Konusunu Oylayın.: Zikir caiz mi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Zikir caiz mi
  1. 22.Ağustos.2013, 02:50
    1
    Misafir

    Zikir caiz mi






    Zikir caiz mi Mumsema zikir caiz mi


  2. 22.Ağustos.2013, 02:50
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Ağustos.2013, 17:02
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Zikir caiz mi




    ne münasebet...
    Zikir bir kısmı farz bir kısmı sünnettir.
    Allah'ı anma konusuna caiz midir denir mi?

    ZİKİR
    ZİKİR Zikir kelimesi
    birçok manâyı ifade eden (vücûh) bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm de ondört ayrı
    manâda kullanılmıştır. Meselenin anlaşılabilmesi için, usûl açısından "el-Vücuh
    ve'n-Nezair" konusunu izah edelim. Kur'ân-ı Kerım'in üslûb özelliği, insanların
    telif ettiği eserlere benzemediği gibi, diğer münzel kitaplara da benzemez.
    Allahu Teâla'nın (cc) kitabında çeşitli manâlarda kullanılan müşterek lâfızların
    mevcut olduğu malûmdur. Bir kelimenin bir âyette ifade ettiği manâ ile yine aynı
    kelimenin diğer âyetlerde ifade ettiği anlamlar aynı olmayabilir. Usûl-i tefsir
    uleması bunu el-vücuh olarak ifade etmiştir. Bunun aksine de, farklı kelimenin
    aynı manayı ifade etmesine nezair denilir. İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine
    göre, Halife Hz. Ali b. Ebi Talib kendisini, Hâricilerle münakaşa ve onları ikna
    etmek için gönderirken şöyle demiştir: "Onlarla münakaşa ederken delil olarak
    Kur'ân-ı Kerîmi hüccet gösterme; çünkü onda birçok manâları ihtiva eden, zû
    vücûh kelimeler vardır. Onlara Resûl-i Ekrem'in sünnetini hüccet olarak bildir
    ve fikirlerini sünnet ile teyid et."(1) Kur'ân-ı Kerimde bir kelimenin birkaç
    manayı ifade etmesi, onun mucize oluşunun bir delilidir. İmam-ı Zerkanî,
    el-Burhan isimli eserinde, Mukatil b. Süleyman'dan naklettiği bir haberde, "kişi
    Kur'ân'daki birçok vecihleri görmedikçe hakiki bir fakih olamaz"(2) diyerek bu
    inceliğe işaret etmiştir. Meselâ, el-Hüdâ kelimesi ve ondan türeyen terimlerin,
    Kur'ân-ı Kerim'de onyedi manası olduğu görülür. Aynı şekilde cehennem "nâr,
    sakar, hutame ve cahim" gibi çeşitli lafızlar aynı manâyı ifade etmektedirler.
    Bunlar da nezâire ait örnekleri teşkil ederler. Zikir, Arapça bir kelime olup,
    "hatırlamak, anmak, düşünmek ve hatırlayıp gereğini yapmak" gibi manâlara gelir;
    unutmanın ve gafletin zıddı olarak kullanılır. Asıl manâsı budur(3). Allahu
    Teâla nın (cc) kitabına ve Resûl-i Ekrem'in (sav) sünnetine uygun ber hayat
    yaşayabilmek için, insanın kalbini gafletten kurtarması zaruridir. Gafletin
    zıddı olan zikir, bunu gerçekleştirebilmek için bir vesileden ibarettir. Allahu
    Teâlâ kalbi, aklın, ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat
    ile ihtiyaçlarını karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. İnsanın kalbi
    aynı zamanda şüphelerin ve vesveselerin mahalli, küfrün ve imanın merkezi,
    ısrarın ve vazgeçmenin (tevbenin) mevzii, mutmain olmanın ve rahatsızlık
    duymanın cereyan ettiği bir yerdir.(4) Peygamber Efendimiz (sav) de:
    "Değişkenliğinden dolayı buna kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir
    arazideki ağaca kökünden asılı durup, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir
    kuş tüyü gibidir"(5) buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de: "Rabbinin ismini an
    (zikret) ve ihlâs ile O'na teveccüh eyle!" (Müzemmil sûresi: 8) emri
    verilmiştir. Gadı Beyzavî, bu âyetintefsirinde, zikir üzerinde hassasiyetle
    durmuştur.(6) Zikrin bir ibadet olduğu, kat'i naslarla sabittir. Nitekim:
    "Şüphesiz ki Allahu Teâla'yı zikretmek en büyük ibadettir." (Ankebût sûresi: 45)
    âyet-i kerimesi bunun en güzel delilidir. Bütün ibadetlerin zâhirî ve bâtınî
    şartları vardır. Fukaha,"Allahu Teâla nın rızasını kazanmak niyetiyle (ihlâsla)
    ve şer'i şerife uygun olarak yapılan amellere sâlih amel denilir" tarifinde
    ittifak etmiştir. Elbette iman ile ibadet arasında önemli bir münasebet vardır.
    Bir mükellef, sahih bir itikada sahip olmadığı ve ihlâsı esas almadığı müddetçe,
    sâlih amel işleyemez. Müslümanlar zikir ibadetini edâ ederek gafletten
    kurtulabilirler. Bir hususa işaret etmekte fayda vardır: Yeryüzündeki hilâfet
    vazifesini hakkı ile edâ etmeye niyet etmeyen kimselerin, bazı lafızları "dudak
    servisi" ile tekrarlamalarına zikir denilemez. Kur'ân-ı Kerîm'de zikir ehli,
    şeriatı bilen ve ahkâmını hakkı ile edâ eden kimseleri ifade için
    kullanılmıştır: "Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz." (Nahl sûresi: 43) âyet-i
    kerimesindeki incelik budur. Zikir ibadeti, ihlâsın ve ihsân hâlinin teşekkülüne
    vesile olabilir. Aynı zamanda kalbin muhafazası açısından da elzemdir. Maddî ve
    manevî varlığımızın merkezi olan kalbimiz, sâlih amellerle düzelip sıhhate
    kavuştuğu gibi, çirkin fiillerle (fahşâ, münker, bağy vs.) ve şeytanın
    vesveseleriyle fesada uğrayabilir. Numan b. Beşir'den (ra) rivayet edilen meşhur
    bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (sav): "Helâl bellidir, haram da
    bellidir" dedikten sonra, "Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardu ki, o
    sıhhat bulursa bütün vücud salâha erer. Eğer o fesada uğrar ve hastalanırsa,
    bütün vücutta fesat ortaya çıkar, bozulur. Dikkat edin, bu et parçası
    kalptir."(7) diyerek, müslümanları uyarmıştır. Bu sebeple, insanın kalbine sahip
    çıkması ve onu her türlü hastalıktan koruması zaruridir. Bilindiği gibi her
    ibadet, ancak niyetle edâ edilebilir. Bu sebeple fıkıh ilminde kalbin ayrı bir
    yeri vardır. Bütün ameller niyete bağlıdır ve "insanlar niyetleri üzere ba's
    olunacaklardır."(8) Müslümanlar Resûl-i Ekrem'in (sav) tavsiye ettiği zikirleri
    ihlâsla edâ ederler ve bu zikirlerine uygun bir hayat yaşamaya gayret
    gösterirlerse, imtihanı kazanabilirler.

    KAYNAKLAR
    (1) İmam-ı Suyutî, el-Itkan fi Ulûmil-Kur-'ân, Kahire
    1368, c. I, sh. 42.

    (2) İmam-ı Zerkeşî, el-Burhan, Beyrut ty., c. I,
    sh.103.

    (3) Âsım Efendi, Kamus Tercümesi, c. II, sh. 346 vd.
    Ayrıca bkz. el-Mucenıi'I-Vasit, c. I, sh. 3I3.

    (4)İbn-i Arabî, Ahkâmü'I-Kur'ân, Beyrut 1335, c.
    III,sh.1504.

    (5)İmam-ı Suyûtî, Câmiu's-Sağir, c. I,
    sh.89,"innema"mad.

    (6)Mecmuatu't-Tefâsir, İstanbul 1979, c. VI,
    sh.376.

    (7)Sahih-i Müslim, K. Müsakat-102-108; Sünen-i Ebu
    Davud, K. Kuzat-2; Sünen-i Ibn-i Mâce, Fiten-14; Sünen-i Darimi, K.
    Büyû-1.

    (8)Sahih-i Buharî, K. Bed'ül Vahyi-1, K. İman-41, K.
    Nikâh-5, K. Menakibu'I-Ensar-45; Sünen-i Tirmizî, K.
    Fezâilu'1-Cihad-16.



  4. 22.Ağustos.2013, 17:02
    2
    Moderatör



    ne münasebet...
    Zikir bir kısmı farz bir kısmı sünnettir.
    Allah'ı anma konusuna caiz midir denir mi?

    ZİKİR
    ZİKİR Zikir kelimesi
    birçok manâyı ifade eden (vücûh) bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm de ondört ayrı
    manâda kullanılmıştır. Meselenin anlaşılabilmesi için, usûl açısından "el-Vücuh
    ve'n-Nezair" konusunu izah edelim. Kur'ân-ı Kerım'in üslûb özelliği, insanların
    telif ettiği eserlere benzemediği gibi, diğer münzel kitaplara da benzemez.
    Allahu Teâla'nın (cc) kitabında çeşitli manâlarda kullanılan müşterek lâfızların
    mevcut olduğu malûmdur. Bir kelimenin bir âyette ifade ettiği manâ ile yine aynı
    kelimenin diğer âyetlerde ifade ettiği anlamlar aynı olmayabilir. Usûl-i tefsir
    uleması bunu el-vücuh olarak ifade etmiştir. Bunun aksine de, farklı kelimenin
    aynı manayı ifade etmesine nezair denilir. İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine
    göre, Halife Hz. Ali b. Ebi Talib kendisini, Hâricilerle münakaşa ve onları ikna
    etmek için gönderirken şöyle demiştir: "Onlarla münakaşa ederken delil olarak
    Kur'ân-ı Kerîmi hüccet gösterme; çünkü onda birçok manâları ihtiva eden, zû
    vücûh kelimeler vardır. Onlara Resûl-i Ekrem'in sünnetini hüccet olarak bildir
    ve fikirlerini sünnet ile teyid et."(1) Kur'ân-ı Kerimde bir kelimenin birkaç
    manayı ifade etmesi, onun mucize oluşunun bir delilidir. İmam-ı Zerkanî,
    el-Burhan isimli eserinde, Mukatil b. Süleyman'dan naklettiği bir haberde, "kişi
    Kur'ân'daki birçok vecihleri görmedikçe hakiki bir fakih olamaz"(2) diyerek bu
    inceliğe işaret etmiştir. Meselâ, el-Hüdâ kelimesi ve ondan türeyen terimlerin,
    Kur'ân-ı Kerim'de onyedi manası olduğu görülür. Aynı şekilde cehennem "nâr,
    sakar, hutame ve cahim" gibi çeşitli lafızlar aynı manâyı ifade etmektedirler.
    Bunlar da nezâire ait örnekleri teşkil ederler. Zikir, Arapça bir kelime olup,
    "hatırlamak, anmak, düşünmek ve hatırlayıp gereğini yapmak" gibi manâlara gelir;
    unutmanın ve gafletin zıddı olarak kullanılır. Asıl manâsı budur(3). Allahu
    Teâla nın (cc) kitabına ve Resûl-i Ekrem'in (sav) sünnetine uygun ber hayat
    yaşayabilmek için, insanın kalbini gafletten kurtarması zaruridir. Gafletin
    zıddı olan zikir, bunu gerçekleştirebilmek için bir vesileden ibarettir. Allahu
    Teâlâ kalbi, aklın, ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat
    ile ihtiyaçlarını karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. İnsanın kalbi
    aynı zamanda şüphelerin ve vesveselerin mahalli, küfrün ve imanın merkezi,
    ısrarın ve vazgeçmenin (tevbenin) mevzii, mutmain olmanın ve rahatsızlık
    duymanın cereyan ettiği bir yerdir.(4) Peygamber Efendimiz (sav) de:
    "Değişkenliğinden dolayı buna kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir
    arazideki ağaca kökünden asılı durup, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir
    kuş tüyü gibidir"(5) buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de: "Rabbinin ismini an
    (zikret) ve ihlâs ile O'na teveccüh eyle!" (Müzemmil sûresi: 8) emri
    verilmiştir. Gadı Beyzavî, bu âyetintefsirinde, zikir üzerinde hassasiyetle
    durmuştur.(6) Zikrin bir ibadet olduğu, kat'i naslarla sabittir. Nitekim:
    "Şüphesiz ki Allahu Teâla'yı zikretmek en büyük ibadettir." (Ankebût sûresi: 45)
    âyet-i kerimesi bunun en güzel delilidir. Bütün ibadetlerin zâhirî ve bâtınî
    şartları vardır. Fukaha,"Allahu Teâla nın rızasını kazanmak niyetiyle (ihlâsla)
    ve şer'i şerife uygun olarak yapılan amellere sâlih amel denilir" tarifinde
    ittifak etmiştir. Elbette iman ile ibadet arasında önemli bir münasebet vardır.
    Bir mükellef, sahih bir itikada sahip olmadığı ve ihlâsı esas almadığı müddetçe,
    sâlih amel işleyemez. Müslümanlar zikir ibadetini edâ ederek gafletten
    kurtulabilirler. Bir hususa işaret etmekte fayda vardır: Yeryüzündeki hilâfet
    vazifesini hakkı ile edâ etmeye niyet etmeyen kimselerin, bazı lafızları "dudak
    servisi" ile tekrarlamalarına zikir denilemez. Kur'ân-ı Kerîm'de zikir ehli,
    şeriatı bilen ve ahkâmını hakkı ile edâ eden kimseleri ifade için
    kullanılmıştır: "Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz." (Nahl sûresi: 43) âyet-i
    kerimesindeki incelik budur. Zikir ibadeti, ihlâsın ve ihsân hâlinin teşekkülüne
    vesile olabilir. Aynı zamanda kalbin muhafazası açısından da elzemdir. Maddî ve
    manevî varlığımızın merkezi olan kalbimiz, sâlih amellerle düzelip sıhhate
    kavuştuğu gibi, çirkin fiillerle (fahşâ, münker, bağy vs.) ve şeytanın
    vesveseleriyle fesada uğrayabilir. Numan b. Beşir'den (ra) rivayet edilen meşhur
    bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (sav): "Helâl bellidir, haram da
    bellidir" dedikten sonra, "Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardu ki, o
    sıhhat bulursa bütün vücud salâha erer. Eğer o fesada uğrar ve hastalanırsa,
    bütün vücutta fesat ortaya çıkar, bozulur. Dikkat edin, bu et parçası
    kalptir."(7) diyerek, müslümanları uyarmıştır. Bu sebeple, insanın kalbine sahip
    çıkması ve onu her türlü hastalıktan koruması zaruridir. Bilindiği gibi her
    ibadet, ancak niyetle edâ edilebilir. Bu sebeple fıkıh ilminde kalbin ayrı bir
    yeri vardır. Bütün ameller niyete bağlıdır ve "insanlar niyetleri üzere ba's
    olunacaklardır."(8) Müslümanlar Resûl-i Ekrem'in (sav) tavsiye ettiği zikirleri
    ihlâsla edâ ederler ve bu zikirlerine uygun bir hayat yaşamaya gayret
    gösterirlerse, imtihanı kazanabilirler.

