Konusunu Oylayın.: Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?
  1. 26.Temmuz.2013, 23:17
    1
    Misafir

    Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?






    Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum? Mumsema Allah neden kendini inkar edenleri 70 kat ve sonsuz ateş azabında yakıyor? Diyelim biri bize geldi sen yoksun ve seni tanımıyorum dese bizim dinen onun bu davranışına ne gibi bir ceza hakkımız olur ki? Ancak biz de aynı lafı ona söyleriz. Allah kendisine yoktur diyeni yok etseydi asıl adalet bu olmaz mıydı? Fazlası zulüm olmaz mı. Hem birisi Allah'a yok dedi mi Allah dayanılmaz ve sonsuz bir acı mı çekiyor ki bu bahsi geçen insana aynısını yapıyor?


  2. 26.Temmuz.2013, 23:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Allah neden kendini inkar edenleri 70 kat ve sonsuz ateş azabında yakıyor? Diyelim biri bize geldi sen yoksun ve seni tanımıyorum dese bizim dinen onun bu davranışına ne gibi bir ceza hakkımız olur ki? Ancak biz de aynı lafı ona söyleriz. Allah kendisine yoktur diyeni yok etseydi asıl adalet bu olmaz mıydı? Fazlası zulüm olmaz mı. Hem birisi Allah'a yok dedi mi Allah dayanılmaz ve sonsuz bir acı mı çekiyor ki bu bahsi geçen insana aynısını yapıyor?


    Benzer Konular

    - Cehennem azabı sonsuz mu

    - Gül Efendim Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana

    - 70 kat ve sonsuz cehennem ateşi azabı

    - Cezanın verilmesinin nedeni suçluyu ıslah etmek, caydırmak içinse sonsuz cehennem azabı nasıl ıslah

    - Ateş azabı içindekilerin konuşması hakkında

  3. 27.Temmuz.2013, 01:57
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?




    Kafirlerin ebedi cehennemde kalması nasıl adalet olur?
    Cehennem azabı neden ebedi olsun? Allah'ın şefkati anne şefkatinden daha çok olduğu halde, neden cehennemi yarattı?
    Sorunun Detayı
    Kuran-ı Kerim de bulunan, ebedi cehennemliklerle ilgili ayetlere rağmen; Muhiddin İbn-i Arabinin, "herhangi bir insanın işleyeceği herhangi bir günah sınırlıdır ve sınırlı bir günah, sınırsız bir işkenceye mustahak olamayacağından, ebedi cehennemlik yoktur." ifadesini açıklamanın yolu, yine kendi bakış açısı olan; "cehennem bir arınmadır ve arınmadan sonra kalan iyi, cennete gidecektir: bir şey kalmıyorsa, o salt kötüdür ve bu kişi "cehennem yerlisidir." şeklinde mi Yoksa başka şekilde midir?

    İdamı hak etmiş bir kişiye, müebbet hapis cezası vermek bir rahmettir. Bu açıdan müebbet hapis demek olan cehennem de bir rahmettir. Bir anne, çocuğunun hayatının kurtulması için elinin, kolunun kesilmesine razı olmaz mı? Demek ki, daha büyük bir nimet için bazı şeyler göze alınabilmektedir. Kaldı ki bunlar çocuk değildir. Annesinin namusuna göz diken bir yetişkine hangi anne acır...

    Konuyu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım:

    S - Bir kâfirin küfür ile ilgili günahı, mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve sonsuz bir ceza ile cezalandırılması İlâhi adalete uygun olmadığı gibi, Ezeli hikmete de muvâfık değildir; merhamet-i İlâhiye müsaade etmez.

    C - O kâfirin cezası gayr-ı mütenahi olduğu ve kısa bir zamanda irtikâp edilen o küfrün, sonsuz bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömürle yaşayacak olursa, o sonsuz ömrünü herhalde küfürle geçireceği şüphesizdir. Çünkü kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla, o bozulmuş olan kalbin sınırsız bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh, ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

    İkincisi: O kâfirin günahı sınırlı bir zamanda ise de, sonsuz derecede büyük olan umum kâinatın, vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahi bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, sonsuz nimetlere hakaret olduğundan, sonsuz bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, sonsuz olan zat ve sıfât-ı İlâhiyeye cinayettir.

    Beşincisi: İnsanın vicdanı, görünüşte sonlu ise de, gerçekte ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, sonsuz kabiliyeti olan o vicdan, küfürle pislenerek mahvolur, gider.

    Altıncısı: Zıt, zıddına ters ise de, çok hususlarda aynı özellik taşır. Binaenaleyh iman, ebedi lezzetleri meyve olarak verdiği gibi, küfür de elim ve sonsuz elemleri âhirette intaç etmesi, şe'nindendir.

    Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahi olan bir ceza, gayr-ı mütenahi bir cinayete karşı ayn-ı adalettir.

    Bu konu ile ilgili başka bir sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur?

    ELCEVAB: Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada cinayet, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur.

    Elbette “Halidina fiha ebeden” adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor.

    Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal zâhirî âdete göre onbeş sene maktulün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, binbir esma-i İlahîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalâtını inkâr ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan.. kâfiri, binler seneden ziyade esfel-i safilîne atar, Halidine de hapseder. (Lem’alar)

    S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?

    C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya yokluğa gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Varlığın -velev Cehennemde olsun- yokluktan daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira yokluk sırf şerr olduğu gibi, bütün musibet ve kötülüklerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayırdır. Buna binaen kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır.

    Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları hayırlı amellerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır. ( İ.İ’caz. 81)

    Yukarıdaki soru ve cevaplardan sonra anlaşıldı ki, bir insanın sınırlı bir hayatta işlediği küfür suçu yüzünden ebedi cehennemde kalacaktır. Bu adamın imanı olmadığından cennete girmesi mümkün değildir. İşte yukarıda yapılan hesaplamalar ışığında, Rahmet-i ilahiye-yi de göz önünde bulundurmak suretiyle, cehenneme girecek insanların ebedi cehennemde kalsa bile ateşe ülfet edeceğini Bediüzzaman, hadislere dayanarak bildiriyor. Bu cümlenin izahına gelince, iki – üç tarzda izahı yapıla bilir.

    1- “sebekat rahmeti ala gadabi”, meali: “rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kudsisinden ders çıkarılabilir. Yani, Allah’ın rahmeti, belirli bir zaman sonra bu insanı rahatlatacak ve ateşe karşı bir ülfet verecektir. Yani, Allah gazabından ziyade rahmetiyle muamele edecektir. Çünkü yukarıda ki ifade de geçtiği gibi, dünyada yaptıkları iyiliklere mükafaten, merhamet-i ilahiyeye mahzar olacaklar.

    Konuyla ilgili bir not:

    Muhyiddin Arabî Hazretleri, “onlar orada ebedî kalacaklardır” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir ederken, kâfirlerin cehennemde ebedî kalmakla birlikte, azabı ebedîyen aynı seviyede tatmayacaklarını kaydeder ve zamanla oraya mahsus ayrı bir hayat çeşidine girip eski azaplarından bir bakıma kurtulmuş olacaklarını söyler. Nur Külliyatında geçen şu cümleler de o büyük velînin bu keşfini, az farkla, doğrular mahiyettedir:

    “Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur.” İşaratü’l-İ’caz, 81

    “Evvelki şiddetlerden âzade olma” ifadesinden, azabın ebediyen devam edeceği, ama şiddetinin öncekilerden daha hafif olacağı anlaşılıyor. Muhyiddin Arabî Hazretleri ise azabın, yerini âdî, süflî, bayağı bir hayata bırakacağı ve kafirin cehennemde bu hâliyle ebediyen kalacağı kanaatindedir.

    Nur Müellifi, naklettiğimiz ifadelerinin sonunda, buna dair “işarat-ı hadîsiye” olduğunu kaydeder. Sözü edilen hadisin metni hakkında bir bilgimiz yok. Ancak, Muyyiddin Arabî Hazretlerinin bu konuyu işlerken sıkça nazara verdiği bir hadis-i kutsî var; Üstadın sözünü ettiği hadis de o olsa gerek: “Rahmetim gazabımı geçti.”

    2- Adalet-i ilahiye noktasından bakılabilir. Yani bu insanın -yukarıda yapılan hesaplardan da anlaşılacağı gibi- yaptığı ve işlediği günahlardan dolayı azap görecektir. Ama bu insanlar, Bediüzzaman’ın dediği gibi, yaptıklarının cezasını çektikten sonra, ateşe ülfet yani alışma vermesi adaletinin neticesidir.

    3- Kainatta ne varsa, Allah’ın bir ismini gösterir, onun aynasıdır. Bu durumda, cehennemde olan insanların da Allah’ın bazı isimlerine mahzar olması da mümkündür. Kim bilir belki de Allah’ın “Metin” ismine mazhariyet verilecek ve ateşe karşı dayanıklılık verilecektir. Keyfiyetini Allah bilir. Bize düşen iman etmek ve O dehşetli cehennemden kurtulmak için, ibadet, istiğfar ve taat siperine girmektir

    Cehennemde sonsuz süre kalmayı kesinleştiren deliller için tıklayınız.

    Cehennemde ebedi kalmanın adalet olması konusu için tıklayınız

    Cehennemde olanların belli bir süre sonra azaba alışacakları konusunda bilg almak için tıklayınız.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 27.Temmuz.2013, 01:57
    2
    Moderatör



    Kafirlerin ebedi cehennemde kalması nasıl adalet olur?
    Cehennem azabı neden ebedi olsun? Allah'ın şefkati anne şefkatinden daha çok olduğu halde, neden cehennemi yarattı?
    Sorunun Detayı
    Kuran-ı Kerim de bulunan, ebedi cehennemliklerle ilgili ayetlere rağmen; Muhiddin İbn-i Arabinin, "herhangi bir insanın işleyeceği herhangi bir günah sınırlıdır ve sınırlı bir günah, sınırsız bir işkenceye mustahak olamayacağından, ebedi cehennemlik yoktur." ifadesini açıklamanın yolu, yine kendi bakış açısı olan; "cehennem bir arınmadır ve arınmadan sonra kalan iyi, cennete gidecektir: bir şey kalmıyorsa, o salt kötüdür ve bu kişi "cehennem yerlisidir." şeklinde mi Yoksa başka şekilde midir?

    İdamı hak etmiş bir kişiye, müebbet hapis cezası vermek bir rahmettir. Bu açıdan müebbet hapis demek olan cehennem de bir rahmettir. Bir anne, çocuğunun hayatının kurtulması için elinin, kolunun kesilmesine razı olmaz mı? Demek ki, daha büyük bir nimet için bazı şeyler göze alınabilmektedir. Kaldı ki bunlar çocuk değildir. Annesinin namusuna göz diken bir yetişkine hangi anne acır...

    Konuyu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım:

    S - Bir kâfirin küfür ile ilgili günahı, mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve sonsuz bir ceza ile cezalandırılması İlâhi adalete uygun olmadığı gibi, Ezeli hikmete de muvâfık değildir; merhamet-i İlâhiye müsaade etmez.

    C - O kâfirin cezası gayr-ı mütenahi olduğu ve kısa bir zamanda irtikâp edilen o küfrün, sonsuz bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömürle yaşayacak olursa, o sonsuz ömrünü herhalde küfürle geçireceği şüphesizdir. Çünkü kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla, o bozulmuş olan kalbin sınırsız bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh, ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

    İkincisi: O kâfirin günahı sınırlı bir zamanda ise de, sonsuz derecede büyük olan umum kâinatın, vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahi bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, sonsuz nimetlere hakaret olduğundan, sonsuz bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, sonsuz olan zat ve sıfât-ı İlâhiyeye cinayettir.

    Beşincisi: İnsanın vicdanı, görünüşte sonlu ise de, gerçekte ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, sonsuz kabiliyeti olan o vicdan, küfürle pislenerek mahvolur, gider.

    Altıncısı: Zıt, zıddına ters ise de, çok hususlarda aynı özellik taşır. Binaenaleyh iman, ebedi lezzetleri meyve olarak verdiği gibi, küfür de elim ve sonsuz elemleri âhirette intaç etmesi, şe'nindendir.

    Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahi olan bir ceza, gayr-ı mütenahi bir cinayete karşı ayn-ı adalettir.

    Bu konu ile ilgili başka bir sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur?

    ELCEVAB: Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada cinayet, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur.

    Elbette “Halidina fiha ebeden” adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor.

    Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal zâhirî âdete göre onbeş sene maktulün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, binbir esma-i İlahîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalâtını inkâr ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan.. kâfiri, binler seneden ziyade esfel-i safilîne atar, Halidine de hapseder. (Lem’alar)

    S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?

    C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya yokluğa gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Varlığın -velev Cehennemde olsun- yokluktan daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira yokluk sırf şerr olduğu gibi, bütün musibet ve kötülüklerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayırdır. Buna binaen kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır.

    Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları hayırlı amellerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır. ( İ.İ’caz. 81)

    Yukarıdaki soru ve cevaplardan sonra anlaşıldı ki, bir insanın sınırlı bir hayatta işlediği küfür suçu yüzünden ebedi cehennemde kalacaktır. Bu adamın imanı olmadığından cennete girmesi mümkün değildir. İşte yukarıda yapılan hesaplamalar ışığında, Rahmet-i ilahiye-yi de göz önünde bulundurmak suretiyle, cehenneme girecek insanların ebedi cehennemde kalsa bile ateşe ülfet edeceğini Bediüzzaman, hadislere dayanarak bildiriyor. Bu cümlenin izahına gelince, iki – üç tarzda izahı yapıla bilir.

    1- “sebekat rahmeti ala gadabi”, meali: “rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kudsisinden ders çıkarılabilir. Yani, Allah’ın rahmeti, belirli bir zaman sonra bu insanı rahatlatacak ve ateşe karşı bir ülfet verecektir. Yani, Allah gazabından ziyade rahmetiyle muamele edecektir. Çünkü yukarıda ki ifade de geçtiği gibi, dünyada yaptıkları iyiliklere mükafaten, merhamet-i ilahiyeye mahzar olacaklar.

    Konuyla ilgili bir not:

    Muhyiddin Arabî Hazretleri, “onlar orada ebedî kalacaklardır” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir ederken, kâfirlerin cehennemde ebedî kalmakla birlikte, azabı ebedîyen aynı seviyede tatmayacaklarını kaydeder ve zamanla oraya mahsus ayrı bir hayat çeşidine girip eski azaplarından bir bakıma kurtulmuş olacaklarını söyler. Nur Külliyatında geçen şu cümleler de o büyük velînin bu keşfini, az farkla, doğrular mahiyettedir:

    “Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur.” İşaratü’l-İ’caz, 81

    “Evvelki şiddetlerden âzade olma” ifadesinden, azabın ebediyen devam edeceği, ama şiddetinin öncekilerden daha hafif olacağı anlaşılıyor. Muhyiddin Arabî Hazretleri ise azabın, yerini âdî, süflî, bayağı bir hayata bırakacağı ve kafirin cehennemde bu hâliyle ebediyen kalacağı kanaatindedir.

    Nur Müellifi, naklettiğimiz ifadelerinin sonunda, buna dair “işarat-ı hadîsiye” olduğunu kaydeder. Sözü edilen hadisin metni hakkında bir bilgimiz yok. Ancak, Muyyiddin Arabî Hazretlerinin bu konuyu işlerken sıkça nazara verdiği bir hadis-i kutsî var; Üstadın sözünü ettiği hadis de o olsa gerek: “Rahmetim gazabımı geçti.”

    2- Adalet-i ilahiye noktasından bakılabilir. Yani bu insanın -yukarıda yapılan hesaplardan da anlaşılacağı gibi- yaptığı ve işlediği günahlardan dolayı azap görecektir. Ama bu insanlar, Bediüzzaman’ın dediği gibi, yaptıklarının cezasını çektikten sonra, ateşe ülfet yani alışma vermesi adaletinin neticesidir.

    3- Kainatta ne varsa, Allah’ın bir ismini gösterir, onun aynasıdır. Bu durumda, cehennemde olan insanların da Allah’ın bazı isimlerine mahzar olması da mümkündür. Kim bilir belki de Allah’ın “Metin” ismine mazhariyet verilecek ve ateşe karşı dayanıklılık verilecektir. Keyfiyetini Allah bilir. Bize düşen iman etmek ve O dehşetli cehennemden kurtulmak için, ibadet, istiğfar ve taat siperine girmektir

    Cehennemde sonsuz süre kalmayı kesinleştiren deliller için tıklayınız.

    Cehennemde ebedi kalmanın adalet olması konusu için tıklayınız

    Cehennemde olanların belli bir süre sonra azaba alışacakları konusunda bilg almak için tıklayınız.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  5. 27.Temmuz.2013, 01:58
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?

    Kâfirlerin cehennemde yanmaları adalet midir?
    Sorunun Detayı
    Çevremdeki çoğu kişi inançsız. Benim kardeşlerim akrabalar tanıdıklar... Yani bunlar iyi insanlar. Şimdi bunların sırf Allah'a inanmıyorlar diye, birgün değil, iki gün değil sonsuza kadar cehennemle cezalandırılması ihtimalini hangi vicdan kabul eder?
    Bunun neresi adalet?


    Allah'ın üç çeşit sıfatları vardır:

    1 - Celali sıfatlar.

    2 - Cemali sıfatlar.

    3 - Kemali sıfatlar.

    Bunların ilki olanları, azap, ceza, gibi durumları iktiza eder. İkinci gurupta olanlar ise, güzelliği, affediciliği ve letafeti gerektirir. Üçüncü çeşit sıfatlar ise, büyüklüğü azameti ister ve gerektirir. İşte Allah'ın sonsuz merhameti olduğu gibi, sonsuz azap ediciliği de vardır. Biz bunu ihmal ediyoruz. Oysa Allah bütün bu sıfatlarla muttasıftır. Aşağıda mahşerdeki sıkıntılarla ilgili bir kaç madde mevcuttur. İnsanlar işledikleri suçlarının cezasını, bu suçu işledikleri zaman süresi kadar çekmiyorlar. İşledikleri suçun sonuçlarına göre cezasını çekiyorlar. Bir adamı bir saniyede öldüren bir katilin bir saniye ceza çekmesi adalet olur mu? Kâfirin kısa gibi görünen bir zamanda işlediği cinayet çok büyüktür. Bu nedenle ebedi ve sonsuz olarak cehennmede kalması gerekir ki işlediği suçuna karşılık bir ceza olsun.

    Esasen küfür öyle büyük bir cinayettir ki affedilmemesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti gazabını geçtiği için o kâfirleri yok olmaktan kurtarıp hayatta kalmalarına müsaade ediyor. Nitekim bir tek adamı öldüren birisini idama mahkum etseler, tam idamını beklerken cezasının müebbet, yani ömür boyu hapse çevrildiğini duysa elbette sevinecektir. Bunun gibi yok olmayı hak etmiş bir kâfirin cezasının müebbete, yani ebediyen cehennemde kalmaya çevrilmesi de bir ikramdır. Kafirin işlediği cinayet nedir? Kâinatta bulunan bütün varlıklar Allah’ın varlığına ve birliğine şahittirler. Bunları inkâr eden bir adam, kâinat kadar cinayet işlemiş demektir. Ayrıca o varlıkların hukukuna bir hürmetsizlik ve saygısızlık olduğundan nihayetsiz bir cinayettir.

    Sizin de bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. Şimdi kömür olmuş bir şeyin artık elmas olma ihtimali kalmamıştır. Ne kadar kalırsa kalsın o kömürdür. İşte insanın aslı da birdir. Babası Adem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. İşte kâfirliği seçip kâfir olarak ölen birisinin mayası bozulduğundan ne kadar yaşarsa yaşasın elmas, yani iman sahibi olma özelliğini kaybetmiştir. Bu nedenle ebedi de kalsaydı kâfir olarak yaşayacaktı. Demek ki kâfirin cinayeti sonsuzdur. Allah insana sonsuz nimetler vermiştir. Örneğin bunlardan birisi sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sonsuz olan Allah’ı ve ebedi yaşayacağımız ahiret alemlerinin varlığını anlayalım diye verilmiştir. Böyle sonsuz bir duyguyu inkâr etmek ve bu nimete gerekli şükrü yapmamak sonsuz bir cinayettir. Allah’ın zatı, sıfatları ve isimleri sonsuzdur. Sonsuz bir zatı ve sıfatlarını inkâr etmek sonsuz bir cinayettir. Bunlar gibi sonsuz cinayetleri işleyen birisine sonsuz bir cazanın verilmesi adalettir. Yok etmeyerek müebbete çevirmesi ise Allah’ın bir ikramı ve lütfudur.

    Bediüzzaman bir çok risalede bu konuyu çeşitli yönleriyle ele almış ve aklı ikna, kalbi tatmin edecek izahlar getirmiştir. Bir kafir inkarıyla sonsuz cinayet işler. Çünkü:

    Vahdaniyet delillerine karşı küfür ile mukabele,

    Nimetlere karşı küfran ile mukabele,

    Mevcudatı kıymetsizlikle kâfirane ittiham ve tahkir,

    Esmâ-i İlâhiyenin tecelliyatını red ve inkâr.

    Bunların her biri sonsuz bir cinayettir.

    Şöyle ki:

    - Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri sonsuzdur. Bu kadar delilin inkâr edilmesi sonsuz bir cinayettir.

    - Allah’ın nimetleri de sonsuzdur. “Organlarından, onları teşkil eden hücrelerinden, ruhuna ve ona takılan sayısız hissiyatına kadar; öte yandan, üzerinde sürekli seyahat ettiği dünyadan, her an içine çektiği havaya, geceden gündüze, güneşten aya kadar; diğer taraftan beslenmesi için önüne konulan sebzelerden, meyvelerden, süte, bala, helal etlere kadar uzanan sayısız nimetlere mazhar olan bir insan”, bütün bunları inkâr edercesine, Allah’a isyan ederse, bütün nimetlere karşı küfran ile mukabele etmiş ve sonsuz bir cinayet işlemiş olur.

    - Gerek kendi vücudumuzda görev alan varlıklar, gerekse bizi kuşatıp her yönden yardımımıza koşan mevcudat çok kıymetli eserlerdir. Hiçbirini yapmak beşer takati dahilinde değildir. Bu kadar mucizeleri ve onlara takılan hikmetleri, manaları, ihsanları hiç dikkate almamak, düşünmeye değer bulmamak yine sonsuz bir cinayettir.

    - Her varlığın hakikati bir veya daha çok esmaya dayanır. Varlık âlemi İlâhî isimlerin tecellileriyle doludur. Bu varlıkları dikkate almamak, onlarda tecelli eden esmâyı isimleri dikkate almama manasına gelir. Bu ise Cenâb-ı Hakk’ın nihayetsiz izzetine karşı bir isyan mahiyeti taşımakla yine nihayetsiz bir cinayet olur. Bu varlıklardan en önemlisi insanın kendisidir. Allah’ın bütün isimlerine ayna olma şerefine eren, onun misafiri ve cennetine davetlisi olma lütfuna eren, taşıdığı istidadın ulviyetiyle arza halife olan insan, bu üstün mahiyetini ve kabiliyetini küfür ve isyan yolunda harcarsa, kendinde tecelli eden bütün isimlerin tecellilerini şer ve isyan yolunda kullanmış ve böylece o isimlere karşı büyük bir edepsizlik etmiş olur. Bu ise tek başına büyük ve sonsuz bir cinayettir.

    Bediüzzaman'ın, kafir olarak ölen kimsenin neden ebediyen cehenemde kalması gerektiği ile ilgili açıklamalarıdan biri şöyledir:

    "Sual: Bir kâfirin masiyet-i küfriyesi mahduddur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve gayr-ı mütenahî bir ceza ile tecziyesi, adalet-i İlahiyeye uygun olmadığı gibi, hikmet-i ezeliyeye de muvafık değil. Merhamet-i İlahiye müsaade etmez?

    Cevab: O kâfirin cezası gayr-ı mütenahî (sonsuz) olduğu teslim edildiği takdirde, kısa bir zamanda irtikâb edilen o masiyet-i küfriyenin, gayr-ı mütenahî bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-ı mütenahî ömrünü behemehal küfür ile geçireceği şübhesizdir. Çünki kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla o bozulmuş olan kalbin gayr-ı mütenahî bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

    İkincisi: O kâfirin masiyeti; mütenahî bir zamanda ise de, gayr-ı mütenahî olan umum kâinatın vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî nimetlere küfran olduğundan, gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî olan zât ve sıfat-ı İlahiyeye cinayettir.

    Beşincisi: İnsanın vicdanı, zahiren mütenahî ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, gayr-ı mütenahî hükmünde olan o vicdan, küfür ile mülevves olarak mahvolur gider.

    Altıncısı: Zıd zıddına muanid ise de, çok hususlarda mümasil olur. Binaenaleyh iman lezaiz-i ebediyeyi ismar ettiği gibi, küfür de âlâm-ı elîmeyi ve ebediyeyi âhirette intac etmesi şe'nindendir. Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahî olan bir ceza, gayr-ı mütenahî bir cinayete karşı ayn-ı adalettir." (bk. Nursi, İşaratü'l-İcaz)

    İnsan yok olmak ister mi?

    1 - İnsan şuurlu ve bilinçli düşününce, sonsuz duygu ve düşüncelere sahip olduğunu görecektir. Yani ruhunda, ebedi ve sonsuz kalmak ve dostlarıyla devamlı beraber olmak arzusunu taşımaktadır. Bu nedenle şuurlu ve bilinçli olarak yok olmayı istemesi mümkün değildir. Nitekim idamı istenen bir adam, müebbet cezası verilmesini bir ikram olarak grmektedir. Nasıl ki uyku hissi gelince istemediği halde uyuyup kalıyor ve sorsanız uyumak istemediğini ve şoför ise kaza yapacağını bilir. Ancak o hisse dayanamayıp uyur ve kaza yapar. Yapacağı iş arabayı durdurup dinlenmek ve sonra yola çıkmaktır. Bunun gibi ölümü isteyen insanlar bir hastalık veya musibete dayanamadıkları için sanki yok olmak istediklerini zannederler. Hâlbuki, biraz manen dinlenseler ve istirahat etseler, yokluğun ismini bile akıllarına getirmeyeceklerdir. Ayrıca yokluğu isteyenler sadece dünya hayatı açısından düşünüyorlar. Nasıl olsa ebedi bir hayat var diyerek içten içe bir ebedi ve sonsuz alemin hasretini çekerek bunu yapmak istiyorlar.

    2 - İnansın inanmasın hiçbir kimse yok olmayacaktır. Cennete veya cehenneme giden her insan ve cin ebedi olarak var olacak ve kendine verilen sonsuz duyguların karşılığını görecektir.

    3 - İnsan şuurlu düşününce yok olmak istemeyecektir ki, Allah yok etsin. Her çekirdekte bir ağaç olma özelliği vardır. Buna rağmen bir çekirdeğin torbada dururken toprağa girip ağaç olmayı istememesi görünüşte normal görülebilir. Hâlbuki, ağacı görünce ne kadar yanlış düşündüğünü anlayacak ve özür dileyecektir. Burada dünya torbasında çekirdek gibi olan insanın, ebediyette ağaç olduğunu görünce nasıl özür dileyip yalvaracağını şimdiden anlamak zor değildir.

    Kâfirlerin haşirde toprak olmak istemeleri: Bir insan akıl ile değilde, his ile hareket ettiği zaman ne yapacağını bilmemekte, kendi lehinde ve aleyhinde bulunan bir şeyin farkına varamamaktadır. Bu nedenle ehl-i küfür olduğu halde, ahireti bilmediği halde, intihar edenlerin durumunun izahını bu şekilde yapmak mümkündür. Çünkü, bir hayvan bile hayatından memnun olsa, - mesela onu döveceğini ya da öldüreceğini bilse, kaçmaya çalışır. Demek hayatını sever- elbette insanların hayatından memnun olmaları daha çok beklenmektedir. Ölümü isteyen akıl ve idrak değil, aksine akibeti görmeyen his ve hevestir. Amme Suresi'nde kâfirlerin toprak olmayı istemeleri yok olmayı istemek değil keşke toprak gibi olaydık da bu duruma düşmeseydik anlamındadır. Nitekim yok olaydık değil, toprak olaydık diyecekler. Toprak olmak da bir var olmaktır. Toprak olmayı istemeleri ikinci bir mana olarak, tevazu olmayı arzulamak anlamında da olabilir. Yani: Keşke dünyada gururlanmasaydım, azgınlıkla kafa tutmasaydım, alçakgönüllü olup Allah'a iman ve itaat etseydim.

    İlave bilgi için tıklayınız:

    Sadece Allaha inanan bir kişi cennete gidebilirmi? Diğer din mensuparının ahiretteki durumu nasıl olacaktır? Fetret devri kapsamına girerler mi?

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  6. 27.Temmuz.2013, 01:58
    3
    Moderatör
    Kâfirlerin cehennemde yanmaları adalet midir?
    Sorunun Detayı
    Çevremdeki çoğu kişi inançsız. Benim kardeşlerim akrabalar tanıdıklar... Yani bunlar iyi insanlar. Şimdi bunların sırf Allah'a inanmıyorlar diye, birgün değil, iki gün değil sonsuza kadar cehennemle cezalandırılması ihtimalini hangi vicdan kabul eder?
    Bunun neresi adalet?


    Allah'ın üç çeşit sıfatları vardır:

    1 - Celali sıfatlar.

    2 - Cemali sıfatlar.

    3 - Kemali sıfatlar.

    Bunların ilki olanları, azap, ceza, gibi durumları iktiza eder. İkinci gurupta olanlar ise, güzelliği, affediciliği ve letafeti gerektirir. Üçüncü çeşit sıfatlar ise, büyüklüğü azameti ister ve gerektirir. İşte Allah'ın sonsuz merhameti olduğu gibi, sonsuz azap ediciliği de vardır. Biz bunu ihmal ediyoruz. Oysa Allah bütün bu sıfatlarla muttasıftır. Aşağıda mahşerdeki sıkıntılarla ilgili bir kaç madde mevcuttur. İnsanlar işledikleri suçlarının cezasını, bu suçu işledikleri zaman süresi kadar çekmiyorlar. İşledikleri suçun sonuçlarına göre cezasını çekiyorlar. Bir adamı bir saniyede öldüren bir katilin bir saniye ceza çekmesi adalet olur mu? Kâfirin kısa gibi görünen bir zamanda işlediği cinayet çok büyüktür. Bu nedenle ebedi ve sonsuz olarak cehennmede kalması gerekir ki işlediği suçuna karşılık bir ceza olsun.

    Esasen küfür öyle büyük bir cinayettir ki affedilmemesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti gazabını geçtiği için o kâfirleri yok olmaktan kurtarıp hayatta kalmalarına müsaade ediyor. Nitekim bir tek adamı öldüren birisini idama mahkum etseler, tam idamını beklerken cezasının müebbet, yani ömür boyu hapse çevrildiğini duysa elbette sevinecektir. Bunun gibi yok olmayı hak etmiş bir kâfirin cezasının müebbete, yani ebediyen cehennemde kalmaya çevrilmesi de bir ikramdır. Kafirin işlediği cinayet nedir? Kâinatta bulunan bütün varlıklar Allah’ın varlığına ve birliğine şahittirler. Bunları inkâr eden bir adam, kâinat kadar cinayet işlemiş demektir. Ayrıca o varlıkların hukukuna bir hürmetsizlik ve saygısızlık olduğundan nihayetsiz bir cinayettir.

    Sizin de bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. Şimdi kömür olmuş bir şeyin artık elmas olma ihtimali kalmamıştır. Ne kadar kalırsa kalsın o kömürdür. İşte insanın aslı da birdir. Babası Adem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. İşte kâfirliği seçip kâfir olarak ölen birisinin mayası bozulduğundan ne kadar yaşarsa yaşasın elmas, yani iman sahibi olma özelliğini kaybetmiştir. Bu nedenle ebedi de kalsaydı kâfir olarak yaşayacaktı. Demek ki kâfirin cinayeti sonsuzdur. Allah insana sonsuz nimetler vermiştir. Örneğin bunlardan birisi sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sonsuz olan Allah’ı ve ebedi yaşayacağımız ahiret alemlerinin varlığını anlayalım diye verilmiştir. Böyle sonsuz bir duyguyu inkâr etmek ve bu nimete gerekli şükrü yapmamak sonsuz bir cinayettir. Allah’ın zatı, sıfatları ve isimleri sonsuzdur. Sonsuz bir zatı ve sıfatlarını inkâr etmek sonsuz bir cinayettir. Bunlar gibi sonsuz cinayetleri işleyen birisine sonsuz bir cazanın verilmesi adalettir. Yok etmeyerek müebbete çevirmesi ise Allah’ın bir ikramı ve lütfudur.

    Bediüzzaman bir çok risalede bu konuyu çeşitli yönleriyle ele almış ve aklı ikna, kalbi tatmin edecek izahlar getirmiştir. Bir kafir inkarıyla sonsuz cinayet işler. Çünkü:

    Vahdaniyet delillerine karşı küfür ile mukabele,

    Nimetlere karşı küfran ile mukabele,

    Mevcudatı kıymetsizlikle kâfirane ittiham ve tahkir,

    Esmâ-i İlâhiyenin tecelliyatını red ve inkâr.

    Bunların her biri sonsuz bir cinayettir.

    Şöyle ki:

    - Allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri sonsuzdur. Bu kadar delilin inkâr edilmesi sonsuz bir cinayettir.

    - Allah’ın nimetleri de sonsuzdur. “Organlarından, onları teşkil eden hücrelerinden, ruhuna ve ona takılan sayısız hissiyatına kadar; öte yandan, üzerinde sürekli seyahat ettiği dünyadan, her an içine çektiği havaya, geceden gündüze, güneşten aya kadar; diğer taraftan beslenmesi için önüne konulan sebzelerden, meyvelerden, süte, bala, helal etlere kadar uzanan sayısız nimetlere mazhar olan bir insan”, bütün bunları inkâr edercesine, Allah’a isyan ederse, bütün nimetlere karşı küfran ile mukabele etmiş ve sonsuz bir cinayet işlemiş olur.

    - Gerek kendi vücudumuzda görev alan varlıklar, gerekse bizi kuşatıp her yönden yardımımıza koşan mevcudat çok kıymetli eserlerdir. Hiçbirini yapmak beşer takati dahilinde değildir. Bu kadar mucizeleri ve onlara takılan hikmetleri, manaları, ihsanları hiç dikkate almamak, düşünmeye değer bulmamak yine sonsuz bir cinayettir.

    - Her varlığın hakikati bir veya daha çok esmaya dayanır. Varlık âlemi İlâhî isimlerin tecellileriyle doludur. Bu varlıkları dikkate almamak, onlarda tecelli eden esmâyı isimleri dikkate almama manasına gelir. Bu ise Cenâb-ı Hakk’ın nihayetsiz izzetine karşı bir isyan mahiyeti taşımakla yine nihayetsiz bir cinayet olur. Bu varlıklardan en önemlisi insanın kendisidir. Allah’ın bütün isimlerine ayna olma şerefine eren, onun misafiri ve cennetine davetlisi olma lütfuna eren, taşıdığı istidadın ulviyetiyle arza halife olan insan, bu üstün mahiyetini ve kabiliyetini küfür ve isyan yolunda harcarsa, kendinde tecelli eden bütün isimlerin tecellilerini şer ve isyan yolunda kullanmış ve böylece o isimlere karşı büyük bir edepsizlik etmiş olur. Bu ise tek başına büyük ve sonsuz bir cinayettir.

    Bediüzzaman'ın, kafir olarak ölen kimsenin neden ebediyen cehenemde kalması gerektiği ile ilgili açıklamalarıdan biri şöyledir:

    "Sual: Bir kâfirin masiyet-i küfriyesi mahduddur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve gayr-ı mütenahî bir ceza ile tecziyesi, adalet-i İlahiyeye uygun olmadığı gibi, hikmet-i ezeliyeye de muvafık değil. Merhamet-i İlahiye müsaade etmez?

    Cevab: O kâfirin cezası gayr-ı mütenahî (sonsuz) olduğu teslim edildiği takdirde, kısa bir zamanda irtikâb edilen o masiyet-i küfriyenin, gayr-ı mütenahî bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

    Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-ı mütenahî ömrünü behemehal küfür ile geçireceği şübhesizdir. Çünki kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla o bozulmuş olan kalbin gayr-ı mütenahî bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

    İkincisi: O kâfirin masiyeti; mütenahî bir zamanda ise de, gayr-ı mütenahî olan umum kâinatın vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

    Üçüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî nimetlere küfran olduğundan, gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

    Dördüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî olan zât ve sıfat-ı İlahiyeye cinayettir.

    Beşincisi: İnsanın vicdanı, zahiren mütenahî ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, gayr-ı mütenahî hükmünde olan o vicdan, küfür ile mülevves olarak mahvolur gider.

    Altıncısı: Zıd zıddına muanid ise de, çok hususlarda mümasil olur. Binaenaleyh iman lezaiz-i ebediyeyi ismar ettiği gibi, küfür de âlâm-ı elîmeyi ve ebediyeyi âhirette intac etmesi şe'nindendir. Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahî olan bir ceza, gayr-ı mütenahî bir cinayete karşı ayn-ı adalettir." (bk. Nursi, İşaratü'l-İcaz)

    İnsan yok olmak ister mi?

    1 - İnsan şuurlu ve bilinçli düşününce, sonsuz duygu ve düşüncelere sahip olduğunu görecektir. Yani ruhunda, ebedi ve sonsuz kalmak ve dostlarıyla devamlı beraber olmak arzusunu taşımaktadır. Bu nedenle şuurlu ve bilinçli olarak yok olmayı istemesi mümkün değildir. Nitekim idamı istenen bir adam, müebbet cezası verilmesini bir ikram olarak grmektedir. Nasıl ki uyku hissi gelince istemediği halde uyuyup kalıyor ve sorsanız uyumak istemediğini ve şoför ise kaza yapacağını bilir. Ancak o hisse dayanamayıp uyur ve kaza yapar. Yapacağı iş arabayı durdurup dinlenmek ve sonra yola çıkmaktır. Bunun gibi ölümü isteyen insanlar bir hastalık veya musibete dayanamadıkları için sanki yok olmak istediklerini zannederler. Hâlbuki, biraz manen dinlenseler ve istirahat etseler, yokluğun ismini bile akıllarına getirmeyeceklerdir. Ayrıca yokluğu isteyenler sadece dünya hayatı açısından düşünüyorlar. Nasıl olsa ebedi bir hayat var diyerek içten içe bir ebedi ve sonsuz alemin hasretini çekerek bunu yapmak istiyorlar.

    2 - İnansın inanmasın hiçbir kimse yok olmayacaktır. Cennete veya cehenneme giden her insan ve cin ebedi olarak var olacak ve kendine verilen sonsuz duyguların karşılığını görecektir.

    3 - İnsan şuurlu düşününce yok olmak istemeyecektir ki, Allah yok etsin. Her çekirdekte bir ağaç olma özelliği vardır. Buna rağmen bir çekirdeğin torbada dururken toprağa girip ağaç olmayı istememesi görünüşte normal görülebilir. Hâlbuki, ağacı görünce ne kadar yanlış düşündüğünü anlayacak ve özür dileyecektir. Burada dünya torbasında çekirdek gibi olan insanın, ebediyette ağaç olduğunu görünce nasıl özür dileyip yalvaracağını şimdiden anlamak zor değildir.

    Kâfirlerin haşirde toprak olmak istemeleri: Bir insan akıl ile değilde, his ile hareket ettiği zaman ne yapacağını bilmemekte, kendi lehinde ve aleyhinde bulunan bir şeyin farkına varamamaktadır. Bu nedenle ehl-i küfür olduğu halde, ahireti bilmediği halde, intihar edenlerin durumunun izahını bu şekilde yapmak mümkündür. Çünkü, bir hayvan bile hayatından memnun olsa, - mesela onu döveceğini ya da öldüreceğini bilse, kaçmaya çalışır. Demek hayatını sever- elbette insanların hayatından memnun olmaları daha çok beklenmektedir. Ölümü isteyen akıl ve idrak değil, aksine akibeti görmeyen his ve hevestir. Amme Suresi'nde kâfirlerin toprak olmayı istemeleri yok olmayı istemek değil keşke toprak gibi olaydık da bu duruma düşmeseydik anlamındadır. Nitekim yok olaydık değil, toprak olaydık diyecekler. Toprak olmak da bir var olmaktır. Toprak olmayı istemeleri ikinci bir mana olarak, tevazu olmayı arzulamak anlamında da olabilir. Yani: Keşke dünyada gururlanmasaydım, azgınlıkla kafa tutmasaydım, alçakgönüllü olup Allah'a iman ve itaat etseydim.

    İlave bilgi için tıklayınız:

    Sadece Allaha inanan bir kişi cennete gidebilirmi? Diğer din mensuparının ahiretteki durumu nasıl olacaktır? Fetret devri kapsamına girerler mi?

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  7. 28.Temmuz.2013, 01:11
    4
    Misafir

    Cevap: Sonsuz ve 70 Kat Ateş Azabı Hakkında Sorum?

    Yazıdan alıntı..

    "Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya yokluğa gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Varlığın -velev Cehennemde olsun- yokluktan daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira yokluk sırf şerr olduğu gibi, bütün musibet ve kötülüklerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayırdır. Buna binaen kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."

    Yokluk cehennemden neden daha kötüdür?


  8. 28.Temmuz.2013, 01:11
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Yazıdan alıntı..

    "Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya yokluğa gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Varlığın -velev Cehennemde olsun- yokluktan daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira yokluk sırf şerr olduğu gibi, bütün musibet ve kötülüklerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayırdır. Buna binaen kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."

    Yokluk cehennemden neden daha kötüdür?





+ Yorum Gönder