Konusunu Oylayın.: İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?
  1. 08.Ekim.2013, 17:19
    1
    Misafir

    İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?

  2. 08.Ekim.2013, 18:27
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?




    İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?



    a) Evvela elmas ruhlu olanlarla kömür ruhlu olanların birbirinden ayrılması, insanların durumuna baksa bile, bunu isteyen -insan değil- Allah’tır. Demek ki, bu olumlu ve olumsuz yapıların birbirinden ayrılmasını isteyen Allah’tır. Allah, böyle bir tabloyu görmek ister. Ezeli ilmiyle neyin nasıl olacağını bilmesi ayrıdır, dış dünyada bunların tezahür etmesi ayrıdır. İmtihanda, dış dünyada yansımaların görülmesi söz konusudur.

    “Müminler sadece “İman ettik” demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler? Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.” (Ankebut, 29/2-3) mealindeki ayetlerde, Allah’ın iyilik ve kötülüğün bizzat dış dünyada tezahür etmesini sağlamak için imtihan açtığına işaret edilmiştir. Demek ki, elmas ruhluları ve kömür ruhluları belirlenmesi hususu Allah’ın kendisiyle yakından ilişkisi vardır.

    b) İmtihanın en önemli boyutu, imtihanın neticesidir. Kazananlarla kazanmayanların durumunu değerlendirmektir. Bu değerlendirmenin yapıldığı ahiret âlemi, Allah’ın sonsuz adaletinin yansıma alanı bulduğu bir yer olacaktır. Çünkü dünya, ilahî adaletin tamamen tezahür etmesine elverişli değildir. Allah kâinatta -adeta- sayısız sanat eserlerini yaratmakla kendi yaratıcılığını görmek istediği gibi, adaletinin bütün tezahürlerini -öteki âlemde- tam olarak görmek için de burada imtihanı düzenlemiştir.

    c) Allah’ın sonsuz rahmet ve keremi vardır. Bu kerem ve rahmetin tecelli etmesi, lütuf ve ihsanların devam etmesi, ancak ebedi bir âlemin varlığıyla mümkündür. (bk. Nursi, Sözler, Onuncu Söz)

    Cennet böyle bir görevi yapmaya elverişlidir. Ancak, Allah’ın sonsuz rahmetinin tecellisi, rahmete layık olanlara yönelik tezahür etmek ister. Yoksa iyilerle kötülerin aynı kefeye konması, rahmetin dikkatli tecellisiyle bağdaşmadığı gibi, hakiki adaletle de bağdaşmaz.

    d) Allah’ın celal ve cemal şeklinde tecelli eden iki tür sıfatları vardır. Bu farklı sıfatlar, farklı tecelli etmek ister. Nitekim O, Rahman ve Rahîm olarak kendini bize takdim ettiği gibi, Azîz ve Celil olarak da kendini bize tanıtmaktadır.

    Rahmet ve şefkat itaat edenleri mükâfatlandırmak suretiyle onları kucaklamayı istediği gibi, izzet ve celal de isyan edenleri tokatlamak suretiyle onlara hadlerini bildirmek ister.

    Cennet ve cehennem bunun için vardır. İmtihan olmazsa, cennet ve cehennem olmaz. Cennet ve cehennem olmazsa ezeli ve ebedi olan bu farklı sıfatların ebedi olarak tezahür eden tecellileri olmaz.

    e) Allah’ın verdiği kararlar bir illete bağlı değildir. Onun tercihi illetin kendisidir. Örneğin, dünyayı yoktan var etmesi, bunu gerektiren bir illetten ziyade onun tercihinin sonucu olarak var olmuştur. Allah’ın kendi celal ve cemalini görmek istemesi, işin bir hikmetidir. Karar mercii olan Allah’ın tercihi başka bir sebep istemez.

    Bu açıdan bakıldığı zaman, denilebilir ki, imtihanın açılması Allah’ın bir tercihidir. İsteseydi açmayabilirdi. Fakat “imtihanın olup olmaması” konusunda tercihini “bunun olması” yönünde kullandığı için imtihan olmuştur.

    “Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin “Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım” hükmü kesinleşmiştir.” (Secde, 32/13) mealindeki ayette bu hakikate işaret edilmiştir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 08.Ekim.2013, 18:27
    2
    Devamlı Üye



    İmtihan sırrının Allah’a bakan yönü nedir?



    a) Evvela elmas ruhlu olanlarla kömür ruhlu olanların birbirinden ayrılması, insanların durumuna baksa bile, bunu isteyen -insan değil- Allah’tır. Demek ki, bu olumlu ve olumsuz yapıların birbirinden ayrılmasını isteyen Allah’tır. Allah, böyle bir tabloyu görmek ister. Ezeli ilmiyle neyin nasıl olacağını bilmesi ayrıdır, dış dünyada bunların tezahür etmesi ayrıdır. İmtihanda, dış dünyada yansımaların görülmesi söz konusudur.

    “Müminler sadece “İman ettik” demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler? Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.” (Ankebut, 29/2-3) mealindeki ayetlerde, Allah’ın iyilik ve kötülüğün bizzat dış dünyada tezahür etmesini sağlamak için imtihan açtığına işaret edilmiştir. Demek ki, elmas ruhluları ve kömür ruhluları belirlenmesi hususu Allah’ın kendisiyle yakından ilişkisi vardır.

    b) İmtihanın en önemli boyutu, imtihanın neticesidir. Kazananlarla kazanmayanların durumunu değerlendirmektir. Bu değerlendirmenin yapıldığı ahiret âlemi, Allah’ın sonsuz adaletinin yansıma alanı bulduğu bir yer olacaktır. Çünkü dünya, ilahî adaletin tamamen tezahür etmesine elverişli değildir. Allah kâinatta -adeta- sayısız sanat eserlerini yaratmakla kendi yaratıcılığını görmek istediği gibi, adaletinin bütün tezahürlerini -öteki âlemde- tam olarak görmek için de burada imtihanı düzenlemiştir.

    c) Allah’ın sonsuz rahmet ve keremi vardır. Bu kerem ve rahmetin tecelli etmesi, lütuf ve ihsanların devam etmesi, ancak ebedi bir âlemin varlığıyla mümkündür. (bk. Nursi, Sözler, Onuncu Söz)

    Cennet böyle bir görevi yapmaya elverişlidir. Ancak, Allah’ın sonsuz rahmetinin tecellisi, rahmete layık olanlara yönelik tezahür etmek ister. Yoksa iyilerle kötülerin aynı kefeye konması, rahmetin dikkatli tecellisiyle bağdaşmadığı gibi, hakiki adaletle de bağdaşmaz.

    d) Allah’ın celal ve cemal şeklinde tecelli eden iki tür sıfatları vardır. Bu farklı sıfatlar, farklı tecelli etmek ister. Nitekim O, Rahman ve Rahîm olarak kendini bize takdim ettiği gibi, Azîz ve Celil olarak da kendini bize tanıtmaktadır.

    Rahmet ve şefkat itaat edenleri mükâfatlandırmak suretiyle onları kucaklamayı istediği gibi, izzet ve celal de isyan edenleri tokatlamak suretiyle onlara hadlerini bildirmek ister.

    Cennet ve cehennem bunun için vardır. İmtihan olmazsa, cennet ve cehennem olmaz. Cennet ve cehennem olmazsa ezeli ve ebedi olan bu farklı sıfatların ebedi olarak tezahür eden tecellileri olmaz.

    e) Allah’ın verdiği kararlar bir illete bağlı değildir. Onun tercihi illetin kendisidir. Örneğin, dünyayı yoktan var etmesi, bunu gerektiren bir illetten ziyade onun tercihinin sonucu olarak var olmuştur. Allah’ın kendi celal ve cemalini görmek istemesi, işin bir hikmetidir. Karar mercii olan Allah’ın tercihi başka bir sebep istemez.

    Bu açıdan bakıldığı zaman, denilebilir ki, imtihanın açılması Allah’ın bir tercihidir. İsteseydi açmayabilirdi. Fakat “imtihanın olup olmaması” konusunda tercihini “bunun olması” yönünde kullandığı için imtihan olmuştur.

    “Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin “Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım” hükmü kesinleşmiştir.” (Secde, 32/13) mealindeki ayette bu hakikate işaret edilmiştir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder