Konusunu Oylayın.: Türlerin Kökeni kitabını okumakta bir sakınca var mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Türlerin Kökeni kitabını okumakta bir sakınca var mıdır ?
  1. 19.Temmuz.2013, 01:10
    1
    Misafir

    Türlerin Kökeni kitabını okumakta bir sakınca var mıdır ?

  2. 28.Temmuz.2013, 03:03
    2
    NuN
    Üye

    Profili:
    NuN
    Üyelik Tarihi: 16.Ağustos.2007
    Üye No: 1953
    Mesaj Sayısı: 2,081
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Türlerin Kökeni kitabını okumakta bir sakınca var mıdır ?




    Besmelesiz kitaplardan uzak duralım.
    Allah faydalı ilim nasip etsin. cümlemize. Amin

    Alıntı
    Darwin'in kitabı Türlerin Kökeni'nden cımbızla çekilen alıntılar


    Papa ilk kez New York’a gelir. Kendisine bir gazeteci tarafından sorulan ilk soru şu olur:

    “New York’un her yerinde genelevler olması konusunda ne düşünüyorsunuz?” Papa hayretle cevap verir;

    “New York’ta genelev mi var?” Ertesi gün gazetenin manşeti şöyledir:

    “Papa’nın ilk sorusu: New York’ta genelev var mı?” Bu kısa anektod, alıntı sahtekarlığının tipik bir örneğidir.

    Gerek Milliyet Blog’da, gerekse diğer sayısal ve görsel basında evrim teorisini eleştirdiğini sanan – ve çok iddialı – bazı kişiler bunu yaparken iddialarını Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabından, diğer evrimle ilgili kitaplardan cımbızla çektikleri alıntılarla süslüyorlar. Alıntı yazarın tam olarak ne demek istediğini yansıtmıyor. Alındığı yerde sadece bir giriş cümlesi olabiliyor. Ama çamur at izi kalsın mantığı ile bir kere yazıldıktan sonra düzeltilmesi kolay olmuyor. Böylece insanları kandırıyorlar. Burada Milliyet Blog’da 17 Ocak 2011 tarihinde çıkmış bir yazıda gördüğüm cımbızla çekilmiş alıntıları hakkını vererek ve bütünü görerek anlatmak istiyorum (Kitap baskıları, yayınevleri farklı olduğu için sayfa numaraları tutmayabilir. O yüzden ben bölüm adı vermeyi tercih ediyorum).

    Türlerin Kökeni’nin 6. Bölümü, ‘Teorinin Güçlükleri’ başlığını taşır. Burada Darwin teorisini anlatırken karşılaştığı güçlükleri, aynı zamanda çözümlerini anlatır. Yaratılışçı arkadaşlar doğal olarak sadece güçlüklerden söz etmeyi tercih etmişlerdir ve bu onlara yeterli gelmiştir. Onların alıntısı ile birlikte alıntının öncesini ve sonrasını aktarıyorum. Parantez içindeki yazılar bana aittir.

    “Okur, yapıtımın bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne kadar üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir; ama bunların çoğu yalnızca görünüştedir, ve gerçek olanlarsa sanırım teorim için yıkıcı değildir.”

    (Burada ‘sanırım’ kelimesi okuyanları acaba Darwin tereddüt mü ediyor diye düşündürebilir. Ancak İngilizce’de cümleler kurulurken kişi, cümle içinde ‘I Think’ sözcüğünü kullanabilir. Bu söz o kişinin tereddütte olduğunu göstermez. Bu cümleden sonra yaratılışçı yazarın cımbızla çektiği cümleye geliyoruz.)

    “Bu güçlükler ve itirazlar şöyle sınıflanabilir:

    1- Birincisi, türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel birimlere (transitional form) rastlamıyoruz? Bugün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin karmakarışıklığı ile karşılaşmıyoruz?”

    (Darwin bu cümle ile konuyu açıyor. Açıklamasını sonra yapacak. Ama alıntıyı burada kesince, yazara inanmaya hazır okuyucu Darwin’in niye hala Türlerin Kökeni kitabını yazmaya devam ettiğine akıl erdiremiyor.)

    2- “İkincisi , örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi? Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ, ve, öte yandan, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz?

    3- Üçüncüsü, içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı büyük matemetikçilerin buluşlarını çok önceden uyguladığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?

    4- Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini (örnek olarak at ve eşek), oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl verimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?”

    (Görüldüğü gibi Darwin sorunları dört bölümde toplamış. Yaratılışçıların iddia ettiği gibi bunların çözümünü bulamamış da çaresizce soruyor ve okuyucuya başarısızlığını itiraf ediyor değil. Devam ediyoruz.)

    “İlk iki maddeyi burada, başka bazı itirazlar gelecek bölümde (7. Bölüm), içgüdü ve hibritlik onu izleyen iki bölümde (8. ve 9. Bölümler) tartışılacaktır.”

    (Ben burada sadece yaratılışçıların alıntı yaptığı birinci bölümü aktaracağım. Aksi takdirde bütün kitabı yazmam gerekir ki bu da mümkün değildir)

    1- “Geçişsel çeşitlerin yokluğu veya seyrekliği üzerine – Doğal seçme yalnızca yararlı değişikliklerin saklanmasıyla iş gördüğü için, her yeni biçim, tümüyle tutulmuş bir bölgede yarıştığı daha az gelişmiş ata-biçiminin ve daha az kayırılan öbür biçimlerin yerini kapmaya, ve sonunda onları yok etmeye çabalayacaktır (yani ortaya çıkan yeni türün bulunduğu ortam, çevre zaten kendi atası tarafından doldurulmuş durumdadır. Üstünse üstünlüğünü kullanarak diğer türleri yok edecektir). Böylece tükenme (soyun tükenmesi) ile doğal seçme elele ilerler. Bundan ötürü, (var olan, yaşayan) her türe bilinmeyen bir biçimin (hayat biçiminin) dölü gözüyle bakarsak, gerek ata-biçim ve gerek bütün geçişsel çeşitler, yeni biçimin (hayat biçiminin) oluşması ve yetkinleşmesi süreciyle genellikle yok edilmiş olacaktır.”

    (Ancak buraya kadarki açıklama sorunu tam olarak cevaplamıyor. O yüzden Darwin devam ediyor.)

    “Ama, bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler olmak gerektiğine göre, onlara yer kabuğuna gömülmüş olarak neden çok sayıda rastlamıyoruz?”

    (Yaratılışçılar bu cümleyi de önünü arkasını göz ardı ederek cımbızla çekip alıyorlar. Devam ediyoruz.)

    “Bu soruyu ‘Yerbilimsel Belgelerin Eksikliği’ bölümünde tartışmak daha uygun olacaktır; burada yalnız şunları söylemek isterim: Bu sorunun yanıtı belgelerin (kalıntıların) genellikle sanıldığından çok daha eksik olmasında gizlidir. Yer kabuğu pek büyük bir müzedir, ama doğal dermeler (yani örnek toplamalar) eksiktir ve ancak uzun zaman aralıklarıyla yapılmıştır.”

    (Açıklama devam ediyor. Ben burada kesiyorum.)

    “Peki ama, geçit bölgelerde, yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere rastlamıyoruz? Bu güçlük, uzun süre, kafamı karmakarışık etti.”

    (Darwin açıklamalarını sorular ve cevaplar şeklinde yapıyor. Yaratılışçılar sadece soruları alıp cevapları bırakıyorlar. Alıntıların sayfa numaralarına bakıp onları sıraya dizmekten bile aciz bir şekilde bilim sayfalarında yer tutuyorlar. Bunları yapamazlar çünkü kitaplardan alıntıları kendileri almış değil, başka bir yerden aynen kopya ediyorlar. Orada nasıl görünüyorsa buraya da öyle geliyor. Sonra da böbürlenerek ve okuyucuyu kandırarak, çocuk yerine koyarak 'ben araştırma yaptım' diyorlar. Yukarıdaki cümle alınmış ama peşinden gelen aşağıdaki cümle alınmamış.)

    “Ama bunun büyük ölçüde açıklanabileceğine inanıyorum. Her şeyden önce sonuç çıkarırken son derece dikkatli olmalıyız, çünkü şimdi sürekli olan bir alan, uzun süredir sürekli olagelmiştir. Yerbilim, kıtaların çoğunun, Üçüncü Zamanın sonlarında bile, (kıta kaymaları ve depremlerle) adalara bölündüğünü göstermektedir; ve böyle adalarda, farklı türler, ara bölgelerde ara çeşitler olmadan da ayrı ayrı oluşmuş olabilir. Bugün sürekli olan (yani birbiriyle kesintisiz olarak bağıntılı olan) denizler, çoğu zaman, karanın biçiminde ve iklimde ortaya çıkan değişmelerden ötürü, bugün olduklarından daha az sürekli (kesintili) ve bir-biçim koşullarda varolmuş olmalıdır.”

    Açıklama ve kitap devam ediyor. Buraya hepsini aktarmak olanaksız olduğu için yapamam. Özet olarak geçmiş zaman şartları günümüz şartları ile aynı imiş gibi düşünmek doğru olmaz. Eskiden coğrafya, iklim ve doğal şartlar bugüne göre çok farklıydı ve bunlar türleşmenin ortaya çıkmasında etkili olmuşlardır. Meraklı olan kitaptan okuyabilir.

    Bundan başka o zamanlar Darwin’in bilmediği DNA’nın bir takım özellikleri ara geçiş formlarının neden az sayıda (yok değil) olduğunu açıklamaktadır. Örnek olarak bazı özelliklerin yeni nesillerde DNA’ya işlendiğini ancak baskın genlerin etkisiyle bür süre ortaya çıkmayıp bir süre sonra – belki anne ve babanın ortak etkisiyle – birdenbire ortaya çıkışını söyleyebilirim. Buna Akdeniz kansızlığı somut örnek olarak gösterilebilir. Akdeniz’de eskiden sıtma hastalığı yaygındı. İnsan geninde bir değişiklik insanı sıtmadan aşı olmaksızın korumuştur. Fakat birkaç nesil sonra hem anne hem babada olan bu özellikle doğan çocuklar bu defa kansızlık (anemi) hastalığına yakalanmışlardır.

    Okuyucuya önerim, alıntıları yalnız alıntı yapılan yerde okumamaları, kaynağını da araştırmaları olacak. Yoksa yukarıda görüldüğü gibi cımbızla çekilmiş alıntılardan farklı anlamlar çıkarılabilir. Bu sahtekarlığı yaratılışçılar sıkça yaparlar.

    Aşağıdaki sözü söyleyen kişinin (Darwin) onların iddia ettiği gibi bir aptallık yapabileceğini düşünüyor musunuz?

    “Atalarla döller arasındaki her küçük fark hangi nedenle ileri gelirse gelsin – her birinin bir nedeni olmak gerekir – şuna inanmamız için gerekçe vardır: Her türün yaşama alışkanlıklarına göre önemli bütün yapı değişikliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan, yararlı farkların sürekli birikimidir.”

    bilim/yaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.



  3. 28.Temmuz.2013, 03:03
    2
    NuN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    NuN
    Üye



    Besmelesiz kitaplardan uzak duralım.
    Allah faydalı ilim nasip etsin. cümlemize. Amin

    Alıntı
    Darwin'in kitabı Türlerin Kökeni'nden cımbızla çekilen alıntılar


    Papa ilk kez New York’a gelir. Kendisine bir gazeteci tarafından sorulan ilk soru şu olur:

    “New York’un her yerinde genelevler olması konusunda ne düşünüyorsunuz?” Papa hayretle cevap verir;

    “New York’ta genelev mi var?” Ertesi gün gazetenin manşeti şöyledir:

    “Papa’nın ilk sorusu: New York’ta genelev var mı?” Bu kısa anektod, alıntı sahtekarlığının tipik bir örneğidir.

    Gerek Milliyet Blog’da, gerekse diğer sayısal ve görsel basında evrim teorisini eleştirdiğini sanan – ve çok iddialı – bazı kişiler bunu yaparken iddialarını Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabından, diğer evrimle ilgili kitaplardan cımbızla çektikleri alıntılarla süslüyorlar. Alıntı yazarın tam olarak ne demek istediğini yansıtmıyor. Alındığı yerde sadece bir giriş cümlesi olabiliyor. Ama çamur at izi kalsın mantığı ile bir kere yazıldıktan sonra düzeltilmesi kolay olmuyor. Böylece insanları kandırıyorlar. Burada Milliyet Blog’da 17 Ocak 2011 tarihinde çıkmış bir yazıda gördüğüm cımbızla çekilmiş alıntıları hakkını vererek ve bütünü görerek anlatmak istiyorum (Kitap baskıları, yayınevleri farklı olduğu için sayfa numaraları tutmayabilir. O yüzden ben bölüm adı vermeyi tercih ediyorum).

    Türlerin Kökeni’nin 6. Bölümü, ‘Teorinin Güçlükleri’ başlığını taşır. Burada Darwin teorisini anlatırken karşılaştığı güçlükleri, aynı zamanda çözümlerini anlatır. Yaratılışçı arkadaşlar doğal olarak sadece güçlüklerden söz etmeyi tercih etmişlerdir ve bu onlara yeterli gelmiştir. Onların alıntısı ile birlikte alıntının öncesini ve sonrasını aktarıyorum. Parantez içindeki yazılar bana aittir.

    “Okur, yapıtımın bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne kadar üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir; ama bunların çoğu yalnızca görünüştedir, ve gerçek olanlarsa sanırım teorim için yıkıcı değildir.”

    (Burada ‘sanırım’ kelimesi okuyanları acaba Darwin tereddüt mü ediyor diye düşündürebilir. Ancak İngilizce’de cümleler kurulurken kişi, cümle içinde ‘I Think’ sözcüğünü kullanabilir. Bu söz o kişinin tereddütte olduğunu göstermez. Bu cümleden sonra yaratılışçı yazarın cımbızla çektiği cümleye geliyoruz.)

    “Bu güçlükler ve itirazlar şöyle sınıflanabilir:

    1- Birincisi, türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel birimlere (transitional form) rastlamıyoruz? Bugün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin karmakarışıklığı ile karşılaşmıyoruz?”

    (Darwin bu cümle ile konuyu açıyor. Açıklamasını sonra yapacak. Ama alıntıyı burada kesince, yazara inanmaya hazır okuyucu Darwin’in niye hala Türlerin Kökeni kitabını yazmaya devam ettiğine akıl erdiremiyor.)

    2- “İkincisi , örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi? Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ, ve, öte yandan, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz?

    3- Üçüncüsü, içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı büyük matemetikçilerin buluşlarını çok önceden uyguladığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?

    4- Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini (örnek olarak at ve eşek), oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl verimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?”

    (Görüldüğü gibi Darwin sorunları dört bölümde toplamış. Yaratılışçıların iddia ettiği gibi bunların çözümünü bulamamış da çaresizce soruyor ve okuyucuya başarısızlığını itiraf ediyor değil. Devam ediyoruz.)

    “İlk iki maddeyi burada, başka bazı itirazlar gelecek bölümde (7. Bölüm), içgüdü ve hibritlik onu izleyen iki bölümde (8. ve 9. Bölümler) tartışılacaktır.”

    (Ben burada sadece yaratılışçıların alıntı yaptığı birinci bölümü aktaracağım. Aksi takdirde bütün kitabı yazmam gerekir ki bu da mümkün değildir)

    1- “Geçişsel çeşitlerin yokluğu veya seyrekliği üzerine – Doğal seçme yalnızca yararlı değişikliklerin saklanmasıyla iş gördüğü için, her yeni biçim, tümüyle tutulmuş bir bölgede yarıştığı daha az gelişmiş ata-biçiminin ve daha az kayırılan öbür biçimlerin yerini kapmaya, ve sonunda onları yok etmeye çabalayacaktır (yani ortaya çıkan yeni türün bulunduğu ortam, çevre zaten kendi atası tarafından doldurulmuş durumdadır. Üstünse üstünlüğünü kullanarak diğer türleri yok edecektir). Böylece tükenme (soyun tükenmesi) ile doğal seçme elele ilerler. Bundan ötürü, (var olan, yaşayan) her türe bilinmeyen bir biçimin (hayat biçiminin) dölü gözüyle bakarsak, gerek ata-biçim ve gerek bütün geçişsel çeşitler, yeni biçimin (hayat biçiminin) oluşması ve yetkinleşmesi süreciyle genellikle yok edilmiş olacaktır.”

    (Ancak buraya kadarki açıklama sorunu tam olarak cevaplamıyor. O yüzden Darwin devam ediyor.)

    “Ama, bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler olmak gerektiğine göre, onlara yer kabuğuna gömülmüş olarak neden çok sayıda rastlamıyoruz?”

    (Yaratılışçılar bu cümleyi de önünü arkasını göz ardı ederek cımbızla çekip alıyorlar. Devam ediyoruz.)

    “Bu soruyu ‘Yerbilimsel Belgelerin Eksikliği’ bölümünde tartışmak daha uygun olacaktır; burada yalnız şunları söylemek isterim: Bu sorunun yanıtı belgelerin (kalıntıların) genellikle sanıldığından çok daha eksik olmasında gizlidir. Yer kabuğu pek büyük bir müzedir, ama doğal dermeler (yani örnek toplamalar) eksiktir ve ancak uzun zaman aralıklarıyla yapılmıştır.”

    (Açıklama devam ediyor. Ben burada kesiyorum.)

    “Peki ama, geçit bölgelerde, yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere rastlamıyoruz? Bu güçlük, uzun süre, kafamı karmakarışık etti.”

    (Darwin açıklamalarını sorular ve cevaplar şeklinde yapıyor. Yaratılışçılar sadece soruları alıp cevapları bırakıyorlar. Alıntıların sayfa numaralarına bakıp onları sıraya dizmekten bile aciz bir şekilde bilim sayfalarında yer tutuyorlar. Bunları yapamazlar çünkü kitaplardan alıntıları kendileri almış değil, başka bir yerden aynen kopya ediyorlar. Orada nasıl görünüyorsa buraya da öyle geliyor. Sonra da böbürlenerek ve okuyucuyu kandırarak, çocuk yerine koyarak 'ben araştırma yaptım' diyorlar. Yukarıdaki cümle alınmış ama peşinden gelen aşağıdaki cümle alınmamış.)

    “Ama bunun büyük ölçüde açıklanabileceğine inanıyorum. Her şeyden önce sonuç çıkarırken son derece dikkatli olmalıyız, çünkü şimdi sürekli olan bir alan, uzun süredir sürekli olagelmiştir. Yerbilim, kıtaların çoğunun, Üçüncü Zamanın sonlarında bile, (kıta kaymaları ve depremlerle) adalara bölündüğünü göstermektedir; ve böyle adalarda, farklı türler, ara bölgelerde ara çeşitler olmadan da ayrı ayrı oluşmuş olabilir. Bugün sürekli olan (yani birbiriyle kesintisiz olarak bağıntılı olan) denizler, çoğu zaman, karanın biçiminde ve iklimde ortaya çıkan değişmelerden ötürü, bugün olduklarından daha az sürekli (kesintili) ve bir-biçim koşullarda varolmuş olmalıdır.”

    Açıklama ve kitap devam ediyor. Buraya hepsini aktarmak olanaksız olduğu için yapamam. Özet olarak geçmiş zaman şartları günümüz şartları ile aynı imiş gibi düşünmek doğru olmaz. Eskiden coğrafya, iklim ve doğal şartlar bugüne göre çok farklıydı ve bunlar türleşmenin ortaya çıkmasında etkili olmuşlardır. Meraklı olan kitaptan okuyabilir.

    Bundan başka o zamanlar Darwin’in bilmediği DNA’nın bir takım özellikleri ara geçiş formlarının neden az sayıda (yok değil) olduğunu açıklamaktadır. Örnek olarak bazı özelliklerin yeni nesillerde DNA’ya işlendiğini ancak baskın genlerin etkisiyle bür süre ortaya çıkmayıp bir süre sonra – belki anne ve babanın ortak etkisiyle – birdenbire ortaya çıkışını söyleyebilirim. Buna Akdeniz kansızlığı somut örnek olarak gösterilebilir. Akdeniz’de eskiden sıtma hastalığı yaygındı. İnsan geninde bir değişiklik insanı sıtmadan aşı olmaksızın korumuştur. Fakat birkaç nesil sonra hem anne hem babada olan bu özellikle doğan çocuklar bu defa kansızlık (anemi) hastalığına yakalanmışlardır.

    Okuyucuya önerim, alıntıları yalnız alıntı yapılan yerde okumamaları, kaynağını da araştırmaları olacak. Yoksa yukarıda görüldüğü gibi cımbızla çekilmiş alıntılardan farklı anlamlar çıkarılabilir. Bu sahtekarlığı yaratılışçılar sıkça yaparlar.

    Aşağıdaki sözü söyleyen kişinin (Darwin) onların iddia ettiği gibi bir aptallık yapabileceğini düşünüyor musunuz?

    “Atalarla döller arasındaki her küçük fark hangi nedenle ileri gelirse gelsin – her birinin bir nedeni olmak gerekir – şuna inanmamız için gerekçe vardır: Her türün yaşama alışkanlıklarına göre önemli bütün yapı değişikliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan, yararlı farkların sürekli birikimidir.”

    bilim/yaratiliscilarin-cok-sevdigi-bir-yontem-alinti-sahtekarligi.






+ Yorum Gönder