+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Ehli beyt ile ilgili soru: Seyyid veya Şerifler bizden üstün müdür ? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Ehli beyt ile ilgili soru: Seyyid veya Şerifler bizden üstün müdür ?





    Sual: arkadaşlar içimde hep peygamberimize ve soyuna sevgi olmuştu ama şimdi şeytandan bir vesvese midir anlamadım ama içime bi sürü soru geliyor bende yazmak istedim şimdi seyyid veya şerifler bizden üstün müdür ?
    onları sevmek farz ise onları seven sevaba girerse acaba sevilenlerin makamı nedir e peki ne yaptılar da bu makama kavuştular namaz kılmayan seyyid bile varmış şimdi bu adam daha mı üstün bi de cennet garantileri varmış cehennem onlara harammış nasıl yaşarlarsa yaşasınlar sonda Allah bi sebep yaratıp tövbe ettirip üstün yapıyormuş evliya veli olmak onlar için daha kolaymış doğuştan evliya diyen var bu tür sorularıma cevap verebilen olursa çok sevinirim özellikle seyyid birine söz geldi mi överek bitiremez anlamadım bu konuyu aklım çok karışık cevaplayandan Allah razı olsun ?







  2. Misafir

    Cevap: Ehli beyt ile ilgili soru: Seyyid veya Şerifler bizden üstün müdür ?


    Reklam



    Cevap: cevap verebilecek olan var mı ???? aklımı çok kurcalıyor bu konu şeytanın vesvesesi büyük ihtimal ama cevap bulmalıyım..

  3. enemüslim
    Devamlı Üye
    seyyid ve şerif kimdir?


    seyyid şerif kimdir,


    Efendi, bey, mevla, ileri gelen baş, reis. Nesebi Hz. Hüseyin (r.a) yoluyla Rasûlüllah (s.a.s)'e ulaşan kimseleri ifade eden arapça bir sıfat.

    Rasûlüllah (s.a.s), Seyyidu's-Sakaleyn (iki âlemin efendisi), Seyyidul-En'am (yaratılmışların en büyüğü), Seyyidul-Enbiya (bütün peygamberlerin efendisi) gibi sıfatlarla vasıflandırılmıştır. Rasûlüllah (s.a.s)'den nakledilen hadis-i şeriflerde şöyle buyurulmaktadır: "Ben Ademoğlunun seyyidiyim" (Ebu Davud, Sünne, 13; İbn Mâce, Zühd, 37).

    "Ben kıyamet gününde insanların seyyidiyim" (Buharî, Enbiyâ, 3; Müslim, İman, 367, 369).

    Hadis-i Şeriflerde seyyid kelimesi, kabile başkanı, topluluğun ileri gelen seçkin kimseleri, kölenin efendisi gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Ayrıca, cuma günü günlerin seyyidi olarak vasıflandırılmakta (İbn Mâce, İkame, 79). İstiğfarın seyyidi olarak da: "Allahümme ente....." duası zikredilmektedir (Buharî, Daavat, 2). Ayrıca ashab seyyid kelimesini aralarındaki faziletli kimseleri övmek için kullanmışlardır. Hz. Ömer (r.a); "Ebu Bekir seyyidinizdir. "Seyyidiniz (Bilâl (r.a)'i azad etmiştir" demekteydi (Buhari, Fedailul-Ashab, 23).

    Rasûlüllah (s.a.s), minberde bulunduğu bir sırada yanındaki Hasan (r.a)'ı işaret ederek, "Bu oğlum Seyyiddir. Umulur ki Allah onun vasıtasıyla iki müslüman fırkanın barışmasını sağlar" (Buhari, Sulh, 9; Fedailul-Ashab, 22; Tirmizi, Menakıp, 31). Bir defasında da; "Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin iki seyyididirler" (Tirmizi, Menâsık, 31) buyurmuştur. Enes b. Malik (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'ı "Biz, Abdulmuttalib'in çocukları cennet ehlinin seyyidleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdî" derken dinlediğini söylemektedir (İbn Mace, Fiten, 34). Fatıma (r.a) ise, cennetteki kadınların seyyidesidir (Buhârî, Fedâilul-Ashâb, 29; Menâkıb, 25). Hz. Ebu Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a)'de cennet ehlinin nebi ve resuller hariç iki yaşlı seyyididirler (İbn Mâce, Mukaddime, 11).

    Rasûlüllah (s.a.s)'in Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i seyyidler olarak vasıflandırması, müslümanlarca, onların ve onların soyundan gelenlerin seyyid olarak isimlendirilmelerine sebep olmuştur. Müslümanların kalplerinde yaşattıkları, coşkun ehl-i Beyt sevgisi, onların tarih boyunca, Rasûlüllah (s.a.s)'ın torunlarının soyundan gelenlere aşırı bir sevgi beslemelerine ve onları diğer insanlardan ayırd ederek dünyevî muamelelerde farklı bir yere oturtmalarına sebep olmuştur. Başlangıçta, Hasan (r.a) ve Hüseyin (r.a)'ın her ikisi ve onların çocukları için seyyid ifadesi kullanılmaktaydı. Ancak sonraları Hasan (r.a)'ın soyundan gelenlere şerif, Hüseyin (r.a)'in soyundan gelenlere de seyyid denilmeye başlanmıştır. Seyyid ve şerifler, Emevîler döneminin sert ve acımasız muameleleri hariç tutulursa, şekli ne olursa olsun sonraki bütün yönetimlerce, layık oldukları şekilde saygı görmüşlerdir. Tarihteki bütün İslâm devletlerinde bu zümrenin işleriyle ilgilenen bir müessesenin bulunması ve bunun başında bulunan kimsenin (Nakîbul-Eşrâf) en yüksek makamlarından sayılması bunun en açık delilidir.

    Samanî'ler, seyyidlere tahsis ettikleri mülkî arazileri vergiden muaf tutmuşlardır (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Ankara 1984, 237 n. I, 413). Fatımîler zamanında Mısır'da, Nikabetu't-Talibiyyin adlı bir müessese kurulmuştur. Bu müessesenin görevi, seyyid ve şeriflerin, neseplerini incelemek, teftiş etmek, aralarında çıkan ihtilafları çözümlemek ve onları neseplerine yakışmayacak, ahlâk dışı hareketlerden sakındırmaktı (Uzunçarşılı, a.g.e., 388-389). İlhanlılar, müslüman olduktan sonra Gazan Han zamanında "Nakıb-ı Nukabayı Sadât" adında bir müessese teşkil etmişlerdir. Bu kurumun görevi yine, Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)'in soyundan gelen kimselerin şecerelerini tutmak, onlara ait işleri görmek, onları eğitmek, haklarını korumaktı (Uzunçarşılı, a.g.e., 246-247).

    Osmanlılar zamanında da seyyid ve şerifler, saygı görmüş ve onların toplum içindeki üstün ve saygın yerlerini korumaları için Nakıbul-Eşraflık adı altında bir memuriyet ihdas edilmiştir. Nakıbul-Eşraf, Müftil-Enam ve Şeyhül-İslam'dan sonra en yüksek makam olarak telakki edilmiştir.

    Osmanlılarda Nakıbul-Eşraflık makamı Yıldırım Bayezid (1389-1402) zamanında ortaya çıkmıştır. Seyyid Ali Netta' b. Muhammed, Nakıbul-Eşraf tayin olunarak, Osmanlı hudutları içerisinde bulunan Hz. Ali (r.a) evladının riyaseti ona tevdi edilmiştir. Seyyid ve şerifler halk arasında "emir" olarak isimlendirilmiş, onları diğer insanlardan ayıran yeşil sarıklarına da "emir sarık" denilmiştir. Ey zümreden olan kimseler bir suç işledikleri zaman, Nakıbul-Eşraf tarafından cezalandırılırlardı. Seyyid ve şeriflerin kayıtlı olduğu "şecere-i mutayyibe" adındaki defterler bulunmaktaydı. Nakıbu'l-Eşraf'ın devlet protokolü içinde önemli bir yeri vardı. Sonraları devlet düzeninin bozulmaya başlamasıyla birlikte onların, sahip oldukları imtiyazlar ve muafiyetlerden yararlanmak isteyen bir çok kimse uydurma şecereler ve yalan şahitlerle kendilerini seyyid veya şerif olarak Nakıbul-Eşraf defterlerine kaydettirmişlerdir.

    Mekke, M. 960 yılından sonra, şerif olarak adlandırılan Hz. Hasan'ın neslinden gelen kimseler tarafından idare edilmiştir. Mekke şerifleri Abbasîlerin güçlerini yitirmelerinden sonra, sürekli olarak Mısır'daki Fatımîlere bağımlı kalmak zorunda kalmışlardır. Osmanlılar zamanında da Mekke'nin idaresi şeriflerin eline bırakılmış ve Hicaz'ı yarı muhtar bir şekilde idare etmişlerdir. İstanbul'dan Mekke'ye gönderilen sürre alayları ile şeriflere büyük ikramlarda bulunulmuştur. Fatih, İstanbul'u fethettiği zaman Mekke şerifine fethi bildiren bir nâme ile hediyeler göndermiş, şerif'e iki bin, ayarı tam halis altın, Mekke ve Medine'deki seyyid ve şeriflere ve muhtaç kimselere sarfedilmek üzere yedi bin altın göndermiş ve onun duasını talep etmiştir. Bu sırada Mekke şerifleri Memluklulara tabi bulunmaktaydı (Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara 1984, s. 4 vd.). Mekke'nin 1924 yılına kadar şerifler Mekke'nin yönetimini ellerinde tutmuşlardır. Öte taraftan cumhuriyetin kurulmasından sonra, halifeliğin kaldırılmasıyla diğer bir çok dinî müessese ile birlikte Nakıbul-Eşraflık kurumu da kaldırılmıştır.

    Ömer TELLİOĞLU


  4. enemüslim
    Devamlı Üye
    seyydiler günah işlermi ?

    kişi üstünlüğün ölçüsü takvadır. Kim Allaha kullukta ne kadar ileri giderse üstünlük derecesi de o kadar artar.

    Bu bakımdan kişi Peygamberimizin soyundan da gelse takvasına göre değer kazanır. Peygamberler dışında tüm insanlar günah işler ve cehenneme gitme ihtimali olabilir.

    Bu bakımdan seyyidleri günahsız görmek veya tamamen Cennetelik nazarı ile bakmak hatadır. Allah yolunda gitmeyen kişi seyyid de olsa cehennemliktir.


    Ancak tarih boyunca seyyidlerin ekserisi İslam dininde önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Buda onların hem Allah katında hem de insanlar katında sevilmeye vesile olmuşlardır.

    anladınmı kardeşim...dua ile


  5. Misafir
    cevap için teşekkürler

  6. Misafir
    Ehli beyt hiç bir zaman cehenneme gitmeyecek çünkü allah onlara yaşarken şeytanın oyunlarına anlama verir ben ehli beyitim ve aynı zamanda allahın önce kulu sanra aslanı ve baş komutanıyım

  7. Misafir
    ehli beyt in üstünlüğü kuran ayetleriyle açıkça belirtilmiştir

  8. Misafir
    Seyyidlerin cehhenneme gitmesi mümkün değil çünkü birçok hadiste bunu RasulAllah sallallahu aleyhi vesellem bildirmiştir. Elbette onlarda insan, ve nebi değiller fakat en yüksek derecedeki nebinin soyundandırlar ve Allah ayette onları tertemiz kıldığını açıklıyor. Onlarda hata ve kusur işleyebilir fakat ardından tövbeleri yakındır. O insanlar son peygamberin kanından canından kimselerdir. Onlarla da kimse kıyas olunamaz.

  9. Misafir
    Helal olsun bende seyyidim ehl-i beyte namazda dua etmek bile farz kıllınmıştır .Osmanlıda herkez 4-6 yıl askerlik yaparken onlar ise asker gitmemiştir. Halk vergi verirken. Devlet ise onlara maaş bağlamıştır. Peki ya günümüzde? Yok seyyid olsan nolur sanki. Yok onlarda sıradan insan..

  10. Misafir
    islamiyette insanlara soyuna göre değer verilebileceğine inanamıyorum şu anda şu yazılanlar kimsenin gönlüne sığmaz diğer insanlar Allah ın üvey kulu mu ?

+ Yorum Gönder
seyyidlerle ilgili hadisler,  seyyidler hakkında hadisler,  seyyidlik hakkında hadisler,  ehlibeyt ve seyyidler