. Çünkü hastalığı belirtmek çoğu kez şikayetmiş gibi telâkki edilir ve çoğu kez de tasannu ve hastalık olduğundan daha fazla mübalağa edilir. Kim Allah'a tevekül ettiğinden dolayı tedaviyi terkederse, o hiçbir zaman hastalığını be-lirtemez; zira ilâç vasıtası ile temin edilen rahatlık, hastalığı ifşa etmek suretiyle temin edilenden daha efdaldir.

    Seleften biri şöyle demiştir: 'Kim hastalığını ifşa ederse, o sabretmiş sayılmaz!'
    'Sabr-ı cemil!' (Yusuf/83) ayetinin mânâsı hakkında 'İçinde şikayet olmayan güzel sabırdır' denilmiştir.

    Hz. Yakub'a şöyle denildi: 'Gözünün ışığını götüren nedir?' Hz. Yakub şöyle dedi:
    Hastalığı, fakirliği ve başına gelen belâları gizlemek iyilik ha-zinelerinden ve makamların en yücesindendir. Çünkü Allah'ın hükmüne razı olmak ve O'nun belasına karşı sabretmek kul ile Allah arasında bir şeydir. Bu bakımdan hastalığı gizlemek daha güzel olur. Buna rağmen belirtmekte de niyet ve maksat hâlis olursa sakınca yoktur. Belirtmenin maksatları üçtür:
    Bir
    Birincisi, kişinin gayesi tedavi olmaktır. Bu bakımdan doktora hastalığını belirtmek mecburiyetindedir. Allah'tan şikayet etmek niyetiyle değil, kendisinde bulunan ilâhî kudreti hikâye etmek ka-bilinden hastalığını söylemelidir. Bişr el-Hafî, hastalıklarını tedavi eden Dr. Abdurrahman'a hastalıklarını anlattı. Ahmed b. Hanbel kendisinde bulunan hastalıklardan haber verirken derdi: 'Ben an-cak Allah'ın kudretini vasıflandırıyorum!'
    İki
    İkincisi, başkasına kendisine uyulsun diye hastalığını vasıflan- dırmasıdır. Oysa kendisi, marifet babında sebatkâr olarak bilinir. Bu bakımdan hastalığını zikretmekteki gayesi; karşısındaki insanın hastalık hakkında kendisinden 'güzel sabır' öğrenmesi ve 'güzel şükür' etmeye alışması içindir. Hastalığın Allah'tan gelen bir nimet olduğunu açıklayıp ona karşılık şükrettiğini ve nimetten konuştuğu gibi ondan konuştuğunu ihsas ettirmek için vasıflandırmasıdır. Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Hasta, önce Allah'a hamd ve şükredip sonra hastalıklarını belir-tirse bu durum şikayet değildir'.
    Üç
    Üçüncüsü, hastalığı vasıflandırmakla acizliğini, Allah'a muh-taç olduğunu belirtmesidir. Bu durum, kendisine kuvvet ve şecâat

    716 İhya-i Ulûm'id-Din
    uygun görülen, acizlikten uzak sayılan bir kimse için güzeldir. Nitekim rivayet edildi ki Hz. Ali'ye (r.a) hastalığında 'Sen nasılsın?' diye soruldu. Cevap olarak 'Çok fenayım!' dedi. Bunun üzerine soranlar birbirlerine baktılar. Sanki Hz. Ali'nin böyle söy-lemesini kerih görüyor ve bunu 'Allah'ı şikayet etmek' şeklinde te-lâkki ediyorlardı! Bunun üzerine Hz. Ali 'Ben Allah'a karşı pehli-vanlık mı göstereyim?' dedi.
    Bu bakımdan Hz. Ali, kuvvet ve şecaatine rağmen, acizlik ve fakirliğini göstermek istedi. Bu hususta Allah Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu edeple edeplendi; zira o bir ara hasta iken şöyle dua ettiği Hz. Peygamber'in kulağına gitmişti: 'Ey Allahım! Belaya karşı bana sabır ve tahammül ver!' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:

