Konusunu Oylayın.: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler
  1. 03.Mart.2014, 17:28
    1
    Misafir

    İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler






    İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler Mumsema 2014 Cuma hutbeleri
    Müftülükler İstanbul İzmir Ankara Konya ve Diyarbakır olsa dua ederim


  2. 03.Mart.2014, 17:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    2014 Cuma hutbeleri
    Müftülükler İstanbul İzmir Ankara Konya ve Diyarbakır olsa dua ederim


    Benzer Konular

    - Çok şık yeni oya modelleri-2014

    - 2014 Sonu Umre

    - Diyanet fitre miktarı 2014

    - Mevlid kandili ile ilgili hutbeler 2014

    - 2014 yılında ne olacak ?

  3. 07.Mart.2014, 17:11
    2
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler




    İLİ : GENEL
    TARİH : 07/03/2014
    İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014
    İMAN VE İSTİKAMET ÜZERE OLMAK

    Aziz Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rabbimiz Allah’tır” deyip de istikamet üzere dosdoğru yolda yürüyenler için ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte onlar, cennet ehlidir. Amellerinin karşılığı olarak orada ebedî kalacaklardır.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’a iman ettim de! Sonra da dosdoğru ol!
    Kardeşlerim!
    Bu kutlu ifadeyi sahabeden Süfyan b. Abdullah es-Sakafi (r.a) naklediyor. Diyor ki: “Ya Resulallah! Bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki, senden sonra bu konuda hiç kimseye bir şey sormayayım.” Resulullah Efendimiz (s.a.s) buna az, öz ama kapsamlı bir cümleyle şöyle cevap veriyor: “Allah’a iman ettim de! Sonra da dosdoğru ol!”2
    Evet, kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (s.a.s), bu sözünde İslâm’ı, kalbe ve hayata dair iki kavramla ifade ediyor: İman ve İstikamet… İman ettim diyerek dosdoğru yola çıkmak ve bu yoldan hiç sapmadan, savrulmadan cennetle, cemâlullahla müşerref olana kadar dosdoğru ilerlemek…
    Aziz Kardeşlerim!
    Her gün her namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha suresinde, ( اِي اكََّ نََّعْبُدَُ وََّاِي اكََّ نََّسْتَّع۪ي نَ ) “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz” diyerek tevhid inancımızı dile getiriyoruz. Sonra da ( اِهْدِنَّاَ
    ال صِرَّاطََّ اَلْمُسْتَّق۪يمَّ ) “Bize sırat-ı müstakimi göster, bizi dosdoğru yola ilet!” diye Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz. Aynı surede sırat-ı müstakimin, dosdoğru yolun mahiyeti şöyle ifade edilir: ( صِرَّاطََّ اَل ذ۪ينََّ اََنْعَّمْ تَ عََّلَّيْهِمْ ) “Nimetine erdirdiklerinin yoluna ilet!” Ve son olarak da,
    ( غَّيْرَِ اَلْمَّغْضُوبَِ عََّلَّيْهِمَْ وََّلََّ اَل ضَّآل۪ ينََّ ) “Gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” diyerek niyazımızı, yakarışımızı ifade ediyoruz.
    Her gün okuduğumuz bu sureden öğrendiğimize göre sırat-ı müstakim, yeni bir yol değildir. Daha önce üzerinden gidilmiş, tecrübe edilmiş bir yoldur. Kimi o yolun hakkını vermiş nimete kavuşmuştur. Kimi o yoldan sapmış dalalete düşmüştür. Kimi de o yoldan çıkmış gazaba duçar olmuştur. Unutmayalım ki başka bir ayette Rabbimiz, nimete kavuşanların, sırat-ı müstakim üzere olanların peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler olduğunu bildiriyor; Allah’a ve Resûlü’ne itaat edenlerin onlarla birlikte olacağı müjdesini veriyor. 3
    Kardeşlerim!
    Şu imtihan dünyasında istikamet sahibi olmak oldukça zordur. Nefis ve şeytan, heva ve hevesler, arzu ve istekler, menfaat ve ihtiraslar, bağımlılık ve tutkular, güç ve dünya tutkusu, sürekli iman ve istikametimize zarar veren, bizleri hidayetten dalalete sürükleyen unsurlardır. Bu sebeple imtihanı, ancak Rabbimizin lütuf ve inayetiyle, sadık iman, samimi niyet, sahih bilgi ve salih amellerle kazanabileceğimizi bilmeliyiz. Bunun için daima her türlü niyet, kalp ve düşüncelerimizde, her türlü dil, üslup, söz ve söylemlerimizde, her türlü iş, eylem, tutum ve davranışlarımızda doğruluk ve istikamet sahibi olup olmadığımızın muhasebesini yapmalıyız. Gerçekten bugün Müslümanlar olarak bizler “iman ve istikamet” noktasında nerede duruyoruz? Kur’an’ın yanında, Peygamberimizin tarafında mıyız? Hakkı istiyor, hakikati arıyor muyuz? Akıl ve irademizi hak ve hakikat yolunda kullanıyor muyuz? Her işimizin doğru, her sözümüzün hak olmasına özen gösteriyor muyuz?
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kalp istikamet üzere olmadan kişinin imanı istikamet üzere olamaz. Dil istikamet üzere olmadan kişinin kalbi istikamet üzere olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kişi de cennete giremez.”4 Buna göre kalp ve dil istikamet üzere olmadan iman istikamet bulamaz. Kişinin ahlakı doğruluk ve dürüstlük üzerine yönelmeden nefsi istikamet bulamaz. Hal ve hareketleri istikamet üzere olmayan kişinin bütün emekleri boşa gider. Ahlaki nitelikleri ve huyları istikamet üzere olmayan kişinin manevi gelişmesi mümkün değildir.
    Kardeşlerim!
    Ne mutlu istikamet üzere olanlara! Ne mutlu dosdoğru olanlara!
    Hutbemi Kur’an-ı Kerim’de bize öğretilen ve akl-ı selim sahiplerinin yaptığı bildirilen bir dua ile bitirmek istiyorum.
    رَّب نَّالَََّتَُزِغَْقَُلُوبَّنَّابََّعْدََّاَِذَْهََّ دَّيْتَّنَّاوََّهَّبَْلََّنَّامَِنَْلََّدُنْكََّرَ َّحْمَّة اِن كََّاََنْ تَاَلْوَّ هَّابَُ
    “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin.”5
    1 Ahkaf 46/13-14.
    2 Müslim, İman, 62.
    3 Nisâ 4/69.
    4 İbn Hanbel, III, 199.
    5 Âl-i İmrân, 3/8.
    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  4. 07.Mart.2014, 17:11
    2
    Devamlı Üye



    İLİ : GENEL
    TARİH : 07/03/2014
    İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014
    İMAN VE İSTİKAMET ÜZERE OLMAK

    Aziz Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rabbimiz Allah’tır” deyip de istikamet üzere dosdoğru yolda yürüyenler için ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte onlar, cennet ehlidir. Amellerinin karşılığı olarak orada ebedî kalacaklardır.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’a iman ettim de! Sonra da dosdoğru ol!
    Kardeşlerim!
    Bu kutlu ifadeyi sahabeden Süfyan b. Abdullah es-Sakafi (r.a) naklediyor. Diyor ki: “Ya Resulallah! Bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki, senden sonra bu konuda hiç kimseye bir şey sormayayım.” Resulullah Efendimiz (s.a.s) buna az, öz ama kapsamlı bir cümleyle şöyle cevap veriyor: “Allah’a iman ettim de! Sonra da dosdoğru ol!”2
    Evet, kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (s.a.s), bu sözünde İslâm’ı, kalbe ve hayata dair iki kavramla ifade ediyor: İman ve İstikamet… İman ettim diyerek dosdoğru yola çıkmak ve bu yoldan hiç sapmadan, savrulmadan cennetle, cemâlullahla müşerref olana kadar dosdoğru ilerlemek…
    Aziz Kardeşlerim!
    Her gün her namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha suresinde, ( اِي اكََّ نََّعْبُدَُ وََّاِي اكََّ نََّسْتَّع۪ي نَ ) “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz” diyerek tevhid inancımızı dile getiriyoruz. Sonra da ( اِهْدِنَّاَ
    ال صِرَّاطََّ اَلْمُسْتَّق۪يمَّ ) “Bize sırat-ı müstakimi göster, bizi dosdoğru yola ilet!” diye Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz. Aynı surede sırat-ı müstakimin, dosdoğru yolun mahiyeti şöyle ifade edilir: ( صِرَّاطََّ اَل ذ۪ينََّ اََنْعَّمْ تَ عََّلَّيْهِمْ ) “Nimetine erdirdiklerinin yoluna ilet!” Ve son olarak da,
    ( غَّيْرَِ اَلْمَّغْضُوبَِ عََّلَّيْهِمَْ وََّلََّ اَل ضَّآل۪ ينََّ ) “Gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” diyerek niyazımızı, yakarışımızı ifade ediyoruz.
    Her gün okuduğumuz bu sureden öğrendiğimize göre sırat-ı müstakim, yeni bir yol değildir. Daha önce üzerinden gidilmiş, tecrübe edilmiş bir yoldur. Kimi o yolun hakkını vermiş nimete kavuşmuştur. Kimi o yoldan sapmış dalalete düşmüştür. Kimi de o yoldan çıkmış gazaba duçar olmuştur. Unutmayalım ki başka bir ayette Rabbimiz, nimete kavuşanların, sırat-ı müstakim üzere olanların peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler olduğunu bildiriyor; Allah’a ve Resûlü’ne itaat edenlerin onlarla birlikte olacağı müjdesini veriyor. 3
    Kardeşlerim!
    Şu imtihan dünyasında istikamet sahibi olmak oldukça zordur. Nefis ve şeytan, heva ve hevesler, arzu ve istekler, menfaat ve ihtiraslar, bağımlılık ve tutkular, güç ve dünya tutkusu, sürekli iman ve istikametimize zarar veren, bizleri hidayetten dalalete sürükleyen unsurlardır. Bu sebeple imtihanı, ancak Rabbimizin lütuf ve inayetiyle, sadık iman, samimi niyet, sahih bilgi ve salih amellerle kazanabileceğimizi bilmeliyiz. Bunun için daima her türlü niyet, kalp ve düşüncelerimizde, her türlü dil, üslup, söz ve söylemlerimizde, her türlü iş, eylem, tutum ve davranışlarımızda doğruluk ve istikamet sahibi olup olmadığımızın muhasebesini yapmalıyız. Gerçekten bugün Müslümanlar olarak bizler “iman ve istikamet” noktasında nerede duruyoruz? Kur’an’ın yanında, Peygamberimizin tarafında mıyız? Hakkı istiyor, hakikati arıyor muyuz? Akıl ve irademizi hak ve hakikat yolunda kullanıyor muyuz? Her işimizin doğru, her sözümüzün hak olmasına özen gösteriyor muyuz?
    Kıymetli Kardeşlerim!
    Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kalp istikamet üzere olmadan kişinin imanı istikamet üzere olamaz. Dil istikamet üzere olmadan kişinin kalbi istikamet üzere olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kişi de cennete giremez.”4 Buna göre kalp ve dil istikamet üzere olmadan iman istikamet bulamaz. Kişinin ahlakı doğruluk ve dürüstlük üzerine yönelmeden nefsi istikamet bulamaz. Hal ve hareketleri istikamet üzere olmayan kişinin bütün emekleri boşa gider. Ahlaki nitelikleri ve huyları istikamet üzere olmayan kişinin manevi gelişmesi mümkün değildir.
    Kardeşlerim!
    Ne mutlu istikamet üzere olanlara! Ne mutlu dosdoğru olanlara!
    Hutbemi Kur’an-ı Kerim’de bize öğretilen ve akl-ı selim sahiplerinin yaptığı bildirilen bir dua ile bitirmek istiyorum.
    رَّب نَّالَََّتَُزِغَْقَُلُوبَّنَّابََّعْدََّاَِذَْهََّ دَّيْتَّنَّاوََّهَّبَْلََّنَّامَِنَْلََّدُنْكََّرَ َّحْمَّة اِن كََّاََنْ تَاَلْوَّ هَّابَُ
    “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin.”5
    1 Ahkaf 46/13-14.
    2 Müslim, İman, 62.
    3 Nisâ 4/69.
    4 İbn Hanbel, III, 199.
    5 Âl-i İmrân, 3/8.
    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  5. 07.Mart.2014, 17:13
    3
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler

    İLİ : GENEL
    TARİH : 28/02/2014
    İZMİR MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014

