Konusunu Oylayın.: İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağı...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağı...
  1. 28.Haziran.2013, 02:03
    1
    Misafir

    İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağı...






    İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağı... Mumsema İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağını bildiren ayetle çelişki olmaz mı?


  2. 28.Haziran.2013, 02:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 28.Haziran.2013, 07:48
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: İslam'dan başka bir din kabul edilmeyecekse, Yahudi, Hristiyan ve Sabiilerin kurtulacağı...




    Değerli kardeşimiz;
    - Al-i İmran Suresinde yer alan hüküm, İslam dinin gelmesinden sonra onu kabul etmeyenlerin durumuyla ilgilidir. Her semavi din mensubunun kendi döneminde dinine uyma mecburiyeti vardır. Hz. Musa döneminde onun dinine bağlı olan Yahudiler kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. İsa döneminde ona tabi olan Hıristiyanlar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Hz. Muhammed (asm) döneminde de ona tabi onlalar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Dolayısıyla, Hz. Muhammed döneminde kim olursa olsun, dini ne olursa olsun, İslam dinini kabul etmediği sürece kurtuluşu hak etmez. Al-i İmran suresinin bu 85. Ayeti bu gerçeği açık bir ifadeyle ortaya koymuştur.

    - Bakara suresinin 62. ayetinde ise, -biraz önce de değindiğimiz gibi-, Her din mensubunun kendi peygamberine uyması, onun getirdiği dine tabi olması durumunda kurtuluşu hak edeceği ifade edilmiştir.

    Buna göre, Hz. Nuh (as) döneminde, Hz. İbrahim (as) döneminde, Hz. Musa (as) döneminde bulunanlar, kendi peygamberlerine ve onların getirdiği dine bağlı olanlar kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. İsa döneminde ona tabi olan Hıristiyanlar kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. Muhammed döneminde de ona tabi onlalar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Hz. Muhammed bütün insanlara gönderilmiş bir peygamber olduğunagöre, Yahudi ve Hıristiyanlar dahil bütün insanların İslam dinine bağlı olma sorumluluğu vardır.

    İlgili ayetin açıklamalı meali şöyledir:

    “Şüphesiz, (Hz. Muhammed devrinde ona iman edip) inananlar, (Hz. Musa devrinde ona iman eden)Yahudi olanlar, (Hz. İsa devrinde ona iman eden) Hıristiyanlar ve (alimler tarafından değişik şekilde tanımlanan) Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp da, salih amel/yararlı iş yapanların ecirleri/mükâfatları Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de." (Bakara, 2/62)

    Tefsirlerde bu ayet hakkında çok değişik görüşler ortaya konmuştur. Özet ve tercihli olarak şu açıklamaları uygun görmekteyiz:

    - Bu ayette, bütün ümmetlerin, milletlerin kurtuluş reçetesi ve asgari müşterekleri ve hak dinlerin ortak iman esaslarından en büyük iki temel unsur olan Allah’a ve ahirete iman esaslarına vurgu yapılmıştır. Buna göre, her hangi bir ümmet, kendi devrinde –kendi peygamberinin öğretileri istikametinde- Allah’a ve ahirete iman edip ona göre bir yaşantıyı sergilemişse onlar kurtulurlar. İster adı Müslüman, ister Yahudî, isterse Hıristiyan olsun fark etmez.

    - Önemli bir nokta da şudur: ümmetlerin doğru bir çizgiyi takip etmelerinin bir diğer adı olan iyi işleri -düzgün ve Allah’ın rızasına uygun olarak- yapmaları, ancak kendi peygamberlerinin öğretilerine bağlı kalmakla mümkündür.

    - Buna göre, ayette yer alan Müminler/Müslümanlar, Hz. Muhammed (a.s.m)’in tebliğ ettiği vahye bağlı kaldıkları takdirde kurtulurlar.

    Şüphesiz cennet yalnız Müslümanların değildir. Başka insanların da gideceği bir mekândır. Sözgelimi, bir kısım Yahudiler de kendi devirlerinin peygamberi olan Hz. Musa’ya bağlı kalmakla kurtulmuşlardır. Hz. İsa devrinde ona bağlı olan Hıristiyanlar da kurtulmuşlardır. Keza Sabiiler de öyledir.

    Kur’an’da bu isimlerin zikredilmesinin bir hikmeti şudur ki; Allah, hepsi de kendi mahluku olan insanların/ümmetlerin isimlerine bakarak hüküm vermez. Bilakis, onların gönderilen elçilerine ve ilahî mesaja iman edip etmemelerine göre leh veya aleyhlerinde hükmünü verir.

    Buna göre, bazı âlimlerin de ifade ettiği gibi, bu ayette meal olarak yer alan “Salih amel/ iyi işler” den maksat, Hz. Muhammed(a.s.m)’e iman etmektir. Şu husus unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın açık beyanıyla, Hz. Muhammed (a.s.m) bütün insanlara gönderilmiş bir peygamberdir.

    Buna göre, onun tebligatının hâkim olduğu 15 asır boyunca, mevcut bütün insanlar ona karşı sorumludur. Mazeretsiz olarak ona iman etmeyenlerin durumu hiç de iç açıcı değildir.

    Beyyine suresindeki şu ayetler de bu konuyu pekiştirmektedir:

    “Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.

    Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.”
    (Beyyine, 98/6-7)

    Bu ayette şirk koşanlar için isim olarak “Müşrik”; ehl-i kitap için fiil olarak “Keferû=kâfir olanlar” ifadesinde şöyle bir belagat nüktesi vardır:

    Müşrikler, İslam’dan önce de, sonra da hep müşrik idiler. İsim, devamlılığı ifade ettiği için, onlar hakkında “EŞREKÛ=Şirke girenler” değil de “MÜŞRİKÎN=Müşrikler” sözcüğü kullanılmıştır.

    Ehl-i Kitap ise, İslam gelmeden önce kâfir değil, mümin idiler. Onların küfre girmeleri Hz. Muhammed’e iman etmemelerinden ötürüdür. Bu ise daha sonra vuku bulan bir realitedir. Bu sebepledir ki; ayette onlar için “KÂFİRÎN=Kâfirler” tabiri değil, sonradan küfre girenler anlamına gelen"KEFER۔ fiili kullanılmıştır.

    Bütün açıklamalardan anlaşıldığı gibi, söz konusu iki ayet arasında çelişki değil, kucaklaşma, dayanışma ve pekiştirme vardır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 28.Haziran.2013, 07:48
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Değerli kardeşimiz;
    - Al-i İmran Suresinde yer alan hüküm, İslam dinin gelmesinden sonra onu kabul etmeyenlerin durumuyla ilgilidir. Her semavi din mensubunun kendi döneminde dinine uyma mecburiyeti vardır. Hz. Musa döneminde onun dinine bağlı olan Yahudiler kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. İsa döneminde ona tabi olan Hıristiyanlar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Hz. Muhammed (asm) döneminde de ona tabi onlalar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Dolayısıyla, Hz. Muhammed döneminde kim olursa olsun, dini ne olursa olsun, İslam dinini kabul etmediği sürece kurtuluşu hak etmez. Al-i İmran suresinin bu 85. Ayeti bu gerçeği açık bir ifadeyle ortaya koymuştur.

    - Bakara suresinin 62. ayetinde ise, -biraz önce de değindiğimiz gibi-, Her din mensubunun kendi peygamberine uyması, onun getirdiği dine tabi olması durumunda kurtuluşu hak edeceği ifade edilmiştir.

    Buna göre, Hz. Nuh (as) döneminde, Hz. İbrahim (as) döneminde, Hz. Musa (as) döneminde bulunanlar, kendi peygamberlerine ve onların getirdiği dine bağlı olanlar kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. İsa döneminde ona tabi olan Hıristiyanlar kurtuluşu hak etmişlerdir. Hz. Muhammed döneminde de ona tabi onlalar kurtuluşu hak etmişlerdir.

    Hz. Muhammed bütün insanlara gönderilmiş bir peygamber olduğunagöre, Yahudi ve Hıristiyanlar dahil bütün insanların İslam dinine bağlı olma sorumluluğu vardır.

    İlgili ayetin açıklamalı meali şöyledir:

    “Şüphesiz, (Hz. Muhammed devrinde ona iman edip) inananlar, (Hz. Musa devrinde ona iman eden)Yahudi olanlar, (Hz. İsa devrinde ona iman eden) Hıristiyanlar ve (alimler tarafından değişik şekilde tanımlanan) Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp da, salih amel/yararlı iş yapanların ecirleri/mükâfatları Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de." (Bakara, 2/62)

    Tefsirlerde bu ayet hakkında çok değişik görüşler ortaya konmuştur. Özet ve tercihli olarak şu açıklamaları uygun görmekteyiz:

    - Bu ayette, bütün ümmetlerin, milletlerin kurtuluş reçetesi ve asgari müşterekleri ve hak dinlerin ortak iman esaslarından en büyük iki temel unsur olan Allah’a ve ahirete iman esaslarına vurgu yapılmıştır. Buna göre, her hangi bir ümmet, kendi devrinde –kendi peygamberinin öğretileri istikametinde- Allah’a ve ahirete iman edip ona göre bir yaşantıyı sergilemişse onlar kurtulurlar. İster adı Müslüman, ister Yahudî, isterse Hıristiyan olsun fark etmez.

    - Önemli bir nokta da şudur: ümmetlerin doğru bir çizgiyi takip etmelerinin bir diğer adı olan iyi işleri -düzgün ve Allah’ın rızasına uygun olarak- yapmaları, ancak kendi peygamberlerinin öğretilerine bağlı kalmakla mümkündür.

    - Buna göre, ayette yer alan Müminler/Müslümanlar, Hz. Muhammed (a.s.m)’in tebliğ ettiği vahye bağlı kaldıkları takdirde kurtulurlar.

    Şüphesiz cennet yalnız Müslümanların değildir. Başka insanların da gideceği bir mekândır. Sözgelimi, bir kısım Yahudiler de kendi devirlerinin peygamberi olan Hz. Musa’ya bağlı kalmakla kurtulmuşlardır. Hz. İsa devrinde ona bağlı olan Hıristiyanlar da kurtulmuşlardır. Keza Sabiiler de öyledir.

    Kur’an’da bu isimlerin zikredilmesinin bir hikmeti şudur ki; Allah, hepsi de kendi mahluku olan insanların/ümmetlerin isimlerine bakarak hüküm vermez. Bilakis, onların gönderilen elçilerine ve ilahî mesaja iman edip etmemelerine göre leh veya aleyhlerinde hükmünü verir.

    Buna göre, bazı âlimlerin de ifade ettiği gibi, bu ayette meal olarak yer alan “Salih amel/ iyi işler” den maksat, Hz. Muhammed(a.s.m)’e iman etmektir. Şu husus unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın açık beyanıyla, Hz. Muhammed (a.s.m) bütün insanlara gönderilmiş bir peygamberdir.

    Buna göre, onun tebligatının hâkim olduğu 15 asır boyunca, mevcut bütün insanlar ona karşı sorumludur. Mazeretsiz olarak ona iman etmeyenlerin durumu hiç de iç açıcı değildir.

    Beyyine suresindeki şu ayetler de bu konuyu pekiştirmektedir:

    “Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.

    Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.”
    (Beyyine, 98/6-7)

    Bu ayette şirk koşanlar için isim olarak “Müşrik”; ehl-i kitap için fiil olarak “Keferû=kâfir olanlar” ifadesinde şöyle bir belagat nüktesi vardır:

    Müşrikler, İslam’dan önce de, sonra da hep müşrik idiler. İsim, devamlılığı ifade ettiği için, onlar hakkında “EŞREKÛ=Şirke girenler” değil de “MÜŞRİKÎN=Müşrikler” sözcüğü kullanılmıştır.

    Ehl-i Kitap ise, İslam gelmeden önce kâfir değil, mümin idiler. Onların küfre girmeleri Hz. Muhammed’e iman etmemelerinden ötürüdür. Bu ise daha sonra vuku bulan bir realitedir. Bu sebepledir ki; ayette onlar için “KÂFİRÎN=Kâfirler” tabiri değil, sonradan küfre girenler anlamına gelen"KEFER۔ fiili kullanılmıştır.

    Bütün açıklamalardan anlaşıldığı gibi, söz konusu iki ayet arasında çelişki değil, kucaklaşma, dayanışma ve pekiştirme vardır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder