Konusunu Oylayın.: Tekfir etmek ile ilgili hutbeler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tekfir etmek ile ilgili hutbeler
  1. 28.Haziran.2013, 13:59
    1
    Misafir

    Tekfir etmek ile ilgili hutbeler






    Tekfir etmek ile ilgili hutbeler Mumsema Tekfir etmek ile ilgili hutbeler


  2. 28.Haziran.2013, 13:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Temmuz.2013, 10:05
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Tekfir etmek ile ilgili hutbeler




    Tekfirle ilgili faydalanılabilecek bilgiler


    Bir müslümanı veya müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek; küfre girdiğini söylemek.

    Küfür içerisinde olan bir kişi bu durumdan kurtulup müslüman olabileceği gibi; müslüman olan bir kişi de dinden dönerek küfre girebilir. Ancak müslüman olan bir kimsenin hangi durumlarda küfre girebileceği; küfür ile iman arasındaki sınırın tayini tarih boyunca mezhepler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Hatta bir mezhebe bağlı âlimler bile bazen farklı görüşler ileri sürebilmektedir. Bu konudaki tartışma, Haricîlerin ortaya çıkışıyla, yani Hz. Ali`nin döneminden günümüze kadar devam ede gelmektedir.

    Hz. Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması için hakeme gidilmesini isteyen, sonra hakem olayının arzu edilen şekilde sonuçlanmaması üzerine daha önce Hz. Ali ordusunda bulunan, hatta hakemi kabul etmesi için ısrarda bulunanlardan bir gurup başkaldırmış ve Hz. Ali`yi, Allah`ın hükmünü bırakarak beşerin hükmüne başvurmakla itham etmiş ve Hz. Ali ile hâlâ ona taraftarlık yapanların küfre girdiklerini ileri sürmüşlerdi. Haricî olarak adlandırılan bu gurubun bu davranışlarıyla İslâm tarihinde tekfir meselesi gündeme gelmiş, bilahare çeşitli nedenlerle bazen haklı ve bazen haksız olarak tekfir daima müslümanların gündemini işgal etmeye devam etmiştir .

    Bu şekilde davranmaları onların sert mizaçlı, müsamahasız ve nassların anlattığı incelikleri anlamaktan uzak kimseler olduklarını ortaya koymaktadır .

    ______________________________

    Tekfire sebep olan hususlar:

    Allah`ın varlığını inkâr etmek, Ulûhiyetinde ve
    rubûbiyetinde O`na ortak koşmak, Kur`an`da zikredilen isim ve sıfatlarını inkâr
    etmek insanı küfre düşürür. Mutezile ve müteahhir Ehl-i Sünnet kelamcılarının,
    bazı sıfatları te`vil etmeleri her ne kadar sağlıklı bir yol değilse de küfre
    sebep değildir. Allah`a, sıfatlarının zıddını isnad etmek, meselâ âciz olduğunu
    söylemek ya da eksiklik ifade eden sıfatlarla O`nu nitelemek, eşyaya hulûl
    ettiğini iddia etmek yine küfürdür.

    Peygamber ve peygamberlik müessesesi konusunda küfre
    götüren hususların belli başlı olanları ise şunlardır: Peygamberlik müessesesini
    inkâr etmek, Kur`an`da ismi geçen peygamberlerden birini veya bazısını inkâr
    etmek, peygamberlerden birine uluhiyet isnad etmek, peygamberleri veya onlardan
    birini tahkir ederek onlarla alay etmek, evliyanın peygamberlerden üstün
    olduklarını iddia etmek küfürdür.

    Kur`an-ı Kerim`in tamamını veya bir kısmını inkâr
    etmek, Kur`an`da zikredilen şeylerin varlığına inanmak, Kur`an`dan olmayan bir
    şeyi Kur`an`a ilave etmek veya Kur`an`ın mahluk olup olmadığı meselesi Ehl-i
    Sünnet ve Mutelize arasında tartışma konusu olmuş ve bundan dolayı taraflardan
    bazıları birbirlerini tekfir etmiş iseler de böyle bir meseleden dolayı tekfir
    doğru değildir.

    Allah`ın indirdiğinden başkasını ona üstün tutan ya da
    başka bir düzeni benimseyen, İslâmî emir ve hükümlerinin devrinin geçtiğini
    savunan kişinin küfre girdiğinde şüphe yoktur. Ehl-i Sünnet`in mutemet
    kaynaklarından biri olarak kabul edilen "Şerhu`l-Akaidi`t-Tahaviyye" isimli
    eserde hükümle ilgili olarak şöyle denilmektedir: İster yönetici olsun ister
    idare edilen halktan herhangi biri olsun her kim Allah`ın indirdiğiyle
    hükmetmenin gerekli olmadığını, kişilerin onları uygulayıp uygulamamakta serbest
    olduklarını iddia eder ya da bu konudaki Allah`ın emirlerini küçümseyecek olursa
    yine küfre girmiş olur. Ama Allah`ın emirlerinin üstünlüğüne ve bu hükümlere
    uymadığı takdirde ahirette cezaya çarptırılacağına inandığı halde bu emirlere
    muhalefet ediyorsa küfre girmez (İbnu Ebi`l-İzz el-Hanefî, Şerhu`l-Akideti`t-
    Tahâviyye, Beyrut 1988, 323-324).


