Konusunu Oylayın.: İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?
  1. 25.Haziran.2013, 12:46
    1
    Misafir

    İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?






    İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar? Mumsema İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?


  2. 25.Haziran.2013, 12:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 25.Haziran.2013, 21:21
    2
    Katade
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2013
    Üye No: 100895
    Mesaj Sayısı: 648
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    Cevap: İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?




    İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?



    - Evvela İslam’ın hükümleri, Allah’ın sonsuz ilim ve hikmetinin bir yansımasıdır. Kişilerin heva ve heveslerine göre değildir. Nice kimseler, içkinin, hırsızlığın, zinanın, kumarın, faizin yasaklanmasından da rahatsızdır. Çünkü insanların düşünceleri, arzularına göre şekillenir. Arzuları ise, nefislerinin hoşlanması doğrultusunda oluşur. Nefislerin hoşlanması ise, içinde bulunduğu çevre, aile ve eğitim durumuna göre filizlenir.

    Bu sebepledir ki, Kur’an’ın terbiyesinden uzak bir konumda olan kimsenin nefs-i emaresi, özgürlüğü firavunlukla karıştırır. Kendi zevki için bütün dünyayı felakete sürükler. Beş kuruşluk bir menfaati için binlerce insanı zarara sokmaktan çekinmez.

    Buna mukabil, İslam disiplini altında terbiye edilmiş bir nefis ise, “nefs-i emmare” derekesinden, çukurundan çıkıp, nefs-i levvame, mutamainne, raziye ve marziye mertebelerine kanat çırpar ve hakiki insanlık mertebesine yükselir.

    - İslam’ın 15 asır önce kadınlara tanıdığı haklara, Hristiyanlar* şu anda da sahip değiller. Fatih İstanbul’u fethedeceği sıralarda Hristiyan papazlar Kilisede kadınların insan olup olmamasını tartışıyorlardı.

    İslam’ın daha ilk asrında, ilim, ticaretle uğraşan kadınlar vardı. Hz. Aişe Medine’nin bir müftüsü gibiydi.

    Hz. Peygamber erkeklerden biat aldığı gibi, kadınlardan da biat almıştır. Bu bir nevi seçme hakkıdır. Cemel vakasında bir tarafın komutanı ve âmiri Hz. Aişe idi.

    Kur’an’da bir kaç sure kadınlarla anılmıştır. Buna mukabil, erkeklerle ilgili bir sure isim yoktur.

    - Bu konuyu bir kaç madde halinde özetlemekte fayda vardır:

    1) Kur’an’da, kadın haklarının, hem de erkek haklarıyla karşılaştırmalı olarak aynı ölçüde ifade edilmesi, genişliği ile birlikte her asırda uygulanabilirliğine imkân sağlamıştır. Mealini vereceğimiz ayetin ifadesinde bu gerçeği görmekteyiz:

    “Erkeklerin hanımları üzerinde bulunan hakları gibi, hanımların da kocaları üzerinde meşru çerçevede hakları vardır. Şu kadar ki erkeklerin onların üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Unutmayın ki Allah üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/228)

    Bu karşılıklı haklar, bir ailenin huzur ve mutluluğunu sağlayan her türlü davranışla, her türlü ödev ve görevlerle ilgilidir. Ahlaki açıdan, karşılıklı saygı ve sevgiden tutun, birbirinin hasbel-beşer olacak kusurlarını görmezlikten gelmeye kadar;* her türlü maddi-manevi zarar vermekten kaçınmaktan tutun, konuşmalarında incitici sözlerden kaçınmaya kadar, bir aile için gereken bütün fedakarlık ve samimiyetin tezahürlerini ihtiva eden geniş bir ifadedir.

    “Erkeklerin onların üzerindeki hakları bir derece daha fazladır” mealindeki ifadeden, İslam alimleri farklı ve ilginç şeyler* anlamışlardır:

    Mesela, Zeyd b. Eslem, bundan “erkeğin emrine itaati” anlamışken, Şabi bunu “erkeğin kadına mehir vermekle yükümlülüğünü” anlamıştır.

    Mucahid’e göre, bu ifadeden maksat, mirastaki farklılık ve cihatla mükellefiyettir.

    İbn Abbas ise, bundan “erkeğin kadına karşı daha toleranslı davranmasını; örneğin kendisinin kadına karşı sorumlu olduğu* hakkını tastamam yerine getirmekle beraber, onun kadının üzerindeki hakkı kadın tarafından noksan bırakıldığı takdirde bunu müsamaha ile karşılamasını” emreden bir kriter olarak anlamıştır. (bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

    Müfessir Razi, erkeğin değişik yönleri itibariyle kadından daha güçlü olduğunu, kadının Allah’ın ona bir emaneti olduğunu belirttikten sonra, bu ifadenin erkekler için ciddi bir tehdit ve kadınlara haksızlık etmemeleri yönünden onlara ciddi bir uyarı niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

    Görüldüğü gibi, ilk etapta* erkeğe farklı bir üstünlük derecesi, ayrıcalıklı bir hak gibi görünen bu ifadenin, tamamen kadının lehinde, erkeğin aleyhinde bir kriter olarak kabul edildiği görülmektedir.

    2) Hz. Peygamber Veda hutbesinde kadınlarla ilgili şunları söylemiştir:

    “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun! Onları Allah’ın birer emaneti olarak aldınız. Allah’ın hükmüyle onları kendinize helal yaptınız. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız(mahrem olmayan) hiç kimseyi yatak odanıza almamasıdır. Şayet böyle bir şey yaparsa (bir terbiye ve caydırıcılık maksadıyla) incitmeyen/kırıp dökmeyen bir tarzda dövünüz (hadisin bu ifadesi, ayetteki dövmenin gerekçesini de açıklamaktadır). Onların sizin üzerindeki hakları ise, uygun bir şekilde yedirip, giydirmek, onların geçimini sağlamaktır.” (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

    3) İslam öncesi devirde kadınlar dünyanın her tarafında olduğu gibi Arap kültüründe de bir eşyadan, erkeği eğlendiren bir hizmetçiden pek fazla bir farkı yoktu. İslam gelince kadını hanım efendi, erkekle bir elmanın iki parçası gibi gördü ve gördürdü.

    İbn Aşur’un da ifade ettiği gibi, örneğin, “Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur. Şüphesiz Allah* alîm ve habîrdir/her şeyi bilir, bütün maksatlardan haberdardır.” (Nisa, 4/35) mealindeki ayette erkekle aynı konuma sahip bir kadın var ve ona verilen değer, o güne kadar hiç bir sistemde görülmemiştir. (ibn Aşur, Bakara:228. ayetin tefsiri)

    4) İslam’ın kadına sağladığı haklar konusunda İslam aleminin değişik bölgelerinde pek çok müstakil eser yazılmıştır. Bunlardan Süleyman Ateş hocanın yazdığı “İslam’da kadın hakları” adlı eserinin kapağında da yer alan bu satırların önemli olduğunu düşünüyoruz:

    “İslam kadını toplumdan ayırıp dört duvar arasına kapatmamıştır. Peygamber devrinde Müslüman kadın, hemen bütün toplumsa faaliyetlere etkin biçimde katılmıştır. Sonradan koyulaştırılan uygulamayı İslam’a mal edip kabahati İslam’a yüklemek büyük bir hatadır. Batı toplumlarında* yakın zamana kadar evlenen kadının mülkiyeti kocasına geçerdi. En ileri ülke sayılan İsviçre'de bile kadınlara oy hakkı ancak birkaç yıl önce verilmiştir. Oysa İslam, on beş asır önce kadına, bütün işlemleri yapma hakkı verdiği gibi, nikah esnasında konulacak bir şart ile kocasını boşama hakkı dahi vermiştir ki bunlar, o günkü dünya koşullarıyla karşılaştırılırsa kadın yararına büyük devrimlerdir”

    Son olarak şunu belirtelim ki, insanların yanlışları, Müslümanların yanlışları, İslam dinine mal edilemez.

    - Hristiyanlıkta, kadınlarla ilgili bazı bilgiler için lütfen şu siteye bakınız: www.biriz.biz/mahrem/kadin5.htm‎

    Burada kaynak verilerek, kadınların erkeklerin meclisinde susmalarının gereğine, peçe örtünmelerine, kocalarına karşı saygılı olmalarına dair Kutsal yazımlarda yer alan bilgiler vardır.

    Bir kaç örnek:

    a) 1.Ko.14: 34 ...Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. (yeniyasam.com sitesinin tercümesidir.)

    1 Corinthians;14-34 ...Konuşmalarına müsade verilmemiştir, fakat emir altına alınmalılar.

    b)* Lev.20:16 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir. *

    c) 1 Korintliler:11-6 Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, başını örtsün.

    d) 1 Korintliler:11-7 Erkek başını örtmemelidir. Çünkü erkek Tanrı'nın benzeyişinde olup Tanrı'nın yüceliğini yansıtır. Kadın ise erkeğin yüceliğini yansıtır.

    e) 1 Korintliler:11-9 Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.

    f) Matta:5-32 ...Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur. (Bunun açıklaması şu olmalıdır: Hristiyanlıktan önce ortaya çıkan Yahudilik vb. bazı dinler, erkeklerin kadınları boşamalarına, boşanan erkek ve kadınların başkaları ile evlenmelerine izin vermekte idi. Ancak Hristiyanlık, erkeklerin kadınları boşamalarına müsaade etmemekte, boşanma olmaksızın birbirinden ayrılan eşlerin, ayrıldıkları eşleri sağ olduğu sürece başkaları ile evlenmelerine izin vermemektedir.)

    - Büyük Fransız İhtilâli, artık insanlığın kölelikten kurtulduğunu ilân ve iddia ederken bile kadınları unutmuştu. Çünkü ihtilâli müteakip çıkarılan Medenî Kanun’da “Çocuk, deli ve kadın kısıtlıdır” şeklinde bir madde (33) bulunuyordu. Fransa’da kadının her konuda erkeğe eşit haklara kavuşması ancak (1938) yılında çıkarılan bir kanunla mümkün olmuştur.

    - İngiltere’de on altıncı asrın ortalarına kadar kadın murdar sayıldığından kutsal kitaba el süremezdi. İngiltere’de kadınlar ancak VIII. Henri (1509-1547) zamanında İncil okumaya başlayabildiler. 1805 tarihine kadar da kadınlar vatandaş sayılmazlardı. Miras ve mülkiyet hakları da yoktu, hatta kendi kazançlarında bile tasarruf hakkına sahip değillerdi.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *


  4. 25.Haziran.2013, 21:21
    2
    Devamlı Üye



    İslamiyet, kadına özgürlük vermemiştir, Müslümanlar özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorlar?



    - Evvela İslam’ın hükümleri, Allah’ın sonsuz ilim ve hikmetinin bir yansımasıdır. Kişilerin heva ve heveslerine göre değildir. Nice kimseler, içkinin, hırsızlığın, zinanın, kumarın, faizin yasaklanmasından da rahatsızdır. Çünkü insanların düşünceleri, arzularına göre şekillenir. Arzuları ise, nefislerinin hoşlanması doğrultusunda oluşur. Nefislerin hoşlanması ise, içinde bulunduğu çevre, aile ve eğitim durumuna göre filizlenir.

    Bu sebepledir ki, Kur’an’ın terbiyesinden uzak bir konumda olan kimsenin nefs-i emaresi, özgürlüğü firavunlukla karıştırır. Kendi zevki için bütün dünyayı felakete sürükler. Beş kuruşluk bir menfaati için binlerce insanı zarara sokmaktan çekinmez.

    Buna mukabil, İslam disiplini altında terbiye edilmiş bir nefis ise, “nefs-i emmare” derekesinden, çukurundan çıkıp, nefs-i levvame, mutamainne, raziye ve marziye mertebelerine kanat çırpar ve hakiki insanlık mertebesine yükselir.

    - İslam’ın 15 asır önce kadınlara tanıdığı haklara, Hristiyanlar* şu anda da sahip değiller. Fatih İstanbul’u fethedeceği sıralarda Hristiyan papazlar Kilisede kadınların insan olup olmamasını tartışıyorlardı.

    İslam’ın daha ilk asrında, ilim, ticaretle uğraşan kadınlar vardı. Hz. Aişe Medine’nin bir müftüsü gibiydi.

    Hz. Peygamber erkeklerden biat aldığı gibi, kadınlardan da biat almıştır. Bu bir nevi seçme hakkıdır. Cemel vakasında bir tarafın komutanı ve âmiri Hz. Aişe idi.

    Kur’an’da bir kaç sure kadınlarla anılmıştır. Buna mukabil, erkeklerle ilgili bir sure isim yoktur.

    - Bu konuyu bir kaç madde halinde özetlemekte fayda vardır:

    1) Kur’an’da, kadın haklarının, hem de erkek haklarıyla karşılaştırmalı olarak aynı ölçüde ifade edilmesi, genişliği ile birlikte her asırda uygulanabilirliğine imkân sağlamıştır. Mealini vereceğimiz ayetin ifadesinde bu gerçeği görmekteyiz:

    “Erkeklerin hanımları üzerinde bulunan hakları gibi, hanımların da kocaları üzerinde meşru çerçevede hakları vardır. Şu kadar ki erkeklerin onların üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Unutmayın ki Allah üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/228)

    Bu karşılıklı haklar, bir ailenin huzur ve mutluluğunu sağlayan her türlü davranışla, her türlü ödev ve görevlerle ilgilidir. Ahlaki açıdan, karşılıklı saygı ve sevgiden tutun, birbirinin hasbel-beşer olacak kusurlarını görmezlikten gelmeye kadar;* her türlü maddi-manevi zarar vermekten kaçınmaktan tutun, konuşmalarında incitici sözlerden kaçınmaya kadar, bir aile için gereken bütün fedakarlık ve samimiyetin tezahürlerini ihtiva eden geniş bir ifadedir.

    “Erkeklerin onların üzerindeki hakları bir derece daha fazladır” mealindeki ifadeden, İslam alimleri farklı ve ilginç şeyler* anlamışlardır:

    Mesela, Zeyd b. Eslem, bundan “erkeğin emrine itaati” anlamışken, Şabi bunu “erkeğin kadına mehir vermekle yükümlülüğünü” anlamıştır.

    Mucahid’e göre, bu ifadeden maksat, mirastaki farklılık ve cihatla mükellefiyettir.

    İbn Abbas ise, bundan “erkeğin kadına karşı daha toleranslı davranmasını; örneğin kendisinin kadına karşı sorumlu olduğu* hakkını tastamam yerine getirmekle beraber, onun kadının üzerindeki hakkı kadın tarafından noksan bırakıldığı takdirde bunu müsamaha ile karşılamasını” emreden bir kriter olarak anlamıştır. (bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri)

    Müfessir Razi, erkeğin değişik yönleri itibariyle kadından daha güçlü olduğunu, kadının Allah’ın ona bir emaneti olduğunu belirttikten sonra, bu ifadenin erkekler için ciddi bir tehdit ve kadınlara haksızlık etmemeleri yönünden onlara ciddi bir uyarı niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

    Görüldüğü gibi, ilk etapta* erkeğe farklı bir üstünlük derecesi, ayrıcalıklı bir hak gibi görünen bu ifadenin, tamamen kadının lehinde, erkeğin aleyhinde bir kriter olarak kabul edildiği görülmektedir.

    2) Hz. Peygamber Veda hutbesinde kadınlarla ilgili şunları söylemiştir:

    “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun! Onları Allah’ın birer emaneti olarak aldınız. Allah’ın hükmüyle onları kendinize helal yaptınız. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız(mahrem olmayan) hiç kimseyi yatak odanıza almamasıdır. Şayet böyle bir şey yaparsa (bir terbiye ve caydırıcılık maksadıyla) incitmeyen/kırıp dökmeyen bir tarzda dövünüz (hadisin bu ifadesi, ayetteki dövmenin gerekçesini de açıklamaktadır). Onların sizin üzerindeki hakları ise, uygun bir şekilde yedirip, giydirmek, onların geçimini sağlamaktır.” (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

    3) İslam öncesi devirde kadınlar dünyanın her tarafında olduğu gibi Arap kültüründe de bir eşyadan, erkeği eğlendiren bir hizmetçiden pek fazla bir farkı yoktu. İslam gelince kadını hanım efendi, erkekle bir elmanın iki parçası gibi gördü ve gördürdü.

    İbn Aşur’un da ifade ettiği gibi, örneğin, “Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur. Şüphesiz Allah* alîm ve habîrdir/her şeyi bilir, bütün maksatlardan haberdardır.” (Nisa, 4/35) mealindeki ayette erkekle aynı konuma sahip bir kadın var ve ona verilen değer, o güne kadar hiç bir sistemde görülmemiştir. (ibn Aşur, Bakara:228. ayetin tefsiri)

    4) İslam’ın kadına sağladığı haklar konusunda İslam aleminin değişik bölgelerinde pek çok müstakil eser yazılmıştır. Bunlardan Süleyman Ateş hocanın yazdığı “İslam’da kadın hakları” adlı eserinin kapağında da yer alan bu satırların önemli olduğunu düşünüyoruz:

    “İslam kadını toplumdan ayırıp dört duvar arasına kapatmamıştır. Peygamber devrinde Müslüman kadın, hemen bütün toplumsa faaliyetlere etkin biçimde katılmıştır. Sonradan koyulaştırılan uygulamayı İslam’a mal edip kabahati İslam’a yüklemek büyük bir hatadır. Batı toplumlarında* yakın zamana kadar evlenen kadının mülkiyeti kocasına geçerdi. En ileri ülke sayılan İsviçre'de bile kadınlara oy hakkı ancak birkaç yıl önce verilmiştir. Oysa İslam, on beş asır önce kadına, bütün işlemleri yapma hakkı verdiği gibi, nikah esnasında konulacak bir şart ile kocasını boşama hakkı dahi vermiştir ki bunlar, o günkü dünya koşullarıyla karşılaştırılırsa kadın yararına büyük devrimlerdir”

    Son olarak şunu belirtelim ki, insanların yanlışları, Müslümanların yanlışları, İslam dinine mal edilemez.

    - Hristiyanlıkta, kadınlarla ilgili bazı bilgiler için lütfen şu siteye bakınız: www.biriz.biz/mahrem/kadin5.htm‎

    Burada kaynak verilerek, kadınların erkeklerin meclisinde susmalarının gereğine, peçe örtünmelerine, kocalarına karşı saygılı olmalarına dair Kutsal yazımlarda yer alan bilgiler vardır.

    Bir kaç örnek:

    a) 1.Ko.14: 34 ...Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. (yeniyasam.com sitesinin tercümesidir.)

    1 Corinthians;14-34 ...Konuşmalarına müsade verilmemiştir, fakat emir altına alınmalılar.

    b)* Lev.20:16 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir. *

    c) 1 Korintliler:11-6 Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, başını örtsün.

    d) 1 Korintliler:11-7 Erkek başını örtmemelidir. Çünkü erkek Tanrı'nın benzeyişinde olup Tanrı'nın yüceliğini yansıtır. Kadın ise erkeğin yüceliğini yansıtır.

    e) 1 Korintliler:11-9 Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.

    f) Matta:5-32 ...Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur. (Bunun açıklaması şu olmalıdır: Hristiyanlıktan önce ortaya çıkan Yahudilik vb. bazı dinler, erkeklerin kadınları boşamalarına, boşanan erkek ve kadınların başkaları ile evlenmelerine izin vermekte idi. Ancak Hristiyanlık, erkeklerin kadınları boşamalarına müsaade etmemekte, boşanma olmaksızın birbirinden ayrılan eşlerin, ayrıldıkları eşleri sağ olduğu sürece başkaları ile evlenmelerine izin vermemektedir.)

    - Büyük Fransız İhtilâli, artık insanlığın kölelikten kurtulduğunu ilân ve iddia ederken bile kadınları unutmuştu. Çünkü ihtilâli müteakip çıkarılan Medenî Kanun’da “Çocuk, deli ve kadın kısıtlıdır” şeklinde bir madde (33) bulunuyordu. Fransa’da kadının her konuda erkeğe eşit haklara kavuşması ancak (1938) yılında çıkarılan bir kanunla mümkün olmuştur.

    - İngiltere’de on altıncı asrın ortalarına kadar kadın murdar sayıldığından kutsal kitaba el süremezdi. İngiltere’de kadınlar ancak VIII. Henri (1509-1547) zamanında İncil okumaya başlayabildiler. 1805 tarihine kadar da kadınlar vatandaş sayılmazlardı. Miras ve mülkiyet hakları da yoktu, hatta kendi kazançlarında bile tasarruf hakkına sahip değillerdi.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *





+ Yorum Gönder