Konusunu Oylayın.: Adalet ile ilgili yazılar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi
Adalet ile ilgili yazılar
  1. 20.Ağustos.2013, 08:52
    1
    Misafir

    Adalet ile ilgili yazılar






    Adalet ile ilgili yazılar Mumsema Adalet ile ilgili yazılar nelerdir Adalet hakkında yazı örneği yazar mısınız ?


  2. 20.Ağustos.2013, 08:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 24.Ağustos.2013, 22:38
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Adalet ile ilgili yazılar




    Adalet Nedir? Adalet Kavramı Hakkında

    Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Bu anlamda herhangi bir durumun adil (adaletli) olup olmadığından söz edilebilir. Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir. Öte yandan, adalet insanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir.
    Adalet; kısaca haklılık ve hakka uygunluktur. Öznel anlamda adalet, herkesin hakkını tanıma konusunda değişmez ve kesin istektir. Nesnel anlamda adalet, karşıt çıkarlar arasında hakka (hukuka) uygun bir denkliktir, eşitlik düşüncesidir. Adelet 4 tür altında toplanabilir. Bunlar:
    Dağtıcı adalet
    Dekleştirici adalet
    Hakkaniyet
    Sosyal adelet
    Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles’in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Örneğin, günümüzde kişinin tükettiği herhangi bir maldan alınan katma değer vergisi adil bir vergi değildir. Çünkü kişinin gelir düzeyini dikkate almaz. Buna karşılık, kişinin geliri üzerinden alınan ve gelir düzeyi yükseldikçe vergi oranının da arttığı gelir vergisi daha adil bir uygulamadır.
    18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımladılar. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir. Oysa yargıç herhangi bir olayda yasayı uygularken, durumun özelliklerini de göz önünde bulundurmak zorundadır. Böylece genel bir nitelik taşıyan yasanın eksik yanları uygulamada giderilebilir ve adalete daha çok yaklaşılabilir.
    Günümüzde adalet kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir. alıntı


  4. 24.Ağustos.2013, 22:38
    2
    Üye



    Adalet Nedir? Adalet Kavramı Hakkında

    Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Bu anlamda herhangi bir durumun adil (adaletli) olup olmadığından söz edilebilir. Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir. Öte yandan, adalet insanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir.
    Adalet; kısaca haklılık ve hakka uygunluktur. Öznel anlamda adalet, herkesin hakkını tanıma konusunda değişmez ve kesin istektir. Nesnel anlamda adalet, karşıt çıkarlar arasında hakka (hukuka) uygun bir denkliktir, eşitlik düşüncesidir. Adelet 4 tür altında toplanabilir. Bunlar:
    Dağtıcı adalet
    Dekleştirici adalet
    Hakkaniyet
    Sosyal adelet
    Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles’in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Örneğin, günümüzde kişinin tükettiği herhangi bir maldan alınan katma değer vergisi adil bir vergi değildir. Çünkü kişinin gelir düzeyini dikkate almaz. Buna karşılık, kişinin geliri üzerinden alınan ve gelir düzeyi yükseldikçe vergi oranının da arttığı gelir vergisi daha adil bir uygulamadır.
    18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımladılar. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir. Oysa yargıç herhangi bir olayda yasayı uygularken, durumun özelliklerini de göz önünde bulundurmak zorundadır. Böylece genel bir nitelik taşıyan yasanın eksik yanları uygulamada giderilebilir ve adalete daha çok yaklaşılabilir.
    Günümüzde adalet kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir. alıntı


  5. 24.Ağustos.2013, 22:43
    3
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Adalet ile ilgili yazılar

    Adalet nedir
    ADALET



    Herkese hakkı olanın verilmesini öngören ahlakî ilke. Toplum örgütlenmesinde malların, hakların ve görevlerin veya şereflerin aril-metİkbölüşiiJmesincadaletiııyerine getirilme*si denir. Adalet herkesin yeteneğine ve top*lumda oynadığı role uygun olarak dağıtıldığı zaman doğru dağıtılmış kabul edilir. Aynı za*manda, neyin doğru, neyin yanlış (ya da haklı veya haksız) olduğunu karara bağlamak da adalet olarak adlandırılır. Bu, ya haksızlığa uğ*rayanın (mağdur) zararını telafi etmek, ya da haksızlık yapanı cezalandırmak suretiyle yeri*ne getirilir.

    üenel anlamda "adalet" kelimesi, hükümran devletin kendi uyrukları arasındaki uyuşmaz*lıklar! veya anlaşmazlıkları kanuna göre bir hükme bağlama işiyle ve toplum aleyhine tu*tumları olan yurttaşları kanunlar temelinde engelleyici tedbirler alma İşiyle uğraşan belli bir güvenilir organa bırakma fonksiyonu ola*rak anlaşılır. Bu anlamda adalet terimi, "yargı gücü"nü ifade eden diğer kelimelerle karıştırı*lır. Çünkü modern toplumlarda adalet hem bir faaliyet (adalet dağıtma faaliyeti) olarak, hem de bir teşkilât (bir ülkedeki mahkemeler ve yargı görevlileri) olarak algılanır.

    Aynı zamanda siyasî adaletten de bahsedil*mektedir. Bir anlamda bülün adalet siyasîdir. Çünkü adalet ister islemez toplumun örgüt*lenme biçimini yansıtır. Fakat terimin özel an*lamı bunun dışında şekillenmiştir: Bir ülkenin siyasî iktidarına verilecek zararları karara bağ*layacak şekilde adlî organların uzmanlaşması. Siyasî adalet, siyasî kişiliklere karşı olduğu ka*dar siyasî rejime ve onun unsurlarına karşı İş*lenen suçlara da yönelmiştir.[1]



    Filozoflara Göre Adalet


    Adalet kavramı tarih boyunca farklı şekiller*de tanımlanmış olup filozoflar ve düşünce adamları konu hakkında değişik fikirler ileri sürmüşlerdir. Adalelin yerine getirilmesi an*cak adaletsizliğin ortaya çıkması sunucudur. İlk anlamında adalet, insanların birbirlerine nasıl davranacaklarını Öngören kuralları gözö-nünc alma ve uygulamayı, yani 'haklar1 ve 'gö-revler'i kapsar. Bu İki kavram Aristoteles'in Et/ıics'indc sistematik biçimde ele alınmıştır.

    Platon tarafından açıklıkla, Aristoteles tara*fından da belirsiz biçimde gösterildiği gibi (içi*ne örfü de alacak şekilde geniş tutulduğunda) kanun, olduğu şekliyle ve nasıl olması gerekti-ğİyle anlaşılmalıdır. Platon kanun yönetimin*den çok bilgelerin (filozofların) yönetiminden yana olduğunu belirtir. Çünkü kanun herkes için en soylu ve en adil olanı anlayamaz ve böylelikle en iyiyi uygulayamaz. Platon Dev-/c/'te insanın tabiatına mükemmelen uygula*nabilen bir adalet kavramı geliştirir. Bu ada*let, aklın kullanılmasıyla keşfedilebilir. Aristo*teles Et/vcs'öe doğal ve uziaşımsal (İtibarî) adalet ayrımını yapar; birincisi evrensel, ikinci*si ferdî durumlara mahsustur. Bu ikisi çatışın*ca doğal adalete müsaade etmek itibarî adale*te düşer.

    Devlel'lc Platon, adaleti itidal, bilgelik ve ce*saretle birlikte dört aslî erdemden biri olarak zikreder. Adalet denetleyici ve düzenleyici er*demdir. Adil kişi, ihtirasları akılla denetlenen, kendisini disipline edebilmiş kişidir. Stoacılar için, Platon için olduğu gibi adalet akılla bulu*nabilen ve yürürlükteki kanun ve Örfün üzerin*de bir şeydir. Akıl sahibi bir varlık olarak in*san, kendi tabiatı hakkında düşünmekle nasıl davranacağını anlayabilir. Plaioıı'dan farklı olarak Stoacılar her insanın tabiî kanunun far*kına varıp ona uyma konusunda eşit oldukları görüşündedir. Roma kanun koyucuları bu gö*rüşten etkilenmişler ve kölelik kurumunun ta*biî kanunla ve tabiî adaletle çeliştiği görüşünü belirtmişlerdir. Bu görüş Kilise Babaları tara*fından devralınmıştır. Hobbes ise farklı bir adalet kavramı öne sürmüştür: "Bir akit, bir sözleşme yapılmışsa onu bozmak adalet dışı bir şeydir. "Adaletsizlik söz verip yapmamak*tır ve adaletsiz olmayan herşey adildir. Böyle*ce yeni dünyada tabiî adalet kavramı sarsılır.

    Hume adaleli, "sunî erdem" olarak adlandı*rır. Ne insan tabiatında ne de sözleşmede ada*leli ihdas edecek kurallar bulamayız. Faydacı*lar adalet kelimesini aynı anlamda, yani adale*lin insanların uzlaşmasından doğduğu anla*mında kullanıyorlardı. "Adalet fikri iki şeyi varsayar: Bİr davranış kuralı ve bu kuralı tas*dik edecek bir duygu." (J.S.Mill)

    Adalet bugün de herkese hakkım vermek ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırmak anlamla*rında kullanılmakla birlikte devletin bu görevi*ni yerine geürecek kamu teşkilatlan farklı bi*çimlerde olmaktadır. Genelde adalet hizmet*leri siyasî ve idarî otoritenin kumanda alanı*nın dışında bağımsız kurumlar şeklinde düşü*nülmektedir. Devlet ve fert açısından adalet farklı anlamlar taşımaktadır. Devlet İçin ada*let, kanunların yapımında ve hak ve görevle*rin dağıtılmasında belli kişileri veya zümreleri ötekilere üstün tutmadan vatandaşlara aynı hakları vermesini ve aynı görevleri yüklemesi*ni ifade eder. Fert için ise vatandaşların müm*kün olduğu kadar birbirinin hakkına uymaya mecbur bırakılmasını ifade eder.

    İslam toplumlarında adalet kavramının top*lu msal-siyasal hayat içerisinde işgal ettiği ye*rin kendine Özgü bazı niteliklere sahip olduğu görülüyor. [2]



    İslam'da Adalet Kavramı


    Arapça bir kelime olan "adalet", adi kökün*den türemiş ülup bir şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet, zulmün karşıtı bir kelime olarak çoğunlukla "Hak" ile eşanlamlı biçim*de kullanılır.

    İslam toplumlarında adalet kavramının top*lu msal-siyasal hayat içerisinde işgal ettiği ye*rin kendine özgü bazı nitelikleri olduğu görü*lüyor.

    İslam toplumlarında adalet terimi, insanın Allah, toplum, canlı varlıklar, maddî tabiat ve diğer insanlarla ilişkilerinin mahiyetini ve da*yanacağı temel ilkelerin doğru tespiti için be*lirleyici bir kriter olarak tanımlanır. "Hukuk" kelimesinin tekil hali olan Hakk'la yakın İlişki*si, insan ve toplum hayatını düzenleyecek te*mel kuralların doğru tespitiyle ilgilidir. Bu eti*molojik ve ıstılahı tanım, adalet kavramının çeşitli din ve hukuk sistemlerine göre izafi (gö*rece) bir anlama sahip olabileceğini gösterir. İslam, sosyal, ahlakî ve entellektüel özellikleri yanında hukuk alanında da, kendisinin getirdi*ği temel ilişki ve kurallar toplamının adaleti ifade ettiğini savunur. Görece bir tanım olsa da bu, adalet kavramı ve olgusunun tanımda meşru ve anlaşılabilir olabileceğini gösterir. Buna rağmen Kur'anî terminolojide adaletin salt hukukî olmaktan öte, daha geniş anlam*larda kullanıldığını tespit etmek mümkündür: Söz gelimi, eksiklik ve fazlalık bakımından aşı*rılığa karşı orta yolu tutup korumak; hakka ni*yet, doğruluk, eşitlik gibi.

    İslamİyetİnkutsalkitab'ıKttr'fl/ı, adalet olgu*suna tevhid, İman, İslam, takva, salih amel ve ibadet kadar önem verir. Hatta Kur'an'a göre bütün ilahî öğretiler son tahlilde İnsanlar ara*sı ilişkilerde adaleti tesis etmeye yöneliktir. Adil olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah'ın rızasına ve İslam'a uygun değildir. Çünkü Allah herşeyden evvel, bir şeye hüküm verildiği zaman adaletle hükmedilmesini is*ter. (Nahl; 90) Anlaşmazlığa düşen iki toplu*luk arasında (Hucurat; 9), insanlar arasında vuku bulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde (Nisa; 58), her türlü borç, vade, alışveriş, tica*ret ve şahitlikte (Bakara; 282), kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde (Nisa; 129) adalet, hukukun koruması ve hayata geçi*rilmesi için vazgeçilemez bir ilkedir.

    Yine İslam'a göre kişiyi veya grupları adalet*ten saptıran ana faktör, kişi veya grubun ken*di istek ve tutkusunu ön plana geçirmesi (Ni*sa; 135) ve Allah'ın gösterdiği şekilde karar vermeyi ihmal etmesidir. İlahî hukukun ön gördüğü İlke, kural ve hükümlere riayet, ada*letin tecellisinin mümkün olan tek yolu ve te*minatıdır.

    Bu anlamda diğer hukuk sistemlerinde oldu*ğu gibi İslam hukukunda da adaletin anahtar terimi konumunda olduğu söylenebilir.

    Ali BULAÇ

    Bk. Devlet; Eşitlik; Hukuk; Zulüm. [3]




    [1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/2-3.

    [2] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/3-4.

    [3] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/4


  6. 24.Ağustos.2013, 22:43
    3
    Üye
    Adalet nedir
    ADALET



    Herkese hakkı olanın verilmesini öngören ahlakî ilke. Toplum örgütlenmesinde malların, hakların ve görevlerin veya şereflerin aril-metİkbölüşiiJmesincadaletiııyerine getirilme*si denir. Adalet herkesin yeteneğine ve top*lumda oynadığı role uygun olarak dağıtıldığı zaman doğru dağıtılmış kabul edilir. Aynı za*manda, neyin doğru, neyin yanlış (ya da haklı veya haksız) olduğunu karara bağlamak da adalet olarak adlandırılır. Bu, ya haksızlığa uğ*rayanın (mağdur) zararını telafi etmek, ya da haksızlık yapanı cezalandırmak suretiyle yeri*ne getirilir.

    üenel anlamda "adalet" kelimesi, hükümran devletin kendi uyrukları arasındaki uyuşmaz*lıklar! veya anlaşmazlıkları kanuna göre bir hükme bağlama işiyle ve toplum aleyhine tu*tumları olan yurttaşları kanunlar temelinde engelleyici tedbirler alma İşiyle uğraşan belli bir güvenilir organa bırakma fonksiyonu ola*rak anlaşılır. Bu anlamda adalet terimi, "yargı gücü"nü ifade eden diğer kelimelerle karıştırı*lır. Çünkü modern toplumlarda adalet hem bir faaliyet (adalet dağıtma faaliyeti) olarak, hem de bir teşkilât (bir ülkedeki mahkemeler ve yargı görevlileri) olarak algılanır.

    Aynı zamanda siyasî adaletten de bahsedil*mektedir. Bir anlamda bülün adalet siyasîdir. Çünkü adalet ister islemez toplumun örgüt*lenme biçimini yansıtır. Fakat terimin özel an*lamı bunun dışında şekillenmiştir: Bir ülkenin siyasî iktidarına verilecek zararları karara bağ*layacak şekilde adlî organların uzmanlaşması. Siyasî adalet, siyasî kişiliklere karşı olduğu ka*dar siyasî rejime ve onun unsurlarına karşı İş*lenen suçlara da yönelmiştir.[1]



    Filozoflara Göre Adalet


    Adalet kavramı tarih boyunca farklı şekiller*de tanımlanmış olup filozoflar ve düşünce adamları konu hakkında değişik fikirler ileri sürmüşlerdir. Adalelin yerine getirilmesi an*cak adaletsizliğin ortaya çıkması sunucudur. İlk anlamında adalet, insanların birbirlerine nasıl davranacaklarını Öngören kuralları gözö-nünc alma ve uygulamayı, yani 'haklar1 ve 'gö-revler'i kapsar. Bu İki kavram Aristoteles'in Et/ıics'indc sistematik biçimde ele alınmıştır.

    Platon tarafından açıklıkla, Aristoteles tara*fından da belirsiz biçimde gösterildiği gibi (içi*ne örfü de alacak şekilde geniş tutulduğunda) kanun, olduğu şekliyle ve nasıl olması gerekti-ğİyle anlaşılmalıdır. Platon kanun yönetimin*den çok bilgelerin (filozofların) yönetiminden yana olduğunu belirtir. Çünkü kanun herkes için en soylu ve en adil olanı anlayamaz ve böylelikle en iyiyi uygulayamaz. Platon Dev-/c/'te insanın tabiatına mükemmelen uygula*nabilen bir adalet kavramı geliştirir. Bu ada*let, aklın kullanılmasıyla keşfedilebilir. Aristo*teles Et/vcs'öe doğal ve uziaşımsal (İtibarî) adalet ayrımını yapar; birincisi evrensel, ikinci*si ferdî durumlara mahsustur. Bu ikisi çatışın*ca doğal adalete müsaade etmek itibarî adale*te düşer.

    Devlel'lc Platon, adaleti itidal, bilgelik ve ce*saretle birlikte dört aslî erdemden biri olarak zikreder. Adalet denetleyici ve düzenleyici er*demdir. Adil kişi, ihtirasları akılla denetlenen, kendisini disipline edebilmiş kişidir. Stoacılar için, Platon için olduğu gibi adalet akılla bulu*nabilen ve yürürlükteki kanun ve Örfün üzerin*de bir şeydir. Akıl sahibi bir varlık olarak in*san, kendi tabiatı hakkında düşünmekle nasıl davranacağını anlayabilir. Plaioıı'dan farklı olarak Stoacılar her insanın tabiî kanunun far*kına varıp ona uyma konusunda eşit oldukları görüşündedir. Roma kanun koyucuları bu gö*rüşten etkilenmişler ve kölelik kurumunun ta*biî kanunla ve tabiî adaletle çeliştiği görüşünü belirtmişlerdir. Bu görüş Kilise Babaları tara*fından devralınmıştır. Hobbes ise farklı bir adalet kavramı öne sürmüştür: "Bir akit, bir sözleşme yapılmışsa onu bozmak adalet dışı bir şeydir. "Adaletsizlik söz verip yapmamak*tır ve adaletsiz olmayan herşey adildir. Böyle*ce yeni dünyada tabiî adalet kavramı sarsılır.

    Hume adaleli, "sunî erdem" olarak adlandı*rır. Ne insan tabiatında ne de sözleşmede ada*leli ihdas edecek kurallar bulamayız. Faydacı*lar adalet kelimesini aynı anlamda, yani adale*lin insanların uzlaşmasından doğduğu anla*mında kullanıyorlardı. "Adalet fikri iki şeyi varsayar: Bİr davranış kuralı ve bu kuralı tas*dik edecek bir duygu." (J.S.Mill)

    Adalet bugün de herkese hakkım vermek ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırmak anlamla*rında kullanılmakla birlikte devletin bu görevi*ni yerine geürecek kamu teşkilatlan farklı bi*çimlerde olmaktadır. Genelde adalet hizmet*leri siyasî ve idarî otoritenin kumanda alanı*nın dışında bağımsız kurumlar şeklinde düşü*nülmektedir. Devlet ve fert açısından adalet farklı anlamlar taşımaktadır. Devlet İçin ada*let, kanunların yapımında ve hak ve görevle*rin dağıtılmasında belli kişileri veya zümreleri ötekilere üstün tutmadan vatandaşlara aynı hakları vermesini ve aynı görevleri yüklemesi*ni ifade eder. Fert için ise vatandaşların müm*kün olduğu kadar birbirinin hakkına uymaya mecbur bırakılmasını ifade eder.

    İslam toplumlarında adalet kavramının top*lu msal-siyasal hayat içerisinde işgal ettiği ye*rin kendine Özgü bazı niteliklere sahip olduğu görülüyor. [2]



    İslam'da Adalet Kavramı


    Arapça bir kelime olan "adalet", adi kökün*den türemiş ülup bir şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet, zulmün karşıtı bir kelime olarak çoğunlukla "Hak" ile eşanlamlı biçim*de kullanılır.

    İslam toplumlarında adalet kavramının top*lu msal-siyasal hayat içerisinde işgal ettiği ye*rin kendine özgü bazı nitelikleri olduğu görü*lüyor.

    İslam toplumlarında adalet terimi, insanın Allah, toplum, canlı varlıklar, maddî tabiat ve diğer insanlarla ilişkilerinin mahiyetini ve da*yanacağı temel ilkelerin doğru tespiti için be*lirleyici bir kriter olarak tanımlanır. "Hukuk" kelimesinin tekil hali olan Hakk'la yakın İlişki*si, insan ve toplum hayatını düzenleyecek te*mel kuralların doğru tespitiyle ilgilidir. Bu eti*molojik ve ıstılahı tanım, adalet kavramının çeşitli din ve hukuk sistemlerine göre izafi (gö*rece) bir anlama sahip olabileceğini gösterir. İslam, sosyal, ahlakî ve entellektüel özellikleri yanında hukuk alanında da, kendisinin getirdi*ği temel ilişki ve kurallar toplamının adaleti ifade ettiğini savunur. Görece bir tanım olsa da bu, adalet kavramı ve olgusunun tanımda meşru ve anlaşılabilir olabileceğini gösterir. Buna rağmen Kur'anî terminolojide adaletin salt hukukî olmaktan öte, daha geniş anlam*larda kullanıldığını tespit etmek mümkündür: Söz gelimi, eksiklik ve fazlalık bakımından aşı*rılığa karşı orta yolu tutup korumak; hakka ni*yet, doğruluk, eşitlik gibi.

    İslamİyetİnkutsalkitab'ıKttr'fl/ı, adalet olgu*suna tevhid, İman, İslam, takva, salih amel ve ibadet kadar önem verir. Hatta Kur'an'a göre bütün ilahî öğretiler son tahlilde İnsanlar ara*sı ilişkilerde adaleti tesis etmeye yöneliktir. Adil olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah'ın rızasına ve İslam'a uygun değildir. Çünkü Allah herşeyden evvel, bir şeye hüküm verildiği zaman adaletle hükmedilmesini is*ter. (Nahl; 90) Anlaşmazlığa düşen iki toplu*luk arasında (Hucurat; 9), insanlar arasında vuku bulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde (Nisa; 58), her türlü borç, vade, alışveriş, tica*ret ve şahitlikte (Bakara; 282), kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde (Nisa; 129) adalet, hukukun koruması ve hayata geçi*rilmesi için vazgeçilemez bir ilkedir.

    Yine İslam'a göre kişiyi veya grupları adalet*ten saptıran ana faktör, kişi veya grubun ken*di istek ve tutkusunu ön plana geçirmesi (Ni*sa; 135) ve Allah'ın gösterdiği şekilde karar vermeyi ihmal etmesidir. İlahî hukukun ön gördüğü İlke, kural ve hükümlere riayet, ada*letin tecellisinin mümkün olan tek yolu ve te*minatıdır.

    Bu anlamda diğer hukuk sistemlerinde oldu*ğu gibi İslam hukukunda da adaletin anahtar terimi konumunda olduğu söylenebilir.

    Ali BULAÇ

    Bk. Devlet; Eşitlik; Hukuk; Zulüm. [3]




    [1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/2-3.

    [2] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/3-4.

    [3] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/4





+ Yorum Gönder