Konusunu Oylayın.: Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz?
  1. 10.Ağustos.2013, 01:43
    1
    Misafir

    Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz?






    Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz? Mumsema Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz?


  2. 10.Ağustos.2013, 02:11
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Ezeli olan şeye uluhiyet verilmesi zorunlu mudur? Aciz olan nasıl ilah olamaz?




    Değerli kardeşimiz;
    1) Ezeli olan varlık ya birdir, ya sonsuzudur. Bunun ortası olamaz. Çünkü, Allah’ın dışındaki varlıklardan bazısına ezeliyeti isnat ettiğiniz takdirde milyarlarca atom, molekül, hücre ve elementlere de tanımanız gerekir. Çünkü, bunların hepsi aynı karakterdedir. Hepsi de akılsız, ruhsuz, cansız, kör, sağır ve âcizdir. Hiç biri atomun -yaratma kabiliyeti noktasında- diğer atomlardan üstün bir tarafı yoktur. Ya hepsi ezelidir, ya hiç biri ezeli değildir. Maddenin ezeli olmadığı sonradan yaratıldığı konusu artık bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

    Ezeli olan varlık, diğer bütün varlıkların yaratıcısıdır, terbiyecisidir, idarecisidir. Yani onların rabbidir. Rab ise, ilahtır, mabuddur, tapınmaya layık yegâne varlıktır.

    Madem varlıklar var ve sonradan var oldukları ilmen hatta bir kısmı gözle görülmektedir; elbette bu var edilenlerin bir var edeni, bu yaratıkların bir yaratanı vardır. Akı-ı selim bunu zorunlu görmektedir. Bu mantık zinciri, Allah’ın varlığını, ezeliyetini, mabudluğunu/ilahlığını zorunlu kılmaktadır(eğer siz gerçekten bu konuyu kavramak istiyorsanız, lütfen Risale-i Nur külliyatını veya ilgili yerlerini okuyun, bizim gibi sizin de akıl, kalp , ruh ve duygularınız tatmin olacaktır inşaallahurrahman!)

    2) Bütün kainatı bir vahdet içerisinde yaratan, bütün varlıkları birbirinin imdadına koşturan, her şeyi her şeyle bağlayan, aynı anda milyarlarca canlılara nefes aldıran, oksijen veren, sırr-ı kayyumiyetle, bütün kâinatı ayakta tutan, aynı anda birirnden çok uzak bilgelerde akılsız arıya aynı balı yaptıran, kör ipek böceğine aynı ipek mamulatını dokutturan, bütün canlıları atmosferdeki oksijen tüpüne bağlayan, vs. vs. vs. Allah’ın kudreti sonsuz demektir. Sonsuz bir kudretin âciz olması akli bir çelişkidir.
    Bununla beraber, ezeli olan bir kudretin rakibi yoktur ki, müdahale etsin. Acizlik, sonsuz kudretin zıddıdır. Aynı anda hem gece hem gündüz; bir şeyin aynı zamanda hem ak kara olması mümkün olmadığı gibi, bir kudretin aynı anda hem sonsuz hem âciz olması imkânszıdır.
    Aciz olan ilah olamaz. Çünkü, İlah olmaktan maksat, bütün evrenin kendisine boyun eğdiği varlık olmak demektir.
    Bütün kâinatın gerçek ilahı olmak için, onu yaratmış olması gerekir. Zira, kâinatın ilahı olmak, bütün evrenin kal ve hal diliyle yapacağı tesbihatını, sevgisini, saygısını kazanmış olmak anlamına gelir. Yaratıcı olmayan, onlara iyiliği dokunmayan bir varlığın, onların sevgisini, saygısını ve ibadetlerini kazanması düşünülemez. İnsan iyiliğin kulu-kölesidir. Hiç bir iyilik yapmaya gücü yetmeyen bir âcizin ilahlık dava etmesi kadar abes bir şey olamaz.
    Hakiki ilah olmanın birinci şartı kâinatı yoktan var etmek, var ettikten sonra belli bir nizama koymak, hikmetle işletmek, varlıkta devam etmesini sağlamak, her şeyin kendisine özgü ihtiyaçlarını gidermek gibi hususları yapmaya kadir olmaktır. Aciz olan bunları yapamaz ki, onlara ilah olsun(geniş bilgi için risale-i Nur’a bakmakta büyük fayda vardır).

    3) Parmanides, doğa filozoflarından sayılmakla birlikte, Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir. M.Ö. 600 ile M.Ö. 500'lerde yaşadığı ve yalnızca düşünür olarak değil yasakoyucu ve devlet adamı olarak da rol oynadığı sanılmaktadır.Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur(VİKİPEDİ).
    Bize göre bu düşünce, bir çok kadim Yunan felsefecilerinin benzer düşünceleri gibi beş paralık bir tahminden öteye geçemez. İmam-ı Rabbani’nin dediği gibi, vahyin ışığı altına girmeyen filozoflar, ahmaklıktan kurtulamamışlardır. Zira, filozof da olsa, insanların aklı sınırlıdır. Sınırlı aklı sınırsız sahada kullanmaya kalkışmak hamakatin göstergesidir. Zaten bundan değil midir ki, filozofların sözleri çelişkilerle doludur. Bir çoğu bir diğerini çürütmekle ömür geçirmiştir.

    Bu konuda söz fazla uzatmadan “Kur'an-ı Hakîm'in kuvvetiyle sizin dinsizleriniz dâhil olduğu halde, bütün Avrupa'ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kal'alarını zîr ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz feylesoflarını, hayvandan aşağı düşürmüşüm”(Mektubat, 72 )diyerek meydan okuyan asrın en büyük allamesi olan Bediüzzaman hazretlerine bırakmak istiyoruz. Onun aşağıdaki ifadeleri, çok derin ve pek hakikatli olup, samimi olarak okumaya gayret edenlerin kafalarındaki istifhamları bertaraf edecek mahiyettedir.

    “ Üçüncü Sual: Eskiden düşman, şimdi dost olan mühtedi diyor ki: Şu zamanda çok ileri giden feylesoflar diyorlar ki: "Hiçten hiçbirşey icad edilmiyor ve hiçbirşey idam(yok) edilmiyor; yalnız bir terkib bir tahlildir ki, kâinat fabrikasını işlettiriyor."
    Elcevab: Nur-u Kur'an ile mevcudata bakmayan feylesofların en ileri gidenleri bakmışlar ki, tabiat ve esbab vasıtasıyla bu mevcudatın teşekkülât ve vücudlarını -sâbıkan isbat ettiğimiz tarzda- imtina' derecesinde müşkilâtlı gördüklerinden, iki kısma ayrıldılar:
    Bir kısmı Sofestaî olup, insanın hassası olan akıldan istifa ederek, ahmak hayvanlardan daha aşağı düşerek, kâinatın vücudunu inkâr etmeyi; hatta kendilerinin vücudlarını dahi inkâr etmesini; dalalet mesleğinde esbab ve tabiatın icad sahibi olmalarından daha ziyade kolay gördüklerinden hem kendilerini, hem kâinatı inkâr edip, cehl-i mutlaka düşmüşler.
    İkinci güruh bakmışlar ki; dalalette, esbab ve tabiat mûcid olmak noktasında, bir sinek ve bir çekirdeğin icadı, hadsiz müşkilâtı var ve tavr-ı aklın haricinde bir iktidar iktiza ediyor. Onun için bilmecburiye icadı inkâr ediyorlar, "yoktan var olmaz" diyorlar ve i'damı da muhal görüyorlar, "var yok olmaz" hükmediyorlar. Yalnız harekât-ı zerrat ile, tesadüf rüzgârlarıyla bir terkib ve tahlil ve dağılmak ve toplanmak suretinde bir vaziyet-i itibariye tahayyül ediyorlar. İşte sen gel, ahmaklığın ve cehaletin en aşağı derecesinde, en yüksek akıllı kendini zanneden adamları, gör; ve dalalet, insanı ne kadar maskara ve süfli ve echel yaptığını bil; ibret al!
    Acaba her senede, dörtyüz bin enva'ı birden zemin yüzünde icad eden ve semavat ve arzı altı günde halkeden ve altı haftada, her baharda, kâinattan daha san'atlı, hikmetli zîhayat bir kâinatı inşa eden bir kudret-i ezeliye, bir ilm-i ezelînin dairesinde, plânları ve mikdarları taayyün eden mevcudat-ı ilmiyeyi, göze göstermeyen bir ecza ile yazılan ve görünmeyen bir yazıyı göstermek için sürülen bir ecza misillü, gayet kolay o madumat-ı hariciye olan mevcudat-ı ilmiyeye vücud-u haricî vermeyi o kudret-i ezeliyeden uzak görmek ve icadı inkâr etmek; evvelki güruh olan Sofestaîlerden daha ziyade ahmakane ve cahilanedir. Bu bedbahtlar, âciz-i mutlak ve yalnız bir cüz'-i ihtiyarîden başka ellerinde olmayan firavunlaşmış kendi nefisleri, hiçbir şeyi idam ve yok edemediklerinden ve hiçbir zerreyi, bir maddeyi, hiçten, yoktan icad edemediklerinden ve güvendikleri esbab ve tabiatın ellerinden hiçten icad gelmediği cihetle, ahmaklıklarından diyorlar: "Yoktan var olmaz, var da yok olmaz" deyip, bu bâtıl ve hata düsturu, Kadîr-i Mutlak'a teşmil etmek istiyorlar” (Asa-yı Musa, 175 - 176).
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 10.Ağustos.2013, 02:11
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Değerli kardeşimiz;
    1) Ezeli olan varlık ya birdir, ya sonsuzudur. Bunun ortası olamaz. Çünkü, Allah’ın dışındaki varlıklardan bazısına ezeliyeti isnat ettiğiniz takdirde milyarlarca atom, molekül, hücre ve elementlere de tanımanız gerekir. Çünkü, bunların hepsi aynı karakterdedir. Hepsi de akılsız, ruhsuz, cansız, kör, sağır ve âcizdir. Hiç biri atomun -yaratma kabiliyeti noktasında- diğer atomlardan üstün bir tarafı yoktur. Ya hepsi ezelidir, ya hiç biri ezeli değildir. Maddenin ezeli olmadığı sonradan yaratıldığı konusu artık bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

    Ezeli olan varlık, diğer bütün varlıkların yaratıcısıdır, terbiyecisidir, idarecisidir. Yani onların rabbidir. Rab ise, ilahtır, mabuddur, tapınmaya layık yegâne varlıktır.

    Madem varlıklar var ve sonradan var oldukları ilmen hatta bir kısmı gözle görülmektedir; elbette bu var edilenlerin bir var edeni, bu yaratıkların bir yaratanı vardır. Akı-ı selim bunu zorunlu görmektedir. Bu mantık zinciri, Allah’ın varlığını, ezeliyetini, mabudluğunu/ilahlığını zorunlu kılmaktadır(eğer siz gerçekten bu konuyu kavramak istiyorsanız, lütfen Risale-i Nur külliyatını veya ilgili yerlerini okuyun, bizim gibi sizin de akıl, kalp , ruh ve duygularınız tatmin olacaktır inşaallahurrahman!)

    2) Bütün kainatı bir vahdet içerisinde yaratan, bütün varlıkları birbirinin imdadına koşturan, her şeyi her şeyle bağlayan, aynı anda milyarlarca canlılara nefes aldıran, oksijen veren, sırr-ı kayyumiyetle, bütün kâinatı ayakta tutan, aynı anda birirnden çok uzak bilgelerde akılsız arıya aynı balı yaptıran, kör ipek böceğine aynı ipek mamulatını dokutturan, bütün canlıları atmosferdeki oksijen tüpüne bağlayan, vs. vs. vs. Allah’ın kudreti sonsuz demektir. Sonsuz bir kudretin âciz olması akli bir çelişkidir.
    Bununla beraber, ezeli olan bir kudretin rakibi yoktur ki, müdahale etsin. Acizlik, sonsuz kudretin zıddıdır. Aynı anda hem gece hem gündüz; bir şeyin aynı zamanda hem ak kara olması mümkün olmadığı gibi, bir kudretin aynı anda hem sonsuz hem âciz olması imkânszıdır.
    Aciz olan ilah olamaz. Çünkü, İlah olmaktan maksat, bütün evrenin kendisine boyun eğdiği varlık olmak demektir.
    Bütün kâinatın gerçek ilahı olmak için, onu yaratmış olması gerekir. Zira, kâinatın ilahı olmak, bütün evrenin kal ve hal diliyle yapacağı tesbihatını, sevgisini, saygısını kazanmış olmak anlamına gelir. Yaratıcı olmayan, onlara iyiliği dokunmayan bir varlığın, onların sevgisini, saygısını ve ibadetlerini kazanması düşünülemez. İnsan iyiliğin kulu-kölesidir. Hiç bir iyilik yapmaya gücü yetmeyen bir âcizin ilahlık dava etmesi kadar abes bir şey olamaz.
    Hakiki ilah olmanın birinci şartı kâinatı yoktan var etmek, var ettikten sonra belli bir nizama koymak, hikmetle işletmek, varlıkta devam etmesini sağlamak, her şeyin kendisine özgü ihtiyaçlarını gidermek gibi hususları yapmaya kadir olmaktır. Aciz olan bunları yapamaz ki, onlara ilah olsun(geniş bilgi için risale-i Nur’a bakmakta büyük fayda vardır).

    3) Parmanides, doğa filozoflarından sayılmakla birlikte, Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir. M.Ö. 600 ile M.Ö. 500'lerde yaşadığı ve yalnızca düşünür olarak değil yasakoyucu ve devlet adamı olarak da rol oynadığı sanılmaktadır.Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik, yani varlık, mutlak anlamda Bir'dir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur(VİKİPEDİ).
    Bize göre bu düşünce, bir çok kadim Yunan felsefecilerinin benzer düşünceleri gibi beş paralık bir tahminden öteye geçemez. İmam-ı Rabbani’nin dediği gibi, vahyin ışığı altına girmeyen filozoflar, ahmaklıktan kurtulamamışlardır. Zira, filozof da olsa, insanların aklı sınırlıdır. Sınırlı aklı sınırsız sahada kullanmaya kalkışmak hamakatin göstergesidir. Zaten bundan değil midir ki, filozofların sözleri çelişkilerle doludur. Bir çoğu bir diğerini çürütmekle ömür geçirmiştir.

    Bu konuda söz fazla uzatmadan “Kur'an-ı Hakîm'in kuvvetiyle sizin dinsizleriniz dâhil olduğu halde, bütün Avrupa'ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kal'alarını zîr ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz feylesoflarını, hayvandan aşağı düşürmüşüm”(Mektubat, 72 )diyerek meydan okuyan asrın en büyük allamesi olan Bediüzzaman hazretlerine bırakmak istiyoruz. Onun aşağıdaki ifadeleri, çok derin ve pek hakikatli olup, samimi olarak okumaya gayret edenlerin kafalarındaki istifhamları bertaraf edecek mahiyettedir.

    “ Üçüncü Sual: Eskiden düşman, şimdi dost olan mühtedi diyor ki: Şu zamanda çok ileri giden feylesoflar diyorlar ki: "Hiçten hiçbirşey icad edilmiyor ve hiçbirşey idam(yok) edilmiyor; yalnız bir terkib bir tahlildir ki, kâinat fabrikasını işlettiriyor."
    Elcevab: Nur-u Kur'an ile mevcudata bakmayan feylesofların en ileri gidenleri bakmışlar ki, tabiat ve esbab vasıtasıyla bu mevcudatın teşekkülât ve vücudlarını -sâbıkan isbat ettiğimiz tarzda- imtina' derecesinde müşkilâtlı gördüklerinden, iki kısma ayrıldılar:
    Bir kısmı Sofestaî olup, insanın hassası olan akıldan istifa ederek, ahmak hayvanlardan daha aşağı düşerek, kâinatın vücudunu inkâr etmeyi; hatta kendilerinin vücudlarını dahi inkâr etmesini; dalalet mesleğinde esbab ve tabiatın icad sahibi olmalarından daha ziyade kolay gördüklerinden hem kendilerini, hem kâinatı inkâr edip, cehl-i mutlaka düşmüşler.
    İkinci güruh bakmışlar ki; dalalette, esbab ve tabiat mûcid olmak noktasında, bir sinek ve bir çekirdeğin icadı, hadsiz müşkilâtı var ve tavr-ı aklın haricinde bir iktidar iktiza ediyor. Onun için bilmecburiye icadı inkâr ediyorlar, "yoktan var olmaz" diyorlar ve i'damı da muhal görüyorlar, "var yok olmaz" hükmediyorlar. Yalnız harekât-ı zerrat ile, tesadüf rüzgârlarıyla bir terkib ve tahlil ve dağılmak ve toplanmak suretinde bir vaziyet-i itibariye tahayyül ediyorlar. İşte sen gel, ahmaklığın ve cehaletin en aşağı derecesinde, en yüksek akıllı kendini zanneden adamları, gör; ve dalalet, insanı ne kadar maskara ve süfli ve echel yaptığını bil; ibret al!
    Acaba her senede, dörtyüz bin enva'ı birden zemin yüzünde icad eden ve semavat ve arzı altı günde halkeden ve altı haftada, her baharda, kâinattan daha san'atlı, hikmetli zîhayat bir kâinatı inşa eden bir kudret-i ezeliye, bir ilm-i ezelînin dairesinde, plânları ve mikdarları taayyün eden mevcudat-ı ilmiyeyi, göze göstermeyen bir ecza ile yazılan ve görünmeyen bir yazıyı göstermek için sürülen bir ecza misillü, gayet kolay o madumat-ı hariciye olan mevcudat-ı ilmiyeye vücud-u haricî vermeyi o kudret-i ezeliyeden uzak görmek ve icadı inkâr etmek; evvelki güruh olan Sofestaîlerden daha ziyade ahmakane ve cahilanedir. Bu bedbahtlar, âciz-i mutlak ve yalnız bir cüz'-i ihtiyarîden başka ellerinde olmayan firavunlaşmış kendi nefisleri, hiçbir şeyi idam ve yok edemediklerinden ve hiçbir zerreyi, bir maddeyi, hiçten, yoktan icad edemediklerinden ve güvendikleri esbab ve tabiatın ellerinden hiçten icad gelmediği cihetle, ahmaklıklarından diyorlar: "Yoktan var olmaz, var da yok olmaz" deyip, bu bâtıl ve hata düsturu, Kadîr-i Mutlak'a teşmil etmek istiyorlar” (Asa-yı Musa, 175 - 176).
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder