Konusunu Oylayın.: Peygamberimiz neden ilk çağrıyı yakınlarına yapmıştır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Peygamberimiz neden ilk çağrıyı yakınlarına yapmıştır?
  1. 16.Eylül.2013, 13:28
    1
    Misafir

    Peygamberimiz neden ilk çağrıyı yakınlarına yapmıştır?

  2. 10.Kasım.2013, 02:22
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Peygamberimiz neden ilk çağrıyı yakınlarına yapmıştır?




    Peygamberimize ilk önce: ‘yakınlarını davet et’ buyrulmuştu. O da ‎yemekli davet verip Abdülmuttalip oğullarını hak dine davet etmişti.

    Öncelikle Yakınlara tebliğin önemi


    Bu yüzden, tebliğcinin önce kendini iyi yetiştirmesi gerekir. Bunun için de hem ‎ilmini hem irfanını artırmalı, güzel ahlak sahibi olmalıdır. Muhataplarının itirazlarına ‎muhatap olmamak için yakın çevresinden işe başlaması uygun olur. Eğer ‎anlattıklarımızın insanları kurtaracak hakikatler olduğuna inanıyorsak önce en ‎yakınlarımızı kurtarmamız gerekir. Kendi yakınlarımızı ihmal edip başkalarına ders ‎vermek, samimiyetimizin sorgulanmasına sebep olur. Ayrıca biz en iyi yakınlarımızı ‎tanırız. Onlara nasıl hitap etmenin uygun alacağını biliriz. Onlar da bizi tanırlar ve en ‎çok bize güvenirler. ‎


    Ancak unutmamalıyız ki bu bahsettiğimiz hususlara riayet etsek bile da kısa ‎vadede netice almak mümkün olmayabilir. Nitekim Rasulullah Efendimizin hayatını ‎incelediğimiz zaman, çok büyük engellerle ve güçlüklerle karşılaştığını görüyoruz. Hem de ‎ona engel olanlar, dışarıdan gelen düşmanlar değil, bizzat kendi kabilesinin ileri ‎gelenleri ve hatta amcası Ebu Lehep’tir.

    Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, hac mevsiminde, Kâbe’yi ziyarete ‎gelen kabilelerin yanına gidip onları Hak dine çağırınca arkasından hemen Ebu Lehep ‎gidiyor, “ona bakmayın siz” diyerek, sözlerini yalanlıyordu. İnsanlar da “Sana henüz ‎kendi ailen bile inanmamış ki biz neden inanalım!” diye, yüz çeviriyorlardı. ‎

    Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de Efendimize lakaplar takarak kötülüyorlardı. ‎Arabistan Yarımadası’nın ahalisi, Peygamberimizin davetiyle, Kureyş kabilesinin ‎kötülemeleri arasında bocalayıp sonunda; “Onu, kendi kabilesiyle baş başa bırakalım. ‎Eğer doğru yoldaysa başta kendi akrabaları ona uyar. Yanlış yoldaysa kendi kabilesi ‎onun hakkından gelir” diye düşünüyordu. Bu yüzden, yakınlarının bir kısmının ‎peygamberimizin davetini kabul etmemesi, diğerlerinin kabul etmesine de mani oluyordu. ‎Evet, peygamberimizin işi çok zordu. O, bu zor görevi, hiç yılgınlık göstermemesi, ‎Allah’ın yardımına güvenerek vazgeçmemesi sayesinde başardı. ‎

    Peygamberimizin mucizevî başarısı, Allah’ın ona vahiy ve ilham ettiği usulü takip ‎etmesinden kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, onun ‎tebliğ usulünün tamamen Kuran ı Kerim ayetleriyle yönetildiğini görüyoruz. İlk vahiy ‎indikten sonra, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir müddet hanımı Hz. Hatice ile birlikte namaz ‎kılarak, ibadet ederek, kendisini ve ailesini yetiştirmiştir.

    Bu arada da gizlice, güvendiği dostlarını ‎davet etmeye başlamıştır. Böylece, bir mümin cemaat teşkil edildikten sonra, daveti ‎açıklama emri gelmiştir. ‎Peygamberimiz ilk dönemde tebliğin yanı sıra, İslam cemaatini yetiştirmekle ‎uğraşmıştır. Onun Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu ile birlikte kırlara çıkıp orada sohbet ve ibadette ‎bulunduklarını anlıyoruz.


  3. 10.Kasım.2013, 02:22
    2
    Moderatör



    Peygamberimize ilk önce: ‘yakınlarını davet et’ buyrulmuştu. O da ‎yemekli davet verip Abdülmuttalip oğullarını hak dine davet etmişti.

    Öncelikle Yakınlara tebliğin önemi


    Bu yüzden, tebliğcinin önce kendini iyi yetiştirmesi gerekir. Bunun için de hem ‎ilmini hem irfanını artırmalı, güzel ahlak sahibi olmalıdır. Muhataplarının itirazlarına ‎muhatap olmamak için yakın çevresinden işe başlaması uygun olur. Eğer ‎anlattıklarımızın insanları kurtaracak hakikatler olduğuna inanıyorsak önce en ‎yakınlarımızı kurtarmamız gerekir. Kendi yakınlarımızı ihmal edip başkalarına ders ‎vermek, samimiyetimizin sorgulanmasına sebep olur. Ayrıca biz en iyi yakınlarımızı ‎tanırız. Onlara nasıl hitap etmenin uygun alacağını biliriz. Onlar da bizi tanırlar ve en ‎çok bize güvenirler. ‎


    Ancak unutmamalıyız ki bu bahsettiğimiz hususlara riayet etsek bile da kısa ‎vadede netice almak mümkün olmayabilir. Nitekim Rasulullah Efendimizin hayatını ‎incelediğimiz zaman, çok büyük engellerle ve güçlüklerle karşılaştığını görüyoruz. Hem de ‎ona engel olanlar, dışarıdan gelen düşmanlar değil, bizzat kendi kabilesinin ileri ‎gelenleri ve hatta amcası Ebu Lehep’tir.

    Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, hac mevsiminde, Kâbe’yi ziyarete ‎gelen kabilelerin yanına gidip onları Hak dine çağırınca arkasından hemen Ebu Lehep ‎gidiyor, “ona bakmayın siz” diyerek, sözlerini yalanlıyordu. İnsanlar da “Sana henüz ‎kendi ailen bile inanmamış ki biz neden inanalım!” diye, yüz çeviriyorlardı. ‎

    Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de Efendimize lakaplar takarak kötülüyorlardı. ‎Arabistan Yarımadası’nın ahalisi, Peygamberimizin davetiyle, Kureyş kabilesinin ‎kötülemeleri arasında bocalayıp sonunda; “Onu, kendi kabilesiyle baş başa bırakalım. ‎Eğer doğru yoldaysa başta kendi akrabaları ona uyar. Yanlış yoldaysa kendi kabilesi ‎onun hakkından gelir” diye düşünüyordu. Bu yüzden, yakınlarının bir kısmının ‎peygamberimizin davetini kabul etmemesi, diğerlerinin kabul etmesine de mani oluyordu. ‎Evet, peygamberimizin işi çok zordu. O, bu zor görevi, hiç yılgınlık göstermemesi, ‎Allah’ın yardımına güvenerek vazgeçmemesi sayesinde başardı. ‎

    Peygamberimizin mucizevî başarısı, Allah’ın ona vahiy ve ilham ettiği usulü takip ‎etmesinden kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, onun ‎tebliğ usulünün tamamen Kuran ı Kerim ayetleriyle yönetildiğini görüyoruz. İlk vahiy ‎indikten sonra, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir müddet hanımı Hz. Hatice ile birlikte namaz ‎kılarak, ibadet ederek, kendisini ve ailesini yetiştirmiştir.

    Bu arada da gizlice, güvendiği dostlarını ‎davet etmeye başlamıştır. Böylece, bir mümin cemaat teşkil edildikten sonra, daveti ‎açıklama emri gelmiştir. ‎Peygamberimiz ilk dönemde tebliğin yanı sıra, İslam cemaatini yetiştirmekle ‎uğraşmıştır. Onun Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu ile birlikte kırlara çıkıp orada sohbet ve ibadette ‎bulunduklarını anlıyoruz.





+ Yorum Gönder