Konusunu Oylayın.: Saflık ve Aptallık doğuştan mıdır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Saflık ve Aptallık doğuştan mıdır
  1. 20.Mart.2014, 23:23
    1
    Misafir

    Saflık ve Aptallık doğuştan mıdır






    Saflık ve Aptallık doğuştan mıdır Mumsema S.a.arkadaslar saf bir kisilige sahip olmak dogustanmi gelir yoksa benim sucummudur ne yapsan kurtulamiyorum,niyetim kimseyi kandirip oynak filan degil ama bu safliktan aptalliktan cok yoruldum kurtulabilirmiyim duasi falan varmi


  2. 20.Mart.2014, 23:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    S.a.arkadaslar saf bir kisilige sahip olmak dogustanmi gelir yoksa benim sucummudur ne yapsan kurtulamiyorum,niyetim kimseyi kandirip oynak filan degil ama bu safliktan aptalliktan cok yoruldum kurtulabilirmiyim duasi falan varmi


    Benzer Konular

    - Cinsel Sapıklık Nedir? Doğuştan İse Günah Mıdır

    - İnsanın inat, nefret, cimrilik gibi duyguları doğuştan mıdır? Burada irademizin rolü nedir?

    - Ahmaklık -Budalalık - Aptallık ile ilgili sözler

    - Saflık hakkında

    - İnanmak ihtiyacı doğuştan mıdır?

  3. 10.Nisan.2014, 02:16
    2
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Saflık ve Aptallık doğuştan mıdır




    Saflık, aptallık demek değildir.

    SAFLIK MI APTALLIK MI?
    ‘Safla arkadaşlık etme, seni toplum içinde bozar. Cimriyle arkadaşlık etme, gün gelir seni bir pula değişir.’ Büyüklerimiz bu güzel ve anlamlı atasözüyle bizlere arkadaş seçerken rehber olabilecek nitelikte öğütler vermişlerdir aslında. Hayatımıza yön veren ne de güzel özlü sözler sarf etmişler o bilge insanlar. Bugünün insanı o tecrübelerden faydalanabilseydi belki de ilişkilerdeki deneme yanılma süreçleri yıpratıcı ve incitici olmazdı. Nasihate ve öğütlere önem veren bir toplum olsaydık musibetlerden daha emin olurduk. Biz insanoğlu alışılması zor olan yollara giriftar olmuşuz.

    Aslında hiç zor değil kişinin kendini tanıyıp arkadaşını da o doğrultuda seçebilmesi. Evet, kişi önce karakterini iyi analiz edip sınava tabii tutmamalı. Bu başlangıç insanın gelişimi için o kadar önemli ki ama ne yazık ki hayatımızda ki diğer önem arz eden diğer davranışlar bu da es geçtiklerimizden diyebilirim. Yaşamı beraber paylaştığımız arkadaşlarımıza “Kendini ne kadar tanıyorsun?” sorusunu sorduğuz zaman kaçamak bahane cümlelere sığınırlar. Mesela “Bu da soru mu canım ben kendimi bilmez miyim?” der. Daha da ciddileşip ısrar ettiğin vakit “Bu yaşıma kadar kendimi tanımadıysam bundan sonrası içinde tanımasam olur.” der ve geçiştirir giderler. İnsanoğlu bir öyle bir böyle davranır. Oysa bir insanın kendini bilmesi ve tanıması tabiri caizse kullanma kılavuzu çıkarması yaşamına zenginlik ve düzey kazandırır.

    “Kişi kendini bilmeli.”der geçeriz. Bu söz açıldığı zaman sayfalarca yazılar ve saatlerce konuşmalar sürecek kadar mühim bir konudur. Ama birçoğumuz bu ve benzeri davranışlarla yaşamın anlamı kadar önemli bu konuyu küçülterek önemsizleştirmekte ustayızdır. Ne güzel söylemiş Yunus Emre: “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” İnsan kendine ve nefsine suçüstü yapıp yüzleşmediği sürece hayatı anlamsız yaşıyor demektir.

    Gelelim ‘Saftirik bu canım.’ deyip geçtiğimiz arkadaşlarımıza. Bu durum esasında anlık tepki verip hayat devam edip gidecek kadar önemsiz değil. Bu kişi biz olsak da konu çok mühim. “Ne söylediysem inan bana iyi niyetimden yaptım. İnan başka bir amacım yoktu.” mazeret cümlesi bir başka arkadaşımı toplum içinde küçük düşürme ve incitme sebebim olamaz. İncinen kişi belki günlerce o konuyu doldurup boşaltacak, ibadetine kadar meşgul etmesine sebebiyet olacak. Sadece niyetimizin iyi olması bize böyle bir hak vermez. Bana göre bu bir vebaldir. O insanı huzursuz etmek, günlerini, saatlerini o söz ve davranışla işgal etmek helallik gerektirecek kadar önemlidir. “Ne olacak canım, altı üstü iki çift laf ettim. Ne olacak ki, bu kadar büyütecek ne var ki?” cümleleri karşımızdaki insanların haklarını ihlaldir. Bu, bu kadar da kolay olmamalı.

    Farkındalık penceremizi açtığımızda alıcılar farklı çalışmaya başlar. Rabbim ağzımızdan çıkan sözlerden bizi mesul tutmaz mı? İnsan sarf ettiği cümlelerle aziz olur ya da rezil olur.

    Dedemin sözlerinin kulağımda çın çın çınladığını unutamıyorum: “Kızım bir söz biliyorsan onu kulağında pişir. Pişir anlat ki karşında ki lezzet alsın. Bir sözde bilmiyorsan sus ki seni âlim sansınlar.”derdi. Allah bize konuşma yetisi vermiş ki iyi ki vermiş. İrade cüzünü yine biz kullarına bahşetmiş.

    Mevlana demiş ki: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Akıllı gibi görünüp saf olanlar, çevresindekileri yanıltanlar, oturmamış ve kendini bulamamış kişilerdir. Böyle kişiler aslında kendini arama bulma gayretinde değillerdir ki bulsunlar. Bu tip insanlar çevremizde azımsanmayacak kadar çok aslında. Yeter ki farkında olalım. İlişkilerimizde kurduğumuz cümleler iç benliğimizin vitrinidir diye düşünüyorum. Saf ve kendine uzak insanlarla aramıza belli bir mesafe oluşturmadığımız vakit arkadaşlık ilişkimiz yara alacaktır.

    Bizler beşer varlıklarız, tahammül duygumuz sınırlıdır. Bir, iki, üç derken dördüncüde kestirip atabiliriz. İlişkiyi tamamen sonlandırırız. Bu tarz insanlar hayatımızdan sonuna kadar çıkaracağımız insanlar değiller. Sadece sınırlama ve mesafe oluşturabileceğimiz insanlardır. Toplumun dengesini bozmamak gerekir. “Saf arkadaşım, dostum var” demektense saf tanıdığım var demek inanın sizi ne üzecektir ne de yaralayacaktır.

    “Akılsız dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun.”

    Nagehan İpek


  4. 10.Nisan.2014, 02:16
    2
    Üye



    Saflık, aptallık demek değildir.

    SAFLIK MI APTALLIK MI?
    ‘Safla arkadaşlık etme, seni toplum içinde bozar. Cimriyle arkadaşlık etme, gün gelir seni bir pula değişir.’ Büyüklerimiz bu güzel ve anlamlı atasözüyle bizlere arkadaş seçerken rehber olabilecek nitelikte öğütler vermişlerdir aslında. Hayatımıza yön veren ne de güzel özlü sözler sarf etmişler o bilge insanlar. Bugünün insanı o tecrübelerden faydalanabilseydi belki de ilişkilerdeki deneme yanılma süreçleri yıpratıcı ve incitici olmazdı. Nasihate ve öğütlere önem veren bir toplum olsaydık musibetlerden daha emin olurduk. Biz insanoğlu alışılması zor olan yollara giriftar olmuşuz.

    Aslında hiç zor değil kişinin kendini tanıyıp arkadaşını da o doğrultuda seçebilmesi. Evet, kişi önce karakterini iyi analiz edip sınava tabii tutmamalı. Bu başlangıç insanın gelişimi için o kadar önemli ki ama ne yazık ki hayatımızda ki diğer önem arz eden diğer davranışlar bu da es geçtiklerimizden diyebilirim. Yaşamı beraber paylaştığımız arkadaşlarımıza “Kendini ne kadar tanıyorsun?” sorusunu sorduğuz zaman kaçamak bahane cümlelere sığınırlar. Mesela “Bu da soru mu canım ben kendimi bilmez miyim?” der. Daha da ciddileşip ısrar ettiğin vakit “Bu yaşıma kadar kendimi tanımadıysam bundan sonrası içinde tanımasam olur.” der ve geçiştirir giderler. İnsanoğlu bir öyle bir böyle davranır. Oysa bir insanın kendini bilmesi ve tanıması tabiri caizse kullanma kılavuzu çıkarması yaşamına zenginlik ve düzey kazandırır.

    “Kişi kendini bilmeli.”der geçeriz. Bu söz açıldığı zaman sayfalarca yazılar ve saatlerce konuşmalar sürecek kadar mühim bir konudur. Ama birçoğumuz bu ve benzeri davranışlarla yaşamın anlamı kadar önemli bu konuyu küçülterek önemsizleştirmekte ustayızdır. Ne güzel söylemiş Yunus Emre: “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” İnsan kendine ve nefsine suçüstü yapıp yüzleşmediği sürece hayatı anlamsız yaşıyor demektir.

    Gelelim ‘Saftirik bu canım.’ deyip geçtiğimiz arkadaşlarımıza. Bu durum esasında anlık tepki verip hayat devam edip gidecek kadar önemsiz değil. Bu kişi biz olsak da konu çok mühim. “Ne söylediysem inan bana iyi niyetimden yaptım. İnan başka bir amacım yoktu.” mazeret cümlesi bir başka arkadaşımı toplum içinde küçük düşürme ve incitme sebebim olamaz. İncinen kişi belki günlerce o konuyu doldurup boşaltacak, ibadetine kadar meşgul etmesine sebebiyet olacak. Sadece niyetimizin iyi olması bize böyle bir hak vermez. Bana göre bu bir vebaldir. O insanı huzursuz etmek, günlerini, saatlerini o söz ve davranışla işgal etmek helallik gerektirecek kadar önemlidir. “Ne olacak canım, altı üstü iki çift laf ettim. Ne olacak ki, bu kadar büyütecek ne var ki?” cümleleri karşımızdaki insanların haklarını ihlaldir. Bu, bu kadar da kolay olmamalı.

    Farkındalık penceremizi açtığımızda alıcılar farklı çalışmaya başlar. Rabbim ağzımızdan çıkan sözlerden bizi mesul tutmaz mı? İnsan sarf ettiği cümlelerle aziz olur ya da rezil olur.

    Dedemin sözlerinin kulağımda çın çın çınladığını unutamıyorum: “Kızım bir söz biliyorsan onu kulağında pişir. Pişir anlat ki karşında ki lezzet alsın. Bir sözde bilmiyorsan sus ki seni âlim sansınlar.”derdi. Allah bize konuşma yetisi vermiş ki iyi ki vermiş. İrade cüzünü yine biz kullarına bahşetmiş.

    Mevlana demiş ki: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Akıllı gibi görünüp saf olanlar, çevresindekileri yanıltanlar, oturmamış ve kendini bulamamış kişilerdir. Böyle kişiler aslında kendini arama bulma gayretinde değillerdir ki bulsunlar. Bu tip insanlar çevremizde azımsanmayacak kadar çok aslında. Yeter ki farkında olalım. İlişkilerimizde kurduğumuz cümleler iç benliğimizin vitrinidir diye düşünüyorum. Saf ve kendine uzak insanlarla aramıza belli bir mesafe oluşturmadığımız vakit arkadaşlık ilişkimiz yara alacaktır.

    Bizler beşer varlıklarız, tahammül duygumuz sınırlıdır. Bir, iki, üç derken dördüncüde kestirip atabiliriz. İlişkiyi tamamen sonlandırırız. Bu tarz insanlar hayatımızdan sonuna kadar çıkaracağımız insanlar değiller. Sadece sınırlama ve mesafe oluşturabileceğimiz insanlardır. Toplumun dengesini bozmamak gerekir. “Saf arkadaşım, dostum var” demektense saf tanıdığım var demek inanın sizi ne üzecektir ne de yaralayacaktır.

    “Akılsız dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun.”

    Nagehan İpek





+ Yorum Gönder