Konusunu Oylayın.: Oruç tutmamanın günahı nedir ?

5 üzerinden 4.20 | Toplam : 5 kişi
Oruç tutmamanın günahı nedir ?
  1. 22.Ağustos.2013, 22:54
    1
    Misafir

    Oruç tutmamanın günahı nedir ?






    Oruç tutmamanın günahı nedir ? Mumsema Oruç tutmamanın günahı nedir ?


  2. 22.Ağustos.2013, 22:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 24.Ağustos.2013, 01:57
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Oruç tutmamanın günahı nedir ?




    Mazeretsiz oruç tutmamanın hükmü nedir?
    Orucun farziyetine inanan ve geçerli hiçbir mazereti olmaksızın oruç tutmayan Müslüman için dünyevî ve uhrevî bir yaptırım veya ceza var mıdır; varsa nelerdir? Bugünkü yazımızın konusu.

    Oruç tutma, herkesin bildiği gibi dinin 5 temel esasından biridir. Birbirini tamamlayan bu 5 esastan bir tanesinin eksikliği, söz konusu esasların ana unsur olduğu Müslümanlık temelini zayıf kılacaktır. Böylesi zayıf bir temel üzerine kurulacak binanın sağlamlığı da her zaman tartışmaya açıktır. Sağdan-soldan gelecek sadmelerde, esecek rüzgârlarda, küçük ölçekli depremlerde bu binanın ayakta kalmayacağını/kalamayacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Nitekim bugün Rabb'in İlahi meşieti gereği imtihan amacıyla başa gelen bazı musibetlerde, bazılarının Rabb'e karşı isyankâr bir tutum sergilemesinin altında işte bu temelin zayıflığı yatmaktadır. Halbuki bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi kul olarak bize düşen, kulluğun gereğini sergilemektir. Madem Rabb'imizin bizim gün boyunca aç ve susuz kalmamıza ihtiyacı yoktur. Madem O, kullarına zulmetmekten münezzeh ve müberradır. Ama buna rağmen 'oruç tutun' emrini verdiyse mutlaka o, kullarının dünyevî ve uhrevî maslahatınadır, yararınadır. Kaldı ki hiçbir yararı olmasa dahi kulluğun gereği, o emri nedensiz, niçinsiz yerine getirmek olmalıdır.

    Dinimiz oruç tutmakla sıkıntı ve meşakkat içine giren kişilere yönelik oruç tutmama ruhsatını vermiştir. "... Hasta veya seyahatte olan, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez" (2/185) ayeti, fukahanın sıkıntı ve meşakkat illetini çıkardıkları delildir. Yalnız sıkıntı ve meşakkatlerin tespitinde ferdî ve sübjektif yorumlar dinde laubaliliklere kapı açabilir. Onun için bu kapıyı kapatmak veya rasih yorumların yapılabilmesi için spesifik örnekler de sunmuştur fukaha. Yolculuk, hastalık, hamilelik, süt emzirme, yaşlılık ve en genel anlamda güç yetirememe gibi mazeretler bu çerçevede örnek olarak sıralanır. Fakat son tahlilde bunlar da sübjektif yorumlara konu olacak şeylerdir. İbadetlerde esas olan iradedir. İradenin elden alınması cebir ve zorlama demektir ki böyle bir şeyi hele ibadetlerde İslam'ın kabullenmesi imkânsızdır.

    Bütün bunlara rağmen bir Müslüman keyfî olarak Ramazan orucunu tutmaz ise ne yapacaktır? Kaza mı kefaret mi? Hanefi ulemasının yaklaşımı şudur: Kefaret, (halk arasında '61 orucu' olarak bilinir) oruca niyetlenip mazeretsiz yere bozmanın cezasıdır. Baştan oruca hiç niyet edilmezse kefaret değil, bir gün kaza tutulur. Hukuk mantığı ve oruçla alakalı sair hükümlerle birlikte bakıldığında tutarlı bir usul gerçekten böyle demeyi gerektirir. Ama aynı ulema bunu dedikten sonra ahlakî olarak da şunu ilave ederler: Efendimiz'e isnat edilen bir beyana göre mazeretsiz yere tutulmayan Ramazan orucunun sevabını almak için, içinde Ramazan olmayan bir yıl kaza tutulsa o sevaba yine de nail olunamaz.

    Burada hiç de yabana atılmayacak bir başka yaklaşımı ifade etmek isterim. Kefaret, orucu mazeretsiz bozmanın değil, Ramazan ayına ve orucuna gösterilen saygısızlığın dünyevî cezasıdır. Çünkü Ramazan ile oruç, birbirinden zaten ayrılmayan bir ikilidir. O halde niyet etsin veya etmesin Ramazan'da mazeretsiz yere oruç yiyen, bu hürmetsizliği yapmıştır ve kefaret orucu tutması gerekir. Ramazan'da mazeretsiz oruç bozma birkaç defa olsa, bir kefaret orucunun yetmesi bu görüşü desteklemektedir. Çünkü kefaret, oruç bozmaya verilen ceza olsaydı, her bozulan oruç için ayrı kefaret tutmak gerekirdi.

    Bu görüşlerden hangisi esas alınırsa alınsın, son tahlilde ittifakla değişmeyen gerçek şudur: Mazeretsiz Ramazan orucunu tutmama büyük bir günahtır. İbadetlerde esas olan ise ihtiyattır. Tahkiki imanı elde eden Müslüman'ın, Ramazan orucunu mazeretsiz yere tutmaması bırakın düşünmeyi hayal dahi edilemez.
    zaman


  4. 24.Ağustos.2013, 01:57
    2
    Üye



    Mazeretsiz oruç tutmamanın hükmü nedir?
    Orucun farziyetine inanan ve geçerli hiçbir mazereti olmaksızın oruç tutmayan Müslüman için dünyevî ve uhrevî bir yaptırım veya ceza var mıdır; varsa nelerdir? Bugünkü yazımızın konusu.

    Oruç tutma, herkesin bildiği gibi dinin 5 temel esasından biridir. Birbirini tamamlayan bu 5 esastan bir tanesinin eksikliği, söz konusu esasların ana unsur olduğu Müslümanlık temelini zayıf kılacaktır. Böylesi zayıf bir temel üzerine kurulacak binanın sağlamlığı da her zaman tartışmaya açıktır. Sağdan-soldan gelecek sadmelerde, esecek rüzgârlarda, küçük ölçekli depremlerde bu binanın ayakta kalmayacağını/kalamayacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Nitekim bugün Rabb'in İlahi meşieti gereği imtihan amacıyla başa gelen bazı musibetlerde, bazılarının Rabb'e karşı isyankâr bir tutum sergilemesinin altında işte bu temelin zayıflığı yatmaktadır. Halbuki bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi kul olarak bize düşen, kulluğun gereğini sergilemektir. Madem Rabb'imizin bizim gün boyunca aç ve susuz kalmamıza ihtiyacı yoktur. Madem O, kullarına zulmetmekten münezzeh ve müberradır. Ama buna rağmen 'oruç tutun' emrini verdiyse mutlaka o, kullarının dünyevî ve uhrevî maslahatınadır, yararınadır. Kaldı ki hiçbir yararı olmasa dahi kulluğun gereği, o emri nedensiz, niçinsiz yerine getirmek olmalıdır.

    Dinimiz oruç tutmakla sıkıntı ve meşakkat içine giren kişilere yönelik oruç tutmama ruhsatını vermiştir. "... Hasta veya seyahatte olan, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez" (2/185) ayeti, fukahanın sıkıntı ve meşakkat illetini çıkardıkları delildir. Yalnız sıkıntı ve meşakkatlerin tespitinde ferdî ve sübjektif yorumlar dinde laubaliliklere kapı açabilir. Onun için bu kapıyı kapatmak veya rasih yorumların yapılabilmesi için spesifik örnekler de sunmuştur fukaha. Yolculuk, hastalık, hamilelik, süt emzirme, yaşlılık ve en genel anlamda güç yetirememe gibi mazeretler bu çerçevede örnek olarak sıralanır. Fakat son tahlilde bunlar da sübjektif yorumlara konu olacak şeylerdir. İbadetlerde esas olan iradedir. İradenin elden alınması cebir ve zorlama demektir ki böyle bir şeyi hele ibadetlerde İslam'ın kabullenmesi imkânsızdır.

    Bütün bunlara rağmen bir Müslüman keyfî olarak Ramazan orucunu tutmaz ise ne yapacaktır? Kaza mı kefaret mi? Hanefi ulemasının yaklaşımı şudur: Kefaret, (halk arasında '61 orucu' olarak bilinir) oruca niyetlenip mazeretsiz yere bozmanın cezasıdır. Baştan oruca hiç niyet edilmezse kefaret değil, bir gün kaza tutulur. Hukuk mantığı ve oruçla alakalı sair hükümlerle birlikte bakıldığında tutarlı bir usul gerçekten böyle demeyi gerektirir. Ama aynı ulema bunu dedikten sonra ahlakî olarak da şunu ilave ederler: Efendimiz'e isnat edilen bir beyana göre mazeretsiz yere tutulmayan Ramazan orucunun sevabını almak için, içinde Ramazan olmayan bir yıl kaza tutulsa o sevaba yine de nail olunamaz.

    Burada hiç de yabana atılmayacak bir başka yaklaşımı ifade etmek isterim. Kefaret, orucu mazeretsiz bozmanın değil, Ramazan ayına ve orucuna gösterilen saygısızlığın dünyevî cezasıdır. Çünkü Ramazan ile oruç, birbirinden zaten ayrılmayan bir ikilidir. O halde niyet etsin veya etmesin Ramazan'da mazeretsiz yere oruç yiyen, bu hürmetsizliği yapmıştır ve kefaret orucu tutması gerekir. Ramazan'da mazeretsiz oruç bozma birkaç defa olsa, bir kefaret orucunun yetmesi bu görüşü desteklemektedir. Çünkü kefaret, oruç bozmaya verilen ceza olsaydı, her bozulan oruç için ayrı kefaret tutmak gerekirdi.

    Bu görüşlerden hangisi esas alınırsa alınsın, son tahlilde ittifakla değişmeyen gerçek şudur: Mazeretsiz Ramazan orucunu tutmama büyük bir günahtır. İbadetlerde esas olan ise ihtiyattır. Tahkiki imanı elde eden Müslüman'ın, Ramazan orucunu mazeretsiz yere tutmaması bırakın düşünmeyi hayal dahi edilemez.
    zaman





+ Yorum Gönder