    Alıntı
    Bid'at ve Heva Ehlinin Tekfiri Meselesi
    Ibn-i Teymiyye
    Çeviren: Muaz Özyigit
    Günümüzdeki problemlerimizden biri de bazi sebepler öne sürerek baska müslüman kardeslerimizi tekfir etmeye egilim göstermemizdir. Halbuki tekfir çok agir, çok mesuliyetli bir is... Çünkü bir sahis için o kafirdir dedigimizde onu kendi gözümüzde Islam dairesinden çikarmis, nikahini düsürmüs, ebedi azaba aday olmus görüyoruz demektir.

    Bu konuda merhum ibn-i Teymiyye, ehli sünnetin tavrini asagida gayet ilmi bir sekilde açikliyor. Müslümanlara müthis zararlar vermis bir firka bile tekfir edilmezken, ulu orta baskalarini tekfir etmenin ne büyük bir hata olacagi, bu yazi okunduktan sonra daha iyi anlasilacaktir.

    Asgidaki satirlar, Hafiz Zehebi'nin el-Mukiza adli kitabina dipnotlariyla güzel açiklamalar yapan Abdulfettah Ebu Gudde'nin kitabin sonuna ekledigi iktibaslardan (147-165 sayfalar) ibn-i Teymiyye'ye ait bir kismin Türkçe tercümesidir.

    Faydali olmasi dilegiyle...

    Muaz Özyigit


    --------------------------------------------------------------------------------


    Abdulfettah Ebu Gudde'den:

    Seyh, imam, hafiz, seyhülIslam ibn-i Teymiyye Minhac-us-sünnet-ün-nebeviyye'de 3:27,60-62 sayfalarda içtihadda isabet edildiginde iki ecir, hata edildiginde bir ecir alma konusundan bahsederken söyle diyor:

    Imam olsun, hakim, alim veya bir idareci ya da benzeri veya bir müftü olsun delillere dayanarak içtihad eden kimse, içtihadinda Allah'dan gücü yettigince takva ederse iste bu, Allah'in onu mükellef kildigi seydir. Iste o zaman Allah'a itaat etmis ve sevaba hak kazanmis olur. Cebirci cehmiyyenin görüsünün aksine, süphesiz Allah onu bundan dolayi ikab etmez. Böyle biri Allah'a itaat açisindan dogru hareket etmis demektir.

    Bununla birlikte müctehid dogruyu bulabilir de, bulmayabilir de. Bunun hilafina olarak kaderiyye ve mutezile söyle derler: Her kim elden geldigi kadar çaba gösterirse dogruya erisir. Halbuki bu görüs batildir. Bilakis kim elden geldigince çaba gösterirse sevaba hak kazanir. Bu konu iki meseleye dayanmaktadir:

    Günah, sahibinin küfrünü gerektirmez. Hariciler ise gerektirdigini söyler. Halbuki ateste ebedi kalmayi gerektirmez. Mutezilenin dediginin aksine günah, sefaatten mahrum kalmayi da gerektirmez.
    Bir kimse Rasulullah'a (s.a.v.) uymak maksadi ile içtihad ederek yanlis bir tevile ulassa, bu kimse ne küfür ile, ne de fisk ile itham edilmez.
    Aslinda bu nokta ameli meselelerde halk arasinda yaygin olarak bilinir. Akaid meselelerinde ise çoklari hata yapanlari tekfir etmislerdir.

    Halbuki ne sahabeden ne de onlara güzelce uyan tabiinden böyle bir görüs bilinmemektedir. Ne de müslümanlarin imamlarindan böyle bir sey duyulmustur. Bu görüs aslinda hariciler, mutezile ve cehmiyye gibi kendilerine muhalefet edenleri tekfir ederek bid'ate düsen firkalarin görüsüdür.

    Bu tutum malikiler, safiiler, hanbeliler ve diger imamlara tabi olanlarin çogunda da görülmüstür. Bunlar da tekfirde bu yolu tutabilirler. Bazilari bütün bid'at ehlini tekfir eder. Sonra bu görüsünden farkli düsünenleri bid'atçi olmakla itham eder. Halbuki bu, aynen haricilerin, mutezile ve cehmiyyenin görüsüdür.

    Bu görüs, yani her bid'atçiyi tekfir etme, ne dört mezheb imaminda, ne de diger ulemada bulunmaz. Onlarin içinde her bid'atçiyi tekfir eden kimse yoktur. Bilakis onlardan yapilan sarih nakiller bunun aksinedir. O imamlardan bazen bazi sözleri söyleyenlerin tekfiri naklolunmussa da bununla o sözün küfür oldugunu, kaçinilmasi gerektigini kasdetmislerdir.

    Bilmeyerek ve tevil ile küfür sözü söyleyen herkesi tekfir etmek de gerekmez. Belirli bir sahisda küfrün sübut bulmasi onun hakkinda ahirette cezanin sübut bulmasi gibidir ki baska yerde genisce açikladigimiz gibi bunun sartlari ve engelleri vardir.

    Eger bir insan kafir olmazsa münafik da olamaz. Ancak mümindir. Onun için istigfar edilir, merhamet duyulur. Bir müslüman "Rabbimiz bize ve imanda bizden önce geçmis kardeslerimize magfiret et" [1] dedigi zaman, kendinden önceki asirlarda yasamis ümmeti kasdetmektedir. Eger bir mümin yanlis bir tevilde bulunsa, sünnete aykiri düsse, günah islese bile yine de imanda önceki kardeslerimizdendir ve ayetteki genel mananin çerçevesine girer.

    Bir kisi 72 (sapik) firkadan olsa bile bu firkalarin çogu da kafir degil bilakis mümindirler. Nasil ki günahkar müminler Allah'in tehdidine muhatab iseler o firkadakiler de dalalet ve günahlari sebebiyle cezaya müstahak olacaklardir. Nebi (s.a.v.) onlari Islamdan çikarmadi, bilakis ümmetinden saydi. Onlarin ateste ebedi kalacagini da söylemedi. Iste bu, gözetilmesi gereken büyük bir prensiptir. Sünnete intisab edenlerin çogunda rafizi ve haricilerin bid'atleri türünden bir bid'at bulunmaktadir.

    Rasulullah (s.a.v.)in ashabi, Ali b. Ebi Talib (r.a.) ve digerleri kendileriyle savasan haricileri tekfir etmediler. Bilakis onlarin Harura'da çiktiklari, taatten ve cemaatten ayrildiklari davalarini tevil ettiler. Ali b. Ebi Talib (r.a.) onlara söyle demisti: Sizleri mescidlerimizden men etmeyiz, feydeki hakkinizdan mahrum birakmayiz. Sonra onlara ibn-i Abbas'i gönderdi. Ibn-i Abbas (r.a.) onlarla münazara etti. Bunun üzerine haricilerin yaklasik yarisi geri döndü. Sonra Hz. Ali digerleri ile savasti ve onlari yendi.

    Bununla birlikte ne onlari köle yapti, ne onlardan ganimet aldi, ne de sahabenin Müseylemet-ül-kezzab ve benzeri mürtedlere yaptigi muameleyi yapti. Aksine Hz. Ali'nin ve sahabenin haricilere muameleleri, sahabenin mürtedlere yaptigindan farkli idi. Sahabenin hiç biri de Hz. Ali'nin bu uygulamasini inkar etmedi. Bundan haricilerin Islam dininden dönmediklerine dair sahabenin ittifak içinde olduklari anlasilir.

    Ishak dedi ki: Veki bize Ebu Halid'den tahdis etti, o da Hakim b. Cabir'den, dedi ki: Nehrevan taifesini [Hariciler - M. Ö.] öldürdügünde Hz. Ali'ye soruldu:

    Onlar müsrik mi idiler?

    Hz. Ali: Onlar sirkten kaçtilar.

    Peki Münafik mi idiler?

    Hz. Ali: Münafiklar Allah'i çok az zikrederler.

    Peki o zaman ne idiler?

    Hz. Ali: Bizimle harb eden bir gurup. Biz de onlarla harbettik. Bize karsi savastilar, biz de savastik. [2]

    Derim ki [yani ibn-i Teymiyye -- M. Ö.] ilk hadisde ve bu hadisde nebi (s.a.v) in bir çok hadislerinde zemmettigi ve savasmayi emrettigi Nehrevan'daki Harura haricileri hakkinda Hz. Ali'nin bu sözü söyledigi açiktir. Ki o hariciler Osman'i, Ali'yi ve onlari sevenleri tekfir ederler. Onlara göre kim onlarla beraber olmazsa kafirdir! Yurtlari da dar-ul-küfürdür. Ancak kendi yurtlari dar-ul-Islamdir.

    Sahabe ve onlardan sonraki ulema haricilerle savas etme üzerinde ittifak etmislerdir. Hariciler kendi mezheplerine uyandan baska bütün müslümanlara asidirler. Müslümanlara karsi savasi baslatan onlardir ve serleri ancak savas ile defedilebilmektedir. Müslümanlar için yol kesen eskiyadan daha zararli oldular. Yol kesenin maksadi mal ve paradir. Verildi mi öldürmezler. Insanlarin bazisina zarar verirler. Halbuki hariciler insanlarla din üzerine, kitab, sünnet ve sahabe icmai ile sabit olan yoldan, kendi bid'atlerine, batil tevillerine ve Kur'an'i fasid anlayislarina dönene kadar savas ederler. Bununla birlikte Ali (r.a.) onlarin kafir degil, münafik degil, mümin olduklarini belirtmistir.

    Bu, Ebu Ishak el-isferayini ve ona uyanlar gibi bazilarinin görüslerinin hilafinadir. Onlar derler ki: Ancak bizi tekfir edenleri tekfir ederiz. Halbuki tekfir onlarin degil Allah'in hakkidir.

    [Abdulfettah Ebu Gudde burada söyle bir not düsüyor: Allah rahmet eylesin Ebu Hanife'nin gögsü ne genis, insafi ne olgun! Kendisini tekfir edene kafir deyip demeyecegi soruldugunda söyle demistir: Beni tekfir edene kafir demem, yalan söylüyor derim. Bu ifade el-alim vel-müteallim kitabindadir. Ebu Mukatil Hafs ibn-i Selm es-semerkandi ondan sayfa 62-67 de söyle rivayet eder: "Dedim ki: sana kafir diyen hakkinda ne dersin? Dedi ki [yani Ebu Hanife -- Çeviren]: Onun yalanci oldugunu söylerim. Ona kafir demem. Fakat yalanci olarak isimlendiririm. Çünkü ihlal edilmesi haram kilinmis haklar ikidir: Biri Allah'la ilgili, öbürü ise kullarla ilgilidir. Allah'la ilgili hakkin haram olan ihlali, ona sirk kosmak, onu tekzib etmek ve küfürdür. Kullarla ilgili olarak ihlal edilmesi haram kilinmis seyler de aralarinda meydana gelen çesitli haksizliklardir. Allah'a karsi yalan söyleyenle bana karsi yalan söyleyenin ayni olmasi yarasmaz. Çünkü Allah ve rasulunu yalanlamak, diger bütün insanlar hakkinda yalan söylemekden daha büyük bir günahtir. Benim kafir oldugumu söyleyen benim nazarimda yalancidir. Benim hakkimda yalan söyledi diye benim de onun hakkinda yalan söylemem helal olmaz. Çünkü Allah teala söyle buyurdu: 'Bir kavme olan garaziniz sizi adaletten alikoymasin. Adalet ediniz, bu takvaya en yakin olandir.' [3] Dedi ki: (yani) bir kavme olan düsmanliginiz sizi onlara adil davranmaktan vazgeçmeye sevketmesin." Ebu Hanife'nin (r.aleyh) sözü ve Ebu Gudde'nin notu burada bitti. -- M. Ö.]
    [Ibn-i Teymiyye devamla söyle diyor -- M. Ö.:]

    Insana kendini yalanlayan hakkinda yalan söylemesi veya kendine karsi çirkin hareket edene çirkin hareketle karsilik vermesi yakismaz.

    Sahabenin haricileri tekfir etmemelerine bir baska delil de onlarin haricilerin arkasinda namaz kilmalaridir. Abdullah b. Ömer (r.a.) ve baska sahabiler Necdet-el-haruri'nin arkasinda namaz kilarlardi. Sahabiler onlarla bir müslümanin müslümanla konustugu gibi konusur, fetva verir, hutbe söylerlerdi. Ayni sekilde Necdet-el-haruri mesele sormak için adam gönderdiginde, Abdullah b. Abbas cevaplandirirdi. Yine Buhari'deki hadisde [4] Nafi b. el-ezrak'i meshur meselelerde cevaplandirdigi gibi. Nafi onunla Kur'an'la ilgili konularda iki müslümanin yaptigi gibi münazara ediyordu. Müslümanlarin tavri hala böyledir. Rasulullah (s.a.v.)in sahih hadislerde onlarla savasmayi emretmesi ile birlikte müslümanlar, haricilere, (Ebu Bekir) es-siddik (r.a.)in savastigi mürtedler gibi bakmadilar.

    Onlarin yeryüzünde öldürülenlerin en serlisi oldugu, onlari öldürenlerin en hayirli savasçilar olduguna dair hadis Ebu Umame tarafindan Tirmizi ve baskalarinca rivayet edilmistir. Bunun manasi onlarin müslümanlara karsi baskalarindan daha serli olmasidir. Yani kimse müslümanlara o kadar serli olmamistir. Ne yahudiler, ne de hristiyanlar... Çünkü hariciler kendilerine uymayan her müslümanin öldürülmesine, kanlarinin, mallarinin ve çocuklarinin katlinin helal kilinmasina içtihad etmis, onlari tekfir etmislerdi. Sapik bid'atlerinin ve cehaletlerinin büyüklügünden ötürü bu sekilde inaniyorlardi.

    Bununla birlikte sahabe ve onlara güzelce uyan tabiin, onlari tekfir etmediler, mürted saymadilar. Onlara karsi ne sözde, ne fiilde asiri gitmediler. Aksine o konuda Allah'dan takva ettiler ve böylece adil bir tavir içinde oldular. Sia, mutezile ve sair bid'at ve heva ehli için de ayni sey söz konusudur.

    Kim 72 firkanin hepsini tekfir ederse, kitaba, sünnete, sahabe icmaina ve onlara güzelce uyan tabiine muhalefet etmis olur. Her ne kadar bu "72 firka" hadisi Sahihayn'da yoksa da, ibn-i Hazm ve baskalari "zayif" dedilerse de Hakim gibi digerleri "hasen", yahut "sahih" demislerdir. Sünenlerde çesitli yollardan rivayet edilmistir.

    "72 firka ateste ve bir firka cennettedir" sözü, "yetimlerin mallarini haksiz yere yiyenler, karinlarina ancak ates dolduruyorlar ve sonra da çilgin bir atese gireceklerdir" [5] ayetinden veya "Kim bunu zulmen veya düsmanca yaparsa onu atese sokacagiz. Bu Allah'a kolaydir" [6] ayetinden daha büyük degildir. Daha bunun gibi kim söyle yaparsa atese girecektir türünden baska nasslar da vardir.

    Bununla birlikte birisi için mutlaka atese girecektir diyemeyiz. Belki tövbe edecektir, belki hasenati seyyiatini giderecek kadar çoktur veya basina gelen musibetler Allah tarafindan günahina keffaret sayilmistir vs.

    Bilakis, Allah'a ve rasulune zahiren ve batinen iman etmis, rasulden gelenle hakka uymaya niyet etmis bir kisi, hakki bilmeyip hata ettiginde, Allah'in onu mazur görmesi, bilerek, kasden günah isleyene kiyasla daha evladir. Bildigi halde kasden günah isleyen süphesiz azaba müstahakdir. Ama öbürü kasden degil, hataen günah islemistir. Allah teala ise bu ümmetin kasitsiz hata ve unutmasini cezalandirmayacaktir...



    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Hasr 10
    [2] Arapça metinde, bu noktada ayni manada, farkli senette üç hadis veriyor ibn-i Teymiyye. Manalar ayni oldugundan çeviriyi kisaltma amaciyla ilk ikisi alinmadi.
    [3] Maide 8
    [4] Abdulfettah Ebu Gudde bu hadisin Buhari'de degil, Müslim de oldugunu, ibn-i Teymiyye'nin yanlis hatirladigini belirtiyor.
    [5] Nisa 10
    [6] Nisa 30

    anadolu dergisi,



  4. 07.Temmuz.2013, 10:05
    2
    Moderatör



    Tekfirle ilgili faydalanılabilecek bilgiler


    Bir müslümanı veya müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek; küfre girdiğini söylemek.

    Küfür içerisinde olan bir kişi bu durumdan kurtulup müslüman olabileceği gibi; müslüman olan bir kişi de dinden dönerek küfre girebilir. Ancak müslüman olan bir kimsenin hangi durumlarda küfre girebileceği; küfür ile iman arasındaki sınırın tayini tarih boyunca mezhepler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Hatta bir mezhebe bağlı âlimler bile bazen farklı görüşler ileri sürebilmektedir. Bu konudaki tartışma, Haricîlerin ortaya çıkışıyla, yani Hz. Ali`nin döneminden günümüze kadar devam ede gelmektedir.

    Hz. Ali ile Muaviye arasındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması için hakeme gidilmesini isteyen, sonra hakem olayının arzu edilen şekilde sonuçlanmaması üzerine daha önce Hz. Ali ordusunda bulunan, hatta hakemi kabul etmesi için ısrarda bulunanlardan bir gurup başkaldırmış ve Hz. Ali`yi, Allah`ın hükmünü bırakarak beşerin hükmüne başvurmakla itham etmiş ve Hz. Ali ile hâlâ ona taraftarlık yapanların küfre girdiklerini ileri sürmüşlerdi. Haricî olarak adlandırılan bu gurubun bu davranışlarıyla İslâm tarihinde tekfir meselesi gündeme gelmiş, bilahare çeşitli nedenlerle bazen haklı ve bazen haksız olarak tekfir daima müslümanların gündemini işgal etmeye devam etmiştir .

    Bu şekilde davranmaları onların sert mizaçlı, müsamahasız ve nassların anlattığı incelikleri anlamaktan uzak kimseler olduklarını ortaya koymaktadır .

    ______________________________

    Tekfire sebep olan hususlar:

    Allah`ın varlığını inkâr etmek, Ulûhiyetinde ve
    rubûbiyetinde O`na ortak koşmak, Kur`an`da zikredilen isim ve sıfatlarını inkâr
    etmek insanı küfre düşürür. Mutezile ve müteahhir Ehl-i Sünnet kelamcılarının,
    bazı sıfatları te`vil etmeleri her ne kadar sağlıklı bir yol değilse de küfre
    sebep değildir. Allah`a, sıfatlarının zıddını isnad etmek, meselâ âciz olduğunu
    söylemek ya da eksiklik ifade eden sıfatlarla O`nu nitelemek, eşyaya hulûl
    ettiğini iddia etmek yine küfürdür.

    Peygamber ve peygamberlik müessesesi konusunda küfre
    götüren hususların belli başlı olanları ise şunlardır: Peygamberlik müessesesini
    inkâr etmek, Kur`an`da ismi geçen peygamberlerden birini veya bazısını inkâr
    etmek, peygamberlerden birine uluhiyet isnad etmek, peygamberleri veya onlardan
    birini tahkir ederek onlarla alay etmek, evliyanın peygamberlerden üstün
    olduklarını iddia etmek küfürdür.

    Kur`an-ı Kerim`in tamamını veya bir kısmını inkâr
    etmek, Kur`an`da zikredilen şeylerin varlığına inanmak, Kur`an`dan olmayan bir
    şeyi Kur`an`a ilave etmek veya Kur`an`ın mahluk olup olmadığı meselesi Ehl-i
    Sünnet ve Mutelize arasında tartışma konusu olmuş ve bundan dolayı taraflardan
    bazıları birbirlerini tekfir etmiş iseler de böyle bir meseleden dolayı tekfir
    doğru değildir.

    Allah`ın indirdiğinden başkasını ona üstün tutan ya da
    başka bir düzeni benimseyen, İslâmî emir ve hükümlerinin devrinin geçtiğini
    savunan kişinin küfre girdiğinde şüphe yoktur. Ehl-i Sünnet`in mutemet
    kaynaklarından biri olarak kabul edilen "Şerhu`l-Akaidi`t-Tahaviyye" isimli
    eserde hükümle ilgili olarak şöyle denilmektedir: İster yönetici olsun ister
    idare edilen halktan herhangi biri olsun her kim Allah`ın indirdiğiyle
    hükmetmenin gerekli olmadığını, kişilerin onları uygulayıp uygulamamakta serbest
    olduklarını iddia eder ya da bu konudaki Allah`ın emirlerini küçümseyecek olursa
    yine küfre girmiş olur. Ama Allah`ın emirlerinin üstünlüğüne ve bu hükümlere
    uymadığı takdirde ahirette cezaya çarptırılacağına inandığı halde bu emirlere
    muhalefet ediyorsa küfre girmez (İbnu Ebi`l-İzz el-Hanefî, Şerhu`l-Akideti`t-
    Tahâviyye, Beyrut 1988, 323-324).


    Alıntı
    Bid'at ve Heva Ehlinin Tekfiri Meselesi
    Ibn-i Teymiyye
    Çeviren: Muaz Özyigit
    Günümüzdeki problemlerimizden biri de bazi sebepler öne sürerek baska müslüman kardeslerimizi tekfir etmeye egilim göstermemizdir. Halbuki tekfir çok agir, çok mesuliyetli bir is... Çünkü bir sahis için o kafirdir dedigimizde onu kendi gözümüzde Islam dairesinden çikarmis, nikahini düsürmüs, ebedi azaba aday olmus görüyoruz demektir.

    Bu konuda merhum ibn-i Teymiyye, ehli sünnetin tavrini asagida gayet ilmi bir sekilde açikliyor. Müslümanlara müthis zararlar vermis bir firka bile tekfir edilmezken, ulu orta baskalarini tekfir etmenin ne büyük bir hata olacagi, bu yazi okunduktan sonra daha iyi anlasilacaktir.

    Asgidaki satirlar, Hafiz Zehebi'nin el-Mukiza adli kitabina dipnotlariyla güzel açiklamalar yapan Abdulfettah Ebu Gudde'nin kitabin sonuna ekledigi iktibaslardan (147-165 sayfalar) ibn-i Teymiyye'ye ait bir kismin Türkçe tercümesidir.

    Faydali olmasi dilegiyle...

    Muaz Özyigit


    --------------------------------------------------------------------------------


    Abdulfettah Ebu Gudde'den:

    Seyh, imam, hafiz, seyhülIslam ibn-i Teymiyye Minhac-us-sünnet-ün-nebeviyye'de 3:27,60-62 sayfalarda içtihadda isabet edildiginde iki ecir, hata edildiginde bir ecir alma konusundan bahsederken söyle diyor:

    Imam olsun, hakim, alim veya bir idareci ya da benzeri veya bir müftü olsun delillere dayanarak içtihad eden kimse, içtihadinda Allah'dan gücü yettigince takva ederse iste bu, Allah'in onu mükellef kildigi seydir. Iste o zaman Allah'a itaat etmis ve sevaba hak kazanmis olur. Cebirci cehmiyyenin görüsünün aksine, süphesiz Allah onu bundan dolayi ikab etmez. Böyle biri Allah'a itaat açisindan dogru hareket etmis demektir.

    Bununla birlikte müctehid dogruyu bulabilir de, bulmayabilir de. Bunun hilafina olarak kaderiyye ve mutezile söyle derler: Her kim elden geldigi kadar çaba gösterirse dogruya erisir. Halbuki bu görüs batildir. Bilakis kim elden geldigince çaba gösterirse sevaba hak kazanir. Bu konu iki meseleye dayanmaktadir:

    Günah, sahibinin küfrünü gerektirmez. Hariciler ise gerektirdigini söyler. Halbuki ateste ebedi kalmayi gerektirmez. Mutezilenin dediginin aksine günah, sefaatten mahrum kalmayi da gerektirmez.
    Bir kimse Rasulullah'a (s.a.v.) uymak maksadi ile içtihad ederek yanlis bir tevile ulassa, bu kimse ne küfür ile, ne de fisk ile itham edilmez.
    Aslinda bu nokta ameli meselelerde halk arasinda yaygin olarak bilinir. Akaid meselelerinde ise çoklari hata yapanlari tekfir etmislerdir.

    Halbuki ne sahabeden ne de onlara güzelce uyan tabiinden böyle bir görüs bilinmemektedir. Ne de müslümanlarin imamlarindan böyle bir sey duyulmustur. Bu görüs aslinda hariciler, mutezile ve cehmiyye gibi kendilerine muhalefet edenleri tekfir ederek bid'ate düsen firkalarin görüsüdür.

    Bu tutum malikiler, safiiler, hanbeliler ve diger imamlara tabi olanlarin çogunda da görülmüstür. Bunlar da tekfirde bu yolu tutabilirler. Bazilari bütün bid'at ehlini tekfir eder. Sonra bu görüsünden farkli düsünenleri bid'atçi olmakla itham eder. Halbuki bu, aynen haricilerin, mutezile ve cehmiyyenin görüsüdür.

    Bu görüs, yani her bid'atçiyi tekfir etme, ne dört mezheb imaminda, ne de diger ulemada bulunmaz. Onlarin içinde her bid'atçiyi tekfir eden kimse yoktur. Bilakis onlardan yapilan sarih nakiller bunun aksinedir. O imamlardan bazen bazi sözleri söyleyenlerin tekfiri naklolunmussa da bununla o sözün küfür oldugunu, kaçinilmasi gerektigini kasdetmislerdir.

    Bilmeyerek ve tevil ile küfür sözü söyleyen herkesi tekfir etmek de gerekmez. Belirli bir sahisda küfrün sübut bulmasi onun hakkinda ahirette cezanin sübut bulmasi gibidir ki baska yerde genisce açikladigimiz gibi bunun sartlari ve engelleri vardir.

    Eger bir insan kafir olmazsa münafik da olamaz. Ancak mümindir. Onun için istigfar edilir, merhamet duyulur. Bir müslüman "Rabbimiz bize ve imanda bizden önce geçmis kardeslerimize magfiret et" [1] dedigi zaman, kendinden önceki asirlarda yasamis ümmeti kasdetmektedir. Eger bir mümin yanlis bir tevilde bulunsa, sünnete aykiri düsse, günah islese bile yine de imanda önceki kardeslerimizdendir ve ayetteki genel mananin çerçevesine girer.

    Bir kisi 72 (sapik) firkadan olsa bile bu firkalarin çogu da kafir degil bilakis mümindirler. Nasil ki günahkar müminler Allah'in tehdidine muhatab iseler o firkadakiler de dalalet ve günahlari sebebiyle cezaya müstahak olacaklardir. Nebi (s.a.v.) onlari Islamdan çikarmadi, bilakis ümmetinden saydi. Onlarin ateste ebedi kalacagini da söylemedi. Iste bu, gözetilmesi gereken büyük bir prensiptir. Sünnete intisab edenlerin çogunda rafizi ve haricilerin bid'atleri türünden bir bid'at bulunmaktadir.

    Rasulullah (s.a.v.)in ashabi, Ali b. Ebi Talib (r.a.) ve digerleri kendileriyle savasan haricileri tekfir etmediler. Bilakis onlarin Harura'da çiktiklari, taatten ve cemaatten ayrildiklari davalarini tevil ettiler. Ali b. Ebi Talib (r.a.) onlara söyle demisti: Sizleri mescidlerimizden men etmeyiz, feydeki hakkinizdan mahrum birakmayiz. Sonra onlara ibn-i Abbas'i gönderdi. Ibn-i Abbas (r.a.) onlarla münazara etti. Bunun üzerine haricilerin yaklasik yarisi geri döndü. Sonra Hz. Ali digerleri ile savasti ve onlari yendi.

    Bununla birlikte ne onlari köle yapti, ne onlardan ganimet aldi, ne de sahabenin Müseylemet-ül-kezzab ve benzeri mürtedlere yaptigi muameleyi yapti. Aksine Hz. Ali'nin ve sahabenin haricilere muameleleri, sahabenin mürtedlere yaptigindan farkli idi. Sahabenin hiç biri de Hz. Ali'nin bu uygulamasini inkar etmedi. Bundan haricilerin Islam dininden dönmediklerine dair sahabenin ittifak içinde olduklari anlasilir.

    Ishak dedi ki: Veki bize Ebu Halid'den tahdis etti, o da Hakim b. Cabir'den, dedi ki: Nehrevan taifesini [Hariciler - M. Ö.] öldürdügünde Hz. Ali'ye soruldu:

    Onlar müsrik mi idiler?

    Hz. Ali: Onlar sirkten kaçtilar.

    Peki Münafik mi idiler?

    Hz. Ali: Münafiklar Allah'i çok az zikrederler.

    Peki o zaman ne idiler?

    Hz. Ali: Bizimle harb eden bir gurup. Biz de onlarla harbettik. Bize karsi savastilar, biz de savastik. [2]

    Derim ki [yani ibn-i Teymiyye -- M. Ö.] ilk hadisde ve bu hadisde nebi (s.a.v) in bir çok hadislerinde zemmettigi ve savasmayi emrettigi Nehrevan'daki Harura haricileri hakkinda Hz. Ali'nin bu sözü söyledigi açiktir. Ki o hariciler Osman'i, Ali'yi ve onlari sevenleri tekfir ederler. Onlara göre kim onlarla beraber olmazsa kafirdir! Yurtlari da dar-ul-küfürdür. Ancak kendi yurtlari dar-ul-Islamdir.

    Sahabe ve onlardan sonraki ulema haricilerle savas etme üzerinde ittifak etmislerdir. Hariciler kendi mezheplerine uyandan baska bütün müslümanlara asidirler. Müslümanlara karsi savasi baslatan onlardir ve serleri ancak savas ile defedilebilmektedir. Müslümanlar için yol kesen eskiyadan daha zararli oldular. Yol kesenin maksadi mal ve paradir. Verildi mi öldürmezler. Insanlarin bazisina zarar verirler. Halbuki hariciler insanlarla din üzerine, kitab, sünnet ve sahabe icmai ile sabit olan yoldan, kendi bid'atlerine, batil tevillerine ve Kur'an'i fasid anlayislarina dönene kadar savas ederler. Bununla birlikte Ali (r.a.) onlarin kafir degil, münafik degil, mümin olduklarini belirtmistir.

    Bu, Ebu Ishak el-isferayini ve ona uyanlar gibi bazilarinin görüslerinin hilafinadir. Onlar derler ki: Ancak bizi tekfir edenleri tekfir ederiz. Halbuki tekfir onlarin degil Allah'in hakkidir.

    [Abdulfettah Ebu Gudde burada söyle bir not düsüyor: Allah rahmet eylesin Ebu Hanife'nin gögsü ne genis, insafi ne olgun! Kendisini tekfir edene kafir deyip demeyecegi soruldugunda söyle demistir: Beni tekfir edene kafir demem, yalan söylüyor derim. Bu ifade el-alim vel-müteallim kitabindadir. Ebu Mukatil Hafs ibn-i Selm es-semerkandi ondan sayfa 62-67 de söyle rivayet eder: "Dedim ki: sana kafir diyen hakkinda ne dersin? Dedi ki [yani Ebu Hanife -- Çeviren]: Onun yalanci oldugunu söylerim. Ona kafir demem. Fakat yalanci olarak isimlendiririm. Çünkü ihlal edilmesi haram kilinmis haklar ikidir: Biri Allah'la ilgili, öbürü ise kullarla ilgilidir. Allah'la ilgili hakkin haram olan ihlali, ona sirk kosmak, onu tekzib etmek ve küfürdür. Kullarla ilgili olarak ihlal edilmesi haram kilinmis seyler de aralarinda meydana gelen çesitli haksizliklardir. Allah'a karsi yalan söyleyenle bana karsi yalan söyleyenin ayni olmasi yarasmaz. Çünkü Allah ve rasulunu yalanlamak, diger bütün insanlar hakkinda yalan söylemekden daha büyük bir günahtir. Benim kafir oldugumu söyleyen benim nazarimda yalancidir. Benim hakkimda yalan söyledi diye benim de onun hakkinda yalan söylemem helal olmaz. Çünkü Allah teala söyle buyurdu: 'Bir kavme olan garaziniz sizi adaletten alikoymasin. Adalet ediniz, bu takvaya en yakin olandir.' [3] Dedi ki: (yani) bir kavme olan düsmanliginiz sizi onlara adil davranmaktan vazgeçmeye sevketmesin." Ebu Hanife'nin (r.aleyh) sözü ve Ebu Gudde'nin notu burada bitti. -- M. Ö.]
    [Ibn-i Teymiyye devamla söyle diyor -- M. Ö.:]

    Insana kendini yalanlayan hakkinda yalan söylemesi veya kendine karsi çirkin hareket edene çirkin hareketle karsilik vermesi yakismaz.

    Sahabenin haricileri tekfir etmemelerine bir baska delil de onlarin haricilerin arkasinda namaz kilmalaridir. Abdullah b. Ömer (r.a.) ve baska sahabiler Necdet-el-haruri'nin arkasinda namaz kilarlardi. Sahabiler onlarla bir müslümanin müslümanla konustugu gibi konusur, fetva verir, hutbe söylerlerdi. Ayni sekilde Necdet-el-haruri mesele sormak için adam gönderdiginde, Abdullah b. Abbas cevaplandirirdi. Yine Buhari'deki hadisde [4] Nafi b. el-ezrak'i meshur meselelerde cevaplandirdigi gibi. Nafi onunla Kur'an'la ilgili konularda iki müslümanin yaptigi gibi münazara ediyordu. Müslümanlarin tavri hala böyledir. Rasulullah (s.a.v.)in sahih hadislerde onlarla savasmayi emretmesi ile birlikte müslümanlar, haricilere, (Ebu Bekir) es-siddik (r.a.)in savastigi mürtedler gibi bakmadilar.

    Onlarin yeryüzünde öldürülenlerin en serlisi oldugu, onlari öldürenlerin en hayirli savasçilar olduguna dair hadis Ebu Umame tarafindan Tirmizi ve baskalarinca rivayet edilmistir. Bunun manasi onlarin müslümanlara karsi baskalarindan daha serli olmasidir. Yani kimse müslümanlara o kadar serli olmamistir. Ne yahudiler, ne de hristiyanlar... Çünkü hariciler kendilerine uymayan her müslümanin öldürülmesine, kanlarinin, mallarinin ve çocuklarinin katlinin helal kilinmasina içtihad etmis, onlari tekfir etmislerdi. Sapik bid'atlerinin ve cehaletlerinin büyüklügünden ötürü bu sekilde inaniyorlardi.

    Bununla birlikte sahabe ve onlara güzelce uyan tabiin, onlari tekfir etmediler, mürted saymadilar. Onlara karsi ne sözde, ne fiilde asiri gitmediler. Aksine o konuda Allah'dan takva ettiler ve böylece adil bir tavir içinde oldular. Sia, mutezile ve sair bid'at ve heva ehli için de ayni sey söz konusudur.

    Kim 72 firkanin hepsini tekfir ederse, kitaba, sünnete, sahabe icmaina ve onlara güzelce uyan tabiine muhalefet etmis olur. Her ne kadar bu "72 firka" hadisi Sahihayn'da yoksa da, ibn-i Hazm ve baskalari "zayif" dedilerse de Hakim gibi digerleri "hasen", yahut "sahih" demislerdir. Sünenlerde çesitli yollardan rivayet edilmistir.

    "72 firka ateste ve bir firka cennettedir" sözü, "yetimlerin mallarini haksiz yere yiyenler, karinlarina ancak ates dolduruyorlar ve sonra da çilgin bir atese gireceklerdir" [5] ayetinden veya "Kim bunu zulmen veya düsmanca yaparsa onu atese sokacagiz. Bu Allah'a kolaydir" [6] ayetinden daha büyük degildir. Daha bunun gibi kim söyle yaparsa atese girecektir türünden baska nasslar da vardir.

    Bununla birlikte birisi için mutlaka atese girecektir diyemeyiz. Belki tövbe edecektir, belki hasenati seyyiatini giderecek kadar çoktur veya basina gelen musibetler Allah tarafindan günahina keffaret sayilmistir vs.

    Bilakis, Allah'a ve rasulune zahiren ve batinen iman etmis, rasulden gelenle hakka uymaya niyet etmis bir kisi, hakki bilmeyip hata ettiginde, Allah'in onu mazur görmesi, bilerek, kasden günah isleyene kiyasla daha evladir. Bildigi halde kasden günah isleyen süphesiz azaba müstahakdir. Ama öbürü kasden degil, hataen günah islemistir. Allah teala ise bu ümmetin kasitsiz hata ve unutmasini cezalandirmayacaktir...



    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Hasr 10
    [2] Arapça metinde, bu noktada ayni manada, farkli senette üç hadis veriyor ibn-i Teymiyye. Manalar ayni oldugundan çeviriyi kisaltma amaciyla ilk ikisi alinmadi.
    [3] Maide 8
    [4] Abdulfettah Ebu Gudde bu hadisin Buhari'de degil, Müslim de oldugunu, ibn-i Teymiyye'nin yanlis hatirladigini belirtiyor.
    [5] Nisa 10
    [6] Nisa 30

    anadolu dergisi,






+ Yorum Gönder