    İMAN, ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMLILIK

    Aziz Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Sonra bir nesil geldi. Namazı zayi ettiler. Şehvet ve dünyevî tutkularının esiri oldular. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklar, ğayyâ’yı boylayacaklardır.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.”2
    Kardeşlerim!
    Din-i Mübin-i İslâm’ın en büyük gayesi yeryüzünde insanı özgür kılmaktır. İman, bizatihi özgürlüktür; Allah’tan başka hiçbir varlığa kul ve köle olmamaktır. İman, aynı zamanda nefsin hevâ ve heveslerine, istek ve arzularına, şehvet ve tutkularına teslim olmamaktır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle hevâsını, nefsânî arzularını ilah edinmemektir.3 Tıpkı Yusuf Peygamber gibi zindanlara atılmayı göze almak, fakat asla nefsin şehvet ve tutkularına esir olmamaktır. Onun kötülüğü emretmesine4 imkân vermemektir. Nefsi Allah’ın razı olacağı özgür bir nefis kılmaktır. Onu terbiye ve tezkiye edip kurtuluşa ermektir5. Unutmayalım ki eğitilmeyen nefis ve iradeler, önce hevânın, arzu ve isteklerin, şeytanın, sonra da başkalarının esiri olmaya mahkûmdur. Her yanlış tutku ve bağımlılık, imanın insanda gerçekleştirmek istediği hedeflerden bizleri uzaklaştıracaktır.
    Kardeşlerim!
    Ne yazık ki bugün, nefislerin şımartıldığı, iştahların kabartıldığı, şehvetlerin kamçılandığı, doyumsuzluğun arttığı, hızın ve hazzın olabildiğince yaygınlaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bunun içindir ki, çocuklarımızı, gençlerimizi, gelecek nesillerimizi hatta tüm insanlığı tehdit eden zararlı alışkanlıklar ve madde bağımlılıkları maalesef gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Taklit, özenti, arkadaş, çevre, merak, kişilik ve irade zafiyeti gibi sebeplerle nesiller, bu kötülüklere kolayca müptela olabiliyorlar.
    Tutku ve bağımlılıklar saymakla bitmez. Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar ve teknoloji bağımlılığı, bugün, insanlığı kuşatan belli başlı zararlı alışkanlıklar arasındadır. Sigara bağımlılığı derken, dünyada her yıl 6 milyon insanın, yani her 10 saniyede bir insanın ölümüne yol açan bir illetten söz ediyorum. Alkol bağımlılığı derken, dünyada her yıl 320.000 gencin, toplamda 2,5 milyon insanın ölümüne yol açan bir belâdan söz ediyorum. Alkol bağımlılığı derken dünyada cinayetlerin % 85’ine, tecavüzlerin % 50’sine, trafik kazalarının % 60’ına, şiddet olaylarının % 50’sine kadına karşı şiddetin % 70’ine neden olan bir marazdan söz ediyorum. Uyuşturucu bağımlılığı derken, gelecek nesillerimizi tehdit eden, kullanımı ilkokullar seviyesine kadar inmiş bulunan bir zehirden bahsediyorum. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı derken insanda düşünme kabiliyetini, akıl ve iradeyi işlemez hale getiren bir hastalıktan söz ediyorum. Kumar bağımlılığı derken, ömrü, sağlık, zekâ ve enerjiyi tüketen, mal ve serveti heder eden bir günahtan söz ediyorum. Talih ve şansa bağlı oyunlarla emek harcamaksızın, alın teri dökmeksizin, kolay ve haksız kazanç elde etmekten söz ediyorum.
    Teknoloji bağımlılığı derken, televizyon, telefon, tablet ve bilgisayar karşısında ömür tüketmekten, asıl sorumluluklarımızı, kendimizi, ailemizi ve çocuklarımızı ihmal etmekten, işleri aksatmaktan, samimiyetten uzaklaşmaktan, yalnızlaşmaktan, kısacası hayattan kopmaktan söz ediyorum. Teknoloji bağımlılığı derken sanal ortamlarda işlenen cürüm ve günahlardan, haramlardan bahsediyorum.
    Aziz Kardeşlerim!
    Bütün bu bağımlılıklar her şeyden önce Rabbimizin bizlere bahşettiği akıl, irade, sağlık, zaman, mal ve servet gibi nimetlere karşı nankörlüktür, emanete ihanettir. Çoluk-çocuğumuzun nafakasını çöpe atmaktır, israftır. Eşlerimizin, çocuklarımızın, yakınlarımızın ve arkadaşlarımızın haklarını ihlal etmektir. Ailelerin parçalanma sebebidir. Çocukları sokağa ve suça teşvik etmektir. Aile içi şiddet, cinayet, zina, fuhuş, sahtekârlık, dolandırıcılık, hırsızlık ve zimmete para geçirme gibi suçların ve ahlaksızlıkların toplumda artma nedenidir. Üretim ve iş gücü kaybı gibi ekonomik sorunların, hak, hukuk ve güven duygusunun zedelenmesi gibi toplumsal sorunların ve huzursuzlukların sebebidir. Unutmayalım ki bütün bu bağımlılıklar, illegal yapıların da oluşma zeminidir.
    Kardeşlerim!
    Hem dinimizce yasaklanmış hem de her biri birer hastalık olan bu bağımlılık ve kötü alışkanlıklardan, çocuklarımızı ve gençlerimizi koruma hususunda temel görev, anne ve babalara, ailelere ve ilgili kurumlarımıza düşmektedir. Aileler olarak göz aydınlığımız olan yavrularımızı güzel yetiştirelim ki, onlar dinimizin güzellikleriyle buluşsunlar! İmanın ve gerçek özgürlüğün tadına varsınlar! Hiçbir zaman inançsızlık girdabına düşmesinler! Yüce ideallerin, büyük hedeflerin insanı olsunlar! Onlarla sağlıklı ve doğru bir iletişim kuralım ki, onlar hep iyilerle tanışıp onlarla arkadaşlık etsinler! Tutku ve bağımlılıkların tuzağına ve kötü yollara düşmesinler! Onlara güzel örnek olalım ki, onlar güzel ahlâk sahibi salih insanlar olsunlar! Daha yaşanılabilir bir dünya, daha güzel bir gelecek için, geliniz, hep birlikte el ele verelim!
    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in bizlere öğrettiği bir dua ile bitirmek istiyorum:
    “Allah'ım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemi, haramlardan müstağni olmamı ihsan eyle! Fazlı kereminle beni senden başkasına muhtaç eyleme!”6
    1 Meryem 19/59.
    2 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25.
    3 Câsiye, 45/23.
    4 Yusuf, 12/53.
    5 Şems, 91/9.
    6 Hâkim, De’avât, No:1973.

    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  6. 07.Mart.2014, 17:13
    3
    Devamlı Üye
    İLİ : GENEL
    TARİH : 28/02/2014
    İZMİR MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014

    İMAN, ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMLILIK

    Aziz Kardeşlerim!
    Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Sonra bir nesil geldi. Namazı zayi ettiler. Şehvet ve dünyevî tutkularının esiri oldular. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklar, ğayyâ’yı boylayacaklardır.”1
    Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.”2
    Kardeşlerim!
    Din-i Mübin-i İslâm’ın en büyük gayesi yeryüzünde insanı özgür kılmaktır. İman, bizatihi özgürlüktür; Allah’tan başka hiçbir varlığa kul ve köle olmamaktır. İman, aynı zamanda nefsin hevâ ve heveslerine, istek ve arzularına, şehvet ve tutkularına teslim olmamaktır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle hevâsını, nefsânî arzularını ilah edinmemektir.3 Tıpkı Yusuf Peygamber gibi zindanlara atılmayı göze almak, fakat asla nefsin şehvet ve tutkularına esir olmamaktır. Onun kötülüğü emretmesine4 imkân vermemektir. Nefsi Allah’ın razı olacağı özgür bir nefis kılmaktır. Onu terbiye ve tezkiye edip kurtuluşa ermektir5. Unutmayalım ki eğitilmeyen nefis ve iradeler, önce hevânın, arzu ve isteklerin, şeytanın, sonra da başkalarının esiri olmaya mahkûmdur. Her yanlış tutku ve bağımlılık, imanın insanda gerçekleştirmek istediği hedeflerden bizleri uzaklaştıracaktır.
    Kardeşlerim!
    Ne yazık ki bugün, nefislerin şımartıldığı, iştahların kabartıldığı, şehvetlerin kamçılandığı, doyumsuzluğun arttığı, hızın ve hazzın olabildiğince yaygınlaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bunun içindir ki, çocuklarımızı, gençlerimizi, gelecek nesillerimizi hatta tüm insanlığı tehdit eden zararlı alışkanlıklar ve madde bağımlılıkları maalesef gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Taklit, özenti, arkadaş, çevre, merak, kişilik ve irade zafiyeti gibi sebeplerle nesiller, bu kötülüklere kolayca müptela olabiliyorlar.
    Tutku ve bağımlılıklar saymakla bitmez. Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar ve teknoloji bağımlılığı, bugün, insanlığı kuşatan belli başlı zararlı alışkanlıklar arasındadır. Sigara bağımlılığı derken, dünyada her yıl 6 milyon insanın, yani her 10 saniyede bir insanın ölümüne yol açan bir illetten söz ediyorum. Alkol bağımlılığı derken, dünyada her yıl 320.000 gencin, toplamda 2,5 milyon insanın ölümüne yol açan bir belâdan söz ediyorum. Alkol bağımlılığı derken dünyada cinayetlerin % 85’ine, tecavüzlerin % 50’sine, trafik kazalarının % 60’ına, şiddet olaylarının % 50’sine kadına karşı şiddetin % 70’ine neden olan bir marazdan söz ediyorum. Uyuşturucu bağımlılığı derken, gelecek nesillerimizi tehdit eden, kullanımı ilkokullar seviyesine kadar inmiş bulunan bir zehirden bahsediyorum. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı derken insanda düşünme kabiliyetini, akıl ve iradeyi işlemez hale getiren bir hastalıktan söz ediyorum. Kumar bağımlılığı derken, ömrü, sağlık, zekâ ve enerjiyi tüketen, mal ve serveti heder eden bir günahtan söz ediyorum. Talih ve şansa bağlı oyunlarla emek harcamaksızın, alın teri dökmeksizin, kolay ve haksız kazanç elde etmekten söz ediyorum.
    Teknoloji bağımlılığı derken, televizyon, telefon, tablet ve bilgisayar karşısında ömür tüketmekten, asıl sorumluluklarımızı, kendimizi, ailemizi ve çocuklarımızı ihmal etmekten, işleri aksatmaktan, samimiyetten uzaklaşmaktan, yalnızlaşmaktan, kısacası hayattan kopmaktan söz ediyorum. Teknoloji bağımlılığı derken sanal ortamlarda işlenen cürüm ve günahlardan, haramlardan bahsediyorum.
    Aziz Kardeşlerim!
    Bütün bu bağımlılıklar her şeyden önce Rabbimizin bizlere bahşettiği akıl, irade, sağlık, zaman, mal ve servet gibi nimetlere karşı nankörlüktür, emanete ihanettir. Çoluk-çocuğumuzun nafakasını çöpe atmaktır, israftır. Eşlerimizin, çocuklarımızın, yakınlarımızın ve arkadaşlarımızın haklarını ihlal etmektir. Ailelerin parçalanma sebebidir. Çocukları sokağa ve suça teşvik etmektir. Aile içi şiddet, cinayet, zina, fuhuş, sahtekârlık, dolandırıcılık, hırsızlık ve zimmete para geçirme gibi suçların ve ahlaksızlıkların toplumda artma nedenidir. Üretim ve iş gücü kaybı gibi ekonomik sorunların, hak, hukuk ve güven duygusunun zedelenmesi gibi toplumsal sorunların ve huzursuzlukların sebebidir. Unutmayalım ki bütün bu bağımlılıklar, illegal yapıların da oluşma zeminidir.
    Kardeşlerim!
    Hem dinimizce yasaklanmış hem de her biri birer hastalık olan bu bağımlılık ve kötü alışkanlıklardan, çocuklarımızı ve gençlerimizi koruma hususunda temel görev, anne ve babalara, ailelere ve ilgili kurumlarımıza düşmektedir. Aileler olarak göz aydınlığımız olan yavrularımızı güzel yetiştirelim ki, onlar dinimizin güzellikleriyle buluşsunlar! İmanın ve gerçek özgürlüğün tadına varsınlar! Hiçbir zaman inançsızlık girdabına düşmesinler! Yüce ideallerin, büyük hedeflerin insanı olsunlar! Onlarla sağlıklı ve doğru bir iletişim kuralım ki, onlar hep iyilerle tanışıp onlarla arkadaşlık etsinler! Tutku ve bağımlılıkların tuzağına ve kötü yollara düşmesinler! Onlara güzel örnek olalım ki, onlar güzel ahlâk sahibi salih insanlar olsunlar! Daha yaşanılabilir bir dünya, daha güzel bir gelecek için, geliniz, hep birlikte el ele verelim!
    Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in bizlere öğrettiği bir dua ile bitirmek istiyorum:
    “Allah'ım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemi, haramlardan müstağni olmamı ihsan eyle! Fazlı kereminle beni senden başkasına muhtaç eyleme!”6
    1 Meryem 19/59.
    2 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25.
    3 Câsiye, 45/23.
    4 Yusuf, 12/53.
    5 Şems, 91/9.
    6 Hâkim, De’avât, No:1973.

    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  7. 07.Mart.2014, 17:15
    4
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler

    İL : ANKARA
    TARİH : 07/02/2014

    SALİH AMEL

    Aziz Müminler!

    Allah’a kul olma bilincinin yansıması olan salih amel, imanın gereği olarak ihlas ve iyi niyetle yapılan, Kur’an ve sünnete uygun olan her türlü söz, fiil ve davranışları kapsamaktadır.
    Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim; dinimizin pratik amel boyutu olan salih ameli, iman ile beraber zikrederek hayatımızın vazgeçilmezi olduğuna vurgu yapmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: “İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli güzel olanıdır.”[1] buyurmuştur. Bu ifadeyle, bir Müslümanın arzuladığı en hayırlı insan olma özelliğinin, salih amelle gerçekleşeceğini belirtmiştir.

    Muhterem Müminler!

    Uygulama alanı bu dünya olan salih amelden mahrum yaşayan insanın, Yüce Yaratıcı karşısında makbul bir kul olması düşünülemez. Çünkü Cenab-ı Hak, imanını salih amelle süslemeyenlerin ahiret âlemindeki durumlarını anlatırken, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki salih amel işleyelim. Biz, artık kesin olarak inanmaktayız.”[2] diyeceklerini haber vermektedir.
    Oysaki “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın”[3] ayeti bizim yolumuzu belirlemektedir. Böylece bizler Kur’an-ı Kerim’de Yusuf (a.s.), İbrahim (a.s.) ve Süleyman (a.s.)’ın lisanıyla ifade edilen: “Beni salih kimselere kat”[4] dualarına ortak olarak, “Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler var ya, işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar”[5] müjdesine nail oluruz.

    Değerli Kardeşlerim!

    İmanımıza lezzet veren ve onu çepeçevre sararak koruyan en önemli şey, salih ameldir. Susma sanatından tutun da, kul hakkına riayete varıncaya kadar yapabildiğimiz bütün güzellikler salih ameldir.
    En asil duygulardan biri olan sevgiyi çoğaltan ve teslimiyet duygusunu bize aşılayan salih ameldir.
    Öte yandan, mal hırsını yok eden ve nifakı bizden gideren yine salih ameldir.
    Nefsimizi dizginleyen ve hurafelerin dayanılmaz cazibesinden bizleri uzak tutan salih ameldir.
    Kısacası, hem ferdi hem de sosyal hayatımızda Yüce Allah’ın rızasını kazandıracak olan hep salih amellerdir.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    O halde, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, iman ile salih ameli yerine getirenler için zikredilen “Onlara hiçbir korku yoktur.”[6] “En güzel mükâfat onlaradır.”[7] “Hesapsız rızıklandırılacaklardır.”[8] “Bağışlanma onlaradır.”[9] gibi müjdelere nail olmak için hayatımızı salih amellerle süsleyelim.

    Hutbemize, Kerim Kitabımız Kur’an’ın bize öğrettiği şu dua ile son verelim:
    “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben Sana döndüm. Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım.”[10]


    Hazırlayan: M. Münip ŞALLIOĞLU
    Ankara İl Müftü Yardımcısı
    Redaksiyon: İl İrşat Kurulu


    [1] Tirmizi, Zühd, 21

    [2] Secde, 32/12

    [3] Kehf, 18/110

    [4] Yusuf, 12/101; Şuara, 26/83; Neml, 27/19

    [5] Beyyine, 98/7

    [6] Maide, 5/69

    [7] Nahl, 16/97

    [8] Mü’min, 40/40

    [9] Maide, 5/9

    [10] Ahkaf, 46/15


  8. 07.Mart.2014, 17:15
    4
    Devamlı Üye
    İL : ANKARA
    TARİH : 07/02/2014

    SALİH AMEL

    Aziz Müminler!

    Allah’a kul olma bilincinin yansıması olan salih amel, imanın gereği olarak ihlas ve iyi niyetle yapılan, Kur’an ve sünnete uygun olan her türlü söz, fiil ve davranışları kapsamaktadır.
    Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim; dinimizin pratik amel boyutu olan salih ameli, iman ile beraber zikrederek hayatımızın vazgeçilmezi olduğuna vurgu yapmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: “İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli güzel olanıdır.”[1] buyurmuştur. Bu ifadeyle, bir Müslümanın arzuladığı en hayırlı insan olma özelliğinin, salih amelle gerçekleşeceğini belirtmiştir.

    Muhterem Müminler!

    Uygulama alanı bu dünya olan salih amelden mahrum yaşayan insanın, Yüce Yaratıcı karşısında makbul bir kul olması düşünülemez. Çünkü Cenab-ı Hak, imanını salih amelle süslemeyenlerin ahiret âlemindeki durumlarını anlatırken, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki salih amel işleyelim. Biz, artık kesin olarak inanmaktayız.”[2] diyeceklerini haber vermektedir.
    Oysaki “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın”[3] ayeti bizim yolumuzu belirlemektedir. Böylece bizler Kur’an-ı Kerim’de Yusuf (a.s.), İbrahim (a.s.) ve Süleyman (a.s.)’ın lisanıyla ifade edilen: “Beni salih kimselere kat”[4] dualarına ortak olarak, “Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler var ya, işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar”[5] müjdesine nail oluruz.

    Değerli Kardeşlerim!

    İmanımıza lezzet veren ve onu çepeçevre sararak koruyan en önemli şey, salih ameldir. Susma sanatından tutun da, kul hakkına riayete varıncaya kadar yapabildiğimiz bütün güzellikler salih ameldir.
    En asil duygulardan biri olan sevgiyi çoğaltan ve teslimiyet duygusunu bize aşılayan salih ameldir.
    Öte yandan, mal hırsını yok eden ve nifakı bizden gideren yine salih ameldir.
    Nefsimizi dizginleyen ve hurafelerin dayanılmaz cazibesinden bizleri uzak tutan salih ameldir.
    Kısacası, hem ferdi hem de sosyal hayatımızda Yüce Allah’ın rızasını kazandıracak olan hep salih amellerdir.

    Kıymetli Kardeşlerim!

    O halde, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, iman ile salih ameli yerine getirenler için zikredilen “Onlara hiçbir korku yoktur.”[6] “En güzel mükâfat onlaradır.”[7] “Hesapsız rızıklandırılacaklardır.”[8] “Bağışlanma onlaradır.”[9] gibi müjdelere nail olmak için hayatımızı salih amellerle süsleyelim.

    Hutbemize, Kerim Kitabımız Kur’an’ın bize öğrettiği şu dua ile son verelim:
    “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben Sana döndüm. Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım.”[10]


    Hazırlayan: M. Münip ŞALLIOĞLU
    Ankara İl Müftü Yardımcısı
    Redaksiyon: İl İrşat Kurulu


    [1] Tirmizi, Zühd, 21

    [2] Secde, 32/12

    [3] Kehf, 18/110

    [4] Yusuf, 12/101; Şuara, 26/83; Neml, 27/19

    [5] Beyyine, 98/7

    [6] Maide, 5/69

    [7] Nahl, 16/97

    [8] Mü’min, 40/40

    [9] Maide, 5/9

    [10] Ahkaf, 46/15


  9. 07.Mart.2014, 17:17
    5
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler

    İLİ : GENEL
    TARİH : 21/02/2014
    KONYA MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ
    KALB-İ SELİM (I)
    Değerli Müminler!
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), tabîbü’l-kulûb idi. O, kalplerin tabibiydi. Onun mücadele ettiği insanların ise kalpleri perdeli, gönül haneleri kilitliydi; yürekleri taşlardan dahi daha sertti. Hastalıklı kalplere şifa sunan Allah Resûlü (s.a.s), sol göğsün altında atmakta olan kalbin insan için ne anlama geldiğini çok iyi bilirdi. Bu yüzden sevgili eşi Ümmü Seleme’ye, Allah Resulü’nün en çok hangi duayı ettiği sorulduğunda o, şöyle cevap vermişti: “Ey kalpleri bir halden bir hale çeviren (Allah’ım)! Kalbimi dinin üzere sabit eyle!” [1]
    Kalpleri İmanla Şereflenmiş Aziz Müminler!
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Rabbinden ısrarla kalbini iman üzere sabit kılmasını dilemiştir. Çünkü kalp, yapısı itibariyle değişkendir; halden hale, renkten renge bürünebilmektedir. Allah Resulü’nün ifadesiyle kalp, çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan ve rüzgârla bir oraya bir buraya savrulan kuş tüyü gibidir.[2] Bu yüzden imana da küfre de meyledebilmektedir. Sevgi ve nefret, cesaret ve korkaklık aynı kalpte kendisine yer bulabilmektedir. İslam’dan önce isyanın, küfrün, şirkin yuvası olan kalpler, İslam’la tanıştıktan sonra hilmin, takvanın, muhabbetullahın hanesi olabilmektedir.
    Bununla birlikte hidayete ermiş gönüller, günaha meylederek dalâlete düşebilmektedir. Zira her bir günah ile kalpte siyah bir nokta belirir. Kişinin söylediği her yalan, geride siyah bir leke bırakır.[3] Harama her tenezzül ile kin, nefret, kibir ve nifak ile kalpler biraz daha kararır. Bencillik, cimrilik, haset ve her bir kötülükle siyahlıklar daha da çoğalır. Nihayetinde insan, kalbindeki siyahlıklara alışır. Şeytan da sinsi telkinleriyle kişi ile kalbinin arasına girince, günahlar insana daha masum, daha sevimli hatta daha süslü görünür. Gözleri perdelenen, kalbi mühürlenen, karanlıklara alışan insanın gözü, yüreğindekileri göremez hale gelir. Kaskatı kesilen kalbiyle insan, yaptığı kötülüklerden rahatsız olmadığı gibi, kaçırdığı iyilikler için de pişmanlık duyamaz. Çünkü kalbindeki siyah noktalar, kişinin özünü, masumiyetini, insanlığını yutan kara delikler haline gelmiştir. Böyle insanların kalpleri Kur’ân’ın ifadesiyle, kördür,[4] kilitlidir,[5] mühürlüdür,[6] hastalıklıdır,[7] perdelidir[8] ve taşlardan bile daha serttir.[9]
    Kalb-i Selim Sahibi Değerli Müminler!
    Allah Resulü (s.a.s), kalplerdeki hastalıkların yanında, onların şifa kaynağına da işaret etmiştir. Buna göre eğer insan, kalbi kaskatı kesilmeden, gözlerine perdeler inmeden Rabbinin huzuruna vararak samimiyetle, ihlasla, kalbindeki lekelerden utanarak, günahlarının o ağır yükünü boynunda hissederek O’ndan af dilerse ve tekrar dönmemek üzere günahlarına tövbe ederse kendisini arındırmış olur. Zira kendisine iyilik ve kötülük ilham edilmiş olan insan,[10] hidâyete de dalâlete de meyyal bir yapıya sahiptir. Her insan günah işleyebilir ancak Peygamberimizin ifadesiyle, günah işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir. Hatta tövbe ederek kalbini temizleyen kişi, hiç günahı olmayan kimse gibidir.[11]
    Allah Resûlü (s.a.s), tövbenin yanında yüreklerin saffetini korumaya dair bazı tavsiyelerde bulunmuş böylece ölü kalpler taşıyan insanları, Kalplerin Sahibi ile tanıştırmıştır. Bir defasında, Peygamberimizin torununu öpüp kokladığına şahit olan Akra‘ b. Habis bu durumu hayretle karşılayıp "Sizler çocuklarınızı öper misiniz, hâlbuki biz onları öpüp okşamayız." dediğinde Allah Resulü (s.a.s) ona, "Allah senin kalbinden merhameti çekip almışsa ben ne yapayım?" diyerek sitem etmiştir.[12] Kalbinin katılığından şikâyetçi olan birine, yüreğinin yumuşaması için fakirin ihtiyacını karşılamasını ve yetimin başını okşamasını tavsiye etmiştir.[13] Kendisine iyilik ve kötülüğün ne olduğunu soran Vabisa b. Ma’bed’in göğsüne mübarek elleri ile dokunarak kalbine danışmasını tavsiye etmiş ve safiyetini koruyan kalbin iyi ve kötüyü işaret eden bir pusula, bir mihenk noktası olduğunu ifade eden şu sözleri söylemiştir: "İyilik, kalbinin huzur bulduğu ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar ona onay verseler bile gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir."[14] Buna göre siyah lekelerle kararmamış, ferasetini kaybetmemiş, tövbelerle paslarından arındırılmış bir kalp, hakikatin aynası olabilmektedir.
    Değerli Kardeşlerim!
    O hâlde, bizler de Allah Resûlü’nün öğrettiği şekilde şuur, vicdan, idrak ve imanın merkezi, Rahmân’ın nazargâhı olan gönül hanelerimizi mamur kılalım. Kalplerimiz şefkat ve merhametle yumuşasın. Sevgi bağı ile birbirine bağlansın. Allah’ı anmakla huzur bulsun. Nasuh tövbelerle gönüllerimizi temizleyelim. Yetimlerin yüzlerine tebessümler kondurarak kara lekelerimizi silelim. Paylaşmanın sevinciyle kalplerimizi arındıralım. Çorak yüreklerimizi başkaları için döktüğümüz gözyaşlarımızla yeşertelim. Efendimizin sığındığı gibi Allah’tan korkmayan kalplerden Rabbimize sığınalım. Elinden, dilinden ve kalbinden selamette olunan insanlar olalım. Kalplerimizden kimseye zarar gelmeyeceğinden emin olalım. El, dil, kulak, göz ile birlikte kalplerimizde biriktirdiklerimizin de ortaya konacağı o günde huzura kalb-i selim[15] ile varalım.


    [1] Tirmizî, Deavât, 89.

    [2] İbn Hanbel, IV, 409.

    [3] Muvatta, Kelam, 7.

    [4] Hac, 22/46.

    [5] Muhammed, 47/24.

    [6] Casiye, 45/23.

    [7] Hac, 22/53.

    [8] Bakara, 2/88.

    [9] Bakara, 2/74.

    [10] Şems, 91/8.

    [11] İbn Mace, Zühd, 30.

    [12] Buhari, Edeb, 18.

    [13] İbn Hanbel, II, 264.

    [14] İbn Hanbel, IV, 227.

    [15] Şuarâ, 26/88-89.

    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  10. 07.Mart.2014, 17:17
    5
    Devamlı Üye
    İLİ : GENEL
    TARİH : 21/02/2014
    KONYA MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ
    KALB-İ SELİM (I)
    Değerli Müminler!
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), tabîbü’l-kulûb idi. O, kalplerin tabibiydi. Onun mücadele ettiği insanların ise kalpleri perdeli, gönül haneleri kilitliydi; yürekleri taşlardan dahi daha sertti. Hastalıklı kalplere şifa sunan Allah Resûlü (s.a.s), sol göğsün altında atmakta olan kalbin insan için ne anlama geldiğini çok iyi bilirdi. Bu yüzden sevgili eşi Ümmü Seleme’ye, Allah Resulü’nün en çok hangi duayı ettiği sorulduğunda o, şöyle cevap vermişti: “Ey kalpleri bir halden bir hale çeviren (Allah’ım)! Kalbimi dinin üzere sabit eyle!” [1]
    Kalpleri İmanla Şereflenmiş Aziz Müminler!
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Rabbinden ısrarla kalbini iman üzere sabit kılmasını dilemiştir. Çünkü kalp, yapısı itibariyle değişkendir; halden hale, renkten renge bürünebilmektedir. Allah Resulü’nün ifadesiyle kalp, çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan ve rüzgârla bir oraya bir buraya savrulan kuş tüyü gibidir.[2] Bu yüzden imana da küfre de meyledebilmektedir. Sevgi ve nefret, cesaret ve korkaklık aynı kalpte kendisine yer bulabilmektedir. İslam’dan önce isyanın, küfrün, şirkin yuvası olan kalpler, İslam’la tanıştıktan sonra hilmin, takvanın, muhabbetullahın hanesi olabilmektedir.
    Bununla birlikte hidayete ermiş gönüller, günaha meylederek dalâlete düşebilmektedir. Zira her bir günah ile kalpte siyah bir nokta belirir. Kişinin söylediği her yalan, geride siyah bir leke bırakır.[3] Harama her tenezzül ile kin, nefret, kibir ve nifak ile kalpler biraz daha kararır. Bencillik, cimrilik, haset ve her bir kötülükle siyahlıklar daha da çoğalır. Nihayetinde insan, kalbindeki siyahlıklara alışır. Şeytan da sinsi telkinleriyle kişi ile kalbinin arasına girince, günahlar insana daha masum, daha sevimli hatta daha süslü görünür. Gözleri perdelenen, kalbi mühürlenen, karanlıklara alışan insanın gözü, yüreğindekileri göremez hale gelir. Kaskatı kesilen kalbiyle insan, yaptığı kötülüklerden rahatsız olmadığı gibi, kaçırdığı iyilikler için de pişmanlık duyamaz. Çünkü kalbindeki siyah noktalar, kişinin özünü, masumiyetini, insanlığını yutan kara delikler haline gelmiştir. Böyle insanların kalpleri Kur’ân’ın ifadesiyle, kördür,[4] kilitlidir,[5] mühürlüdür,[6] hastalıklıdır,[7] perdelidir[8] ve taşlardan bile daha serttir.[9]
    Kalb-i Selim Sahibi Değerli Müminler!
    Allah Resulü (s.a.s), kalplerdeki hastalıkların yanında, onların şifa kaynağına da işaret etmiştir. Buna göre eğer insan, kalbi kaskatı kesilmeden, gözlerine perdeler inmeden Rabbinin huzuruna vararak samimiyetle, ihlasla, kalbindeki lekelerden utanarak, günahlarının o ağır yükünü boynunda hissederek O’ndan af dilerse ve tekrar dönmemek üzere günahlarına tövbe ederse kendisini arındırmış olur. Zira kendisine iyilik ve kötülük ilham edilmiş olan insan,[10] hidâyete de dalâlete de meyyal bir yapıya sahiptir. Her insan günah işleyebilir ancak Peygamberimizin ifadesiyle, günah işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir. Hatta tövbe ederek kalbini temizleyen kişi, hiç günahı olmayan kimse gibidir.[11]
    Allah Resûlü (s.a.s), tövbenin yanında yüreklerin saffetini korumaya dair bazı tavsiyelerde bulunmuş böylece ölü kalpler taşıyan insanları, Kalplerin Sahibi ile tanıştırmıştır. Bir defasında, Peygamberimizin torununu öpüp kokladığına şahit olan Akra‘ b. Habis bu durumu hayretle karşılayıp "Sizler çocuklarınızı öper misiniz, hâlbuki biz onları öpüp okşamayız." dediğinde Allah Resulü (s.a.s) ona, "Allah senin kalbinden merhameti çekip almışsa ben ne yapayım?" diyerek sitem etmiştir.[12] Kalbinin katılığından şikâyetçi olan birine, yüreğinin yumuşaması için fakirin ihtiyacını karşılamasını ve yetimin başını okşamasını tavsiye etmiştir.[13] Kendisine iyilik ve kötülüğün ne olduğunu soran Vabisa b. Ma’bed’in göğsüne mübarek elleri ile dokunarak kalbine danışmasını tavsiye etmiş ve safiyetini koruyan kalbin iyi ve kötüyü işaret eden bir pusula, bir mihenk noktası olduğunu ifade eden şu sözleri söylemiştir: "İyilik, kalbinin huzur bulduğu ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar ona onay verseler bile gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir."[14] Buna göre siyah lekelerle kararmamış, ferasetini kaybetmemiş, tövbelerle paslarından arındırılmış bir kalp, hakikatin aynası olabilmektedir.
    Değerli Kardeşlerim!
    O hâlde, bizler de Allah Resûlü’nün öğrettiği şekilde şuur, vicdan, idrak ve imanın merkezi, Rahmân’ın nazargâhı olan gönül hanelerimizi mamur kılalım. Kalplerimiz şefkat ve merhametle yumuşasın. Sevgi bağı ile birbirine bağlansın. Allah’ı anmakla huzur bulsun. Nasuh tövbelerle gönüllerimizi temizleyelim. Yetimlerin yüzlerine tebessümler kondurarak kara lekelerimizi silelim. Paylaşmanın sevinciyle kalplerimizi arındıralım. Çorak yüreklerimizi başkaları için döktüğümüz gözyaşlarımızla yeşertelim. Efendimizin sığındığı gibi Allah’tan korkmayan kalplerden Rabbimize sığınalım. Elinden, dilinden ve kalbinden selamette olunan insanlar olalım. Kalplerimizden kimseye zarar gelmeyeceğinden emin olalım. El, dil, kulak, göz ile birlikte kalplerimizde biriktirdiklerimizin de ortaya konacağı o günde huzura kalb-i selim[15] ile varalım.


    [1] Tirmizî, Deavât, 89.

    [2] İbn Hanbel, IV, 409.

    [3] Muvatta, Kelam, 7.

    [4] Hac, 22/46.

    [5] Muhammed, 47/24.

    [6] Casiye, 45/23.

    [7] Hac, 22/53.

    [8] Bakara, 2/88.

    [9] Bakara, 2/74.

    [10] Şems, 91/8.

    [11] İbn Mace, Zühd, 30.

    [12] Buhari, Edeb, 18.

    [13] İbn Hanbel, II, 264.

    [14] İbn Hanbel, IV, 227.

    [15] Şuarâ, 26/88-89.

    Hazırlayan: Diyanet İşleri Başkanlığı


  11. 07.Mart.2014, 17:20
    6
    Ebu Ducane
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2008
    Üye No: 8931
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: İl Müftülüklerinden 2014 Hutbeler

    Muhterem Mü’minler!
    DİYARBAKIR MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014

    “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.[1]” Okuduğumuz hadis, Rasulullah’ın Hz. Hasan’ı öptüğü bir esnada on çocuğu olup da hiç birini öpmediğini söyleyen Akra’ b. Hâbis’e bir hatırlatmadır.
    Kardeşlerim!
    Anne karnındaki yolculuğu bitip dünyaya gelen çocuk, ne büyük bir heyecan, ne umutlarla karşılanır! Zira Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de belirttiği gibi göz aydınlığıdır[2] o. Dünya hayatının süsü[3] ve eşsiz nimetidir. Ancak her nimet gibi zahmetini de beraberinde yüklenerek hayatımıza gelip yerleşir ve bu hayatta bazen “varlığı”[4]; bazen de “yokluğu” imtihan vesilesi olur bizlere. Onca sınavın ardından kimi zaman verilen emekler karşılığını bulur. Kimi zaman ise gayretler, neticesiz kalır.[5] Fakat ebeveyne düşen, her halükarda sorumluluklarını yerine getirmektir. Özellikle kendisini koruyamayan güçsüz çocuklara karşı daha çok hassas olmak lazımdır.
    Kıymetli Anne-Babalar!
    Bugün çocuklarımızın karne alma günüdür. Tatili de beraberinde getirdiği için sevinç kaynağı olan karne, bazı öğrenciler için korku ve endişe sebebidir. Çocuklarımız başarıya ulaşsa da ulaşmasa da bizler, her zaman onlara sevgimizi hissettirerek yanlarında olmalıyız; başarısı yüksek olan çocuğu uygun seviyede takdir ederken, düşük olan öğrenciyi de incitmemeliyiz. Başarısızlığının sebeplerini araştırıp onu geleceğe umutla yönlendirebilmeliyiz.
    Değerli Kardeşlerim!
    Anne-babanın, çocuklarından herhangi birine daha çok hassas olduğunu göstermesi, acı sonuçlara sebebiyet verebilir. Hz. Yusuf ve kardeşlerinin hikâyesi, bunun en güzel örneğidir. Bu vesileyle çocukları birbirleriyle kıyaslayıp; birini diğerine üstün tutmak, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Efendimiz (s.a.s.), evlatlarına lanet okuyan anne-babaları uyarır,[6] onlarla alay etmeyi, onları küçümsemeyi ve her türlü duygusal yıpratmayı yasaklar. Bazen bilinçsizce sarf edilen “senden adam olmaz”, “bu kafa ile gidersen…”, “gözüme görünme” gibi sözler çocuğun kendini “işe yaramaz” ve “değersiz” görmesine sebep olur. Unutmamalıyız ki, yavrularımıza biçtiğimiz değer, sadece okul başarısından ibaret değildir.
    Kardeşlerim!
    Rabbimiz, evlatlarına şefkat gösteren anne-babaları insanlığa örnek verir. Mesela; tufana maruz kaldığı halde iman etmeyen oğluna “Yavrucuğum”[7] diyerek yumuşak bir ifade ile seslenen Hz Nuh’u; Rabbine verdiği sözden dönmeyen fakat İsmail’ine de kıyamayan Hz. İbrahim’i anlatan ayetlerin[8] üzerinde tekrar tekrar düşünmeye ihtiyaç vardır.
    Muhterem Mü’minler!
    Hz. Peygamberin (s.a.s.) terbiye metodu güç gösterisi ve alternatifsizlik üzerine değil; nasihat ve güzel örneklik üzerine kuruludur. Anne-babaların çocuğun terbiyesi için şiddete başvurmaması ve disiplini şiddet ile bir tutmaması için Sevgili Peygamberimize bakmaları yeterlidir. Hata ettiklerinde telafi imkânını da veren Peygamberimizin, çocukları incitmemek için gösterdiği derin müsamahası; “merhametle terbiye etme” anlayışını göstermektedir.
    Kardeşlerim!
    Ne mutlu Allah’ın kendisine emaneti olan çocuklarını yıpratmadan hayata kazandıranlara! Ne mutlu bu emaneti okutur, ödüllendirir ve cezalandırırken Yüce Rabb’inin rızasına uygun hareket edene! Ne mutlu Cenab-ı Hakk’ın onlar vasıtasıyla rahmetine nail olanlara![9]
    Hazırlayan: Fatma ADSOY / Vaiz

    [1] Buhârî, Edeb, 18.

    [2] Furkan, 25/74.

    [3] Kehf, 18/46.

    [4] EnfâL, 8/28.

    [5] Teğabun, 64/14.

    [6] Müslim, Zühd, 74.

    [7] Hud,11/42.

    [8] Saffât, 37/100-107.

    [9] Müslim, Birr, 148.




  12. 07.Mart.2014, 17:20
    6
    Devamlı Üye
    Muhterem Mü’minler!
    DİYARBAKIR MÜFTÜLÜĞÜ CUMA HUTBELERİ 2014

    “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.[1]” Okuduğumuz hadis, Rasulullah’ın Hz. Hasan’ı öptüğü bir esnada on çocuğu olup da hiç birini öpmediğini söyleyen Akra’ b. Hâbis’e bir hatırlatmadır.
    Kardeşlerim!
    Anne karnındaki yolculuğu bitip dünyaya gelen çocuk, ne büyük bir heyecan, ne umutlarla karşılanır! Zira Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de belirttiği gibi göz aydınlığıdır[2] o. Dünya hayatının süsü[3] ve eşsiz nimetidir. Ancak her nimet gibi zahmetini de beraberinde yüklenerek hayatımıza gelip yerleşir ve bu hayatta bazen “varlığı”[4]; bazen de “yokluğu” imtihan vesilesi olur bizlere. Onca sınavın ardından kimi zaman verilen emekler karşılığını bulur. Kimi zaman ise gayretler, neticesiz kalır.[5] Fakat ebeveyne düşen, her halükarda sorumluluklarını yerine getirmektir. Özellikle kendisini koruyamayan güçsüz çocuklara karşı daha çok hassas olmak lazımdır.
    Kıymetli Anne-Babalar!
    Bugün çocuklarımızın karne alma günüdür. Tatili de beraberinde getirdiği için sevinç kaynağı olan karne, bazı öğrenciler için korku ve endişe sebebidir. Çocuklarımız başarıya ulaşsa da ulaşmasa da bizler, her zaman onlara sevgimizi hissettirerek yanlarında olmalıyız; başarısı yüksek olan çocuğu uygun seviyede takdir ederken, düşük olan öğrenciyi de incitmemeliyiz. Başarısızlığının sebeplerini araştırıp onu geleceğe umutla yönlendirebilmeliyiz.
    Değerli Kardeşlerim!
    Anne-babanın, çocuklarından herhangi birine daha çok hassas olduğunu göstermesi, acı sonuçlara sebebiyet verebilir. Hz. Yusuf ve kardeşlerinin hikâyesi, bunun en güzel örneğidir. Bu vesileyle çocukları birbirleriyle kıyaslayıp; birini diğerine üstün tutmak, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Efendimiz (s.a.s.), evlatlarına lanet okuyan anne-babaları uyarır,[6] onlarla alay etmeyi, onları küçümsemeyi ve her türlü duygusal yıpratmayı yasaklar. Bazen bilinçsizce sarf edilen “senden adam olmaz”, “bu kafa ile gidersen…”, “gözüme görünme” gibi sözler çocuğun kendini “işe yaramaz” ve “değersiz” görmesine sebep olur. Unutmamalıyız ki, yavrularımıza biçtiğimiz değer, sadece okul başarısından ibaret değildir.
    Kardeşlerim!
    Rabbimiz, evlatlarına şefkat gösteren anne-babaları insanlığa örnek verir. Mesela; tufana maruz kaldığı halde iman etmeyen oğluna “Yavrucuğum”[7] diyerek yumuşak bir ifade ile seslenen Hz Nuh’u; Rabbine verdiği sözden dönmeyen fakat İsmail’ine de kıyamayan Hz. İbrahim’i anlatan ayetlerin[8] üzerinde tekrar tekrar düşünmeye ihtiyaç vardır.
    Muhterem Mü’minler!
    Hz. Peygamberin (s.a.s.) terbiye metodu güç gösterisi ve alternatifsizlik üzerine değil; nasihat ve güzel örneklik üzerine kuruludur. Anne-babaların çocuğun terbiyesi için şiddete başvurmaması ve disiplini şiddet ile bir tutmaması için Sevgili Peygamberimize bakmaları yeterlidir. Hata ettiklerinde telafi imkânını da veren Peygamberimizin, çocukları incitmemek için gösterdiği derin müsamahası; “merhametle terbiye etme” anlayışını göstermektedir.
    Kardeşlerim!
    Ne mutlu Allah’ın kendisine emaneti olan çocuklarını yıpratmadan hayata kazandıranlara! Ne mutlu bu emaneti okutur, ödüllendirir ve cezalandırırken Yüce Rabb’inin rızasına uygun hareket edene! Ne mutlu Cenab-ı Hakk’ın onlar vasıtasıyla rahmetine nail olanlara![9]
    Hazırlayan: Fatma ADSOY / Vaiz

    [1] Buhârî, Edeb, 18.

    [2] Furkan, 25/74.

    [3] Kehf, 18/46.

    [4] EnfâL, 8/28.

    [5] Teğabun, 64/14.

    [6] Müslim, Zühd, 74.

    [7] Hud,11/42.

    [8] Saffât, 37/100-107.

    [9] Müslim, Birr, 148.







+ Yorum Gönder