    Sen Allah'tan bela istemiş oldun. Oysa Allah'tan âfiyet
    iste!60
    Bu niyetlerle hastalığı söylemek caiz görülmüştür. Bu niyetle-rin şart koşulması şu sebepten kaynaklanır: Hastalığı söylemek şikayettir. Allah'tan şikayet etmek haramdır. Nitekim fakirlerin dilenmesi bahsinde bu durumu anlatmıştık! Ancak zaruret hâli müstesnadır. Hastalığı izhar etmek, öfke ve Allah'ın fiilini beğenmemek karinesiyle şikayet olur. Eğer öfke karinesinden ve belirttiğimiz niyetlerden uzak ise, hastalığı belirtmek haramlıkla vasıflandırılmaz. Ancak 'Hastalığı belirtmektense belirtmemek daha evlâdır' diye düşünmelidir. Çünkü hastalığı belirtmek çoğu kez şikayetmiş gibi telâkki edilir ve çoğu kez de tasannu ve hastalık olduğundan daha fazla mübalağa edilir. Kim Allah'a tevekül ettiğinden dolayı tedaviyi terkederse, o hiçbir zaman hastalığını be-lirtemez; zira ilâç vasıtası ile temin edilen rahatlık, hastalığı ifşa etmek suretiyle temin edilenden daha efdaldir.

    Seleften biri şöyle demiştir: 'Kim hastalığını ifşa ederse, o sabretmiş sayılmaz!'
    Sabr-ı cemil!' (Yusuf/83) ayetinin mânâsı hakkında 'İçinde şikayet olmayan güzel sabırdır' denilmiştir.

    Hz. Yakub'a şöyle denildi: 'Gözünün ışığını götüren nedir?' Hz. Yakub şöyle dedi:'Zamanın akması ile üzüntülerin uzunluğu götürdü". Bunun üzerine Allah Teâlâ, Hz. Yakub'a 'Beni kullarıma şikayet etmeye koyuldun!' deyince, Hz. Yakub şöyle demiştir: 'Yârab! Sana tevbe ediyorum!'

    Tavus ve Mücahid'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hastalıkta inlemek de hastanın aleyhine yazılır!' Selef, şikayeti gerektiren bir mânânın izharı olduğu için, hastanın inlemesini bile kerih görürlerdi.

    Denildi ki: İblis, Hz Eyyûb'den ancak hastalık halinde inlemesini elde etti!' Bu bakımdan inlemek, hastalığın şeytanın payına düşen kısmıdır.

    Kul hasta düştüğü zaman, Allah (c.c) iki meleğe şöyle emreder: 'Ziyaretçilerine neler söylediğine dikkat edin!' Eğer kul Allah'a hamdeder, Allah'ı överse, melekler kendisine hayır dua ederler. Eğer şikayette bulunursa, melekler ona 'Sen öyle olasın!' diye beddua ederler.61

    Abidlerinden biri şikayet etmek ve fazla konuşmak korkusundan hastalıkta ziyareti kerih görmüştür. Seleften biri hasta düştüğü zaman kapısını kilitler, iyileşip milletin içine çıkıncaya kadar kimse içeri giremezdi. Fudayl, Vuheyb ve Bişr böyle yapanlardandı.
    Fudayl derdi ki: "Ben ziyaretçi gelmeden hastalığımı çekmek istiyorum!'

    Yine şöyle demiştir: 'Ben ziyaretlerden ötürü hastalıktan nefret ediyorum'.
    Allah Fudayl'dan ve bütün selef âlimlerinden razı olsun!

    Tevhid ve Tevekkül bölümü Allah'ın yardımı ve hüsn-i tevfîki ile tamamlandı. Allah'ın izniyle bu bölümü Muhabbet, Şevk, Üns ve Rıza ile ilgili bölüm takip edecektir. Muvaffak kılan Allah Teâlâ'dır!'Zamanın akması ile üzüntülerin uzunluğu götürdü". Bunun üze-rine Allah Teâlâ, Hz. Yakub'a 'Beni kullarıma şikayet etmeye koyuldun!' deyince, Hz. Yakub şöyle demiştir: 'Yârab! Sana tevbe ediyorum!'

    Tavus ve Mücahid'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hastalıkta inlemek de hastanın aleyhine yazılır!' Selef, şikayeti gerektiren bir mânânın izharı olduğu için, hastanın inlemesini bile kerih görürlerdi.

    Denildi ki: İblis, Hz Eyyûb'den ancak hastalık halinde inleme-sini elde etti!' Bu bakımdan inlemek, hastalığın şeytanın payına düşen kısmıdır.
    Kul hasta düştüğü zaman, Allah (c.c) iki meleğe şöyle emre-der: 'Ziyaretçilerine neler söylediğine dikkat edin!' Eğer kul Allah'a hamdeder, Allah'ı överse, melekler kendisine hayır dua ederler. Eğer şikayette bulunursa, melekler ona 'Sen öyle olasın!' diye beddua ederler.61

    Abidlerinden biri şikayet etmek ve fazla konuşmak korkusundan hastalıkta ziyareti kerih görmüştür. Seleften biri hasta düştüğü zaman kapısını kilitler, iyileşip milletin içine çıkıncaya kadar kimse içeri giremezdi. Fudayl, Vuheyb ve Bişr böyle yapanlardandı.
    Fudayl derdi ki: "Ben ziyaretçi gelmeden hastalığımı çekmek istiyorum!'

    Yine şöyle demiştir: 'Ben ziyaretlerden ötürü hastalıktan nefret ediyorum'.
    Allah Fudayl'dan ve bütün selef âlimlerinden razı olsun!


  4. 12.Mayıs.2014, 18:23
    2
    mum
    Administrator



    Hastalığı Açıklamak ve Gizlemek Hususunda Tevekkül Sahiplerinin Halleri

    Hastalığı, fakirliği ve başına gelen belâları gizlemek iyilik hazinelerinden ve makamların en yücesindendir. Çünkü Allah'ın hükmüne razı olmak ve O'nun belasına karşı sabretmek kul ile Allah arasında bir şeydir. Bu bakımdan hastalığı gizlemek daha güzel olur. Buna rağmen belirtmekte de niyet ve maksat hâlis olursa sakınca yoktur. Belirtmenin maksatları üçtür:

    Bir
    Birincisi, kişinin gayesi tedavi olmaktır. Bu bakımdan doktora hastalığını belirtmek mecburiyetindedir. Allah'tan şikayet etmek niyetiyle değil, kendisinde bulunan ilâhî kudreti hikâye etmek kabilinden hastalığını söylemelidir. Bişr el-Hafî, hastalıklarını tedavi eden Dr. Abdurrahman'a hastalıklarını anlattı. Ahmed b. Hanbel kendisinde bulunan hastalıklardan haber verirken derdi: 'Ben ancak Allah'ın kudretini vasıflandırıyorum!'

    İki
    İkincisi, başkasına kendisine uyulsun diye hastalığını vasıflan dırmasıdır. Oysa kendisi, marifet babında sebatkâr olarak bilinir. Bu bakımdan hastalığını zikretmekteki gayesi; karşısındaki insanın hastalık hakkında kendisinden 'güzel sabır' öğrenmesi ve 'güzel şükür' etmeye alışması içindir. Hastalığın Allah'tan gelen bir nimet olduğunu açıklayıp ona karşılık şükrettiğini ve nimetten konuştuğu gibi ondan konuştuğunu ihsas ettirmek için vasıflandırmasıdır.

    Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Hasta, önce Allah'a hamd ve şükredip sonra hastalıklarını belirtirse bu durum şikayet değildir'.

    Üç
    Üçüncüsü, hastalığı vasıflandırmakla acizliğini, Allah'a muhtaç olduğunu belirtmesidir. Bu durum, kendisine kuvvet ve şecâatuygun görülen, acizlikten uzak sayılan bir kimse için güzeldir.

    Nitekim rivayet edildi ki Hz. Ali'ye (r.a) hastalığında 'Sen nasılsın?' diye soruldu. Cevap olarak 'Çok fenayım!' dedi. Bunun üzerine soranlar birbirlerine baktılar. Sanki Hz. Ali'nin böyle söylemesini kerih görüyor ve bunu 'Allah'ı şikayet etmek' şeklinde telâkki ediyorlardı! Bunun üzerine Hz. Ali 'Ben Allah'a karşı pehlivanlık mı göstereyim?' dedi.
    Bu bakımdan Hz. Ali, kuvvet ve şecaatine rağmen, acizlik ve fakirliğini göstermek istedi. Bu hususta Allah Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu edeple edeplendi; zira o bir ara hasta iken şöyle dua ettiği Hz. Peygamber'in kulağına gitmişti: 'Ey Allahım! Belaya karşı bana sabır ve tahammül ver!'

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:
    Sen Allah'tan bela istemiş oldun. Oysa Allah'tan âfiyetiste!60

    Bu niyetlerle hastalığı söylemek caiz görülmüştür. Bu niyetlerin şart koşulması şu sebepten kaynaklanır: Hastalığı söylemek şikayettir. Allah'tan şikayet etmek haramdır.

    Nitekim fakirlerin dilenmesi bahsinde bu durumu anlatmıştık! Ancak zaruret hâli müstesnadır. Hastalığı izhar etmek, öfke ve Allah'ın fiilini beğenmemek karinesiyle şikayet olur. Eğer öfke karinesinden ve belirttiğimiz niyetlerden uzak ise, hastalığı belirtmek haramlıkla vasıflandırılmaz. Ancak 'Hastalığı belirtmektense belirtmemek daha evlâdır' diye düşünmelidir. Çünkü hastalığı belirtmek çoğu kez şikayetmiş gibi telâkki edilir ve çoğu kez de tasannu ve hastalık olduğundan daha fazla mübalağa edilir. Kim Allah'a tevekül ettiğinden dolayı tedaviyi terkederse, o hiçbir zaman hastalığını be-lirtemez; zira ilâç vasıtası ile temin edilen rahatlık, hastalığı ifşa etmek suretiyle temin edilenden daha efdaldir.

    Seleften biri şöyle demiştir: 'Kim hastalığını ifşa ederse, o sabretmiş sayılmaz!'
    'Sabr-ı cemil!' (Yusuf/83) ayetinin mânâsı hakkında 'İçinde şikayet olmayan güzel sabırdır' denilmiştir.

    Hz. Yakub'a şöyle denildi: 'Gözünün ışığını götüren nedir?' Hz. Yakub şöyle dedi:
    Hastalığı, fakirliği ve başına gelen belâları gizlemek iyilik ha-zinelerinden ve makamların en yücesindendir. Çünkü Allah'ın hükmüne razı olmak ve O'nun belasına karşı sabretmek kul ile Allah arasında bir şeydir. Bu bakımdan hastalığı gizlemek daha güzel olur. Buna rağmen belirtmekte de niyet ve maksat hâlis olursa sakınca yoktur. Belirtmenin maksatları üçtür:
    Bir
    Birincisi, kişinin gayesi tedavi olmaktır. Bu bakımdan doktora hastalığını belirtmek mecburiyetindedir. Allah'tan şikayet etmek niyetiyle değil, kendisinde bulunan ilâhî kudreti hikâye etmek ka-bilinden hastalığını söylemelidir. Bişr el-Hafî, hastalıklarını tedavi eden Dr. Abdurrahman'a hastalıklarını anlattı. Ahmed b. Hanbel kendisinde bulunan hastalıklardan haber verirken derdi: 'Ben an-cak Allah'ın kudretini vasıflandırıyorum!'
    İki
    İkincisi, başkasına kendisine uyulsun diye hastalığını vasıflan- dırmasıdır. Oysa kendisi, marifet babında sebatkâr olarak bilinir. Bu bakımdan hastalığını zikretmekteki gayesi; karşısındaki insanın hastalık hakkında kendisinden 'güzel sabır' öğrenmesi ve 'güzel şükür' etmeye alışması içindir. Hastalığın Allah'tan gelen bir nimet olduğunu açıklayıp ona karşılık şükrettiğini ve nimetten konuştuğu gibi ondan konuştuğunu ihsas ettirmek için vasıflandırmasıdır. Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Hasta, önce Allah'a hamd ve şükredip sonra hastalıklarını belir-tirse bu durum şikayet değildir'.
    Üç
    Üçüncüsü, hastalığı vasıflandırmakla acizliğini, Allah'a muh-taç olduğunu belirtmesidir. Bu durum, kendisine kuvvet ve şecâat

    716 İhya-i Ulûm'id-Din
    uygun görülen, acizlikten uzak sayılan bir kimse için güzeldir. Nitekim rivayet edildi ki Hz. Ali'ye (r.a) hastalığında 'Sen nasılsın?' diye soruldu. Cevap olarak 'Çok fenayım!' dedi. Bunun üzerine soranlar birbirlerine baktılar. Sanki Hz. Ali'nin böyle söy-lemesini kerih görüyor ve bunu 'Allah'ı şikayet etmek' şeklinde te-lâkki ediyorlardı! Bunun üzerine Hz. Ali 'Ben Allah'a karşı pehli-vanlık mı göstereyim?' dedi.
    Bu bakımdan Hz. Ali, kuvvet ve şecaatine rağmen, acizlik ve fakirliğini göstermek istedi. Bu hususta Allah Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu edeple edeplendi; zira o bir ara hasta iken şöyle dua ettiği Hz. Peygamber'in kulağına gitmişti: 'Ey Allahım! Belaya karşı bana sabır ve tahammül ver!' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:

    Sen Allah'tan bela istemiş oldun. Oysa Allah'tan âfiyet
    iste!60
    Bu niyetlerle hastalığı söylemek caiz görülmüştür. Bu niyetle-rin şart koşulması şu sebepten kaynaklanır: Hastalığı söylemek şikayettir. Allah'tan şikayet etmek haramdır. Nitekim fakirlerin dilenmesi bahsinde bu durumu anlatmıştık! Ancak zaruret hâli müstesnadır. Hastalığı izhar etmek, öfke ve Allah'ın fiilini beğenmemek karinesiyle şikayet olur. Eğer öfke karinesinden ve belirttiğimiz niyetlerden uzak ise, hastalığı belirtmek haramlıkla vasıflandırılmaz. Ancak 'Hastalığı belirtmektense belirtmemek daha evlâdır' diye düşünmelidir. Çünkü hastalığı belirtmek çoğu kez şikayetmiş gibi telâkki edilir ve çoğu kez de tasannu ve hastalık olduğundan daha fazla mübalağa edilir. Kim Allah'a tevekül ettiğinden dolayı tedaviyi terkederse, o hiçbir zaman hastalığını be-lirtemez; zira ilâç vasıtası ile temin edilen rahatlık, hastalığı ifşa etmek suretiyle temin edilenden daha efdaldir.

    Seleften biri şöyle demiştir: 'Kim hastalığını ifşa ederse, o sabretmiş sayılmaz!'
    Sabr-ı cemil!' (Yusuf/83) ayetinin mânâsı hakkında 'İçinde şikayet olmayan güzel sabırdır' denilmiştir.

    Hz. Yakub'a şöyle denildi: 'Gözünün ışığını götüren nedir?' Hz. Yakub şöyle dedi:'Zamanın akması ile üzüntülerin uzunluğu götürdü". Bunun üzerine Allah Teâlâ, Hz. Yakub'a 'Beni kullarıma şikayet etmeye koyuldun!' deyince, Hz. Yakub şöyle demiştir: 'Yârab! Sana tevbe ediyorum!'

    Tavus ve Mücahid'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hastalıkta inlemek de hastanın aleyhine yazılır!' Selef, şikayeti gerektiren bir mânânın izharı olduğu için, hastanın inlemesini bile kerih görürlerdi.

    Denildi ki: İblis, Hz Eyyûb'den ancak hastalık halinde inlemesini elde etti!' Bu bakımdan inlemek, hastalığın şeytanın payına düşen kısmıdır.

    Kul hasta düştüğü zaman, Allah (c.c) iki meleğe şöyle emreder: 'Ziyaretçilerine neler söylediğine dikkat edin!' Eğer kul Allah'a hamdeder, Allah'ı överse, melekler kendisine hayır dua ederler. Eğer şikayette bulunursa, melekler ona 'Sen öyle olasın!' diye beddua ederler.61

    Abidlerinden biri şikayet etmek ve fazla konuşmak korkusundan hastalıkta ziyareti kerih görmüştür. Seleften biri hasta düştüğü zaman kapısını kilitler, iyileşip milletin içine çıkıncaya kadar kimse içeri giremezdi. Fudayl, Vuheyb ve Bişr böyle yapanlardandı.
    Fudayl derdi ki: "Ben ziyaretçi gelmeden hastalığımı çekmek istiyorum!'

    Yine şöyle demiştir: 'Ben ziyaretlerden ötürü hastalıktan nefret ediyorum'.
    Allah Fudayl'dan ve bütün selef âlimlerinden razı olsun!

    Tevhid ve Tevekkül bölümü Allah'ın yardımı ve hüsn-i tevfîki ile tamamlandı. Allah'ın izniyle bu bölümü Muhabbet, Şevk, Üns ve Rıza ile ilgili bölüm takip edecektir. Muvaffak kılan Allah Teâlâ'dır!'Zamanın akması ile üzüntülerin uzunluğu götürdü". Bunun üze-rine Allah Teâlâ, Hz. Yakub'a 'Beni kullarıma şikayet etmeye koyuldun!' deyince, Hz. Yakub şöyle demiştir: 'Yârab! Sana tevbe ediyorum!'

    Tavus ve Mücahid'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hastalıkta inlemek de hastanın aleyhine yazılır!' Selef, şikayeti gerektiren bir mânânın izharı olduğu için, hastanın inlemesini bile kerih görürlerdi.

    Denildi ki: İblis, Hz Eyyûb'den ancak hastalık halinde inleme-sini elde etti!' Bu bakımdan inlemek, hastalığın şeytanın payına düşen kısmıdır.
    Kul hasta düştüğü zaman, Allah (c.c) iki meleğe şöyle emre-der: 'Ziyaretçilerine neler söylediğine dikkat edin!' Eğer kul Allah'a hamdeder, Allah'ı överse, melekler kendisine hayır dua ederler. Eğer şikayette bulunursa, melekler ona 'Sen öyle olasın!' diye beddua ederler.61

    Abidlerinden biri şikayet etmek ve fazla konuşmak korkusundan hastalıkta ziyareti kerih görmüştür. Seleften biri hasta düştüğü zaman kapısını kilitler, iyileşip milletin içine çıkıncaya kadar kimse içeri giremezdi. Fudayl, Vuheyb ve Bişr böyle yapanlardandı.
    Fudayl derdi ki: "Ben ziyaretçi gelmeden hastalığımı çekmek istiyorum!'

    Yine şöyle demiştir: 'Ben ziyaretlerden ötürü hastalıktan nefret ediyorum'.
    Allah Fudayl'dan ve bütün selef âlimlerinden razı olsun!





+ Yorum Gönder