Konusunu Oylayın.: Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir?
  1. 03.Ekim.2013, 01:16
    1
    Misafir

    Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir?






    Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir? Mumsema Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir?


  2. 03.Ekim.2013, 01:16
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Ekim.2013, 17:40
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kur’an’ın dört ana konusunun tevhid nübüvvet haşir ve adalet-ibadet arasındaki ilişki nedir?




    1) Kur’an’ın birinci maksadı, Allah’ın varlığını ve birliğini tanıtmaktır.

    İnsanın fıtratında var olan inanma ihtiyacı, Allah’ın zatında ve sıfatlarında hiçbir ortağı olmadığına, tek olduğuna inanmakla tatmin olur. Bunun için Kur’ân insanı tevhid inancına çağır.

    “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) mealindeki ayette Allah’a iman ve ona ibadet etmeyi ders vermektedir.

    2) Kur’an’ın ikinci maksadı, nübüvvet ve özellikle Hz. Muhammed’in nübüvvetidir. Çünkü, Allah’ı bize tanıtan en büyük muarrif ve ona nasıl kulluk yapılacağını ders veren en büyük muallim Hz. Peygamberdir ve peygamberlerdir.

    “Bütün insanlar bir tek ümmet teşkil ediyorlardı. Aralarında ihtilâflar başlayınca, Allah onlara içlerinden müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Onların beraberinde, insanlar arasında hükmetmek için, kitap ve hikmeti gönderdi ki, ihtilâf ettikleri konularda aralarında hükmetsin.” (Bakara, 2/213) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, insanlar, ilk insan Adem peygamberin rehberliğinde Allah’ın vahdaniyeti başta olmak üzere hak dinin hakiketlerinde birleşmişlerdi. Ancak zamanla, farklı yollara sapmış, bir kısmı tevhid inancından ayrılmış olduğundan aralarında ihtilaflar çıkmıştı.

    İşte bütün peygamberler başta tevhid ve haşir inancı olmak üzere, imanın temel esaslarını ders vermek üzere uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderildiler. “Senden önce de, gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başka bir varlık değildiler. Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına sorunuz. Evet, belgeler, mûcizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da ey Resulüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar.” (Nahl, 16/43-44)mealindeki ayetlerde peygamberler ve özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve Allah’ın vahyini insanlara anlatmak üzere gönderildiğine dikkat çekilmiştir.

    Kur’ân peygamberleri ve en son da Hz. Muhammed’in (asm), üsve-i hasene olarak gönderildiğini beyan etmektedir. (bk. Ahzab, 33/21) Bu güzel örneklik, peygamberlerin ve en son Hz. Muhammed’in iman, ibadet ve ahlâklarında gözükür. Bu yüzden Peygamberimizin ahlâkı Kur’ân’da “yüce ahlâk” olarak övülmüştür. (Kalem, 68/4)

    Bu yüzden biz insanların en çok muhtaç olduğumuz şey, başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün peygamberlerin hayatları boyunca sergiledikleri güzel ahlâktır. Sabırlı olmayı, sevgi ve şefkatle dolu olmayı ve insanların imanlarını kurtarmaya hizmet etmeyi ve bunun karşılığında hiçbir ücret almamayı, sebat etmeyi hep peygamberlerden öğreniriz. Bunun için Kur’ân peygamber kıssalarını bize anlatır; anlatmakla kalmaz bir de bir çok sûrede tekrar eder. Çünkü bizim onların güzel örnekliklerine her zaman ihtiyacımız vardır.

    3) Haşir akidesi ancak peygamberler vasıtasıyla tam anlaşılabilen bir hakikattir. Allah’a ve peygambere iman etmeyen bir kimsenin yeniden dirilişe iman etmesi düşünülemez. “Biz o elçileri rahmetimizin (cennetin) müjdecileri, cezamızın (cehennemin) habercileri olarak gönderdik. Ta ki resullerden sonra, artık insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir bahaneleri kalmasın. Allah aziz ve hakîmdir/mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa, 4/165) mealindeki ayette, hem Allah’a, hem peygambere hem de ahiret alemine işaret edilmiştir. Çünkü, cennet ve cehennem Allah’ın varlığını gerektirir. İnsanları bu konuda uyaran ve müjdeleyenler de ancak peygamberlerdir.

    İnsanın güzel ahlâklı olması için iman ve peygamberleri örnek alması yetmez. Eğer yapılacak kötülüklere karşılık ceza, iyiliklere karşılık da mükâfat alma inancı olmazsa, insanın toplum halinde huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmesi imkânsızdır. Bu yüzden ahiret inancı, iyilikleri yapmaya, kötülüklerden uzaklaştırmaya sevk eder. İyi insanlar hesaplarını kolayca verip cennete gidecekleri ve orada sayısız nimetlere kavuşacaklarıyla ilgili âyetler, insanları o ebedî mutluluk diyarına gitmek için dikkatli olmaya sevk eder.

    Bunun yolu Allah’ı razı etmekten geçer. Bu da imandan sonra yapılacak amelleri ihlâslı bir şekilde yapmayı gerektirir. Aynı zamanda inançsız, münafık ve müşrik insanların, bir de günahları sevaplarından çok olanların cehenneme gideceğinin anlatılması, onların orada çekecekleri elemlerin etkili bir şekilde tasvir edilmesi, insanın yapmayı düşündüğü kötülüklerden uzaklaştırır. Eğer bu inanç olmasa, insanlar bencil, zalim, ahlâksız, mütecaviz, kibirli, gururlu hasılı kötü ahlâkta sınır tanımaz olur çıkarlar.

    4-a) İbadetin olması her şeyden önce bir tek Allah’a imanla mümkündür. Çünkü hakiki mabud olmadan ibadet olamaz. Peygamber olmadan ibadetin nasıl yapılacağını bilmemiz mümkün değildir. İbadetin bir katma değer ifade etmesi için bir karşılığının olması gerekir. İtaat edenlere mükâfat, isyan edenlere cezanın olmadığı bir yerde ibadetin bir özgül ağırlığından söz edilemez.

    “Celalim hakkı için, Biz Nûh’u resul olarak halkına gönderdik. “Ey halkım!” dedi, “Yalnız Allah’a ibadet edin. Ondan başka tanrınız yoktur. Bunu yapmazsanız, korkarım ki müthiş bir günün azabı tepenize inecektir.” (Araf, 7/59) mealindeki ayette ve Araf suresinde daha bir çok ayette her peygamberin kavmine çağrıda bulunduğu ilk iş, Allah’a iman ve ona kulluk edip ibadet etmeleridir.

    4-b) Adalet kavramı da dinlerin en büyük gayelerinden biridir. İnsanların gerçek anlamda birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmelerini sağlama işi, insanların vicdanlarına havale edilemeyecek kadar önemlidir.

    Bu sebepledir ki, Allah bir yandan peygamberlerini göndererek, bir yandan da zalimler için büyük bir cezanın olduğu ilan ederek adalet işini dinin temel esaslarından biri yapmıştır.

    “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide, 5 /8) mealindeki ayet ve benzerlerinde müminlerin hatta düşmanlarına karşı bile adaletli olmaları tavsiye edilmektedir.

    Zira Allah’ın bir ism-i celili ADL’dir. Bu simin kulları üzerinde de tecelli etmesini dileyen rabbimiz Kur’an’da defalarca adaleti emrettiği gibi, adaletten ayrılan zalimleri de sevmediğini ilan etmiştir.

    İnsan kâinatın küçük bir misali olduğu gibi, Fatiha suresi de Kur’an'ın nurlu bir timsalidir.

    Bu nedenle, bu dört maksat Fatiha suresinde de mevcuttur.

    Bu sure, bütün hamdin Allah’a has olduğunu beyan ile başlar. Bu ise tevhidi ifade eder.

    Daha sonra, Allah’ın bütün âlemlerin yegane Rabbi olduğuna, “Rabbül âlemin” ismiyle vurgu yapılır. Bu da yine tevhidin, tevhid-i rububiyetin ilanıdır.

    "Maliki yevmiddin", haşir ayetlerinin; "iyya ke na’büdü" ise ibadet ayetlerinin birer temsilcisi gibidirler.

    Sırat-ı müstakim üzere bulunan ve kendisine İlâhî in’amların, ihsanların edildiği (enamte aleyhim) zümre ise, başta peygamberler olmak üzere “sıdıklar, şehitler ve salihler"dir.

    Öte yandan, Kur’an-ı Kerim'de ne kadar İlahi isim geçmişse bunları temsil etmek üzere Allah, Rahmân ve Rahîm isimleri zikredilmiştir. Maliki yevmiddin de bir İlahi isim olmakla birlikte, yukarıda geçtiği üzere bu isim haşir ayetlerinin tümünü temsil eder.

    Bütün dua ayetleri “iyya ke nestein”de özetlenmiştir.

    Allah’ın gazabına uğramış ve O’nun nurlu yolundan sapmış bulunun bütün insanlar ise “mağdup” ve"dâllîn” kelimelerinde özet olarak mevcutturlar.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

    Kur’ân; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadetten oluşan dört ana unsuru, insanı gerçek bir insan haline getirmek için çok önemli bir rol oynamaktadır.

    Bu yüzden, bu dört unsurun öncelikli kendimizde, sonra çocuklarımızda, sonra diğer insanlarda yerleşmesi için özel bir çaba göstermek gerekir.

    Bunu yapmakla bir taraftan kendimizin ve başkalarının ahiretlerini kurtarırken, diğer taraftan dünyada da mutlu ve umutlu insanların yetişmesine katkı sağlamış oluruz.

    Sorularla islamiyet



  4. 03.Ekim.2013, 17:40
    2
    Moderatör



    1) Kur’an’ın birinci maksadı, Allah’ın varlığını ve birliğini tanıtmaktır.

    İnsanın fıtratında var olan inanma ihtiyacı, Allah’ın zatında ve sıfatlarında hiçbir ortağı olmadığına, tek olduğuna inanmakla tatmin olur. Bunun için Kur’ân insanı tevhid inancına çağır.

    “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) mealindeki ayette Allah’a iman ve ona ibadet etmeyi ders vermektedir.

    2) Kur’an’ın ikinci maksadı, nübüvvet ve özellikle Hz. Muhammed’in nübüvvetidir. Çünkü, Allah’ı bize tanıtan en büyük muarrif ve ona nasıl kulluk yapılacağını ders veren en büyük muallim Hz. Peygamberdir ve peygamberlerdir.

    “Bütün insanlar bir tek ümmet teşkil ediyorlardı. Aralarında ihtilâflar başlayınca, Allah onlara içlerinden müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Onların beraberinde, insanlar arasında hükmetmek için, kitap ve hikmeti gönderdi ki, ihtilâf ettikleri konularda aralarında hükmetsin.” (Bakara, 2/213) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, insanlar, ilk insan Adem peygamberin rehberliğinde Allah’ın vahdaniyeti başta olmak üzere hak dinin hakiketlerinde birleşmişlerdi. Ancak zamanla, farklı yollara sapmış, bir kısmı tevhid inancından ayrılmış olduğundan aralarında ihtilaflar çıkmıştı.

    İşte bütün peygamberler başta tevhid ve haşir inancı olmak üzere, imanın temel esaslarını ders vermek üzere uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderildiler. “Senden önce de, gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başka bir varlık değildiler. Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına sorunuz. Evet, belgeler, mûcizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da ey Resulüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar.” (Nahl, 16/43-44)mealindeki ayetlerde peygamberler ve özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve Allah’ın vahyini insanlara anlatmak üzere gönderildiğine dikkat çekilmiştir.

    Kur’ân peygamberleri ve en son da Hz. Muhammed’in (asm), üsve-i hasene olarak gönderildiğini beyan etmektedir. (bk. Ahzab, 33/21) Bu güzel örneklik, peygamberlerin ve en son Hz. Muhammed’in iman, ibadet ve ahlâklarında gözükür. Bu yüzden Peygamberimizin ahlâkı Kur’ân’da “yüce ahlâk” olarak övülmüştür. (Kalem, 68/4)

    Bu yüzden biz insanların en çok muhtaç olduğumuz şey, başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün peygamberlerin hayatları boyunca sergiledikleri güzel ahlâktır. Sabırlı olmayı, sevgi ve şefkatle dolu olmayı ve insanların imanlarını kurtarmaya hizmet etmeyi ve bunun karşılığında hiçbir ücret almamayı, sebat etmeyi hep peygamberlerden öğreniriz. Bunun için Kur’ân peygamber kıssalarını bize anlatır; anlatmakla kalmaz bir de bir çok sûrede tekrar eder. Çünkü bizim onların güzel örnekliklerine her zaman ihtiyacımız vardır.

    3) Haşir akidesi ancak peygamberler vasıtasıyla tam anlaşılabilen bir hakikattir. Allah’a ve peygambere iman etmeyen bir kimsenin yeniden dirilişe iman etmesi düşünülemez. “Biz o elçileri rahmetimizin (cennetin) müjdecileri, cezamızın (cehennemin) habercileri olarak gönderdik. Ta ki resullerden sonra, artık insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir bahaneleri kalmasın. Allah aziz ve hakîmdir/mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa, 4/165) mealindeki ayette, hem Allah’a, hem peygambere hem de ahiret alemine işaret edilmiştir. Çünkü, cennet ve cehennem Allah’ın varlığını gerektirir. İnsanları bu konuda uyaran ve müjdeleyenler de ancak peygamberlerdir.

    İnsanın güzel ahlâklı olması için iman ve peygamberleri örnek alması yetmez. Eğer yapılacak kötülüklere karşılık ceza, iyiliklere karşılık da mükâfat alma inancı olmazsa, insanın toplum halinde huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmesi imkânsızdır. Bu yüzden ahiret inancı, iyilikleri yapmaya, kötülüklerden uzaklaştırmaya sevk eder. İyi insanlar hesaplarını kolayca verip cennete gidecekleri ve orada sayısız nimetlere kavuşacaklarıyla ilgili âyetler, insanları o ebedî mutluluk diyarına gitmek için dikkatli olmaya sevk eder.

    Bunun yolu Allah’ı razı etmekten geçer. Bu da imandan sonra yapılacak amelleri ihlâslı bir şekilde yapmayı gerektirir. Aynı zamanda inançsız, münafık ve müşrik insanların, bir de günahları sevaplarından çok olanların cehenneme gideceğinin anlatılması, onların orada çekecekleri elemlerin etkili bir şekilde tasvir edilmesi, insanın yapmayı düşündüğü kötülüklerden uzaklaştırır. Eğer bu inanç olmasa, insanlar bencil, zalim, ahlâksız, mütecaviz, kibirli, gururlu hasılı kötü ahlâkta sınır tanımaz olur çıkarlar.

    4-a) İbadetin olması her şeyden önce bir tek Allah’a imanla mümkündür. Çünkü hakiki mabud olmadan ibadet olamaz. Peygamber olmadan ibadetin nasıl yapılacağını bilmemiz mümkün değildir. İbadetin bir katma değer ifade etmesi için bir karşılığının olması gerekir. İtaat edenlere mükâfat, isyan edenlere cezanın olmadığı bir yerde ibadetin bir özgül ağırlığından söz edilemez.

    “Celalim hakkı için, Biz Nûh’u resul olarak halkına gönderdik. “Ey halkım!” dedi, “Yalnız Allah’a ibadet edin. Ondan başka tanrınız yoktur. Bunu yapmazsanız, korkarım ki müthiş bir günün azabı tepenize inecektir.” (Araf, 7/59) mealindeki ayette ve Araf suresinde daha bir çok ayette her peygamberin kavmine çağrıda bulunduğu ilk iş, Allah’a iman ve ona kulluk edip ibadet etmeleridir.

    4-b) Adalet kavramı da dinlerin en büyük gayelerinden biridir. İnsanların gerçek anlamda birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmelerini sağlama işi, insanların vicdanlarına havale edilemeyecek kadar önemlidir.

    Bu sebepledir ki, Allah bir yandan peygamberlerini göndererek, bir yandan da zalimler için büyük bir cezanın olduğu ilan ederek adalet işini dinin temel esaslarından biri yapmıştır.

    “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide, 5 /8) mealindeki ayet ve benzerlerinde müminlerin hatta düşmanlarına karşı bile adaletli olmaları tavsiye edilmektedir.

    Zira Allah’ın bir ism-i celili ADL’dir. Bu simin kulları üzerinde de tecelli etmesini dileyen rabbimiz Kur’an’da defalarca adaleti emrettiği gibi, adaletten ayrılan zalimleri de sevmediğini ilan etmiştir.

    İnsan kâinatın küçük bir misali olduğu gibi, Fatiha suresi de Kur’an'ın nurlu bir timsalidir.

    Bu nedenle, bu dört maksat Fatiha suresinde de mevcuttur.

    Bu sure, bütün hamdin Allah’a has olduğunu beyan ile başlar. Bu ise tevhidi ifade eder.

    Daha sonra, Allah’ın bütün âlemlerin yegane Rabbi olduğuna, “Rabbül âlemin” ismiyle vurgu yapılır. Bu da yine tevhidin, tevhid-i rububiyetin ilanıdır.

    "Maliki yevmiddin", haşir ayetlerinin; "iyya ke na’büdü" ise ibadet ayetlerinin birer temsilcisi gibidirler.

    Sırat-ı müstakim üzere bulunan ve kendisine İlâhî in’amların, ihsanların edildiği (enamte aleyhim) zümre ise, başta peygamberler olmak üzere “sıdıklar, şehitler ve salihler"dir.

    Öte yandan, Kur’an-ı Kerim'de ne kadar İlahi isim geçmişse bunları temsil etmek üzere Allah, Rahmân ve Rahîm isimleri zikredilmiştir. Maliki yevmiddin de bir İlahi isim olmakla birlikte, yukarıda geçtiği üzere bu isim haşir ayetlerinin tümünü temsil eder.

    Bütün dua ayetleri “iyya ke nestein”de özetlenmiştir.

    Allah’ın gazabına uğramış ve O’nun nurlu yolundan sapmış bulunun bütün insanlar ise “mağdup” ve"dâllîn” kelimelerinde özet olarak mevcutturlar.

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

    Kur’ân; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadetten oluşan dört ana unsuru, insanı gerçek bir insan haline getirmek için çok önemli bir rol oynamaktadır.

    Bu yüzden, bu dört unsurun öncelikli kendimizde, sonra çocuklarımızda, sonra diğer insanlarda yerleşmesi için özel bir çaba göstermek gerekir.

    Bunu yapmakla bir taraftan kendimizin ve başkalarının ahiretlerini kurtarırken, diğer taraftan dünyada da mutlu ve umutlu insanların yetişmesine katkı sağlamış oluruz.

    Sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder