Konusunu Oylayın.: Ruh nasıl çıkar ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ruh nasıl çıkar ?
  1. 02.Ağustos.2013, 18:47
    1
    Misafir

    Ruh nasıl çıkar ?






    Ruh nasıl çıkar ? Mumsema Ruh nasıl çıkar ?


  2. 02.Ağustos.2013, 18:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Ağustos.2013, 07:16
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Ruh nasıl çıkar ?




    Herkes, ölürken başka bir şey hisseder.. ve hiç kimse, hissettiği şeyi ifâde
    etme fırsatı bulamadığı için, kimin ne hissettiğini şimdiye kadar öğrenmek
    de mümkün olmamıştır. Ne var ki, yine de umumî bazı şeyler söyleyebiliriz:

    Güzel yaşamış olanlar, güzel şeyler hissederler; kötü yaşamış olanlar da,
    kötü şeyler. Güzel yaşayan, tebessüm ederek ve tatlı şeyler müşâhede ederek gider. Perispirisi kendisinden ayrılıp giderken, geride bıraktığı ceset tebessüm eder. Ağzına lokum verilen sünnet çocuğunun, sünnet olurken farkına varmaması misâli, Nebi ve şehîd ruhları kabzolurken Cennet pencereleri açılır ve -Efendimiz (sav)'in ifâdesiyle- onların ruhları testiden suyun rahatça akması gibi çıkar.. ve ruhları çıkarken, bedenleri de gidecekleri yerin müşahedesiyle beşaşet içindedir. İyi insan için ölüm, hiç de korkulduğu gibi değil, aksine çok tatlı ve lezzetlidir.. verası da öyle...

    Uhud'da şehid olan Abdullah İbn Amr (ra) için, oğlu Câbir (ra)'e Efendimiz
    (sav) şöyle buyurur: “Bilir misin, Allah babanı nasıl karşıladı? Bunu ne göz
    görmüş, ne kulak duymuş, ne de bir beşer tahattur edebilmiştir. Öyle
    karşıladı ki târif edilmez. Baban dedi ki: “Ya Rabbi, beni dünyâya iâde
    buyur da, şu tatlı ölümün neşvesini arkada kalanlara da anlatayım.”
    Allah, “Artık geriye dönme yok; o bir kereydi ve artık bitti. Fakat Ben,
    sizin durumunuzu onlara haber veririm” buyurdu. Sonra da, şu âyet nâzil oldu:

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma, hayır (onlar) diridirler,
    Rableri katında rızıklanmaktadırlar. ” (Âl-i İmran, 3/169). Bu, Allah
    yolunda şehid olan herkes için mutlaka bir beşarettir.

    Efendimiz (sav), vefatı hengâmında her kendine gelişinde “Namaz, namaz!...” diyordu; Hz. Ömer (ra) de, aynen Efendisi gibi “Namaz, namaz! ...” diyerek vefat etmişti. Hz. Halid b. Velid (ra) de, vefat anında “Atım, kılıcım, getirin onları, son bir kere daha göreyim” diye inliyordu. Hanzala (ra)'nın, Saad b.Muaz (ra)'ın vefatlarına gökler ağlayıp harekete geçiyor, melekler gasl ve definlerine iştirak ediyorlardı. Osman Efendimiz (ra), kuran okurken, Ali Efendimiz (ra), camiye giderken şehid ediliyordu.
    Bunlara karşılık, çokları da içki masasında, kumar başında, fuhuş yuvasında son nefesini veriyordu. Evet, nasıl yaşamışlarsa öyle ölüyorlardı...

    Firavunlaşmış ruhlar, dikenlere takılmış ipek gibi çekilir. Dubleleri
    kendilerini bırakıp giderken, geride işmizaz ve ekşi yüzler bırakır.
    Melekler, böylelerinin canlarını çok çetin alırlar. Onların canları,
    dikenlere takılmış pamuğun ayıklanması gibi çok zor çıkar.


    Vefattan sonra ruh ne olur?
    Vefattan sonra ruh, Allah (cc)'ın huzuruna kadar yükselir. Efendimiz
    (sav)'in beyanına göre, ruh çıktıktan sonra melekler onu bir atlasa sarar ve
    Mele-i Â'lâ'ya kadar götürürler. Uğradığı her menzil ve tabakada, “Bu ne
    güzel ruh, bu kimin ruhu?” diye sorarlar. Melekler, onun yeryüzünde anıldığı en güzel isim ve ünvanlarıyla tanıtarak, “Bu, namaz kılan, din uğrunda binbir mehâliki iktiham eden falanın ruhu” derler ve herkes, hüsn-ü istikbâl eder. Nihayet, semavatın üstünde Huzur-u Rabbi'l Âlemîn’e çıkarılır. Cenâb-ı Hakk, hüsn-ü kabul gösterir ve “Bunu tekrar kabre götürün; Münkir-Nekir’in suâline hazır olması için, cenazesinin başına koyuverin” buyurur. Bunun üzerine onu suâl-cevap için geriye getirirler. Orada, “Men rabbüke ve men resulike ve mâ dînüke?” suâllerine cevap verir...


  4. 03.Ağustos.2013, 07:16
    2
    Editör



    Herkes, ölürken başka bir şey hisseder.. ve hiç kimse, hissettiği şeyi ifâde
    etme fırsatı bulamadığı için, kimin ne hissettiğini şimdiye kadar öğrenmek
    de mümkün olmamıştır. Ne var ki, yine de umumî bazı şeyler söyleyebiliriz:

    Güzel yaşamış olanlar, güzel şeyler hissederler; kötü yaşamış olanlar da,
    kötü şeyler. Güzel yaşayan, tebessüm ederek ve tatlı şeyler müşâhede ederek gider. Perispirisi kendisinden ayrılıp giderken, geride bıraktığı ceset tebessüm eder. Ağzına lokum verilen sünnet çocuğunun, sünnet olurken farkına varmaması misâli, Nebi ve şehîd ruhları kabzolurken Cennet pencereleri açılır ve -Efendimiz (sav)'in ifâdesiyle- onların ruhları testiden suyun rahatça akması gibi çıkar.. ve ruhları çıkarken, bedenleri de gidecekleri yerin müşahedesiyle beşaşet içindedir. İyi insan için ölüm, hiç de korkulduğu gibi değil, aksine çok tatlı ve lezzetlidir.. verası da öyle...

    Uhud'da şehid olan Abdullah İbn Amr (ra) için, oğlu Câbir (ra)'e Efendimiz
    (sav) şöyle buyurur: “Bilir misin, Allah babanı nasıl karşıladı? Bunu ne göz
    görmüş, ne kulak duymuş, ne de bir beşer tahattur edebilmiştir. Öyle
    karşıladı ki târif edilmez. Baban dedi ki: “Ya Rabbi, beni dünyâya iâde
    buyur da, şu tatlı ölümün neşvesini arkada kalanlara da anlatayım.”
    Allah, “Artık geriye dönme yok; o bir kereydi ve artık bitti. Fakat Ben,
    sizin durumunuzu onlara haber veririm” buyurdu. Sonra da, şu âyet nâzil oldu:

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma, hayır (onlar) diridirler,
    Rableri katında rızıklanmaktadırlar. ” (Âl-i İmran, 3/169). Bu, Allah
    yolunda şehid olan herkes için mutlaka bir beşarettir.

    Efendimiz (sav), vefatı hengâmında her kendine gelişinde “Namaz, namaz!...” diyordu; Hz. Ömer (ra) de, aynen Efendisi gibi “Namaz, namaz! ...” diyerek vefat etmişti. Hz. Halid b. Velid (ra) de, vefat anında “Atım, kılıcım, getirin onları, son bir kere daha göreyim” diye inliyordu. Hanzala (ra)'nın, Saad b.Muaz (ra)'ın vefatlarına gökler ağlayıp harekete geçiyor, melekler gasl ve definlerine iştirak ediyorlardı. Osman Efendimiz (ra), kuran okurken, Ali Efendimiz (ra), camiye giderken şehid ediliyordu.
    Bunlara karşılık, çokları da içki masasında, kumar başında, fuhuş yuvasında son nefesini veriyordu. Evet, nasıl yaşamışlarsa öyle ölüyorlardı...

    Firavunlaşmış ruhlar, dikenlere takılmış ipek gibi çekilir. Dubleleri
    kendilerini bırakıp giderken, geride işmizaz ve ekşi yüzler bırakır.
    Melekler, böylelerinin canlarını çok çetin alırlar. Onların canları,
    dikenlere takılmış pamuğun ayıklanması gibi çok zor çıkar.


    Vefattan sonra ruh ne olur?
    Vefattan sonra ruh, Allah (cc)'ın huzuruna kadar yükselir. Efendimiz
    (sav)'in beyanına göre, ruh çıktıktan sonra melekler onu bir atlasa sarar ve
    Mele-i Â'lâ'ya kadar götürürler. Uğradığı her menzil ve tabakada, “Bu ne
    güzel ruh, bu kimin ruhu?” diye sorarlar. Melekler, onun yeryüzünde anıldığı en güzel isim ve ünvanlarıyla tanıtarak, “Bu, namaz kılan, din uğrunda binbir mehâliki iktiham eden falanın ruhu” derler ve herkes, hüsn-ü istikbâl eder. Nihayet, semavatın üstünde Huzur-u Rabbi'l Âlemîn’e çıkarılır. Cenâb-ı Hakk, hüsn-ü kabul gösterir ve “Bunu tekrar kabre götürün; Münkir-Nekir’in suâline hazır olması için, cenazesinin başına koyuverin” buyurur. Bunun üzerine onu suâl-cevap için geriye getirirler. Orada, “Men rabbüke ve men resulike ve mâ dînüke?” suâllerine cevap verir...





+ Yorum Gönder