Konusunu Oylayın.: Ramazan bayramı ile ilgili fıkralar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ramazan bayramı ile ilgili fıkralar
  1. 06.Ağustos.2013, 04:27
    1
    Misafir

    Ramazan bayramı ile ilgili fıkralar






    Ramazan bayramı ile ilgili fıkralar Mumsema ramazan bayramı ile ilgili fıkralar


  2. 06.Ağustos.2013, 19:33
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Ramazan bayramı ile ilgili fıkralar




    Anladık Ramazan başlamış!

    Ramazan hilali görülmeyince oruç tutmanın caiz olmayacağını bilen bir tiryaki, hilali görmemek için evinin pencerelerini kapayıp perdeleri de sımsıkı örter: geceleri mahalle kahvesine giderken de başını önüne eğermiş, nasılsa bir su birikintisi içinde hilalin aksini görünce ürkerek şöyle demiş:


    - Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan başlamış!

    Bir gün fazla tutmuş

    Adama sormuşlar :

    -Kaç gün oruç tuttun?

    -Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! demiş

    Aynı soru, orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :

    -Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!
    Bir eşek bir öküz
    İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar:
    - Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?"
    O da kendini üstün göstermek için

    -Bırak şunu, eşeğin tekidir", cevabını verir

    Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar:
    – Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?

    Bu softa da öteki gibi
    "Bırak şunu, öküzden farkı yoktur", cevabını verir
    Akşam olunca iftar sofrası kurulur Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar:
    – Bunlar ne erenler?

    Bektaşi gülerek cevap verir:

    – Biriniz eşek, ötekiniz öküz Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?" Bizi de yedirirsin!

    Eskiden toplu ramazan yemeklerinde, iftar ziyaretlerinden artan yemekleri, yemek masasına hizmet eden çocuklar yermişYani artan yemekler onların hakkı imiş

    Bir iftar yemeğinde çorba içildikten sonra hoca cemaata:

    - Çorbayı arttırmayın israf haramdır Yemeği bitirmek sünnettir, derBöylece çorba tamamen biter
    Sıra sebze yemeğine gelir, hoca yine :

    -Arttırmayın sünnettir” der yemek biter
    Sıra pilava gelir, tatlıya gelir

    Hoca:

    -Sünnettir, diyerek, her şeyi cemaata yedirir ve hizmet yapan çocuklar aç kalırlar

    Yemekten sonra hocanın ellerini yıkaması için su döken çocuklarla hoca şakalaşmak ister:
    -Balam sizin adınız ne, der
    Çocuklar:

    - Farz hoca efendi, derler

    Hoca:

    -Balam hiç farzdan ad olur mu?” derÇocuklar da:

    -Olur ya, sünnet diyelim de bizi de cemaata yediresin öylemi ?” derler…
    Bizim eve de buyursun!Bir zat Ramazan’da hiç evine gelmez, boyuna davetli davetsiz iftarlara gidermiş Bir akşam birisi evine gelerek:-Bu akşam sizin efendiyi filan yerde iftara davet ediyoruz, buyursunlar,deyince,

    Evin hanımı:

    -Ramazan neredeyse bitecek, efendiyi gören yok Siz görebilirseniz söyleyin Bir gece de kendi evinde iftara buyursun!

    Borcun var mı?
    Bir ramazan günü III Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında yapılan sohbet esnasında Ragıp Paşa Şair Haşmet'e hitaben:
    - 'Senin de borcun var mı Haşmet?' diye sorar ve ondan sonra şu cevabı alır:
    - Evet efendim, mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş
    Ragıp Paşa sorusunun anlaşılmadığını düşünerek şu açıklamayla birlikte tekrarladı sorusunu:
    - 'Ben onu sormuyorum, oruç borcun var mı?'
    Şair Haşmet bu soruyu şöyle cevaplamış:- Paşam, oruç borcunu Allah sorar; sizin soracağınız kul borcudur

    Bu mahalleden değiliz de

    Evvel zaman içinde iki şair ve edip ahbap Mehmet Celâl ile Faik Esad, Beylerbeyi’nde bir dostun iftar davetine icabet için yola koyulup karşıya geçiyorlar; fakat vakti iyi hesap edememişlerdir ve iftara daha saatler vardır Bunun üzerine iki ahbap,


    - Camiye gidelim, vaaz dinleriz, vakit geçer, fikriyle Beylerbeyi Camii’ne girip bir tarafa ilişiyorlar

    Vaiz kürsüye çıkmış cehennemden bahsetmekte, diliyle etrafa yıldırımlar savurup şimşekler çaktırmakta, "zebânileer, alevleer, katran kuyularıı” dedikçe cemaat dehşetle tir tir titremektedir

    Bizimkiler vaizin tehditlerine pek kulak asmamaktadır ama ahalinin çoğu kapıldığı haşyetle hüngür hüngür ağlıyor

    Ağlayanlardan biri, gözyaşlarını silerek Faik Esad’ın sırtına dokunuyor, kısık sesle,


    - Siz vaizi dinlemiyor musunuz? diye soruyor

    "Dinlenmez olur mu, dinliyoruz elbet” diye cevap veriyor bizimki,

    "Peki ne dediğini anlıyor musunuz?” "Anlıyoruz elbette, niçin soruyorsun peki?”

    Adam hayretle devam ediyor,


    - Yahu bizim ağlamaktan ciğerimiz sökülüyor, gözümüz dışarıya uğruyor sizde ise hiçbir elem işareti yoktur, nasıl oluyor bu?


    Şair cevap veriyor:

    - Efendim biz bu mahalleden değiliz, yabancıyız, misafirliğe geldik de!


  3. 06.Ağustos.2013, 19:33
    2
    Editör



    Anladık Ramazan başlamış!

    Ramazan hilali görülmeyince oruç tutmanın caiz olmayacağını bilen bir tiryaki, hilali görmemek için evinin pencerelerini kapayıp perdeleri de sımsıkı örter: geceleri mahalle kahvesine giderken de başını önüne eğermiş, nasılsa bir su birikintisi içinde hilalin aksini görünce ürkerek şöyle demiş:


    - Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan başlamış!

    Bir gün fazla tutmuş

    Adama sormuşlar :

    -Kaç gün oruç tuttun?

    -Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! demiş

    Aynı soru, orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :

    -Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!
    Bir eşek bir öküz
    İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar:
    - Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?"
    O da kendini üstün göstermek için

    -Bırak şunu, eşeğin tekidir", cevabını verir

    Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar:
    – Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?

    Bu softa da öteki gibi
    "Bırak şunu, öküzden farkı yoktur", cevabını verir
    Akşam olunca iftar sofrası kurulur Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar:
    – Bunlar ne erenler?

    Bektaşi gülerek cevap verir:

    – Biriniz eşek, ötekiniz öküz Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?" Bizi de yedirirsin!

    Eskiden toplu ramazan yemeklerinde, iftar ziyaretlerinden artan yemekleri, yemek masasına hizmet eden çocuklar yermişYani artan yemekler onların hakkı imiş

    Bir iftar yemeğinde çorba içildikten sonra hoca cemaata:

    - Çorbayı arttırmayın israf haramdır Yemeği bitirmek sünnettir, derBöylece çorba tamamen biter
    Sıra sebze yemeğine gelir, hoca yine :

    -Arttırmayın sünnettir” der yemek biter
    Sıra pilava gelir, tatlıya gelir

    Hoca:

    -Sünnettir, diyerek, her şeyi cemaata yedirir ve hizmet yapan çocuklar aç kalırlar

    Yemekten sonra hocanın ellerini yıkaması için su döken çocuklarla hoca şakalaşmak ister:
    -Balam sizin adınız ne, der
    Çocuklar:

    - Farz hoca efendi, derler

    Hoca:

    -Balam hiç farzdan ad olur mu?” derÇocuklar da:

    -Olur ya, sünnet diyelim de bizi de cemaata yediresin öylemi ?” derler…
    Bizim eve de buyursun!Bir zat Ramazan’da hiç evine gelmez, boyuna davetli davetsiz iftarlara gidermiş Bir akşam birisi evine gelerek:-Bu akşam sizin efendiyi filan yerde iftara davet ediyoruz, buyursunlar,deyince,

    Evin hanımı:

    -Ramazan neredeyse bitecek, efendiyi gören yok Siz görebilirseniz söyleyin Bir gece de kendi evinde iftara buyursun!

    Borcun var mı?
    Bir ramazan günü III Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında yapılan sohbet esnasında Ragıp Paşa Şair Haşmet'e hitaben:
    - 'Senin de borcun var mı Haşmet?' diye sorar ve ondan sonra şu cevabı alır:
    - Evet efendim, mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş
    Ragıp Paşa sorusunun anlaşılmadığını düşünerek şu açıklamayla birlikte tekrarladı sorusunu:
    - 'Ben onu sormuyorum, oruç borcun var mı?'
    Şair Haşmet bu soruyu şöyle cevaplamış:- Paşam, oruç borcunu Allah sorar; sizin soracağınız kul borcudur

    Bu mahalleden değiliz de

    Evvel zaman içinde iki şair ve edip ahbap Mehmet Celâl ile Faik Esad, Beylerbeyi’nde bir dostun iftar davetine icabet için yola koyulup karşıya geçiyorlar; fakat vakti iyi hesap edememişlerdir ve iftara daha saatler vardır Bunun üzerine iki ahbap,


    - Camiye gidelim, vaaz dinleriz, vakit geçer, fikriyle Beylerbeyi Camii’ne girip bir tarafa ilişiyorlar

    Vaiz kürsüye çıkmış cehennemden bahsetmekte, diliyle etrafa yıldırımlar savurup şimşekler çaktırmakta, "zebânileer, alevleer, katran kuyularıı” dedikçe cemaat dehşetle tir tir titremektedir

    Bizimkiler vaizin tehditlerine pek kulak asmamaktadır ama ahalinin çoğu kapıldığı haşyetle hüngür hüngür ağlıyor

    Ağlayanlardan biri, gözyaşlarını silerek Faik Esad’ın sırtına dokunuyor, kısık sesle,


    - Siz vaizi dinlemiyor musunuz? diye soruyor

    "Dinlenmez olur mu, dinliyoruz elbet” diye cevap veriyor bizimki,

    "Peki ne dediğini anlıyor musunuz?” "Anlıyoruz elbette, niçin soruyorsun peki?”

    Adam hayretle devam ediyor,


    - Yahu bizim ağlamaktan ciğerimiz sökülüyor, gözümüz dışarıya uğruyor sizde ise hiçbir elem işareti yoktur, nasıl oluyor bu?


    Şair cevap veriyor:

    - Efendim biz bu mahalleden değiliz, yabancıyız, misafirliğe geldik de!





+ Yorum Gönder