    KAYNAKLAR
    (1) İmam-ı Suyutî, el-Itkan fi Ulûmil-Kur-'ân, Kahire
    1368, c. I, sh. 42.

    (2) İmam-ı Zerkeşî, el-Burhan, Beyrut ty., c. I,
    sh.103.

    (3) Âsım Efendi, Kamus Tercümesi, c. II, sh. 346 vd.
    Ayrıca bkz. el-Mucenıi'I-Vasit, c. I, sh. 3I3.

    (4)İbn-i Arabî, Ahkâmü'I-Kur'ân, Beyrut 1335, c.
    III,sh.1504.

    (5)İmam-ı Suyûtî, Câmiu's-Sağir, c. I,
    sh.89,"innema"mad.

    (6)Mecmuatu't-Tefâsir, İstanbul 1979, c. VI,
    sh.376.

    (7)Sahih-i Müslim, K. Müsakat-102-108; Sünen-i Ebu
    Davud, K. Kuzat-2; Sünen-i Ibn-i Mâce, Fiten-14; Sünen-i Darimi, K.
    Büyû-1.

    (8)Sahih-i Buharî, K. Bed'ül Vahyi-1, K. İman-41, K.
    Nikâh-5, K. Menakibu'I-Ensar-45; Sünen-i Tirmizî, K.
    Fezâilu'1-Cihad-16.






+ Yorum Gönder