Konusunu Oylayın.: Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor?
  1. 03.Ekim.2013, 01:16
    1
    Misafir

    Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor?






    Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor? Mumsema Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor?


  2. 03.Ekim.2013, 17:42
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Psikoloji gibi bir ruh ilmini neden batı felsefesi yönlendiriyor?




    Psikoloji hastalığının olmadığını söyleyen bir ilahiyatçıya şahsen hiç rastlamadık.

    Modern tıbbın gelişmesine paralel olarak gelişme gösteren ruhi hastalıklarla ilgili kavram ve tedavi metotlarının batıdan bize geldiğini söyleyebiliriz. Ancak, modern çağda yakalanan rönesanstan önce Avrupa’nın cehaleti diz boyuydu. İslam alemi sosyal hayatın her alanında olduğu gibi, tıp alanında da ve ruhi hastalıklar alanında da Avrupa’dan çok önce bu konuya eğilmiş ve makul tedavi yöntemler kullanmıştır.

    Nitekim, 1488’de yapılan Edirne Sultan Bâyezid Dârüşşifâsı’nda akıl hastaları tedavi edilirdi. Dârüşşifâ, günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.

    Buna mukabil, 19. asra kadar Avrupa’da akıl hastası, şeytan tarafından rûhu kabz edilmiş, ancak cismen insan olan bir varlıktı. Osmanlı’ya göre ise sadece meczûb idi. Yani Allah katına “cezb edilmiş” hasta... Meczûb’un yanında mecnûn, şeydâ, dîvâne denebilir, deli demekten kaçınılırdı. Hikmetinden suâl olunmaz bir sebeple bu illete düçar olmuş insana hakaret etmemeye özen gösterilirdi.

    Modern psikiyatrinin büyük kurucularından psikiatr (İngilizce: psikiatrist) Dr. Kraft-Ebing şöyle yazıyor: “Hristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Akıl hastalarını tedaviyi Avrupa, Türklerden öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına mahsus hastaneler kurdular." (Traité Clinique de Psychiatrie, Paris 1897, s.53)

    İslam’da mecnunluk kavramı hem Kur’an hem sünnette yer almaktadır. Dinin sorumluluğu için kişinin akıllı olma gereği vardır. Dolayısıyla akıl hastalarını masum, günahsız ve suçsuz sayıyor. Bu bakış açısı tarih boyunca İslam aleminde hâkim olmuş ve insanın aklının çalışmasına engel olan bir hastalığın olduğu hususu kabul görmüştür.

    Evliyâ Çelebî’nin bildirdiğine göre, (Seyahatname 3/468-70), kendisi bizzat Edirne Sultan Bâyezid Dârüşşifâsı’nı gezip hekim ve hastalarla konuşmuştur. Orada akıl hastalarının değişik besinlerin, çiçeklerin ve musiki makamlarla tedavi edildiklerine şahit olmuştur.

    Amerika’da ancak 1956’da akıl hastaları için müzik ile tedavi başlamıştır.

    İslam medeniyetinde ilme verilen ehemmiyete paralel olarak tıp ilmine de büyük önem verilmiştir. Hz. Peygamberin “Allah yarattığı hastalıkların tümü için şifasını da yaratmıştır.” (Buhari, Tıb,1) manasına gelen hadis ve benzerlerinin teşvikiyle, mevcut bütün hastalıklar için şifa aranmış ve bu daha 1-2. asırdan itibaren “et-Tbbu’n-Nebevî” adıyla sünnette yer alan hastalıklar ve onların ilaçlarıyla ilgili çalışmalar yapılmıştır.

    İslâm tarihinde tıpla ilgilenmeyi Peygamber Efendimiz (asm) devrine kadar götürmek mümkünse de tam teşkilatlı ilk hastahanenin hicrî 88 (M.707) tarihinde Şam'da Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından tesis edildiği bilinmektedir.

    Bununla beraber İslâm hastahanelerinin en parlak devri daha sonra, Abbasiler döneminde gerçekleşmiştir. Nitekim Harun er-Reşid'in, yapılan her caminin yanında bir hastahanenin açılması için emir verdiği rivâyetler arasındadır. (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal Açıdan Vakıflar. İst. 1985. s. 135)

    İslâm tarihinde, ruh hastalıklarının tedavisine de ilk devirlerden itibaren ihtimam gösterildiği görülmektedir. "İslâm dünyasında hastahaneler sadece bedenî rahatsızlıklarla ilgilenmiyor, aynı zamanda ruhî ve psikolojik hastalıklarla da ilgileniyorlardı. Yâkubî ile Mes'ûdî, eserlerinde Bağdat yakınlarında bulunan bir tekkenin psikiyatrik bir müessese olarak akıl hastalıklarının tedavisine tahsis edildiklerini belirtirler.

    Mes'ûdî'nin ifadesine göre Dayr (Dair) Hızkıl Akıl hastahanesi, Abbasi halifesi el-Mütevekkil (847-861) döneminde, el-Müberred tarafından ziyaret edilmiştir.

    Demek oluyor ki, adı geçen akıl hastahanesi şimdilik belgelerle ispat edilebilen ve sadece delilerin tedavisine tahsis edilmiş en eski psikiyatrik hastahane olmak şerefine daha layıktır. Çünkü bu müessese, batıda ancak XV. asırda ve çok zor şartlarda ortaya çıkan hastahanelerle mukayese edilmeyecek kadar bir önceliğe sahiptir." (Arslan Terzioğlu, Orta Çağ İslâm-Türk hastahaneleri ve Avrupa'ya Tesirleri, Belleten, XXX10/133)

    İslam aleminde diğer hastalıklar yanında ruh-akıl hastalarına dair kurulan bu pratikte görülen hastanelerin varlığı şüphesiz bilimsel çalışmaların mahsulüdür.
    sorularla islamiyet



  3. 03.Ekim.2013, 17:42
    2
    Moderatör



    Psikoloji hastalığının olmadığını söyleyen bir ilahiyatçıya şahsen hiç rastlamadık.

    Modern tıbbın gelişmesine paralel olarak gelişme gösteren ruhi hastalıklarla ilgili kavram ve tedavi metotlarının batıdan bize geldiğini söyleyebiliriz. Ancak, modern çağda yakalanan rönesanstan önce Avrupa’nın cehaleti diz boyuydu. İslam alemi sosyal hayatın her alanında olduğu gibi, tıp alanında da ve ruhi hastalıklar alanında da Avrupa’dan çok önce bu konuya eğilmiş ve makul tedavi yöntemler kullanmıştır.

    Nitekim, 1488’de yapılan Edirne Sultan Bâyezid Dârüşşifâsı’nda akıl hastaları tedavi edilirdi. Dârüşşifâ, günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.

    Buna mukabil, 19. asra kadar Avrupa’da akıl hastası, şeytan tarafından rûhu kabz edilmiş, ancak cismen insan olan bir varlıktı. Osmanlı’ya göre ise sadece meczûb idi. Yani Allah katına “cezb edilmiş” hasta... Meczûb’un yanında mecnûn, şeydâ, dîvâne denebilir, deli demekten kaçınılırdı. Hikmetinden suâl olunmaz bir sebeple bu illete düçar olmuş insana hakaret etmemeye özen gösterilirdi.

    Modern psikiyatrinin büyük kurucularından psikiatr (İngilizce: psikiatrist) Dr. Kraft-Ebing şöyle yazıyor: “Hristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Akıl hastalarını tedaviyi Avrupa, Türklerden öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına mahsus hastaneler kurdular." (Traité Clinique de Psychiatrie, Paris 1897, s.53)

    İslam’da mecnunluk kavramı hem Kur’an hem sünnette yer almaktadır. Dinin sorumluluğu için kişinin akıllı olma gereği vardır. Dolayısıyla akıl hastalarını masum, günahsız ve suçsuz sayıyor. Bu bakış açısı tarih boyunca İslam aleminde hâkim olmuş ve insanın aklının çalışmasına engel olan bir hastalığın olduğu hususu kabul görmüştür.

    Evliyâ Çelebî’nin bildirdiğine göre, (Seyahatname 3/468-70), kendisi bizzat Edirne Sultan Bâyezid Dârüşşifâsı’nı gezip hekim ve hastalarla konuşmuştur. Orada akıl hastalarının değişik besinlerin, çiçeklerin ve musiki makamlarla tedavi edildiklerine şahit olmuştur.

    Amerika’da ancak 1956’da akıl hastaları için müzik ile tedavi başlamıştır.

    İslam medeniyetinde ilme verilen ehemmiyete paralel olarak tıp ilmine de büyük önem verilmiştir. Hz. Peygamberin “Allah yarattığı hastalıkların tümü için şifasını da yaratmıştır.” (Buhari, Tıb,1) manasına gelen hadis ve benzerlerinin teşvikiyle, mevcut bütün hastalıklar için şifa aranmış ve bu daha 1-2. asırdan itibaren “et-Tbbu’n-Nebevî” adıyla sünnette yer alan hastalıklar ve onların ilaçlarıyla ilgili çalışmalar yapılmıştır.

    İslâm tarihinde tıpla ilgilenmeyi Peygamber Efendimiz (asm) devrine kadar götürmek mümkünse de tam teşkilatlı ilk hastahanenin hicrî 88 (M.707) tarihinde Şam'da Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından tesis edildiği bilinmektedir.

    Bununla beraber İslâm hastahanelerinin en parlak devri daha sonra, Abbasiler döneminde gerçekleşmiştir. Nitekim Harun er-Reşid'in, yapılan her caminin yanında bir hastahanenin açılması için emir verdiği rivâyetler arasındadır. (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal Açıdan Vakıflar. İst. 1985. s. 135)

    İslâm tarihinde, ruh hastalıklarının tedavisine de ilk devirlerden itibaren ihtimam gösterildiği görülmektedir. "İslâm dünyasında hastahaneler sadece bedenî rahatsızlıklarla ilgilenmiyor, aynı zamanda ruhî ve psikolojik hastalıklarla da ilgileniyorlardı. Yâkubî ile Mes'ûdî, eserlerinde Bağdat yakınlarında bulunan bir tekkenin psikiyatrik bir müessese olarak akıl hastalıklarının tedavisine tahsis edildiklerini belirtirler.

    Mes'ûdî'nin ifadesine göre Dayr (Dair) Hızkıl Akıl hastahanesi, Abbasi halifesi el-Mütevekkil (847-861) döneminde, el-Müberred tarafından ziyaret edilmiştir.

    Demek oluyor ki, adı geçen akıl hastahanesi şimdilik belgelerle ispat edilebilen ve sadece delilerin tedavisine tahsis edilmiş en eski psikiyatrik hastahane olmak şerefine daha layıktır. Çünkü bu müessese, batıda ancak XV. asırda ve çok zor şartlarda ortaya çıkan hastahanelerle mukayese edilmeyecek kadar bir önceliğe sahiptir." (Arslan Terzioğlu, Orta Çağ İslâm-Türk hastahaneleri ve Avrupa'ya Tesirleri, Belleten, XXX10/133)

    İslam aleminde diğer hastalıklar yanında ruh-akıl hastalarına dair kurulan bu pratikte görülen hastanelerin varlığı şüphesiz bilimsel çalışmaların mahsulüdür.
    sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder