Konusunu Oylayın.: Rabıta nasıl alınır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Rabıta nasıl alınır?
  1. 09.Temmuz.2013, 17:02
    1
    Misafir

    Rabıta nasıl alınır?

  2. 11.Temmuz.2013, 01:23
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Rabıta nasıl alınır?




    Rabıta Kuran ve Sünnette yeri olmayan, Bazı Tarikat şeyhlerinin tavsiye ettiği bir uygulamadır.

    Alıntı

    RABITA



    Bağlantı, bağlantı vasıtası, bağlılık, tutarlılık, tertip,
    düzen, bağ, münâsebet, ilgi; müridin, şeyhini düşünerek, kalbinden dünya ile
    ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtasiyle Hz. Peygamber (s.a.s)'e ve Allah'a
    kalbini bağlaması anlamında bir tasavvufî terim. "Rabıta" Arapça bir kelime
    olup, "r-b-t" kökünden türemiş bir isimdir. Çoğulu "revâtib"dir.

    Kur'an'da "rabıta" kelimesi geçmemekle beraber, kökü olan
    "r.b.t" mazi fiili iki yerde, muzarisi olan "yerbitü" bir yerde, emri çoğul
    olarak "râbitü" şeklinde bir yerde ve aynı kökten gelen "ribât" ismi de bir
    yerde geçmektedir (Kehf, 18/14; el-Kasas 28/10; el-Enfâl 8/11; Âl-i İmran 3/200;
    el-Enfâl 8/60).

    Bütün bu ayetlerde geçen bu kelimeler, birbirlerine yakın
    manalar ifâde etmektedirler. Hemen hemen hepsinde "bağ, bağlantı, bağlılık"
    manaları için kullanılmışlardır:

    (Ashabı Kehf'in) kalplerini (sabır ve metânetle) bağla(yıp
    kuvvetlendir)miştik" (el-Kehf, 18/14);

    "Musâ'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. Eğer biz
    (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş (sabır ve
    sükûnete bağlamamış) olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı" (el-Kasas, 28/
    10).

    "O zaman sizi, Allah'tan bir güven almak üzere hafif bir uyku
    bürüyordu; üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü
    düşünceleri) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı
    pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu " (el-Enfâl, 8/ I 1).

    Bu ayetlerde geçen "r.b.t" kelimesi, insanı sabır, sükûnet ve
    metanette sabit kılmak, ona bu duyguyu vererek itmi'nana kavuşturmak demektir
    (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kâhire 1977, IV, 216; el-Beydâvî, el-Envâr, Mısır
    1955, II, 3).

    Bazen de, "ribât" kelimesi, bağlanıp beslenen atlar (savaş
    araçları) manasını ifâde etmektedir:

    "Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve
    cihat için bağlanıp beslenen atlar (savaş araçları) hazırlayın. Bununla Allahın
    düşmanını, sizin düşmanlarınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın
    bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, tam
    olarak size ödenir ve hiç haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60).

    "Râbitü" şeklindeki emrin bulunduğu ayetin meâli de
    şöyledir:

    "Ey iman edenler, sabredin; direnip (düşman karşısında) sebât
    gösterin; üstün gelin; cihat için hazır ve rabıtalı olun" (Âl-i İmran,
    3/200).

    Bu ayette söz konusu olan "rabıta''nın ne demek olduğu
    hususunda alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin bu husustaki değişik
    tariflerini şöyle sıralamamız mümkündür:

    1- Atlarla saf bağlayıp tam bir irtibat halinde düşmana karşı
    durmak.

    2- Düşman hudutlarındaki karakolları beklemek.

    3- Allah düşmanlarının saldırısını önlemek için nöbet
    beklemek.

    4- Bir namazdan sonra diğer namazı beklemek (et-Taberi,
    Camiul-Beyân on Te'vili Ayetil-Kur'an, Mısır 1954, IV, 221 v.d.; el-Kurtubî,
    el-Camiuli Ahkamil-Kur'an, Mısır 1967, IV, 323 vd.; er-Razî, et-Tefsirul-Kebir,
    IX, 156).

    Bazıları da bu ayette kastedilen rabıtanın tasavvufî manada
    olduğunu söylemişlerdir (Muhammed Vehbi, Hulâsetul-Beyân fi Tefsiril-Kur'an,
    Şehzadebaşı 1341-1343, III, 289).

    Mutasavvıflar rabıta'yı, müridin şeyhini düşünerek kalbinden
    dünya ile ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtası ile Hz. Peygamber (s.a.s)'e
    ve Allah'a kalbini bağlaması şeklinde anlamışlardır. Hemen hemen bütün
    tarikatlarda rabıta vardır. Bilhassa Nakşibendiyyenin ıstılahlarındandır.
    Tarikat ehli, rabıtayı ayet ve hadise dayandırmaktadır. Onlara göre, "sadıklarla
    birlikte olun" (et-Tevbe, 9/119) gibi ayetler ve "kişi sevdiğiyle beraberdir"
    (Buharî, Edeb; 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50) gibi hadisler,
    rabıtanın caiz olduğunu göstermektedir (Süleyman Uludaş, Tasavvuf Terimleri
    Sözlüğü, İstanbul 1991, Rabıta mad.).

    Tasavvufta, kişi doğrudan doğruya Allah'ı düşünür, bir nevi
    Allah ile manevi bir bağ kurar ve hep O'nunla beraber olduğunu tasavvur eder. Bu
    şekilde manevi bir bağ kuramazsa, bağlı bulunduğu mürşidini düşünür. Onun bağlı
    bulunduğu şeyhlerin silsilesi ile Hz. Muhammed (s.a.s)'e ulaşır. O'nun vasıtası
    ile de Allah'a ulaşır ve O'nunla manevi bağ kurar. Tasavvuftaki rabıta, bu
    şekilde dolaylı yoldan Allah'a gitmek ve aracılar vasıtasıyla O'nunla manevi bağ
    kurmaktır. Doğrudan Allah ile manevi irtibat kuramayanlara bu şekildeki rabıta
    tavsiye edilmiştir. Aksi hallerde buna lüzum görülmemiştir (M. Halid, Rabıta
    hakkında risâle, İstanbul 1924, s. 238; Selçuk Eraydın, tasavvuf ve Tarikatlar,
    İstanbul 1990, s. 447).

    Peygamberimiz (s.a.s)'in de, rabıta ve ribat hakkında söylemiş
    olduğu hayli hadis vardır. O'nun bu hadislerinden bazıları şöyledir:

    "Bir gün Allah yolunda ribatta bulunmak, dünya ve dünyada
    bulanan her şeyden daha hayırlıdır" (Buharî, Cihad, 73; Müslim, İmâre, 163;
    Nesâî, Cihâd, 39; İbn Mace, Cihâd, 7);

    Allah'ın onunla hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri
    yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide
    cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek.
    İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. " (Müslim, Tehâret, 41;
    Tirmizi, Teharet, 39; Neseî, Teharet, 106; Muvatta, Sefer, 55);

    "Kim bir günlük (yirmi dört saatlık) ribatta bulunursa, bir
    aylık oruç ve ibadetten daha fazla sevap kazanmış olur" (Nesaî, Cihad, 39;
    Tirmizî, Fedâilul-Cihâd, 35; İbn Mace, Cihâd, 7).

    Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi, rabıta, çeşitli
    manalar için kullanılmıştır. Ancak daha çok bir cihat terimidir. Ayet ve
    hadislerin çoğunda rabıta, Allah ve Peygamberin düşmanlarına karşı silahlanma,
    cihat için hazırlıklı olma, müslümanlarla kâfirlerin arasındaki hudut
    karakollarında nöbet bekleme ve bu duygulara sıkı sıkıya bağlı olma demektir.
    Buna göre ayet ve hadislerde kasdedilen anlamlardan mutasavvıfların uygulamasını
    destekleyecek en ufak bir işaret yoktur. Ayet ve hadislerde dile getirilen cihad
    ruhunu meskenete çevirmekten başka bir şey yapmayan mutasavvıflar Kur'an ve
    hadislerdeki bu ribat kelimesini çok yanlış bir alana çekmişlerdir. Hiçbir
    sahabi Resulullah'ı aracı kılarak rabıta yapmadığı gibi, hiçbir tabii de
    sahabe'yi aracı kılarak rabıta yapmamıştır. Rabıtanın bu şekildeki uygulaması
    tarikatların Hicri yedinci yüzyıldan sonraki dönemlerde uydurdukları bir
    bid'attir.

    Nureddin TURGAY - İslam ansiklopedisi




  3. 11.Temmuz.2013, 01:23
    2
    Moderatör



    Rabıta Kuran ve Sünnette yeri olmayan, Bazı Tarikat şeyhlerinin tavsiye ettiği bir uygulamadır.

    Alıntı

    RABITA



    Bağlantı, bağlantı vasıtası, bağlılık, tutarlılık, tertip,
    düzen, bağ, münâsebet, ilgi; müridin, şeyhini düşünerek, kalbinden dünya ile
    ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtasiyle Hz. Peygamber (s.a.s)'e ve Allah'a
    kalbini bağlaması anlamında bir tasavvufî terim. "Rabıta" Arapça bir kelime
    olup, "r-b-t" kökünden türemiş bir isimdir. Çoğulu "revâtib"dir.

    Kur'an'da "rabıta" kelimesi geçmemekle beraber, kökü olan
    "r.b.t" mazi fiili iki yerde, muzarisi olan "yerbitü" bir yerde, emri çoğul
    olarak "râbitü" şeklinde bir yerde ve aynı kökten gelen "ribât" ismi de bir
    yerde geçmektedir (Kehf, 18/14; el-Kasas 28/10; el-Enfâl 8/11; Âl-i İmran 3/200;
    el-Enfâl 8/60).

    Bütün bu ayetlerde geçen bu kelimeler, birbirlerine yakın
    manalar ifâde etmektedirler. Hemen hemen hepsinde "bağ, bağlantı, bağlılık"
    manaları için kullanılmışlardır:

    (Ashabı Kehf'in) kalplerini (sabır ve metânetle) bağla(yıp
    kuvvetlendir)miştik" (el-Kehf, 18/14);

    "Musâ'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. Eğer biz
    (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş (sabır ve
    sükûnete bağlamamış) olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı" (el-Kasas, 28/
    10).

    "O zaman sizi, Allah'tan bir güven almak üzere hafif bir uyku
    bürüyordu; üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü
    düşünceleri) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı
    pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu " (el-Enfâl, 8/ I 1).

    Bu ayetlerde geçen "r.b.t" kelimesi, insanı sabır, sükûnet ve
    metanette sabit kılmak, ona bu duyguyu vererek itmi'nana kavuşturmak demektir
    (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kâhire 1977, IV, 216; el-Beydâvî, el-Envâr, Mısır
    1955, II, 3).

    Bazen de, "ribât" kelimesi, bağlanıp beslenen atlar (savaş
    araçları) manasını ifâde etmektedir:

    "Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve
    cihat için bağlanıp beslenen atlar (savaş araçları) hazırlayın. Bununla Allahın
    düşmanını, sizin düşmanlarınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın
    bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, tam
    olarak size ödenir ve hiç haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60).

    "Râbitü" şeklindeki emrin bulunduğu ayetin meâli de
    şöyledir:

    "Ey iman edenler, sabredin; direnip (düşman karşısında) sebât
    gösterin; üstün gelin; cihat için hazır ve rabıtalı olun" (Âl-i İmran,
    3/200).

    Bu ayette söz konusu olan "rabıta''nın ne demek olduğu
    hususunda alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin bu husustaki değişik
    tariflerini şöyle sıralamamız mümkündür:

    1- Atlarla saf bağlayıp tam bir irtibat halinde düşmana karşı
    durmak.

    2- Düşman hudutlarındaki karakolları beklemek.

    3- Allah düşmanlarının saldırısını önlemek için nöbet
    beklemek.

    4- Bir namazdan sonra diğer namazı beklemek (et-Taberi,
    Camiul-Beyân on Te'vili Ayetil-Kur'an, Mısır 1954, IV, 221 v.d.; el-Kurtubî,
    el-Camiuli Ahkamil-Kur'an, Mısır 1967, IV, 323 vd.; er-Razî, et-Tefsirul-Kebir,
    IX, 156).

    Bazıları da bu ayette kastedilen rabıtanın tasavvufî manada
    olduğunu söylemişlerdir (Muhammed Vehbi, Hulâsetul-Beyân fi Tefsiril-Kur'an,
    Şehzadebaşı 1341-1343, III, 289).

    Mutasavvıflar rabıta'yı, müridin şeyhini düşünerek kalbinden
    dünya ile ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtası ile Hz. Peygamber (s.a.s)'e
    ve Allah'a kalbini bağlaması şeklinde anlamışlardır. Hemen hemen bütün
    tarikatlarda rabıta vardır. Bilhassa Nakşibendiyyenin ıstılahlarındandır.
    Tarikat ehli, rabıtayı ayet ve hadise dayandırmaktadır. Onlara göre, "sadıklarla
    birlikte olun" (et-Tevbe, 9/119) gibi ayetler ve "kişi sevdiğiyle beraberdir"
    (Buharî, Edeb; 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50) gibi hadisler,
    rabıtanın caiz olduğunu göstermektedir (Süleyman Uludaş, Tasavvuf Terimleri
    Sözlüğü, İstanbul 1991, Rabıta mad.).

    Tasavvufta, kişi doğrudan doğruya Allah'ı düşünür, bir nevi
    Allah ile manevi bir bağ kurar ve hep O'nunla beraber olduğunu tasavvur eder. Bu
    şekilde manevi bir bağ kuramazsa, bağlı bulunduğu mürşidini düşünür. Onun bağlı
    bulunduğu şeyhlerin silsilesi ile Hz. Muhammed (s.a.s)'e ulaşır. O'nun vasıtası
    ile de Allah'a ulaşır ve O'nunla manevi bağ kurar. Tasavvuftaki rabıta, bu
    şekilde dolaylı yoldan Allah'a gitmek ve aracılar vasıtasıyla O'nunla manevi bağ
    kurmaktır. Doğrudan Allah ile manevi irtibat kuramayanlara bu şekildeki rabıta
    tavsiye edilmiştir. Aksi hallerde buna lüzum görülmemiştir (M. Halid, Rabıta
    hakkında risâle, İstanbul 1924, s. 238; Selçuk Eraydın, tasavvuf ve Tarikatlar,
    İstanbul 1990, s. 447).

    Peygamberimiz (s.a.s)'in de, rabıta ve ribat hakkında söylemiş
    olduğu hayli hadis vardır. O'nun bu hadislerinden bazıları şöyledir:

    "Bir gün Allah yolunda ribatta bulunmak, dünya ve dünyada
    bulanan her şeyden daha hayırlıdır" (Buharî, Cihad, 73; Müslim, İmâre, 163;
    Nesâî, Cihâd, 39; İbn Mace, Cihâd, 7);

    Allah'ın onunla hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri
    yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide
    cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek.
    İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. " (Müslim, Tehâret, 41;
    Tirmizi, Teharet, 39; Neseî, Teharet, 106; Muvatta, Sefer, 55);

    "Kim bir günlük (yirmi dört saatlık) ribatta bulunursa, bir
    aylık oruç ve ibadetten daha fazla sevap kazanmış olur" (Nesaî, Cihad, 39;
    Tirmizî, Fedâilul-Cihâd, 35; İbn Mace, Cihâd, 7).

    Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi, rabıta, çeşitli
    manalar için kullanılmıştır. Ancak daha çok bir cihat terimidir. Ayet ve
    hadislerin çoğunda rabıta, Allah ve Peygamberin düşmanlarına karşı silahlanma,
    cihat için hazırlıklı olma, müslümanlarla kâfirlerin arasındaki hudut
    karakollarında nöbet bekleme ve bu duygulara sıkı sıkıya bağlı olma demektir.
    Buna göre ayet ve hadislerde kasdedilen anlamlardan mutasavvıfların uygulamasını
    destekleyecek en ufak bir işaret yoktur. Ayet ve hadislerde dile getirilen cihad
    ruhunu meskenete çevirmekten başka bir şey yapmayan mutasavvıflar Kur'an ve
    hadislerdeki bu ribat kelimesini çok yanlış bir alana çekmişlerdir. Hiçbir
    sahabi Resulullah'ı aracı kılarak rabıta yapmadığı gibi, hiçbir tabii de
    sahabe'yi aracı kılarak rabıta yapmamıştır. Rabıtanın bu şekildeki uygulaması
    tarikatların Hicri yedinci yüzyıldan sonraki dönemlerde uydurdukları bir
    bid'attir.

    Nureddin TURGAY - İslam ansiklopedisi







+ Yorum Gönder