Konusunu Oylayın.: Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 10 kişi
Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler
  1. 06.Ekim.2013, 22:55
    1
    Misafir

    Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler






    Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler Mumsema Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler


  2. 10.Kasım.2013, 16:30
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Kısa Sözler




    Kutlu Doğum Haftası ve Kısa Sözleri

    Bizde Ensar anlayışı sadece tatlı bir hatıra olarak bulunuyor. Muhacir olmak sadece Mekkeden gelmek değil, Ensar olmak için de Medineli olmak şart değil, biliyorum. Ama ümmetin çoğu bunu bilse bile, idrak edemiyor.
    Efendim, Çeçenistandan muhacir olarak İstanbula gelenler, dullar ve yetimler Ensarın yardımına muhtaç. Hiçbir dönemde yaşanmamış bir bolluk ve refah içerisinde olmamıza rağmen, muhacir var, ensar çok az. Gemisini kurtaran kaptan anlayışını bize öğreten sen değildin. Sen bize kardeşi açken tok yatan bizden değildir demiştin.

    Senin o gül kokunu özlemek, senin için methiyeler yazmak, kıyamet günü ALLAHın izniyle senden şefaat beklemek ümmetinin hakkıdır. Nerede o ümmet dersem, bunu günümüz Müslümanları için aleyhte şahitlik olarak kabul etmeyin. Bu çabam sadece insanlara, Ensar dan olmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek için.

    Seni, bizlere ve alemlere rahmet olarak gönderen Yüce ALLAH (c.c.), bizlere acısın, bizlere mağfiret etsin. Seni seven gönülleri mahzun etmesin. Öyle insanlar biliyorum ki, adın anıldığında büyük bir özlemle iç geçiriyorlar.
    Öyle insanlar biliyorum ki, senin o mübarek makamını ziyaret etmek için can atıyorlar. İşte bu ümmete, Rabbim ümmet olma şuurunu da nasip etsin, inşALLAH. Ensar olmanın ne demek olduğunu idrak etmemiz için bizlere bir anlayış ve kavrayış versin.

    Ateşle imtihan olduğumuz böyle bir zamanda, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz feraset ve dirayet için her şeye Kadir olan ALLAH (c.c.) bizlere yardımcı olsun.

    VAHDETİN GÜLÜ

    Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.

    Bahardı...

    Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan
    insanlardı... Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve
    zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı...

    Bahardı...

    İçerde, û‚mine’nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu
    vardı... Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı. Arasına sınır taşları
    dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı. Gece seherlere
    uzardı ve dudaklarında û‚mine’nin “Gülüm! ” diyen bir gülümseme
    tekrarbetekrardı.

    Sevgili o gece bir “Gül” oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün
    çıkardı.

    Gel ey vahdetin Gül’ü, hasretin Gül’ü... Kokunla gel ve renginle gel! ..
    İlhamın ve âhenginle gel! .. Aşkınla olmazsa sevginle gel! .. Gel ki serazad
    kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen
    kelebeklere... Gel de, gizemli alfabelerle yazılmış mektuplarını bebekler
    okusun; gel, kınalı parmaklar tezgahlarda cümle cümle şiirlerini dokusun...

    Ay vurgunu gecelere şavkı dökülsün nurunun, neyler üveyiklere ağlasın ve
    ölümsüz besteleri Gül adına çalınsın aşk tanburunun.

    Gel ey günlüklerde yığın yığın gözyaşlarıyla kararan bahtımızı Gül’e
    döndüren Haberci...

    Gel ey, sevgilerinden sıyrılan vicdanları mor salkımlı
    zamanlarda kurtuluşa ulaştıracak Elçi...

    Şafaklarına kırağı düşmüş
    aldanışları pişmanlıkla yuyup yıkayan ihtiyar adamlar ve genç kızlar için
    gel, aşksızlığının kör akşamlarını mezar taşlarında tekrar be tekrar okuyan
    dolunaylar ve yıldızlar için gel. Yıldızlarına uyabilelim diye bizi
    şevklendirmek ve şavklandırmak için de gel; birimizi birimize sevdirmek,
    birimizle birimizi sevindirmek için de gel... Mekanların daraldığı ve
    zamanların dürüldüğü depremler gibi gel ve titret içimizi Sevgili... Ta ki
    bülbüller bir Gül için söylesin en müstesna şarkılarını:

    Kâşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihân
    Sözümüz cümle hemân kıssai cânân olsa

    Gül’e söz verelim, defterimizdeki karaları aklamak için... Gül’ü sevdiğimizi
    söyleyelim, içimizdeki kirleri paklamak için...

    Aç bir karnı doyuralım Gül adına, Hakk’ın da kuşları rızıklandırdığını
    hatırlayıp... Sıkıntıdaki dostun imdadına koşalım Gül’ü anarak, gül alalım,
    gül satalım...

    Hayırlı işlere önayak olalım Gül çağında, ta ki ateş vaktinde
    güller açsın yüzümüz... Bir merhabayı Gül hatırına söyleyelim
    küstüklerimize, hani helal lokma yer gibi...

    Doğrulardan ve iyilerden
    çoğaltalım dostlarımızı Gül bahçesinde, ta ki bir sarsılışla sarsıldığımızda
    arkadaşlardan saysın yıldızlar bizi. Ve ağlayalım hasretiyle Gül’ün, ki
    arıtsın bağrımızın pasını yaşlar... Göz son kez kapanmadan, birkaç damla ile
    olsun... İnci, mercan hediye!..

    Bir Aşk Masalı:

    Kıl şebistânı müşerref kim nisârun kılmağa

    Rişteden dürler çeküp cem’ eylemiş dâmâne şem

    Diyor ki Fuzulî:
    Bir âşık varmış vaktiyle; muma benzeyen bir âşık... Mum gibi yalnız,
    mumleyin başında ateş... Yanar yakılırmış geceler boyu ve gönül ateşiyle
    aydınlatmaya çalışırmış hicranın ve hasretin karanlıklarını... Hiç uyumaz,
    dilinde sevgili adı, göz kapıda, beklermiş durmadan... Gecelerden bir gece,
    belki bir vuslat gecesi olur da sevgili geliverir diye umutlanır, bu umutla
    tıpkı mum gibi can ipinden inciler döker, ve eteklerinde biriktirirmiş yığın
    yığın... Ta ki sevgili geldiğinde hazırlıksız yakalanmış olmasın ve yüz
    görümlüğü olarak ayağına saçacağı incileri bulunsun...

    Gül yüzüne bakacak yüz ver bize Taala! ... Vuslat için aşk ver bize
    Allah'im! ..



  3. 10.Kasım.2013, 16:30
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Kutlu Doğum Haftası ve Kısa Sözleri

    Bizde Ensar anlayışı sadece tatlı bir hatıra olarak bulunuyor. Muhacir olmak sadece Mekkeden gelmek değil, Ensar olmak için de Medineli olmak şart değil, biliyorum. Ama ümmetin çoğu bunu bilse bile, idrak edemiyor.
    Efendim, Çeçenistandan muhacir olarak İstanbula gelenler, dullar ve yetimler Ensarın yardımına muhtaç. Hiçbir dönemde yaşanmamış bir bolluk ve refah içerisinde olmamıza rağmen, muhacir var, ensar çok az. Gemisini kurtaran kaptan anlayışını bize öğreten sen değildin. Sen bize kardeşi açken tok yatan bizden değildir demiştin.

    Senin o gül kokunu özlemek, senin için methiyeler yazmak, kıyamet günü ALLAHın izniyle senden şefaat beklemek ümmetinin hakkıdır. Nerede o ümmet dersem, bunu günümüz Müslümanları için aleyhte şahitlik olarak kabul etmeyin. Bu çabam sadece insanlara, Ensar dan olmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek için.

    Seni, bizlere ve alemlere rahmet olarak gönderen Yüce ALLAH (c.c.), bizlere acısın, bizlere mağfiret etsin. Seni seven gönülleri mahzun etmesin. Öyle insanlar biliyorum ki, adın anıldığında büyük bir özlemle iç geçiriyorlar.
    Öyle insanlar biliyorum ki, senin o mübarek makamını ziyaret etmek için can atıyorlar. İşte bu ümmete, Rabbim ümmet olma şuurunu da nasip etsin, inşALLAH. Ensar olmanın ne demek olduğunu idrak etmemiz için bizlere bir anlayış ve kavrayış versin.

    Ateşle imtihan olduğumuz böyle bir zamanda, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz feraset ve dirayet için her şeye Kadir olan ALLAH (c.c.) bizlere yardımcı olsun.

    VAHDETİN GÜLÜ

    Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.

    Bahardı...

    Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan
    insanlardı... Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve
    zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı...

    Bahardı...

    İçerde, û‚mine’nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu
    vardı... Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı. Arasına sınır taşları
    dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı. Gece seherlere
    uzardı ve dudaklarında û‚mine’nin “Gülüm! ” diyen bir gülümseme
    tekrarbetekrardı.

    Sevgili o gece bir “Gül” oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün
    çıkardı.

    Gel ey vahdetin Gül’ü, hasretin Gül’ü... Kokunla gel ve renginle gel! ..
    İlhamın ve âhenginle gel! .. Aşkınla olmazsa sevginle gel! .. Gel ki serazad
    kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen
    kelebeklere... Gel de, gizemli alfabelerle yazılmış mektuplarını bebekler
    okusun; gel, kınalı parmaklar tezgahlarda cümle cümle şiirlerini dokusun...

    Ay vurgunu gecelere şavkı dökülsün nurunun, neyler üveyiklere ağlasın ve
    ölümsüz besteleri Gül adına çalınsın aşk tanburunun.

    Gel ey günlüklerde yığın yığın gözyaşlarıyla kararan bahtımızı Gül’e
    döndüren Haberci...

    Gel ey, sevgilerinden sıyrılan vicdanları mor salkımlı
    zamanlarda kurtuluşa ulaştıracak Elçi...

    Şafaklarına kırağı düşmüş
    aldanışları pişmanlıkla yuyup yıkayan ihtiyar adamlar ve genç kızlar için
    gel, aşksızlığının kör akşamlarını mezar taşlarında tekrar be tekrar okuyan
    dolunaylar ve yıldızlar için gel. Yıldızlarına uyabilelim diye bizi
    şevklendirmek ve şavklandırmak için de gel; birimizi birimize sevdirmek,
    birimizle birimizi sevindirmek için de gel... Mekanların daraldığı ve
    zamanların dürüldüğü depremler gibi gel ve titret içimizi Sevgili... Ta ki
    bülbüller bir Gül için söylesin en müstesna şarkılarını:

    Kâşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihân
    Sözümüz cümle hemân kıssai cânân olsa

    Gül’e söz verelim, defterimizdeki karaları aklamak için... Gül’ü sevdiğimizi
    söyleyelim, içimizdeki kirleri paklamak için...

    Aç bir karnı doyuralım Gül adına, Hakk’ın da kuşları rızıklandırdığını
    hatırlayıp... Sıkıntıdaki dostun imdadına koşalım Gül’ü anarak, gül alalım,
    gül satalım...

    Hayırlı işlere önayak olalım Gül çağında, ta ki ateş vaktinde
    güller açsın yüzümüz... Bir merhabayı Gül hatırına söyleyelim
    küstüklerimize, hani helal lokma yer gibi...

    Doğrulardan ve iyilerden
    çoğaltalım dostlarımızı Gül bahçesinde, ta ki bir sarsılışla sarsıldığımızda
    arkadaşlardan saysın yıldızlar bizi. Ve ağlayalım hasretiyle Gül’ün, ki
    arıtsın bağrımızın pasını yaşlar... Göz son kez kapanmadan, birkaç damla ile
    olsun... İnci, mercan hediye!..

    Bir Aşk Masalı:

    Kıl şebistânı müşerref kim nisârun kılmağa

    Rişteden dürler çeküp cem’ eylemiş dâmâne şem

    Diyor ki Fuzulî:
    Bir âşık varmış vaktiyle; muma benzeyen bir âşık... Mum gibi yalnız,
    mumleyin başında ateş... Yanar yakılırmış geceler boyu ve gönül ateşiyle
    aydınlatmaya çalışırmış hicranın ve hasretin karanlıklarını... Hiç uyumaz,
    dilinde sevgili adı, göz kapıda, beklermiş durmadan... Gecelerden bir gece,
    belki bir vuslat gecesi olur da sevgili geliverir diye umutlanır, bu umutla
    tıpkı mum gibi can ipinden inciler döker, ve eteklerinde biriktirirmiş yığın
    yığın... Ta ki sevgili geldiğinde hazırlıksız yakalanmış olmasın ve yüz
    görümlüğü olarak ayağına saçacağı incileri bulunsun...

    Gül yüzüne bakacak yüz ver bize Taala! ... Vuslat için aşk ver bize
    Allah'im! ..






+ Yorum Gönder